Kalp ile görmek, kalp ile hissetmek, kalbe danışmak; insanın olaylar karşısında gösterebileceği en sağlam ve güvenilir duruştur. Allah (c.c) tarafından insan kalbine soyut bir biçimde yerleştirilmiş olan gözler, insanın hakikate bakmasını, baktıktan sonra görmesini, duygularıyla biçimlendirmesini sağlar. Her gören kişi bilir ve inanır ki; bakmak ve görmek arasında büyük ve ince farklar vardır. Kâinatın her bir zerresinde yaratıcımızın imzası saklı iken, bu nimetlere bakıp tadanlar ve bakıp, görüp, tefekkür ve teşekkür edip tadanlar, çok ayrı konumlardadırlar. Gözümüz, bir elmaya bakma görevini yüklenirken; kalp gözümüz, o elmayı görüp, içerisindeki cevherlerin farkına varıp, onu daha kıymetli hale getirir ki işte bu kişi, “ruşendil kimliğin” sahibidir.
“Ruşendil” kavramını, “gözleri fiziksel görmezliğe mahkum olmuş kişiye ‘kör’ demek çok ayıp göründüğünden, aydınlık ve parlaklık anlamına gelen ‘kalbi ile görüyor’ nitelemesini yakıştıranlar, ‘ruşendil’ derler” şeklinde açıklayan yazar Bayram Karaçor; “Ruşendil Kimlik” islimli kitabını, kalbi birçok kavramla ilişkilendirerek, okuyucuya bol tefekkürlü dakikalar yaşatabilen bir tarz ile bizlere sunmuş. Kâh not aldığım, kâh altını çizdiğim, kâh fotoğrafını çektiğim bazı ilginç ve düşündürücü hatta diriltici kesitlerden paylaşmaya çalışacağım.
Cismimizin yapmakta olduğu hal ve hareketlerin kalpte bittiğini dile getiren Karaçor, hakikate giden yolda olabilmek için hakikate her daim açık, gerçeklere dayalı hak bir din üzerinde bulunan bir kalbin gerektiğini vurguluyor. Kalbe, doğru ve faydalı hükümler yükleyen kişinin, -ki bu hükümler ancak Kur’an ve sünnete dayalı hükümlerdir- ilerlediği yolda tökezlemesi, taşa takılması ya da çamura batması imkan dâhilinde değildir. Fakat heva ve hevesine aldanıp, kendi çıkarları uğruna bir yol çizip, kalbini bu uğurda eğiten kişinin, hiç şüphesiz ayağının kayıp, bataklığa düşmesi kaçınılmazdır. Karaçor’un da ifade ettiği gibi: “Eliniz, diliniz ve ayağınızın size yanlış yaptırmasını istemiyorsanız; kalbinize iyi ve doğru değerler yüklemelisiniz. Çelişkilere izin vermeyecek, adil olanda ısrarla duracak ve hakikate sürekli açık olabilecek bir kalp taşımaya çaba göstermelisiniz. Çıkarları gereği her türlü yöntemi ve bu uğurda kirlenmeyi geçerli sayan bir kalbi, ayaklar çamura götürebilir.”
Henüz beş yaşlarındaki bir çocuk, nesneleri, kavramları, canlı cansız her şeyi, ne olduklarını, neye benzediklerini ebeveynlerine sorarak adım adım öğrenir. Sormak, utanç duygusu değil, öğrenmeyi bilmektir. Öğrenmeyi bilmek, insan zihninin büyümesini, olaylara farklı bakış açıları ile yaklaşmasını sağlar. Sorarak; kâinatı, onu yaratanı, şekil vereni ve renk katanı kalp gözüyle görür, yapılan sözde kulluğu fiilde kulluğa çeviririz. Tabii burada soruya verilen cevap da mühimdir. Bunu, Karaçor şöyle yanıtlıyor: “Sorular askıda bırakılmamalı. Aslında tarih boyunda askıda kalmış hemen hiçbir soru yoktur. Sorun, eski sorunlardan habersiz olanların yeniden sormaları ve biraz da yeni bazı değişimlerin niteliğini merak etmelerinden kaynaklanıyor. Cevabını bekleyen sorular için, kalbi, düşünmeye başlatacak özgürlük yolları açık bırakılmalıdır. Özellikle Müslümanlar açısından…”
Kişiye, görme ve akletme nimetini veren Allah (c.c.), bu nimetleri kulunun üzerinde görmek ister. Nasıl ki yakınımıza aldığımız bir kıyafeti onun üzerinde görmek, kullandığını bilmek isteriz; Allah (c.c.) da kuluna verdiği bu yüce hediyelerin kullanılmasını ister. Kalp gözüne perde çeken kişinin, olaylara çıplak gözle bakıp analiz etmeye çalışmasının hiçbir faydası ve mantığı yoktur. En basit bir olayda bile kalp gözümüzü devreye sokmak, basiretsiz bir ahval almamızı engeller. Kalbi nasıl şekillendireceğimiz ve nasıl bir eğitime alacağımızı, Karaçor şöyle özetliyor: “Kalp, bilgi, ihlâs ve emekle yontulursa olaylar karşısında hikmetli bir duruş gösterir. Anlayabilen ve görebilen bir kalbe sahip olmak, insanın dünyayı kendisine zindan etmemesi içindir. Aynı zamanda kötü niyetli olanların döşedikleri yolların sonunun zindana çıkacağını bilmektir.”
Evet, “ruşendil kimliğin” sahibi olan beşer, kimliğini hep üzerinde taşımalı, kalbini kontrol altına almalı, akidesinin yolunda azık biriktirmeli, kendi nasiplendiği gibi nasiplendirmeli, kalp gözünü dört açmalıdır.
Üslubu ile ilgimi çeken bu kitaptan bahsederken, tekrar tekrar okuyup, tekrar tekrar tefekkür etmemi sağlayan yazar Bayram Karaçor’a müteşekkirim. Kalp gözlerimizdeki perdeyi açıp, dünyaya farklı bir açıdan bakabilme temennisi ile…
Rüveyde Bera Pala
Arşiv
Yazarlar
“Ruşendil Kimlik” Kitabı Üzerine
- by Rüveyde Bera Pala
- 22 Şubat 2022
- 0 Comments
- 0 Views

Follow