Gıybet ve Toplumsal Zararları
Arşiv Yazarlar

Gıybet ve Toplumsal Zararları

“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve gizli hallerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir” (Hucurat, 12).

“İnnemel mü’minune ihvetun/Müminler ancak kardeştir” (Hucûrât, 10). Yüce Allah, ayette kardeşlikle bağdaşmayan, sosyal ilişkileri olumsuz yönde etkileyen, dargınlık, kırgınlık ve huzursuzluklara sebep teşkil eden, üç kötü huydan biri olan gıybetten müminleri sakındırmaktadır.

Gıybet nedir?

Gıybet, bir kimsenin arkasından hoşuna gitmeyeceği bir şeyi konuşmak ve başkalarına anlatmak, dedikodu etmektir. Kişinin bedeni, nesebi, davranışı, işi, elbisesi, evi, bineği vb. şeyler gıybet konusu olabilir. Gıybet; söz, yazı, el, kol, göz, kaş işaretleri ile ve sosyal medya ile de yapılabilir.

Peygamber efendimizin (s.a.v) gıybeti anlatan bir hadisi var. Sahabeye, “Gıybet nedir bilir misiniz?” diye sormuş, sahabe, “Allah ve Resulü daha iyi bilir” cevabını vermiş. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v), gıybeti, “Kardeşini onun hoşlanmadığı bir nitelik ile anmandır” diye tarif etmiştir. Kendisine; “Kardeşimde dediğim nitelik varsa ne buyurursunuz?” denilmesi üzerine; “Eğer dediğin nitelik kardeşinde varsa işte o zaman gıybet olur. Yoksa ona iftira etmiş olursun” (Müslim, Birr, 70) buyurmuştur.

“Boyu Kısa” Demek, Deniz Suyunu Bozar

İftira, gıybetten daha kötü bir davranıştır. Zira gıybette zikredilen husus kişide vardır, iftirada ise yoktur. Peygamber efendimiz, Safiye annemizin güzel yemek yaptığından bahsederek onu övmüştür. Aişe annemiz de biraz kıskançlıkla cevap veriyor: “Ey Allah’ın Elçisi! ‘Safiye (şu kadarcık, kısa boylu olduğunu peygambere ima ederek anlattım) bir kadındır” dedim. Allah Rasulu, Safiye’nin hoşlanmayacağı şekilde anılmasını tasvip buyurmadı: “Ey Aişe! Sen (amellerini) öyle bir sözle karıştırdın ki, onunla denizin suyu kirlenir” buyurdu (Tirmizî, Kıyâme, 51). “Boyu kısa” demek denizi kirletiyorsa, bizler Müslümanlar olarak akşama kadar neler söylüyoruz, ne denizleri kirletiyoruz, bir düşünelim.

Gıybet, Ölü Eti Yemek Gibidir

Ölü bir hayvanın eti, murdardır; yenilmesi, haramdır (Mâide, 3: leş, kan, domuz eti). Ölü bir insanın etini yemek ise murdar bir hayvanın etini yemekten daha kötüdür. İnsan fıtratına aykırı ve çok çirkin bir davranıştır. İşte gıybet etmek, böylesi çirkin ve tiksindiren davranışa benzetilmiştir. Gıybet eden, ölü bir insanın etini yiyen kişi gibi kötü ve çirkin bir davranış yapmış, büyük günah işlemiş ve kul hakkına girmiş olur.

Gıybet; kişi, aile, toplum hatta bir milletin bütün mensuplarını rencide edebilir. Bu kişiler, aileler ve toplumlar arasında huzursuzluk, kırgınlık hatta kavgaya bile sebebiyet verebilir. Bu sebeple yüce Rabbimiz (cc) ve sevgili Peygamberimiz (sav), gıybet etmeyi şiddetle yasaklamıştır.

Gıybet, Tövbeyi Gerektirir ve Kul Hakkı Vardır

Gıybet, tövbe etmeyi gerektirir. Ayette; suizan, tecessüs ve gıybet yasaklandıktan sonra “Allah’a karşı gelmekten sakınılması” ve “Allah’ın tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet eden” (Tevbe, 104) olduğu bildirilmiştir. Bu cümlelerle verilmek istenen mesajı şöyle anlayabiliriz: Gıybetlerini yapmayın, yaparsanız Allah’a karşı gelmiş, isyan etmiş olursunuz. Bu duruma düşerseniz tövbe etmeniz gerekir. Tövbe ederseniz Allah tövbenizi kabul eder ve size merhametle muamele eder. Ayrıca bu davranışla kul hakkı ihlâl edildiği için hak sahibinden helâllik alınması da gerekir.

Sahabeden Abdullah İbn Ömer, Hz. Peygamberi, Kâbe’yi tavaf sırasında şöyle dediğini duydum, demiştir: “Bir kimse hakkında bildiğiniz sırrı ifşa etmeyin ki bu kimse, halk arasında rezil ve rüsva olmasın, dedikodu ve gıybet etmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının, bu yasakları işlerseniz tövbe etmeniz gerekir, tövbe ederseniz Allah tövbelerinizi kabul eder. Günahların en büyüklerinden biri de, kişinin haksız yere bir Müslümanın onuru ve haysiyetine dil uzatmaktır” (Ebu Dâvud, Edeb, 40).

“Her Müslüman’ın diğer Müslüman’a malı, namusu, onuru, haysiyeti ve kanı haramdır, kişiye şer olarak Müslüman kardeşini hakir görmesi yeter” (Ebu Dâvud, Edeb, 40) buyrulmaktadır. Gıybet, Müslüman kardeşimizin hakkını gasp etmek, onu küçük görmektir.

Gıybetin Caiz Olduğu Durumlar

Söylediği söz, yaptığı fiil ve sergilediği davranış ile her türlü günahı ve kötülüğü işleyen, fert ve topluma zararlı olan, sözgelimi hırsızlık ve iftira eden, ırz ve namus düşmanlığı yapan bir kimsenin zararından korunmaları için bu kişinin kötü davranışları bir başkasına söylenebilir; bu, gıybet değildir (Kurtubî, XVI, 339). Bir kişi, din ve dindarlara düşmanlık yapıyorsa bunu açıklamamız gıybet değildir. Ayrıca ticari ortaklık için biri hakkında görüşünüze başvurulmuş ise veya evlilik gibi hayırlı işlerde bilginize başvurulmuş ise bildiklerinizi açık bir şekilde anlatmanız da gıybet değildir. Bir haksızlığı, bir yolsuzluğu şikâyet için, ilgili mercilere bildirmek de gıybet değildir. Şahitlik yaparken (falanca şöyle yaptı demek), insanları, açıktan günah işleyenlerden korumak için, gerçekleri söylemek de gıybet değildir.

Gıybetimizi Yapanı Öğrenirsek Ne Yapmalıyız?

Gıybetimizi yaptığını duyduğumuz ve bildiğimiz kimse, yüzüne karşı veya aracı vasıtasıyla uyarılabilir. Büyük âlim Hasan Basrî, kendisinin gıybetini yapan birine bir tabak hurma göndermiş ve “işittiğime göre amelinden bir miktar bana hediye etmişsin, ben de hurma göndererek karşılık verdim, hediyemi kabul et” demiştir (Gazali, İhya-u Ulumiddîn, III, 343). Uyarıdaki üsluba bakar mısınız; rahatsızlığını dile getiriyor, hakaret etmeden, gönül kırmadan gıybet edeni uyarıyor. Gıybeti yapılan kimse, gıybet sebebiyle zarara uğramış veya zarara uğraması söz konusu ise duruma müdahale edebilir. İlgili mercilere müracaat edebilir, zalimi eleştirebilir [“Allah, kötü sözün açığa vurulmasını sevmez, ancak haksızlığa uğrayan başka. Allah, her şeyi işitmekte ve bilmektedir” (Nisa, 148), ancak sabredilmesi daha hayırlıdır.] “Size yapılan bir kötülüğe karşılık verecekseniz size yapılan muamelenin aynısıyla mukabele edin. Eğer sabrederseniz, böyle davranmak daha hayırlıdır” (Nahl, 126).

Ayetlerden anlaşılacağı gibi gıybet sebebiyle zararımız olmuş ise veya kişilik haklarımız zedelenmiş ise aynısı ile muamelede bulunabiliriz. Daha fazlası ile muamelede bulunamayız. Daha güzeli ise sabretmektir.

Gıybeti Dinleyenin Durumu?

Yanında gıybet yapılan kimsenin, hiçbir şey söylemeden gıybeti dinlemesi, ahlâkî bir davranış değildir. Müslüman kardeşinin aleyhine konuşulmasına, gıybetinin yapılmasına müsaade etmemeli, bunun doğru olmadığını, gıybet etmenin haram ve büyük günah olduğunu söylemelidir. Bu, müminin iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma görevidir [“Mümin erkekler ve mümin kadınlar, birbirlerinin dostlarıdırlar” (Tevbe, 71; Müslim, İman, 78)]

Müslüman bir kardeşimiz hakkında kötü bir söz söylendiğinde, aleyhinde konuşulduğunda doğru değilse “O, böyle bir şey yapmaz”, diyerek gıybeti yapılan insanı gıyabında savunmamız kardeşlik gereğidir. Müslümanı gıyabında koruyan kimseye, Allah, dünya ve ahirette yardım eder. Şu hadisler, bu hususu açıkça ifade etmektedir: “Mümin, müminin aynasıdır, Mümin, müminin kardeşidir. Onun yitiğini ona iade eder ve onu gıyabında korur” (Ebu Dâvûd, Edeb, 57). “Kim bir mümini bir münafığa (gıybetçiye) karşı korursa Allah da kıyamet günü ona bir melek gönderir, bu melek kıyamet günü onu cehennem ateşinden korur. Kim bir Müslümana kötülenmesini dileyerek bir iftira atarsa Allah, onu, kıyamet günü, cehennem köprülerinin birinin üzerinde, (günahından paklanıp) çıkıncaya kadar hapseder” (Ebu Dâvud, Edeb, 41. 4883).

Sözlü olarak gıybetin yapılmasına engel olmalıdır, eğer bunda muvaffak olamayacaksa, hiç olmazsa yapılan gıybete ortak olmamalıdır. “Sükût ikrardan gelir” sözü gereği, susup dinlememiz, gıybeti onayladığımız manasına gelir. Gıybet edenin sözlerini dinlemeyip gıybet yapılan ortamı terk ederek, bu durumu protesto ettiğimizi göstermemiz gerekir. Katade der ki: “Bize anlatıldığına göre kabir azabı, şu üç şey sebebiyle olur: Biri gıybet, biri nemime (dedikodu), biri de bevil’den korunmamak.”

Kitlesel Gıybet

Kitlesel gıybet, bir kimsenin altından kalkması en zor, en dehşetli gıybettir. Hucurat suresi 6. ayette geçen “Yoksa bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da sonra yaptıklarınıza pişman olursunuz” ifadesiyle suçun kitlesellik tehlikesine vurgu yapılmaktadır. Falan spor takımını tutanları, filan cemaat, din veya mezhep mensuplarını veya filan ırka, milliyete mensup insanları, filan şehirlileri küçümseyen, onlarla alay eden gıybetçilerin; ebedî âlemde ödeyecekleri tazminat inanılmaz ağır olacaktır. Eğer bir Temel fıkrası anlatmış isek, eğer bu fıkra Karadenizlileri rencide etmişse, bir şehrin insanlarını kıracak bir söz söylemiş isek, bir ırkı hakir görüp aşağılayıcı söz etmiş isek, eğer bir Nasrettin Hoca fıkrası anlatmış isek, “Acaba merhumu gıyabında rencide eder miyiz?” diye korkmalıyız. Toplumu eğlendirmek amaçlı “Bektaşi’nin birisi” diye veya “Namık kemal bir gün” diye başlarsak, tümüne, bunun manevî tazminatını ödemeye mahkûm olacağımızı iyi bilmeliyiz.

Ahirette hesap defteri elimize verildiğinde açıp da içinde hayırlı amellerimizin olmadığını görmek; “namazlarım, oruçlarım, zekâtlarım, hayır hasenatım buraya yazılmamış” demek; yapmadığımız günahlarımızın amel defterinde yazılı olduğunu görmek, defterimizde zina, kumar, rüşvet, alkol fiillerini görmek, ne büyük hüsrandır! Allah korusun. Âmin.

Gıybet Etmek Yerine Uyarmalıyız

Başkalarının kusurları olabilir. Biz de bunları görmüş olabiliriz. Bunları düzeltmenin yolu, gıybet ve dedikodu değildir. Kusurunu gördüğümüz kardeşimizin düzelmesini istiyorsak gıyabında konuşmak yerine şu hususlara dikkat etmeliyiz: Kişiyi değil, davranışı eleştirmeli, Arkasından değil yüzüne söyleyebilmeli, rencide etmeden ve incitmeden söylemeli, başkalarının yanında söylememeli veya onu tanımayacakları şekilde söylemeli, iyi niyetli olup o kişinin hayrını ve düzelmesini istemeliyiz.

Yaratılıştan Dolayı Gıybet Etmek

Müslümanın ebeveyni ve diğer yakınlarının kusurlarının anlatılması, gıybet kategorisindedir. Çünkü bu, onun haysiyet ve şerefini ihlal etmekte, insanlar arasındaki konumuna zarar vermektedir. Bir insan; yapısı gereği kızgın, tembel, uyuşuk veya uyumayı çok seven birisi olabilir. Onun böylesi bir yapıya sahip olması, bütünüyle onun yaratılışı ile alakalıdır. Hayırsız evladı varsa, geçimi zor ise, anne ve babası ile ilgili sorunları varsa bunlar ile ilgili gıybet etmek yerine onlara sabır dilemeliyiz. Eğer biz, bu hususlarda arkasından eleştiri sadedinde konuşursak, gıybetini yapmış oluruz.

Gıybet Etmek, Gizli Öğünmektir

Gıybet eden, övülmeyi, herkesin kendisinden bahsetmesini ister. Bu bakımdan kendini övmek için dolaylı yolları seçer. Mesela, (Falanca çok geçimsizdir) der. Bu, (Ben geçim ehliyim) demektir. Cömert olduğunu bildirmek için, (Falanca çok cimridir) der. Veya falan para kazanmayı bilmez ya da üç keçiyi versen güdemez, diyerek beceriksizliğini ima etmektedir. Böyle gıybet edene, kendini bu şekilde övene değer vermemeliyiz, Ötekini batırarak kendini yüceltmek, şerefli insanlara yakışmayan kötü bir haslettir. Kendi değerleriyle kendini kabul ettiremeyenler, başkalarının eksikliklerini söyleyerek, “benim eksiğim var ama onların da eksiği var”, demek istemektedir.

Gıybetin Dünyadaki Cezası

Gıybet etmenin, ayet ve hadislerde dünyada uygulanacak maddî bir müeyyidesi bildirilmemiştir. Dünyada cezasının söylenmemiş olması, suçun hafif olduğunu göstermez. Ancak gıybet eden kimse, ölü eti yemiş gibi çirkin bir davranış sergilemiş, kul hakkı üstlenmiş olur. Gıybet ettiği kimse ile ahirette hesaplaşacağı bildirilmiştir. Büyük günah işlemiş olur. Allah’ın yardımından mahrum kalır, “dedikoducu insan” niteliği ile damgalanır, toplumda itibarını yitirir, zaman içinde vicdanî rahatsızlık çeker.

Gıybet Edenin Ahiretteki Durumu

Peygamberimiz miraca çıktığında, bakır gibi tırnakları ile yüzlerini ve göğüslerini yırtanları görmüş, “Bunlar kimdir?” diye Cebrail’e sormuş, Cebrail de “Bunlar, gıybet ederek insanların etlerini yiyenler ve onların onur ve haysiyetlerine leke sürenlerdir” demiştir (Ebû Dâvûd, Edeb, 40).

Müslüman, gıybetin zararını düşünmeli! Gıybet sebebiyle, sevaplarının gideceğini hatta gıybet ettiği kimsenin günahlarını da yükleneceğini bilmelidir. [Kıyamette, sevap defteri açılan bir kimse, “Dünyada iken, şu ibadetleri yapmıştım, burada yazılı değil” der. “Onlar, silinip gıybet ettiklerin defterlerine yazıldı” denir (İsfehani)]

“Kişi, kardeşinin hakkı için kendi sevaplarından alınmadan evvel, dünyada onunla helalleşsin, ahirette zulmeden kişinin o hakkı karşılayacak sevapları bulunmazsa, kardeşinin günahlarından alınır da zulmedenin üzerine atılır” (Buhârî, Rikâk, 48,No: 6169; Tirmizî, Kıyâme, 2). Allah’a tövbe etmediği ve gıybeti yapılan kimse ile helalleşmediği takdirde ahirette cezasını çeker. Gıybet eden kimse, hak sahibi ile ahirette kısaslaşır.

Peygamber efendimiz, bir gün, ashabına “Müflis kimdir bilir misiniz?” diye sordu. Orada bulunanlar, “Malını, mülkünü kaybetmiş, iflas etmiş, kimsedir” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Allah resulü (sav), şöyle buyurdu: “Aksine gerçek müflis, şu kimsedir: Kıyamet günü; kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve verdiği zekâtla gelir. Ancak dünyada iken şuna sövmüş, buna iftira etmiş, ötekinin malını yemiş, berikinin kanını dökmüş, bir başkasını dövmüştü. İhlal ettiği bu hakların karşılığı olarak onun iyiliklerinden alınıp hak sahiplerine verilir. Şayet hesabı görülmeden iyilikleri biterse, mağdur ettiği insanların günahlarından alınarak onun üzerine yüklenir. Sonra da cehenneme atılır” (Müslim, Birr, 59).

Rabbim, bizleri, ahiret günü amel defterlerimiz verildiğinde, müflis Müslümanlardan etmesin. Dünyada iken kazançlarını sağa sola harcayanlardan etmesin. Âmin.

Gıybetin Zararlarını Anlatan Hikâye

Kasabanın birinde bir imam varmış. Sevilen, vaazları güzel bir imammış. Caminin cemaati giderek çoğalmış. Cemaatten biri, bir gün hoca efendiyi lavabodan çıkarken görmüş. Hoca efendi, abdest almadan namaza geçmiş ve cemaate namazı kıldırmış. Cemaatten olan adamın, bu durum, içini kemirmiş ve cemaatle namazı terk etmiş. Cemaate neden gelmiyorsun, diye soran arkadaşına durumu anlatmış. Arkadaşı da cemaati terk etmiş. Dedikodu giderek kasabada yayılmış, hocanın arkasında cemaat kalmamış. Cami yönetimi, hocayı ilgili mercilere şikâyet etmişler. Hocanın görevine son vermişler. Hoca efendi, ailesi ile birlikte mağdur olmuş. Başka bir köye gitmiş. Fakat dedikodu oraya da gelmiş. Hoca efendi, orada da işinden olmuş. Birkaç köy, kasaba daha gezdikten sonra oralarda da barınamamış ve terk etmiş.

Gıybeti yapan kişi, bir zaman sonra hasta olmuş ve doktora gitmiş. Doktor, ilaç vermiş ve bir de iğne yapmış. Gıybet eden kişi, namaz vakti yaklaşınca, iğneden dolayı “Acaba kan çıktı mı? Abdestim bozuldu mu?” diye şüpheye düşmüş ve caminin lavabosuna giderek iğne vurulduğu yere bakmış; kan görmeyince camiye namaz kılmaya yönelmiş. Birden aklına gelmiş, gıybetini yaptığı hoca da, ya iğne yaptırdı da kendisi gibi lavaboda “Kan çıktı mı?” diye baktı ise! Ya istemeyerek hocayı işinden etti ise! Ya ailesinin perişan olmasına vesile olmuş ise! Hoca efendiye gidip durumun aslını sormak varken, gıybet etmeyi tercih etmiş ve hoca efendiyi, ailesini mağdur etmiş, cemaatin dağılmasını sağlamıştır.

Gıybetin Toplumsal Zararları

Gıybetin hâkim olduğu ailede, akrabalar arasında, arkadaş çevresinde ve topyekûn bir toplumda güven, huzur ve saygınlıktan söz etmek mümkün olmaz. Kişinin, dilinin şerrinden emin olmadığı bir kimseyle arkadaşlık kurması, sırlarını paylaşması, komşuluk ilişkilerini devam ettirmesi beklenemez. Birbirine güveni olmayan, arkadan birbirlerini küçük düşürecek dedikodu yayan toplum fertlerinin, zorluklara karşı hep birlikte karşı koyması, sevinçlerini paylaşması, millet olma hasletlerini devam ettirebilmesi mümkün değildir.

Başkalarının hoşlanmadığımız özelliklerinin hangi şartlardan kaynaklandığını bilemeyiz. Kimlerin hangi zorluklar yoluyla kaderleri tarafından eğitildiklerini bilemeyiz. Gıybet, kişilik haklarını ihlal eden, insan onurunu zedeleyen kötü bir davranıştır. Gıybet eden, yalnızca gıybetini ettiği kişiye zulmetmiş olmaz. O, aynı zamanda kendine de zulmetmiş, sevaplarını azaltmış, günahını artırmış olur.

Gıybet, Kur’ân-ı Kerîm’in ifadesiyle “öldürmekten daha tehlikeli olan fitne ve fesadın” da en büyük nedenidir. Önü alınmayan gıybet ve belki de aslı olmayan dedikodular sebebiyle, dargınlıklar ortaya çıkmakta, cinayetler işlenmekte, kan davaları yıllar boyu devam edebilmekte, toplumda korku, endişe ve kargaşa hâkim olabilmektedir.

İnsanların manevî şahsiyetini zedeleyen, toplumda güven bunalımına ve önyargılara sebep olan, kişileri potansiyel suçluymuş gibi gösteren, su-i zan ve gıybetten uzak durmalıyız.

Allah resulü, “Müminler, bir binanın tuğlaları gibidirler” diyerek iki elinin parmaklarını birbirlerinin içine geçirerek cemaate göstermiştir (Buhari, Salât 88; Müslim, Birr 65; Tirmizi, Birr 18). Bizler, birbirimizin gıybetini, dedikodusunu yaparak İslam toplumunu nasıl oluşturabiliriz? Birlik ve beraberliğimizi nasıl sağlayabiliriz? Ortak hareket etme şuurunu, birbirimize güvenme duygusunu nasıl geliştirebiliriz?

“Müminler, ancak kardeştir” (Hucurat, 10) ayeti gereğince Rabbimin; kalplerimizi, birbirimize ısındırması, birlik ve beraberliğimizi sağlaması, bizleri kardeş kılması dileğiyle…
Cefai DEMİREL

Kaynakça:

  1. Doç. Dr. Mustafa Karataş, 02 Ağustos 2012, http://www.yenisafak.com/ramazan-2017/giybet-ve-zan-399311
  2. http://www.erzurumgazetesi.com.tr/haber/Zan-Tecessus-ve-Giybet-Gonul- Kiran-Uc-Kotu-Huydan-Uzak-Durabiliyor-muyuz/54815
  3. com https://eodev.com/gorev/5591667#readmore
  4. https://www.ditib.de/detail_predigt2.php?id=160&lang=en İsmail YILMAZ
    Gelsenkirchen-Bismarck Mimar Sinan Camii Din Görevlisi
GRUBA KATIL