Mükemmeliyetçilik mi Özenli Yaşam mı?
Arşiv Yazarlar

Mükemmeliyetçilik mi Özenli Yaşam mı?

Evimize veya arabamıza bir iş yaptırdığımızda, bu işimizin mükemmel olmasını isteriz. Haklı olarak, bu iş için para vermişiz, karşılık olarak aldığımız hizmet veya ürünün mükemmel olmasını beklemek hakkımızdır. Hizmette, üründe aradığımız mükemmelliği insanoğlunda aramalı mıyız? Veya bizler, mükemmel olmak zorunda mıyız? Mükemmel olamaz isek bu her şeyin sonumudur? Hep beraber bu sorularımızın cevabını aramaya çalışalım.

Dominant bir anne babanın veya kariyerinde başarılı bir anne babanın evladı olarak ergenliğe ulaşmış bir genç, önemsenmek için, anne ve babasının gölgesinde kalmamak için mükemmeliyetçiliğe yönelebilir. Dozunu kaçırmamak şartıyla mükemmel iş yapmak, başarılı olmak için gayret etmek iyidir. Fakat kabiliyeti, yeteneği, bilgisi, eğitimi buna müsait değilse gencimiz, bu baskı altında ezilir, depresyona girer. Çocuklarımızı diğer çocuklarla yarıştırmak veya kendi başarı çıtamızın üzerine çıkması için zorlamamız, ileriki yaşlarda kendisinde özgüven eksikliğine veya “benden bir şey olmaz” düşüncesine sebep olabilir.

Genellikle toplumlarda mükemmeliyetçi kişiler; işlerinde, ailelerinde başarılı, mutlu olarak görülürler. Bu kimselerin, kendi iç dünyalarında veya aile yaşamlarında sanıldığı gibi mutlu ve huzurlu bir yaşamları var mı acaba? Yoksa mükemmeli yakalamak için hayattan yeterince tat alamıyorlar mı? Çevrelerine karşı mükemmel olmadıkları için sıkıntı mı veriyorlar? Yaşamlarındaki güzel anları, mükemmeliyetçilik adına ıskalıyorlar mı acaba? Mükemmel olamayacağı için yeniliklere, farklı arayışlara kendilerini kapatmışlar mıdır?

Mükemmeliyetçi kimseler, detaylara takıldıkları için genellikle işlerini yetiştiremezler, ertelerler, verimli çalışamazlar. İşlerinde ya hep ya hiç, ya beyaz ya siyah olarak gördükleri için aradaki gri tonları başarı olarak görmezler. Eğitim hayatında; 100 puan iyidir, 90 puan da iyidir, 80 puan da iyidir.

Mükemmeliyetçi kişiliğe sahip kişiler, önemsiz şeyler için, gereksiz zaman israfı yapabilirler, önemsiz şeyler eksik kaldı diye vermiş oldukları emeği, bir çırpıda çöpe atabilirler. Sürekli olarak mükemmel olamama kâbuslarıyla yaşarlar. Mükemmel olmalıyım düşüncesi, bizi başarıya mutluluğa taşımıyor da çevremize, ailemize karşı sinir, stres topuna dönüştürüyorsa hem kendimize hem de çevremize zulmediyoruz demektir.

Mükemmeliyetçi kişiler yerine, mücadeleci kimseler kendilerine hata yapma özgürlüğünü ve hakkını tanırlar. Başarısız olma ihtimalinden korkmazlar. Gerçek başarı sahipleri, hatayı, başarıyı, başarısızlığı, iyi olmayı, zayıflığı, insan olmanın bir sonucu olarak görürler. Mükemmeliyetçi kimseler, hayatın bir yerinde başarılı olmayınca yarışı bırakabilirler. Mücadeleci kimseler ise bazı yenilgiler, başarısızlıklar alsalar da, yarışa devam ederler. Finiş çizgisine ulaşırlar.

Allah Resulü (sav), hepimizin hata yapabileceğini, kusurlarımızın olabileceğini, ibadetlerimizde eksiklerimizin olabileceğini söylemektedir. “Eğer siz hiç günah işlemeyeydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize günah işleyecek (fakat tövbe ve istiğfarda bulunacak) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı” [Müslim, Tevbe 9 (2748); Tirmizi, Daavat 105. (3533)]. Bu hadisi nasıl anlamamız gerekir? “Hadi günah işleyelim sonra da tövbe edelim, Rabbimiz böyle istiyor” diye mi anlamalıyız? Elbette hayır. İnsanız, ister istemez hata yapabiliyoruz, hata yaptığımızda hemen Rabbimizin affına sığınıp tövbe etmeliyiz. Bir daha aynı hataya düşmemek için gayret etmeliyiz.

Bir dönem ramazanlarda, soframızda fakir kimseler olurdu, akrabalar, eş dostlar olurdu; sonra sadece akraba ve kardeşleri sofralarımıza çağırır olduk; sonra onları da sofralarımıza çağırmaz olduk. Neden çağırmadık? Çağırsak fasulye pilavla olmaz, et yemeği yapmak lazım, o da pahalıya mal olur. En iyisi, boş ver, çağırmayalım. Hali vakti yerinde olanlar da, aman şimdi evleri temizlemek lazım, gelirler bahane bulurlar, bir sürü telâşe, sonra yemekleri beğenmezler dedikodumuzu yaparlar, boş ver çağırmayalım.

Güzel adetlerimizi, geleneklerimizi birer birer kendi ellerimizle mükemmeliyetçiliğe, “gelir beğenmez” bahane bulurculuğa kurban ettik. Eleştirdiğimiz ne varsa bir zaman sonra onu da kaybettik. Eleştirdiklerimizi düzeltmek yerine, daha iyisini yapmak yerine, terk etmeyi tercih ettik.

Yapmayı düşündüğümüz organizasyonlarda, toplantılarda bazı eksiklikler olabilir. “Eksik iş yapmayalım, daha sonra tam yapalım” derken bazı aksilikler sebebiyle genellikle iptal etmeyi uygun bulduk. Bir müddet sonra bakmışız ki, bizler ortak hareket edemeyen, birlikte iş yapamayan, takım ruhunu kavrayamayan bireyler haline gelmişiz. Biraz eksikleriyle beraber bir iş ortaya koymak mı iyidir? Yoksa ortak iş yapamayan, icraatı olmayan, sadece izleyip kenardan eleştiren bireyler mi olmak daha iyidir? Mevcut şartlarda vasıta problemi, zaman problemi, iletişim problemi, ekonomik problemler vb. varken, mükemmel bir iş çıkarmak, hayalperestliktir, realiteden uzaklıktır. Eleştirirken de dozunu kaçırmadan eleştirmemiz gerekir. Eleştirinin dozunu kaçırır, iş yapan kardeşlerimizi kırarsak, bu işleri yapacak kimse bulamayız. Bunun vebali de bizlerin omuzlarına biner.

“Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız, artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez, (yapılan iş) bir hardal tanesi kadar dahi olsa onu, (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak yeteriz” (Enbiya, 47).

“Gerçek tartı, o gün olacaktır; artık kimin iyilikleri tartıda ağır gelirse işte onlar, nihai başarı ve kurtuluşa erenlerin ta kendileridir” (A’raf, 8). Mü’minun 102-103 ve Karia 6. ayetlere baktığımızda, “mizan terazisinde iyilikleri ağır olanlar cennete gidecek” diyor. Yani mizan terazisinin kötülük tarafının boş olduğunu söylemiyor. Her insanın kötülük kefesinde bir şeyler var demek ki ama iyilik kefemiz daha ağır gelirse, inşallah bizler de cennete gidenlerden oluruz. Bir kardeşimizin hatasını gördüğümüzde hemen üzerini kırmızı kalemle çizmeyeceğiz. Her hata yaptığımızda, Rabbim, bizlerin üzerini kırmızı kalemle çizse idi, vay halimize! “Kimseyi kınama! Günahından haberin olabilir ama tövbesinden haberin olmaz” demişler.

“Bir şey yapıyorsak mükemmel olsun, olmuyorsa yapmayalım” düşüncesi; bizleri bireyselliğe, ferdileşmeye, ortak hareket etme kabiliyetimizi kaybetmeye götürüp, birlikte iş yapabilme yeteneğimizin körelmesine neden olur.

“Mü’minler, bir binanın tuğlaları gibi (Resulullah –sav-, parmaklarını birbirlerinin içine geçirerek sahabelerine göstermiştir) birbirlerine bağlıdırlar” (Buhari, Salât, 88; Müslim, Birr, 65). Bir işi daha iyi yapmak için gayret göstermeliyiz, daha güzelini yapmak için eksiklerimizi gözden geçirmeliyiz; lakin “mükemmel olmuyorsa yapmayalım” düşüncesi, şeytanın vesvesesidir. Bizleri hayırlı işlerden alıkoyar, birlik ve beraberliğimizi bozar, Müslümanları, “bizden bir şey olmaz, bizler bir şey yapamayız” düşüncesine iter. Böyle bir durum, Müslüman toplumunun helakidir.

Hepimizin hata yapma hakkı vardır. Yeni buluşlar, gelişmeler hata yapmadan keşfedilemiyor. Tecrübe denilen de hataların toplamıdır ve bunlardan ders çıkarmaktır. Bir kardeşimiz hata yaptığında onu eleştirirken, kendimizin de hata yapabileceğini aklımızda tutup yıkıcı eleştirilerde bulunmamalıyız.

Piyasa ortamı, vahşi kapitalizm, bizleri, daha maddiyatçı bir yapıya çekmektedir. Kişiler; başarıları ve kazançları ile değerlendirilmekte, ebeveynler çocuklarını eğitim sürecinde yarış atı gibi görüyorlar; altı yaşında başlayıp yirmi beş yaşına kadar bir koşturmaca, bitmek bilmeyen imtihanlar, ek dersler, sürekli yeni hedefler, yükseltilen çıtalar… Sonuç olarak çocukluğu elinden alınmış mutsuz, istediği-sevdiği mesleği seçemeyen, gelire endeksli meslek seçmek zorunda kalmış mutsuz ve yalnız insan kalabalıkları…

Mütevazı yaşam tarzını tercih edenler, toplumumuzda onure edilmemekte, gerekli saygıyı, itibarı görmemekteler. Hepimiz, çocuklarımıza, “bak şu amcan şurayı okudu, şu kadar geliri var, altında arabası bu, oturduğu evi şöyle” diyoruz. Sonra da Ebu Zer Gıffari’nin hayatını anlatıp, “Vay be! Ne mübarek insanlar!” diyoruz. Bizler, çocuk olsak hangisini tercih ederiz? Ebu Zer’i mi yoksa yatlı, katlı amcayı mı?

Yazımızdan; mükemmeliyetçi olmayalım, salaş, pejmurde, boş vermiş, insan olalım mesajı alınmamalıdır. Mükemmeliyetçilik; ferdileşmeyi, hayatın güzelliklerini görememeyi, çevresine sıkıntı vermeyi getirir. Hayatında özenli olmak, mücadeleci ruha sahip olmak, hayatta mutlu olmayı, hata veya yanlış yapsa da yeniden yola devam etmeyi getirir.

Mükemmeliyetçilik, mutsuz bir yaşam ve başarıyı getirebilir; özenli ve mücadeleci bir yaşam, mutlu bir yaşam ve başarıyı getirir. Özenli ve başarılı bir yaşamınız olması dileğiyle…

Cefai DEMİREL

GRUBA KATIL