Amerika’da İslam- Abdussamed Özkan
Gündem Son Sayımız

Amerika’da İslam- Abdussamed Özkan

11 Eylül 2001 saldırısına kadar, Amerikalı Müslümanlar tarihsel olarak kamunun ilgisini çok az üzerine çekti. Bunun sebeplerinden biri şuydu: Amerikalı Müslüman halkın dini ibadetleri yerine getirme ya da dini yaşamada izledikleri hareket tarzı idi. Örneğin, çoğu Yahudi ve Hıristiyan kendilerini “cemaat hareketi” tarzında organize edip belli yerel kiliselerde veya sinagoglarda toplanıp dinlerini yaşıyorlar, bu yerler sadece ibadet yerleri değil aynı zamanda hem dini eğitim merkezleri, hem sosyal dayanışma ve hizmet merkezleri hem de dernek tarzında ve kurumsal nitelikte birlik oldukları ortak duygu paylaşım merkezleriydi. Öte taraftan, Müslümanların geleneksel cami anlayışı, mescidlerin birer sosyal cemiyet merkezi olmaktan çok sadece ibadete ayrılmış yerler olduğu kanaati ve uygulamasıdır. Yalnız artık Amerikalı Müslümanlar arasında camilerin birer sosyal eğitim ve dayanışma merkezleri olması anlayışı hâkim durumda ve uygulamada. Ve Amerikalı Müslümanlar arasındaki camilerin fonksiyonu anlayışındaki ve uygulamasındaki bu tarihi değişim, yerel küçük İslami kurumsal yapıların ortaya çıkmasına sebep oldu ve camiler kurumsal yapı hüviyetini kazandı.

Amerika’da Müslümanların nüfusu 20. Yüzyıla kadar oldukça düşüktü. Amerikan kıyılarına ilk ulaşan Müslümanlar, Amerikan sivil savaşından (1861–1865) önce Afrika’dan köle olarak getirilen Müslümanlardı. Bazı hesaplara göre bu kölelerin %10’u köleleştirilmeden önce dinlerini yaşıyorlardı. Çünkü Amerikalı köle sahipleri, Hıristiyan dini ibadetleri dışında tüm dini ibadetleri yasaklamıştı. Bu dönemde hiç bir İslami topluluk gelişim sağlamadı. 19. Yüzyılın sonlarına doğru büyük bir Arap göçmen akını Amerikan kıyılarına ulaştı. Çoğunluğu Lübnanlı Hıristiyanlar olmak üzere bazı Lübnanlı ve Suriyeli Müslümanlar da gelip yerleştiler buraya. Bu grubu yine çoğunluğu Lübnan’dan olmak üzere 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ikinci bir göçmen dalgası takip etti. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikan üniversitelerinin ve iş olanaklarının eşi görülmemiş bir şekilde genişlemesiyle birlikte daha da çok arttı ve 1960’daki göç reformuyla birlikte büyük bir Müslüman akını Amerika’ya yerleşti ve vatandaşlık kazandı.

Bu dönemde “İslam Milleti” (Nation of Islam) adlı büyük bir dini hareket, bazı “Afrikalı Amerikanlar” arasında büyük bir önem kazandı. (“AfricanAmerican” terimi çoğu Afrikalı kölelerin soyundan gelen siyahî Amerikalılar için kullanılır). Bu hareket 1930’da Wallace Fard tarafından başlatıldı ve 1934’ten ölümü 1975’e kadar Elijah Muhammed tarafından yönetildi. Siyahîlerin güçlendirilmesi için başlatılan “TheNation of Islam” hareketi, Hıristiyan inancının genel prensipleri, İslam ve siyah ırkçılığının/özerkçiliğinin sentezinden oluşuyordu. Mutlak kontrolü Elijah Muhammed’in elinde olan bu hareket beyazları şeytani ırk olarak görüyordu ve siyahîleri bu beyaz toplumdan uzak durmaları için kışkırtıyordu. 1960’lı yılların başında Malcolm X TheNation of Islam’ın en karizmatik meşhur vekili idi. 1964’deki Hacc menasikinden sonra Sünni İslam’ı seçti ve ırkçı hareketi destekleyen TheNation of Islam’ı reddetti. Ve bir yıl sonrada suikasta uğradı. Elijah Muhammed’in ölümüyle birlikte oğlu Wallace (W.D) Muhammed, hareket üyelerinin büyük çoğunluğunu Malcolm X örneğinde olduğu gibi Sünni İslam’a taşıdı. Ardından hareketin ismini TheMosqueCares olarak değiştirdi ve anti-beyaz ırkçılığını tekzip ederek hareketin üyelerini Amerikan siyasetinde rol almaları için cesaretlendirdi. Bugün hareketin yaklaşık 50.000 takipçisi var.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra buraya ulaşan Müslümanlar yeni memleketlerinde dil, eğitim ve hayat tarzlarını değiştirme yoluyla artık asimile oldular. 1970 ve 1980’li yıllarda buraya göç eden göçmen dalgası beraberinde daha conservative/muhafazakâr bir İslami geleneği getirdi ve daha sıkı bir İslami usule/geleneğe dönüş üzerine baskı yaptılar. Bu yeni kültürel ve ruhsal bozulmayı/yozlaşmayı birbirinden ayrıştırmaya çalıştılar. Tabi bu sıkı İslami geleneği sürdürmek gerçekten çok zordu, içinde bulundukları ekonomik sistem, ahlaki yapı ve demokratik-kapitalist sistem inananları çok zorluklarla yüz yüze getirdi. Müslümanlar artık Amerikan toplumunda çok bariz bir yere sahip olduktan sonra bile asimilasyon üzerine tartışmalar devam etti. 1990’lı yıllarda içinde Mevlana Ebul ala el-Mevdudi, Ali Nedvi, M. Ali Kettani, RaşidGannuşi ve Hasan Turabi’nin de bulunduğu birçok Müslüman lider Amerikalı Müslümanların kendi kimliklerini korumaları, iyi birer vatandaş olmaları ve yeni ülkelerine adapte olmaları adına yazılar yazdılar ve dersler verdiler. Her ne kadar Müslümanların Amerikan kültür eleştirisi devam etse de ve asimilasyonla mücadele adına bazı organizasyonlar kurulsa da, demokratik yolla kamusal alanda Müslümanların haklarını gözetecek ve geliştirecek hukuki ve siyasi tedbirler arama yoluna giden kurumsal yapılar kuruldu. Bunlar arasında TheIslamicSociety of North America (Kuzey Amerika İslam Toplumu), TheAmericanMuslimAlliance (Amerikalı Müslümanlar Paktı/İttifakı), TheAmericanMuslimCouncil (Amerikalı Müslümanlar Konsülü), TheCouncil on AmericanIslamicRelations (Amerikan İslami İlişkiler Konsülü) ve TheMuslimPublicAffairsCouncil (Müslüman Kamu İşleri Konsülü) yer alıyor. Ve ayrıca 1990’la birlikte camilerin sayısında iki kat artış yaşandı ve ilerleyen 10 yıllarda yaklaşık 200 İslami okul kuruldu.

Öte taraftan Amerika’daki farklı etnik gruplardan oluşan Müslüman çeşitliliği büyük ölçüde politik birliği engelledi. Bu gün çoğu Sünni olan Afrikalı Amerikan Müslüman topluluğu Amerika’daki Müslüman nüfusunun çeyreğini oluşturuyor. 50’den fazla etnik gruptan oluşan Müslümanların yüzde 65 ila 80’i arasındaki Müslüman nüfus birinci ve ikinci göçmen nesilden oluşuyor. En büyük etnik gruba sahip olan Güney Asyalı göçmenler ise Müslüman nüfusun yaklaşık yüzde 30’unu oluşturuyor. Müslüman Arap göçmenler ise Müslüman nüfusunun yüzde 25’ini temsil ediyor. Amerikalı Müslümanların çoğunluğu Sünni olmakla birlikte hemen hemen her mezhepten Müslümanlar yaşıyor burada. Doğal olarak farklı etniklerden oluşan bu Müslüman grupların farklı tecrübeleri ve arka planları karmaşık bir iç dinamiğe yönlendiriyor.

Buradaki Afrikalı Amerikan Müslümanlar uzun zaman boyu sivil haklarını elde etme adına çok mücadele tecrübeleri oldu. Bir şeyler göçmen Müslümanlar için merkezi bir öneme sahip oldu PatriotAct’i ile birlikte, ve iç siyaset 11 Eylül saldırısıyla birlikte terörizmle sıkı bir mücadeleye girdi. Gerçekten, 11 Eylül saldırısı Amerikalı Müslümanların hayatında yeni bir sayfa açtı. Burada bazı İslami merkezleri ziyaretimizde Müslüman liderlerin anlattığına göre her ne kadar Dünya Ticaret Merkezine (World Trade Center) yapılan saldırı Amerikalı yerli halkın kızgınlığını Müslümanların üzerine çekmesi sonucu bazı İslami kurumlar ve camiler saldırıya uğrasa da George W. Bush dâhil olmak üzere Amerikan halkının büyük bir çoğunluğu El-Qaide’nin radikal Fundamentalist hareketinin acısını buradaki Müslümanlardan çıkarma çabasına müdahalede bulunduklarını söylediler. Hatta buradaki bir kaç İslami grup liderleri 11 Eylül saldırısından sonra birçok Yahudi ve Hıristiyan cemaat üyeleri camilerimizin ve okullarımızın önüne gelip bize destek oldular ve yapılan saldırıları protesto ettiler dediler. Anayasal haklar adına da hukukun bütün etnik grup ve dinleri eşit ölçüde kapsadığını vurguladılar ki Amerikan Anayasası’nda din ve devlet işlerinin ayrılığı ilkesinden hareketle devlet herhangi bir dine taraftar ve destek olamaz ve finansal yardım sağlayamaz ve her dine eşit mesafede yaklaşılır. Teoride bu böyle…

Yine de birçok Amerikalı Müslüman yabancılık ve hatta çok korku hissetmişler. Ne kadar doğru bir benzetme olacak bilmiyorum ama 11 Eylül saldırısını olayın Amerikalı Müslüman halkın psikolojisi üzerindeki etkisinin sonuçları bakımından Türkiye’deki 28 Şubat olayına çok benzettim.

Şu an baktığımızda Amerikalı Müslümanlar ile diğer halk arasındaki gelecek ilişki yönü net gözükmüyor…

(Devam Edecek)

NOT: BU YAZI GENÇ BİRİKİM DERGİSİNİN AĞUSTOS 2013 SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR.

GRUBA KATIL