Beyaz Kuvvetler şimdi nerelerde?
Genel Gündem

Beyaz Kuvvetler şimdi nerelerde?

Özel Harp Dairesi ve Kontrgerilla’nın günümüzdeki karşılığı olarak gösterilen TUSHAD hâlâ aktif. Çalışmalarını Kamu Güvenliği Müsteşarlığı dışında bağımsız ve paralel olarak yürütüyor ve asla bilgi paylaşımı yapmıyor. Operasyonel bir birim. Beyaz Kuvvetler, Siyah Kuvvetler ve JİTEM, TUSHAD’a karşı sorumlu.

TUSHAD, talimname ile kurulmuştur. Tasfiye edilmemiştir. Çalışmalarını Kamu Güvenliği Müsteşarlığı dışında bağımsız ve paralel olarak yürütmektedir, asla bilgi paylaşımı yapmamaktadır.” Bu sözler Zirve Davası’nın gizli tanığı İlker Çınar’ın mahkemeye verdiği ifadeden alınma. Çınar, Türkiye Ulusal Stratejiler ve Harekât Dairesi’nin (TUSHAD) Ergenekon terör örgütünün silahlı kanadı olarak darbeye zemin hazırlayan pek çok olayın faili olduğunu söylüyor. Yakın tarihli Zirve Yayınevi, rahip Santoro ve Hrant Dink cinayetlerinin bu yapı tarafından gerçekleştirildiğini iddia ediyor. Çınar, Kontrgerilla’nın günümüzdeki karşılığı olarak TUSHAD’ı gösteriyor. Hâlâ aktif olduğunu ileri sürüyor. Mahkemeye gelen belgeler ve Beyaz Kuvvetler’i kabullenen açıklamalar gizli tanık Çınar’ı doğruluyor.

Taksim Gezi Parkı protestolarının tüm ülkeye yayılarak günlerce sürmesi, Çınar’ın işaret ettiği devlet içindeki derin yapıları gündeme getirdi. Bilhassa hükümete yakın gazeteler “Türkiye, tarihinde pek çok defa olduğu gibi, devlet içindeki derin yapılar eliyle yeniden bir kaos ortamına mı sürüklenmek isteniyor?” sorusuna cevap aradı. Biz de bu vesileyle adı geçen yapılanmayı mercek altına aldık. Malatya’daki Zirve Yayınevi’nde biri Alman üç kişinin öldürülmesiyle (18 Nisan 2007) ilgili davanın gizli tanıklarından biri olan uzman çavuş İlker Çınar, TUSHAD’la ilgili önemli itiraflarda bulunuyor. Çınar, “TUSHAD, Özel Harp Dairesi’nin kurulma dayanağı olan ST:31-15 talimnamesi gereği kurulmuştur.” diyor. İşte dava dosyalarından derlediğimiz Beyaz Kuvvetler mensubu Çınar’ın dikkat çeken açıklamaları:

HÂLÂ AKTİF: TUSHAD’ın kuruluşu Seferberlik Tetkik Kurulu’na (STK) dayanmaktadır. STK, 7 Eylül 1952 tarihinde şimdiki Millî Güvenlik Kurulu’nun işlevini gören Millî Savunma Yüksek Kurulu’nun 17-C sayılı kararıyla kuruldu ve 1954 yılında operasyonlara başladı. Bülent Ecevit bu örgütü 1973 yılında kazara öğrenmiş ve dehşete düşmüştü. Özel Harp Dairesi (ÖHD) 1991 yılında Özel Kuvvetler Komutanlığı olarak tekrar yapılandırıldı ve sözde ‘ulusal’ bir çizgiye çekildi. Ne kadar devletini, milletini, birlik ve beraberliği düşünen varsa yok etti. Tehlikeyi kim gördüyse ve bir şeyler yapmak istediyse öldürüldü. Bu kadar gizli kalmasının ve deşifre olmamasının nedeni bu manipülasyon olmuştur. 1993 yılında koordinasyon açısından ST:31-15 talimnamesi gereği TUSHAD kuruldu ve ST: 31-15 talimnameye göre kurulan Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın yapısındaki Beyaz Kuvvetler, Siyah Kuvvetler ile JİTEM, koordinasyon açısından bu birime bağlandı. TUSHAD, 2008 yılında Bülent Arınç’ın takip edilmesinden sonra açığa çıktı. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bulunan sivil personeline gizli bir yazı göndererek ikinci bir emre kadar faaliyetlerinin durdurulmasını istedi.

DEVLETE PARALEL BİR YAPI: TUSHAD çalışmalarını Kamu Güvenliği Müsteşarlığı (KGM) dışında bağımsız ve paralel olarak yürütmektedir ve asla bilgi paylaşımı yapmamaktadır. Devlet koordinasyon eksikliğini KGM’yi kurarak gidermek istemiştir. Bu müsteşarlığa rağmen halen varlığını devam ettiren TUSHAD, otonom koordinasyon merkezidir. Beyaz Kuvvetler, Siyah Kuvvetler ve JİTEM bu birime karşı sorumludur ve aynı zamanda operasyonel birimdir. Sonuçta biri devletin diğeri örgütün koordinasyon birimidir. TUSHAD’ın bir koordinasyon birimi olduğunun en önemli göstergesi bana gönderilen talimatların paraf kısmında K.B şeklinde yani (Koordinasyon Başkanlığı) ibaresinin bulunmasıdır. TUSHAD devlete rağmen devlet için, devlete paralel devletin bütün unsur ve imkânlarını kullanan Ergenekon terör örgütüne bağlı yasadışı gizli bir yapılanmadır. Buraya girdikten sonra bu birimden emekli olma gibi bir durum söz konusu olamaz. Bir kişi TSK içerisindeki resmi görevinden emekliye ayrılarak emekli maaşını da alsa TUSHAD içerisindeki görev ve sorumluluğu ölünceye veya sağlık sorunlarından dolayı kendi isteğiyle çekilinceye kadar devam ederdi. Bu nedenle Ahmet Hurşit Tolon TSK’dan emekli de olsa TUSHAD içerisindeki görevine devam etti. Gönderilen talimatlarda onun rolü vardır. TUSHAD içerisinde genelde gerçek isimler kullanılmazdı.

Talimatla İncil dağıtmış

İlker Çınar, Adli Tıp Kurumu’nun raporu açıklanmadan önce, cumhuriyet savcılarına gizli tanık ‘Deniz Uygur’ adı ile verdiği ifadede; Özal’ın TUSHAD’a bağlı Beyaz Kuvvetler tarafından zehirlenerek öldürüldüğünü anlatmıştı. Çınar, bu iddialarını tekrarlayınca bazı basın yayın organlarının hedefi oldu. Gerçek ismi deşifre edildi. Güvenilirliği tartışmaya açıldı. Disiplinsizliği sebebi ile ordudan atıldığı, papaz olduğu ileri sürüldü. Çınar, TSK’dan ilişkisinin manipülasyon amaçlı kesildiğini söylüyor. Ergenekon iddianamesi davası klasörleri arasında Çınar’la ilgili önemli bilgiler bulunuyor. Tarsus, 1970 doğumlu Çınar’ın parlak bir askerlik hayatı var. 28 Şubat’ın karargâhlarından Gölcük’te işe başlamış, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’ne gelinceye kadar pek çok güvenlik kurumunda çalışmış. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda uzman çavuş rütbesiyle istihbaratçı olarak çalışıyordu. Misyonerlerin arasına girerek, emirle İncil dağıtıyordu.

BEYAZ KUVVETLER ÖRGÜTLERLE BERABER Mİ?

Taksim Gezi Parkı’nda masum başlayan tepkileri kullanmaya çalışan 7 örgüt bulunuyor. Amaçları, Alevi-Sünni çatışması çıkarmak. Kan dökülmesini sağlamak için Beyaz Kuvvetler’in de değnekçilerini sahaya sürdüğü haberleri geliyor.
Gezi Parkı’nın çevre düzenlemesi ile başlayan eylemler giderek farklı bir boyuta taşınıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Tepkilere rağmen Topçu Kışlası’nı yapmakta kararlıyız” minvalindeki tavrını protesto amacıyla başlayan naif gösteriler, unutmaya başladığımız kaotik manzaraları hatırlatan gerginlik tablolarına dönüştü. İzler birbirine karıştı, eylemi fırsat bilenlerin aradığı kıvılcım kısa sürede aleve dönüştü. Mesele giderek ideolojik bir platforma taşındı. Kin ve nefret söylemleri havalarda uçuşurken, ‘ordu göreve’ sloganları bile atıldı.

Taksim’de başlayan ‘hükümet istifa’ seslerine, Ümraniye’de sarıklı cüppeli Aczimendilerin ‘Başbakan arkandayız’ pankartları eşlik etti. Işık söndürme eylemleri ve tencere-tava turları gerginliği mahalle aralarına taşıdı. 28 Şubat iddianamesinin mahkemece kabul edildiği günlerde post modern darbe sürecini yeniden hatırladık. Haklı talep ve istekler devam ederken siyasi söylem ve restleşmeler meseleyi iyice alevlendirdi.

Gezi Parkı tartışması devam ederken, hareketliliği fırsat bilen bazı örgütler olayda etkin rol almak için meydanlara akın etti. İddialara göre, Türkiye’nin her yerinde devam eden gösterilerin arkasında 7 ayrı örgüt var. Bu örgütlerin demokratik tepkilerini ortaya koymak isteyen halkın arasına girip eylemleri yönlendirdikleri istihbarat birimlerinin raporlarına yansımış durumda. Yeni taktik; normal vatandaş gibi görünüp kalabalığa karışmak, sonra da topluluğu kışkırtmak. Bu örgütlerin başını DHKP/C çekerken; KCK’nın Kemalist kanadı, TİKKO, İşçi Partisi’ne bağlı TGB ve TKPM/L de dikkat çekiyor. Beyaz Kuvvetler’in de bu örgütlerle birlikte hareket ettiği iddialar arasında. Devlet içinde derin bir kanat olan Beyaz Kuvvetler’in uzun süreden beri, toplumsal eylemler için hazırlık yaptığı ileri sürülüyor.

Örgütlerin asıl amacı ‘toplumsal çatışmaları mezhep zeminine taşımak’ şeklinde açıklanıyor. Yani geçmişte olduğu gibi Alevi-Sünni çatışmalarını Türkiye’de yaymak. İstihbarat kaynakları, örgütlerin “Gezi’yi Gazi’ye çevirme” konusunda kararlı oldukları görüşünde. Yani Alevi vatandaşlarımızın yoğunlukta yaşadığı ve geçmişte birçok provokasyonla patlatılmaya çalışılan Gazi Mahallesi gibi alanlar oluşturmak birinci hedefleri. Hatay, Adana gibi yerlerde yapılan eylemlerin amacı da büyük şehirlerdeki Alevilerin yoğunlukta yaşadığı mahalle ve bölgeleri bu çatışma ortamına çekmek.

Aslında bu plan Ergenekon iddianamelerinde yer alan toplumsal kaos oluşturma planlarıyla örtüşüyor. Planın içinde sadece mezhepler arası çatışma değil, ideolojik çatışmaları sokağa taşıma da var. DHKP/C, TİKKO ve TKPM/L Alevileri yanlarına çekip taban oluşturmak isterken, Beyaz Kuvvetler de Ergenekon operasyonlarından dolayı başarısız olan planı devreye sokmak istiyor. Birçok kurum ve alanda uzantıları olan Beyaz Kuvvetler’in bu sefer sadece ‘değnekçi’ olarak tabir edilen birimleri görevlendirdiği belirtiliyor.

Tinercisinden uyuşturucu satan torbacısına, kapkaç çetesine ve hırsızlardan otoparkçısına kadar geniş bir ağı kapsayan ‘değnekçi’ takımının halkın arasına karışıp normal insanlar gibi gösterilerde bulunmak, topluluğu yönlendirmek, emniyet güçlerini tahrik etmek ve gerektiğinde molotofkokteyli atmak ve silah kullanmak gibi birçok görevleri bulunuyor. Beyaz Kuvvetler’le ilgili Aralık 2012 tarihli istihbarat raporunda bu birimin özellikle Alevi vatandaşları fişlediği öne sürülüyordu. Hatay’a özellikle yoğunlaşan Beyaz Kuvvetler’in yaklaşık 15 farklı ilde Alevilerin önde gelen isimlerine dair bilgi ve belgeler topladığı biliniyor. Alevilere yönelecek eylemlerin ülkede kaos oluşturabileceğine dikkat çekiliyor. DHKP/C’ninse bütün kozlarını kullanmak için harekete geçtiği belirtiliyor. Bunun için halk arasında ve sosyal alandaki bütün ekibine talimat verdiği ifade ediliyor.

‘Alevileri kullanacağız’

Z.K. isimli bir DHKP/C mensubu, olaylar başlamadan bir hafta önce alınan ifadesinde şöyle diyor: “Genel bir talimat geldi. Gezi Parkı konusunda direnmemiz ve halkı yönlendirmemiz gerektiği yönünde. Bunun için liseli grubumuzu, üniversiteli gruplarımızı harekete geçirdik. Tabanımız olan aileler ve etkin olduğumuz kitlelere bu konuda ciddi bir şekilde eyleme katılmaları talimatı verildi. Bize amacın direnmek değil, istediğimizi almak olduğu söylendi. Alevileri kullanacaklarını açıkça söylediler. Ben de bir Aleviyim ve talimat bu yönde. Gezi Parkı’nda olayları çıkaranlar bizim gruplar. Bazen buna oraya gelen vatandaş da katılıyor. Bize sonuna kadar her yerde direnin denildi. Gerektiğinde çatışın, silah ve bomba eylemlerinde bulunun denildi. Bu bombaların nerede ve nasıl kullanılacağına dair bir bilgim yok. Ancak Devrimci Karargâh ve Acilciler ile beraber hareket edildiğini biliyorum. Diğer sol gruplarla zaten ortak hareket ediyoruz. Beyaz Kuvvetler hakkında bir bilgim yok. Ama üniversitelerde eylemlerin daha da büyüyeceğini söyleyebilirim.”

İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı kriptolu bilgilendirme notunda Gezi Parkı eylemlerinin yayılacağı 30 üniversite bulunuyor. İstanbul ve Ankara’daki belli başlı üniversitelerle birlikte Erzurum, Diyarbakır, İzmir, Çanakkale, Edirne, Samsun, Malatya, Adana, Sivas, Rize, Mersin, Maraş, Giresun, Çorum, Hatay, Osmaniye, Tunceli, Van ve Muğla’daki üniversitelerde dikkatli olunması gerektiği vurgusu yapılıyor.

Özel Harp’e operasyon geliyor

Birkaç ağaç için başladığı söylenen Taksim olaylarının hızla tüm yurda yayılmasının arkasında Özel Harp var demiştik. Emniyet İstihbarat eski Başkanvekili Orakoğlu hem bu iddiayı doğruladı hem de şok bir ekleme daha yaptı: Bu yıl içinde bu güce büyük bir operasyon düzenlenecek!.. Ancak Özel Harp’e yönelik gelişmeler Orakoğlu’nun bahsettiği operasyonla sınırlı kalmayacak. Kozmik oda davası da çok yakında açılıyor.

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı’nda ortaya çıkan Özel Harp’e iki şok darbe geliyor.. Türkiye’de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde “internethaber.com” sitesinde yayınlanan röpörtajımızda şüpheleri ve ortaya çıkan bulguları analiz ediyorduk. İstihbarat birimleri olayın sokak eylemlerine dönüşmesinde Beyaz Kuvvetlerin varlığını tespit etti. Birkaç ağaç için başladığı söylenen Taksim olaylarının hızla tüm yurda yayılmasının arkasında derin güçler mi var?.. İstihbarata takılan telefon görüşmelerinde aynı anda tüm illerde olayları yönlendiren güçlerin varlığı Özel Harp’e mi işaret ediyor?.. Yakın zamanda yaşanan ve Gezi olaylarına benzeyen kitlesel hareketlenmeler aynı güçlerin işi mi?.. Bu şüphelere yanıt aradığımız ve somut bulgulara dayanarak ileri sürdüğümüz iddiamız tartışılmaya devam ediyor. Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanvekili Bülent Orakoğlu iddiayı doğrularken şok bir ekleme daha yaptı.

Geçtiğimiz günlerde 28 Şubat iddianamesi kabul edilerek dava açılmıştı. 1997 yılındaki 28 Şubat sürecinin en önemli isimlerinden birisi hiç kuşkusuz dönemin Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanvekili Bülent Orakoğlu.. 28 Şubat darbe sürecinde cuntanın merkezi yapılanması olan Batı Çalışma Grubu’nun (BÇG) içine eleman sızdırarak bilgi topladı. BÇG’nin yasadışı faaliyetlerini ve darbe hazırlıklarını somut belgelerle tespit edip raporlaştırdı, hükümete ulaştırdı. Başbakan Necmettin Erbakan gereğinin yapılması ve cuntanın uyarılması için raporu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e gönderdi. Ancak şok edici bir gelişme yaşandı. Demirel uyarmak bir yana raporu cuntacılara teslim etti. Ardından Orakoğlu ile Deniz Kuvvetleri içinde yapılanan BÇG darbe birimine sızan onbaşı Kadir Sarmusak hakkında askeri mahkemede dava açıldı. Suçlama, TSK’ya ait belgelerin Deniz Kuvvetleri’nden yasadışı yollarla dışarıya çıkarılması idi. Emniyet İstihbarat Dairesi’nde geçici görevle çalışan polis kökenli deniz onbaşı Kadir Sarmusak ile Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu, askerî savcı tarafından sorgulanıp tutuklandı. Yargılama sonucu Bülent Orakoğlu ve Kadir Sarmusak suçsuz bulundu.

28 Şubat sürecinde hükümet ve onu seçen halk kesimleri üzerinde kurulmaya çalışılan derin destekli baskı süreci, bugünlerde Taksim Gezi olayları üzerinden tekrar oluşturulmaya çalışılıyor. Eski Emniyet İstihbarat dairesi Başkanvekili Bülent Orakoğlu, 28 Şubat davasının açılması ve son günlerde yaşanan Taksim gezi olayları konusunda açıklamalar yaptı. O açıklamalardan bir kısmı şu şekilde:

KONTRGERİLLA’YA OPERASYON YAPILMADIKÇA TEHDİT SÜRECEK

“28 Şubat sürecinde imaj ve prestij kaybına uğrayan derin yapının 28 Şubat süreci sonrasında da polisin millet iradesi ve demokrasi yanında yer alarak siyasi iktidarın da desteğiyle Türkiye’nin istikametine yön verecek büyük operasyonları gerçekleştirmesi karşısında operasyonel gücünü kaybettiği ve etkisini yitirdiği yönünde analizler yapılıyor.

Ancak derin yapının merkezi kontrgerillaya yönelik bir operasyonun bugüne kadar yapılamamış olması, kontrgerillanın tüm devlet kurumlarına nüfuz eden iç içe geçmiş yapısı ve dış bağlantıları provokasyon, dezenformasyon ve kamuoyunu etkileme gücü Türkiye’de demokrasi ve milli iradeyi tehdit etmeye devam ediyor.

Başbakan Erdoğan’ın polisi motive etmek amacıyla ‘rejimin teminatı polistir’ açıklaması, bu yapıyı oldukça rahatsız etmiş olacak ki devletin anayasal kurumları ve güvenlik bürokrasisi arasında gerilim ve sürtüşme yaratma amacına hizmet eden bir dizi provokatif olay yakın tarihimizde ardı ardına yaşandı.

Bu yaşanan olayların arka planının çözümü şüphesiz ki derin yapının geçmişten günümüze farklı eylem ve olaylarda ortaya çıkan kodlarının çözülmesi ile mümkün görünüyor.

Darbe Komisyonu raporunda konuya açıklık getirecek önemli saptamalarda bulunuluyor:

”Türkiye’de derin devlet, hakim ve oligarşik zümre olan askeri yelpaze etrafında vücut bulmuştur. Yapının içinde istihbarat, medya, mafya, sermaye ve bürokrasiden unsurlar mevcuttur. Türkiye’de derin devlet devasa bir yapıdır, operasyonel eylemler yapmıştır, yapmaktadır ve tasfiye- ye tevessül edilmediği için belli ki yapmaya devam edecektir. Türkiye’de gerginlik ve kutuplaşma iklimini oluşturan ve tetikleyen gayri kanuni çetelerin sayısının 50’den aşağı olmadığı tahmin edilmektedir. Türkiye bu iç buhran gönüllülerini tabandan zirveye tespit ve tasfiye etmelidir.”

Özel Harp’in ilk kurucularından olan Kemal Yamak derin yapının TBMM ve devletin diğer kurumlarına nasıl sızdığının önemli ipuçlarını verdiği anılarını kaleme aldığı kitap’ta TBMM içinde birbirini tanımayan çeşitli partilere mensup Özel Harp’çi milletvekillerinin olduğunu itiraf ediyor. Yamak, Özel Harpçi olarak eğitilenlerin nasıl ve neden seçildiklerini de şöyle açıklıyor: ”Aslında onlar milletvekilliği dönemlerinde değil, daha genç yaşlarda bölgesinde güvenilir, saygın, sözü geçen ve gerektiğinde halkıyla bütünleşerek, milleti ve vatanı için yapılacak mücadelede önder olabilecek niteliklere sahip oldukları için seçilmişlerdi.’

Türkiye’de gerçekleştirilen tüm darbelerin arkasında olduğu anlaşılan kontrgerilla yapılanması, 28 Şubat Süreci ve bu süreç sonrasındaki darbe teşebbüslerinin Emniyet İstihbaratı tarafından deşifre edilmesi karşısında Emniyet İstihbaratı’nın kurumsal kimliğini hedef almış görünüyor.

BU YIL BİR OPERASYON GELEBİLİR

Bu yıl içinde derin yapının merkezine yapılması muhtemel, kontrgerillaya yönelik bir operasyon, belki de devlet kurumlarına sızmış kurumları karşı karşıya getiren Özel Harpçileri deşifre ederek, Gezi Parkı olaylarının iç ve dış provokatörlerini ve aktörlerini tanımamıza vesile olacak.”

KOZMİK İDDİANAME HER AN AÇIKLANABİLİR

Bülent Orakoğlu’nun sözleri bu şekilde.. Ancak Özel Harp Dairesi’ne (ÖHD) yönelik gelişmeler bu operasyonla sınırlı kalmayacak. Kozmik Oda davası da çok yakında açılıyor.

Hatırlanacağı gibi 2009 yılı sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla başlatılan soruşturma Özel Harp’in Ankara’daki merkezinde 1 ay süren kozmik aramalara neden oldu. 8 Özel Harp subayı gözaltına alınırken 3’ü için tutuklama talep edildi. Kendilerine yöneltilen suçlama “silahlı örgüt kurarak anayasal düzeni değiştirmeye çalışmak, hükümetin görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, seçilmiş meşru hükümete silahlı isyan ve TBMM’nin görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” idi.

Soruşturma kapsamında basına o günlerde yansıyan önemli bir iddia da gözaltına alınan Özel Harp subaylarının bazı Ergenekon sanıklarıyla, Ergenekon’un gençlik yapılanması olarak bilinen ve geçtiğimiz günlerde Rize’de Gezi olaylarına askerin de destek vermesi çağrısı yapan Türk Gençlik Birliği (TGB) üyeleriyle ve ayrıca sağ ve sol çeşitli terör örgütü mensuplarıyla bağlantılarının tespit edildiği idi. İddianame açıklandığında en çok merak edilen ayrıntılardan biri de bu iddianın doğru olup olmadığı olacak.

3 yılı aşan soruşturmanın tamamlanmak üzere olduğu Şubat ayında basına yansımıştı. Soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 28 Şubat iddianamesini tamamlayıp mahkemeye sunmasının ardından kozmik iddianameyi de tamamlayacağı ve mahkemeye sunacağı o bilgilerde yer alıyordu. Yine o bilgilerde çok çarpıcı bazı ayrıntılar da yer alıyordu. Buna göre;

-Savcı çok önemli bilgi ve belgelere ulaştı. İddianameye son şeklini vermeden önce emekli ve muvazzaf subaylarla birlikte bazı sivilleri ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeye çağıracak. Kozmik aramalarda elde edilen çuvallar dolusu belge ve bilgiden şüpheli görülenler 38 klasör halinde mühürlendi. Savcı, 60 yıllık bir kısmı ‘devlet sırrı’ olan belgelere ulaşmış oldu.

-Kozmik Oda’da gömülü mühimmatın krokilerine de rastlandı. Krokilerde gösterilen yerler kontrol edildi.

-Ergenekon soruşturması ile bazı terör olaylarında ele geçirilen el bombalarının Özel Harp Dairesi’nin envanterindekilerle irtibatı belirlendi. Kozmik aramadan 3 ay sonra Ankara’da yakalanan Özel Harp Dairesi’ne ait bir kamyondaki 954 bombadan 317 tanesinin Ergenekon ve terör olaylarıyla bağlantısı bir başka soruşturma kapsamında ortaya çıkmıştı.

-Aramalarda azınlıklara ilişkin bilgi, belge ve fişlemelere ulaşıldı. Hrant Dink, Zirve Davası, Rahip Santora cinayetine ışık tutacak bazı bilgiler ele geçirildi.

-Aramalarda Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’la beraber Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in konutlarının krokileri bulundu.

-Kozmik Oda’dan çıkan sivil görevliler listelerinde kamuoyunun yakından tanıdığı siyasetçi, sivil toplum örgütü lideri gibi etkin kişilerin adları tespit edildi. Bu isimlerin iddianame veya eklerinde ortaya çıkması durumunda kamuoyunda şok etkisi yapması bekleniyor.

-En önemli ayrıntı da, davanın Arınç’a suikast iddiasıyla sınırlı olmayacak olması. 6-7 Eylül olaylarından 1 Mayıs’a, Çorum, Sivas olaylarından faili meçhuller ve Hrant Dink cinayetine kadar yakın tarihin karanlıkta kalan bir çok terör olayı dava konusu olacak. Bu dava ile Özel Harp Dairesi’nin Türkiye’deki terörün ardındaki asıl güç olduğu ortaya konulmuş olacak.

(Timetürk-Aksiyon-Kontragerilla)

GRUBA KATIL