Arşiv Genel Yazarlar

Ümmet: Dine Has Bir Kıymet

İslam, birlik olmanın doğurduğu mükemmeliyet okyanusu… İslam, sırt sırta vermenin çöllerden azad ettiği semavi bir müjde… İslam, kötü ruhları yok etmenin verdiği ulaşılmaz şevk…
Küfür, sinek bile yaratamayanların düştüğü hain çukur… Küfür, sol yanına kibrit çakıp ruhunu ateşe verenlerin yok olduğu kuru toprak… Küfür, yalan sistemlerin koynunda eziliveren sayısız emel…
Tezatlar arasında nefes almaya çalışan bir toplumuz. Müslümanlıksa her dönemde imtihana evrilen hayatların tutmaya çalıştığı sancaklardan ibaret. Hâlbuki din, kuru toprağı canlandırmaya yetecek kadar nefes almakta zorlanan bir din olmaktan kurtarılmalı.
Müslümanlar toprağını yaşatmak için değil, onu canlı tutmak için, hükümlerini haykırabilmek için, boş verilen her ayrıntısını kafalara yerleştirmek için çaba göstermeli. Gayretimiz hâlâ İslam yitip gitmesin, yeryüzünden silinmesin ve buyrukları eskimesin diyeyse bilelim ki biz, halkayı epey geriden tutuyoruz. Ortada felaha erdirdiğine inanılan bir din varsa geriye onun mahiyetini çözebilmek ve sorumlu tuttuğu çizgide yürüyebilmek kalmıştır. Bizim dinimizi güçlü tutan ve düşmanların gözüne korku salan tarafı da ümmet olabilmek, vadedilen cennete kol kola ilerleyebilmektir. Muhatabı olduğumuz her ayeti içimize sindirmek ve kalbimizi onun muhabbetiyle doldurmaktır.
Hayatımızda yer edinen her yara, uhrevi ilacını beklemektedir. Zira dünyevi sıkıntıları ancak ahiret düşüncesi tamir eder ve dert edindiğimiz her şeyin çözümü, dinin uçsuz deryasında gizlidir. Gerçekten kurtulmayı arzulayan her nefis, birlik olmanın lezzetini düşler ve dünyanın verdiği zararı, ümmetin vereceği devalarla def edeceğinin farkındadır.
Şuurlu Müslüman, hakiki yuvasını arar. Bulunduğu ortamın ya şeklini bozar ya da onu yeniden şekillendirir. Sustuğu her cümle, bir kılıç yarası açar kalbinde. Konuşulması gerekenler içinde dolup taşarken puslu havaları uğratmaz ruhuna. Söylenecek sözleri, onu ayakta tutar. Gözleri sevdasını özgürce yaşayabileceği mekânları arar. Zamana damga vuracak etiketler oluşturur kendine. Hiçbir fırtınadan etkilenmez, hiçbir deprem temellerini sarsmaz. Yazar, çizer, belirler ve çözer. Ümmete dair, ümmet olmaya dair beslediği umutları cennete dek korur içinde. Rabbine, “Ben senin kulunum!” dediği günden beri gönlünde kırılgan bir iman taşır. Mürekkepler kurumadan evvel bedenini sayısız cihada sürükler. Böylece verilen tonlarca müjdeyi hak edebilmenin ümitvar çilesini çeker. Sahabece bir koşuşturma içindedir. Elinde daima küfrün cesetlerini parçalayacak bir kılıç bulunur. Zamanın zilletine inat, asla kınına sokmaz onu. Çünkü bilir ki kınında duran her kılıç, sahibini kalkansız bırakır.
İslam’ın arzuladığı bir birey olmanın hakkını verdikten sonra, ümmetin içinde bir yer bulur kendine. Birbirine kenetlenmiş, kardeş olmanın tadına varmış, anayasasını vahiyle sabitlemiş bir topluluğa varmanın heyecanını yaşar. Birken yapamadığını, binken yapar; birliğini kaybetmeden onurlu bir asker olarak yaşar. En sonunda İslam ve küfrün ayrımını yaptığı vakit, gerçek anlamda dinine has bir kıymet biçer. Yok olmamak için tutunduğu ümmet, var olmanın ne demek olduğunu öğretir. Şuurlu Müslüman, aklını ve kalbini aynı anda dinine adar. Ümmetin içindeki yürekler, birbirine bağlanarak yaşar. Yaşattıkları İslam da bu bağdan yükselen nurla nefes almaya devam eder.
Rüveyde Bera PALA

Exit mobile version