Arşiv Genel Yazarlar

Neyler Ki Zulüm Bize

Zulmün tarifi yeniden inşa edilecekse şayet Gazze’den başka bir sözcüğe ihtiyaç duyulmayacaktır zira insanlığın meşum ve karanlık tarihine hiç bu kadar karanlık çökmemişti evvelden.
Ne Kabil’in, tarihin karanlığına gömülmeye mahkûm haset tıynetinin, zelil neticesi cinayetin esamesi okunur ne de envai çeşit zulmün habis kokusu duyulur.
Zulüm Uhdud’da vardı, evet ateşten çukurlarda feveran ederken müminler.
Zekeriya’nın (as) kör testerelere kurban edilen mübarek yüzünde beliren tebessümdü, zulme haykıran seda.
Yahya’nın (as) acıya direnen gözlerinde vardı bir zaman.
İsa’yı (as) buldu sonra zulüm, paslı mıhların dördüyle kurulan çarmıhta.
Mekke’de Bilal’in iman dolu göğsünü çatırdatan küfür kayasının üstüne, zifir harllerle yazılmıştı.
Uhud’da Hamza’nın yüreğini sökse bile içi rahat etmeyen bir vahşiydi zulüm.
Habbab bin Eret’ti zulüm, Yasir’di, Sümeyye’ydi.
Zindan köşelerinde imanının acı meyvesiyle yüzleşen Ebu Hanife’ydi, Şafii’ydi.
Dini de imanı da yoktu zulmün: Hristiyan, Yahudi, Budist, Komünist, Satanist lakin kör olası amacı birdi her zaman: imanı yok etmek.
Milleti de insafı da yoktu zalimin: Arapmış, İngilizmiş, Rusmuş fark etmedi hiçbir vakit.
Beniahmer’de giyotinlerin kör bıçaklarında, masumların kanıydı.
Bir zaman Urumçi semalarında kopkoyu bir zulmet bulutu kol gezdi.
Kimi zaman Grozni’de kıpkızıl bombaların altında, şarapnel misali dağıldı körpe bedenler.
Bosna oldu bir kurbanı, inim inim inledi zalim kasapların ellerinde, medeniyetten nasipsiz Avrupa’nın yangın yerinde.
Myanmar’da hoşgörü abidesi (!) rahiplerin meşaleleri altında diri diri yakıldı, ehl-i iman gönüller.
Ama hiçbiri bu kadar acıtmadı sanki! Bir yandan bombalar, bir yandan açlık, bir yandan sıkışmışlık, ihanet… Hiç bu kadar el birliği etmemiş gibi zulüm.
Hey gidi insanoğlu! Soyunduğun tanrı rolünün büyüsüne kapıldıkça kapıldın durmadan. Zannettin ki dünyanın hakimi sensin, mahkumu müminler. Bilseydin şayet oyunun gerçek kuralını, sahibini toprağa karışmadan zelil bedenin, vahşi yüreğin dahi kabul etmezdi bu vahşeti.
Tarihin tozunu alabilseydi nazarın, karanlık dehlizlerde paramparça olmuş nice zalimi görürdün belki.
Unutulmaya müebbet yemiş Nemrutları, firavunları, tiranları ıskalamazdı bakışların, nefretine yenik düşmeseydi karanlık yüreğin.
Siz ey yeryüzünün zulüm babaları!
Biz bir ölür, milyon döneriz!
Sizin korkulu rüyanızdır ölüm, bizim sevdamızdır şehadet!
Siz, karanlık yüzlerinizle yüzleşeceksiniz ruz-ı mahşerde; biz, vasıl olacağız en sevgiliye!
Size tükürecek milyonlar yeşerecek ardınızdan, lanet okuyacak; bizlere bir rahmet duası yetecek.
Siz, müflis tüccarlar, kanla yaptığınız alışverişin semeresini yiyemeden yok olup gideceksiniz, bizler, Rahman’ın ırmaklar akan, ebedi bahçelerinde gövereceğiz.
Siz kahrolacaksınız, kahrolun da…
Bizler hep var olacağız, var olduk da…
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdum-i dide-i ekvan olan ademsin sen
Şeyh Galip

Taşkın ÖNEL
06.07.2025
Kıbrıs

Exit mobile version