Eli kalem tutan, bir kaygısı bulunan hemen herkesin fikir sahibi olduğu ve bir şeyler yazmaya çalıştığı bir alandır eğitim. Çocuk eğitimi, yetişkin eğitimi, aile eğitimi derken pek çok farklı alana ayrılıp da incelenebilecek geniş bir saha olduğu da dikkatlerden kaçmaz. Herkesin anlatacağı, tavsiye edeceği bir şeyler muhakkak vardır. Sadece yazı yazmakla iştigal edenlerin değil; öğretmenlerin, ebeveynlerin, kocakarıların, imam-hatiplerin de bu konuda pek çok fikre sahip olduklarını rahatlıkla görürüz. Allah’ın evinde gerçekleştirdiğimiz ve artık haftada bire indirdiğimiz Cuma buluşmalarının vazgeçilmez mevzuları arasında önemli bir yere sahiptir. Vaaz veren hatiplerin neredeyse ayda bir defa değindikleri konulardan biridir gençlerin veya çocukların eğitimi ve onların başrolünde yer aldıkları sorunlar. Hele ki okullarda gençlerle uğraşan eğitim kadrosunun mühim meseleleri arasında aslan payını eğitim alır. Çünkü uğraşılan ve şekil verilmesi gereken temel malzeme, gençlerdir ve onların da bir şekilde eğitilmesi, bir kalıba sokulması gerekir. Tabii bu kalıplar, seküler bir yaşam tarzını benimsemiş olan eğitim sistemimizde elbette ki İslam’a uygun kalıplar değildir. Laik ve cumhuriyetçi özellikler kazandırılmış bir kişilik kalıbıdır. Bunun dışında bir kalıp neredeyse kabul edilmez eğitim sistemi içinde. Allah’ın rızasına uygun nesiller yetiştirmek büyük bir kabahatmiş gibi bundan uzak durulur hatta bu yönde fikirleri olanlar da ayıplanır.
Ebeveynler için de çocuklarının eğitimi önemli bir meseledir. Aslında eğitimden ziyade öğretimleri büyük bir meseledir. Çocukların nasıl bir kişiliğe sahip olduklarından ziyade hangi okulda okudukları, sınavlarda ne tür puanlar aldıkları, hangi meslekleri icra ettikleri ve nihayetinde ne kadar ücret aldıkları önemlidir. Çocuklarının eğitimi ile ilgili kafa yoranlar da onlara doğruyu öğretmekten ziyade kendi kişilik özelliklerini, eğitim anlayışlarını dayatma yolunu tercih ederler. Öyle olmasaydı henüz dünya ile inanç ile ilgili sağlam bir bilgi birikimine sahip olmayan 14-15 yaşlarındaki gençler kimi kitlelere, bazı inançlara -ülkemizde bu, özellikle İslam’a karşı oluyor- karşı düşmanca tutumlar sergilerler miydi?
Eğitimin, toplumun neredeyse tüm kesimleri tarafından bu kadar önemsenmesine rağmen, yeni yetişen nesil, oluşan yeni toplum neden şikâyet ettiğimiz bir toplum oluyor? Bizden uzaklaşan, bizim onları beğenmediğimiz, onların bizi beğenmediği bir yapının içinde niçin debelenip duruyoruz? Bu kadar pedagog, eğitim uzmanı yetiştirmemize rağmen, insanı her zamankinden daha iyi analiz edebiliyor olmamıza rağmen bireylerden, gençlerimizden, çocuklarımızdan neden bu kadar uzaklaşıyoruz. Kişilik özelliklerini daha iyi görebildiğimiz; testlerle, ölçeklerle bir sürü veri toplayabildiğimiz ölçüm araçlarımıza rağmen bizler nerede yanlış yapıyoruz? Ne oluyor da babalarımızın, dedelerimizin bizleri yetiştirirken gösterdikleri başarıyı gösteremiyoruz. Sınırsız özgürlükler, haklar, eşitlikler bünyemize ağır mı gelmeye başladı veya bütün bu imkânları hazmetmekte zorluk mu yaşıyoruz da bu kadar dejenere bir toplum, bir gençlikle karşı karşıya kaldık?
Oysa Allah’ı ne az anar olduk, ondan ne az çekinir olduk. Hayatımızın bütün alanlarından onu çıkarabilmek adına neredeyse her şeyi yapıyoruz. Koşa koşa geldiğimiz, huşu içindeki namazlarımızı yitirdik önce, sonra tefekkürü, teşekkürü kaybettik. Bütün bunlar kaybolur da huzur geride kalır mı, düzgün eğitimli bir gençlik bizimle birlik olur mu? Onlar da terk eder elbette bir bir bizleri. Biz kaybedersek âlemlerin rabbini, o da bizleri umursamayacaktır tabii ki… Sonra değer verdiğimiz her şey ellerimizden kayıp gidecek, hiçbir şey kalmayacak geride ve bizler ellerimiz açık, çaresizce bakar olacağız yitip giden şeylerin ardından.
Eğitim, elbette gerekli, toplumun şekillendirilmesinde, nesillerin vücut bulmasında elbette ki vazgeçilmez bir unsur. Ama hangi eğitimden söz edebilir ya da önce kimlerin eğitilmesi gerekir? Durumlar öyle gösteriyor ki gençlerin eğitilmesinden ziyade ebeveynlerin eğitilmesi büyük önem arz ediyor. Önce kendi nefislerimizi terbiye etmeliyiz ki başkalarına söz söyleme hakkımız da lüksümüz de olsun. Yoksa birilerini eğitmek, birilerine ahlak dersi vermek o kadar kolay bir şey olmasa gerek. Üç beş satır karalamak, beş on kitap devirmek ile olmuyor galiba bazı şeyler. Çünkü en mütedeyyin ailelerin ellerinden kayıp gidiyor Müslüman gençler.
Bizleri muhafaza eyle ya rabbi; çünkü sen bizleri korumazsan bizim bir şeye güç yetirebileceğimiz yok. Bize, nerede hata yaptığımızı göster, hatalarımızı giderme yollarını göster ve o yolları kolaylaştır. Yoksa ziyan edenlerden başka hiçbir şey olmayacağız.
Taşkın ÖNEL