Hamd, övgü, sena, teşekkür âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’a; salât ve selam da biricik örneğimiz, rehberimiz, önderimiz, öğretmenimiz olan Yüce Allah’ın elçisi Muhammed Rasulullah’ın üzerine olsun.
Kitaplar o kadar önemliydi ki önceden; hayatın içindeydiler, ceplerimizde yer edinirlerdi. Nereye gidilirse oraya götürülürlerdi. Kişiyle beraber olurlardı; kişi neredeyse kitaplar da orada olurdu. Cep isminin tamladığı (Türkçedeki isim tamlamasına atfen) telefon değil kitaptı. Yani önceleri “cep telefonu” yakıştırmasından ziyade “cep kitabı” daha önem taşıyordu.
1980’lerin başlarında, aynı zamanda yayın hayatlarına da yeni başlayan kitap yayıncıları, basacakları kimi kitapların boy-en ölçü tasarımlarını ceplerin ayarında yapmışlardır. (Eskiden dinî bayram günleri yaklaştığında, anneler çocuklarına büyük cepli elbiseler dikerlermiş; bolca şeker toplasınlar, ceplerini şekerlerle şenlendirsinler diye.) İşte o günlerin çiçeği burnunda kitap yayıncıları, özellikle ceket ceplerine ve kısmen de gömlek ceplerine sığacak şekilde kitaplar kazandırmışlar okuyuculara.
Kitaplar hayatın içinde olmalı ki hayata renk gelsin, yön verilsin, aksiyon katılsın. Şimdi ceplere neler konuyorsa; yaşamın dümenini çeviren de onlar oluyor haliyle. Mesela para konuyor, telefon konuyor… Bunların hayatı direkt etkiledikleri yalan mı? Etkilemeyi bırakalım, bilakis can damarına basıyor bu illetler hayatımızın. Yine eskiden mezarlıklar şehirlerin, kasabaların içinde, evlere yakın olurdu, insanlar mezarlıklarla iç içe yaşardı. Ama ya şimdi? Şehirlerin en dışına taşındılar. Bu da demek oluyor ki hayatın dışına atılmışlar yani ölüm unutturulsun, hayatın rahatı bozulmasın için mezarlıklar göz önünden hayatın ardına, dışına itilmiş halde bırakılmışlardır.
İşte, kitapların akıbeti de bundan farklı sayılmaz. Cebe yer edinmiş bir eşya, yaşamın atar damarlarına girmeye hazır demektir. Zira hemen el altındadır, yanı başında, başucundadır. Ulaşmak kolay, faydalanmak an meselesidir.
Cep kitaplarıyla (Cep kitabı dediysek, sakın ola genel geçer konularda yazılmış, şekerleme türündeki sigara paketi büyüklüğünde olan sözüm ona kitapçıklar anlaşılmasın!) hafızalarımızdaki yerlerinin sıcaklığı hala gitmemiş olan yayıncılardan bazıları şunlardır: Beyan, Bir, Madve, Uysal Kitabevi (Konya)… Mesela Beyan Yayınları’nın Zübeyir Yetik’e ait “Yeryüzünün Kötülük Odakları” başlıklı seri halindeki; Şeytan, Kabil, Nemrut, Firavun, Karun, Samiri, Bel’am, Ebu Cehil, Yahudi ve İnsan-Human isimli 10 kitabı, unutmak ne mümkün! Yine İhsan Süreyya Sırma’nın, Rasulullah’ın hayatını belki de ilk defa onlardan okuduğumuz üç seri kitabı: İslam Öncesi Mekke ve Hz. Muhammed, İslami Tebliğin Mekke Dönemi ve İşkence, İslami Tebliğin Medine Dönemi ve Cihad, Ahmed Bin Bella’nın Esaretin Karanlığından İslam’ın Aydınlığına, Salih Gürdal’ın Tevhid ve Şirk, Din Nedir kitapları… Daha adını saymakla bitiremeyeceğimiz birçok kitap, 1983-1985 yılları arasında yayınlanmıştır söz konusu yayınevi tarafından.
Bir Yayınları’nın “El Kitapları” üst başlığı ile nitelendirdiği o muhteşem kitaplara ne demeli peki? Atasoy Müftüoğlu’nun Furkan Günleri, Cihan Aktaş’ın Sömürü Odağında Kadın, Mevdudi’nin Kur’an’ı Nasıl Anlayalım, Ali Şeriati’nin İnsanın Dört Zindanı…
Konya menşeili Uysal Kitabevi Yayınları ne güzel işler çıkarmış o vakitler… Yıl yine 1985. Abdullah Nasuh Ulvan’ın eserlerini İslami Araştırmalar üst başlığında cep cep yayınlamışlardır: İslam Kardeşliği, İslam’da Dört Evlilik ve Rasulullah’ın Çok Evlenmesindeki Hikmetler, Allah’a İnanan Gayretli Babalara… Sonra Hasan el Benna’nın Risaleler’ini bölüm bölüm yine cep kitapları halinde sunmuşlardır.
Madve Yayınları’nın Ramazan el Buti’ye ait İslam’a Davet Metodu, Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti isimli kitapları, hatırlamadan geçilebilir mi?
Hep geçmişten dem vurduk ama şimdiye fazla haksızlık etmiş olmayalım. Çünkü sayıları az olsa da, yine de değinilmeyi fazlasıyla hak eden birkaç yayınevi var. Cebe sığacak, gönle girecek boyutta eserler vermenin kaygısını taşımış olmalılar belli ki. Misalen Düşün Yayıncılık, artık Kulluk Bilinci, Ahiret Bilinci, Şehadet Bilinci, Ümmet Bilinci vd. isimlerinden oluşan “Bilinç Serisi” kitaplarını cep boyutta basıyor. Ne de iyi ediyor. Okusun gençler, yanlarında taşısınlar. Nerede müsait olurlarsa; diyelim otobüste, diyelim metroda, tramvayda, dinlenmek için oturdukları bankta, namaz için girdikleri camide, parasal işlemler için bekledikleri banka/postane sırasında… Her yerde ve her zaman okusunlar; okumalılar, örneklik adına insanlar arasına sokulmalılar, sayfalar boyu bilgi, fikir ve tavır dokumalılar.
Başka bir misal de taze yayınevlerinden sayabileceğimiz Mana Yayınları’dır. Atasoy Müftüoğlu’nun Zamanın Sınavından Geçmek, Hasan Turabi’nin Dini Şiarlar, Humeyra Mevdudi’nin Babam Mevdudi, Muhammed bin el Muhtar eş Şankıti’nin Siyaset Fıkhı… isimli cep boyutlu eserlerle yayıncılığa yeni bir renk ve soluk katmıştır adı geçen yayınevi.
Kimi ceplerde sigara paketi, kimisinde banka hesap cüzdanları, banka kartları, para cüzdanları vs. varken, kimi ceplerde de mühim bir kitabın vakarlı ve dimdik duruşu gıpta edilesi bir durum değil midir?
Bir kitap, bir elin ulaşabildiği, bir vakti kuşatabilmek için en yakın ve en uygun yerde ise o kitap, en iyi, en değerli ve en nasipli kitaptır, diyebiliriz gönül rahatlığıyla.
Okuyarak içimizi, kalbimizi ısıttığımız, düşünce ve fikirlerimizi ışıttığımız kitap, dergi ve benzeri eserlerle dışımızdakilere de örnek olmak, mesaj vermek ne güzel bir davranıştır. İnsanların toplu bulunduğu ortamlarda onlarca belki yüzlerce cep telefonunun veremeyeceği mesajı, küçük bir kitap anlı ve şanlı halde verecektir.
Kitab’ı hayatın merkezine alanlara Selam, izzetli okuyuşlara devam… Fırsatını buldukça cebinden ya da çantasından çıkardığı kitabı ve dergiyi okuyarak vaktini bereketlerin sayısının çoğalması duasıyla…
Fatih PALA
fatihpalafatih@gmail.com

Follow