Rabbim Bizi Silkeledi
Arşiv Yazarlar

Rabbim Bizi Silkeledi

“İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, bir vadi daha ister. Onun gözünü topraktan başka bir şey doyurmaz.” (Buhari, Rikak 10; Müslim, Zekât, 116-119) hadisin başka rivayetlerinde “iki vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister”, “gözünü” yerine “karnını” olarak da geçmektedir. Hadiste anlatılmak istenen, insanoğlunun mal ve dünyalığa olan düşkünlüğüdür. Fıtraten düşkünlüğümüz olsa da imanımız ve aklımız bunların geçici olduğunu bizlere bildirmektedir. Ne kadar uzun yaşarsak yaşayalım, dünyalıklarımızı burada bırakıp gidecek olmamız, hepimizin malumudur.

Ömrümüzü verip biriktirdiğimiz mal mülk, sadece altmış beş saniyelik bir silkeleme ile yerle bir oluveriyor. Dün, zengin veya milyarder diye adlandırdığımız kimseler, bir silkeleme ile sıcak çorbaya muhtaç hale gelebiliyor. Rabbim, uyanmamız için zaman zaman bizleri silkeliyor, üstümüze yığılan dünyalık tozları silkeliyor ki üzerimizden atılsın, kirlerimizden kurtulalım. İnşallah, yeryüzü hareketlerinden ders alan kullarından oluruz.

Yüce Allah, “Kendisini müstağni gördüğünden” (Alak, 7) ayetinde mealen insanoğlunun kendini yeterli gördüğünden, kimseye ihtiyacı olmadığından, kendini ihtiyaçtan uzak gördüğünden bahseder. Günümüzde insanoğlu, malına mülküne bakıp gururlanır, kibirlenir, malımın gücü ile açlık rızık endişesi taşımam, diye düşünür. Bilinmelidir ki mülkün sahibi, Rabbim’dir. Belli aralıklarla da bizlere hatırlatmaktadır. Kahramanmaraş depremi ile bizlere, mülkün sahibinin kendisi olduğunu hatırlattı. “Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nice olduğunu görmediler mi? Onlar, güçleri ve yeryüzünde bıraktıkları eserler itibariyle bunlardan daha üstün idiler. Böyleyken Allah, onları, günahları yüzünden yakalayıp cezalandırdı; kendilerini Allah’a karşı koruyan da olmadı” (Mümin, 21). Rabbim, akıbetimizi geçmiş ümmetlerin akıbetine benzetmesin, bizleri musibetlerden ders alan kullarından kılsın.

“Onlar, yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden önce yaşamış toplumların akıbetlerinin nasıl olduğuna ibretle bakmazlar mı? Oysa onlar, bunlardan daha güçlü kuvvetli idiler. Ama ne göklerde ve ne de yerde Allah’ın elinden kaçıp kurtulabilecek hiçbir şey yoktur” (Fatır, 44). Dün, milyarder olan müteahhitler, gıpta ile bakılanlar, bugün hapishanelere gitmekteler. Dün, “çok güzel evi var” dediklerimizi; bugün, bir tas çorba kuyruğunda görebiliriz. Dün, fayansları, kalebodurları ile gururlananlar; bugün, hoşlarına giden evleri kendilerinin Azrail’i olmuş, ailenin bir kaçını ya da tamamını dünyadan koparmıştır. Dünyevilik mallar, bizim geçici yoldaşlarımızdır; bu yoldaşlığımız, bazen bizlere zarar olarak dönmektedir. Çok sevdiğimiz evlerimiz, bizlere, kabir olabilir; çok sevdiğimiz arabamız, bizim veya ailemizin cellâdı olabilirler. İnsanoğlu olarak dünya nimetlerine güvenmemeliyiz. Onların yoldaşlığı, bizler musallaya gidene kadardır.

Değer verdiğimiz dünyalıklar, gelip geçici metalardır; Rabbim, bunu, bizlere, 1999’da Gölcük’te gösterdi; şimdi de Kahramanmaraş depremi ile göstermektedir. “Tarihi, tekerrür diye tarif ediyorlar; hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” demiştir Mehmet Akif Ersoy. Elbette ders almıyoruz, 24 yıl önce aynı acıyı yaşamamıza rağmen kentsel dönüşümle eski binaların yenileri yapılmamış, yeni yapılar hala çökmeye devam ediyor. Müteahhitler ve yapı denetimciler, 24 yılda dünyalık menfaatlerine tekrar meyletmişler. Eksik yapı malzemeleri ve denetim eksikliği ile binlerce canımızın aramızdan ayrılmasına vesile olmuşlardır. Gölcük’ten ibret alsaydık, bugün bu acının cüzi acısı ile canımız yanardı. Böylesi vahim bir tablo ile yüz yüze gelmezdik.

“Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah, yine de çoğunu affeder” (Şura, 30). Kahramanmaraş depreminde kaybettiğimiz canların sorumluları, şimdi vicdan azabı çekiyorlar mıdır? Çekmeliler. Bunun vebalini, bu dünyada çekmeseler de ahirette hesabını verecekler. Geçici dünyalık için ahiretlerini mahvettiler.

“Hiç olmazsa kendilerine tarafımızdan bir sıkıntı geldiğinde içten bir niyazda bulunsalardı! Fakat kalpleri iyice katılaştı; şeytan da onlara yaptıklarını şirin gösterdi” (En’am, 43). Ayet-i kerimede Rabbimizin tavsiyede bulunduğu gibi, sorumluluğu bulunanlar ve bizler, içten bir niyazda bulunmamız gerekir; şeytanın yardımcıları olmayıp kalplerimizi yumuşatma vaktidir. “Sana gelen her iyilik Allah’tandır, başına gelen her fenalık ise senin kendi nefsindendir” (Nisa, 79).

Kirlenen, tozlanan halı veya kilimlerimizi silkeleriz. Silkeledikçe kirlerini, tozlarını dökerler, temizlenir, parlarlar. Bizlerin de zaman zaman kirlerimizi silkeleyerek temizlenmeye ihtiyacımız vardır. Beş vakit namazımızda, Fatiha suresinde sürekli okuduğumuz “Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet” diye Rabbimize dua ederiz. Rabbimiz de bizleri doğru yola iletmek için birtakım ayarlamalar yapabilir. Elbette ki canımız yanmaktadır. Gönül ister ki ne sırat-ı müstakim’den ayrılalım ne de Rabbimiz bizlere ayarlama göndersin. Herkesin malumudur ki son zamanlarda fazlaca dünyevileşmiştik, birbirimize selamı çok görür olmuştuk, infak ve hayır yapmayı unutmaya başlamıştık. Rabbimiz, tozumuzu silkeleyip, kirlerimizi döküp temizlenmemizi istemiştir.

“Kalbi olan, kulak veren ve gören her âdeme, bu, bir nasihattir. (Doğrusu bunda, kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene ders vardır. Şüphesiz bunda, aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır. Aklı olan veya şuurlu olarak söze kulak veren kimse için bunda büyük ibret vardır)” (Kaf, 37). “Dağları, yerinde donmuş gibi durur görürsün, oysa onlar, bulutlar gibi geçerler. Bu, her şeyi sağlam tutan Allah’ın işidir. Doğrusu O, yaptıklarınızdan haberdardır” (Neml, 88). Kahramanmaraş merkezli depremler sonrasında doğu Akdeniz ve Güneydoğu bölgelerinin, üç ile yedi metre arasında Arap yarımadasına kaydığı söyleniyor. Rabbimin gücünün sınırı yok. Beş yüz kilometrelik fay hattında, yedi kilometre derinlik boyunca kayma var. Böyle bir hafriyat, kaç günde, kaç iş makinesi ile yapılır? Bu güç, kimde var? Rabbim, acziyetimizi bir kez daha bizlere göstermiştir.

Kahramanmaraş depremi görsellerinden birinde, kurtarma ekibinden birinin, baretini çıkarması ile bu kış gününde kafasından nasıl buharlar çıktığına şahit olduk. Bir depremzedeyi çıkarmak için nasıl mücadele verdiğine şahit olduk. Mücadelesi ile hem kendi beynini hem de bizlerin gönlünü, beynini yaktı. Unuttuğumuz kardeşliği, birlik ve beraberliği, yardım severliği, insan hayatı için kendi canını ortaya koymayı bizlere öğretti.

Dünya nimetlerine öyle dalmıştık ki Rabbim, bizleri silkeledi ve “Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır” (Âl-i İmran, 14) ayetinde olduğu gibi gururlandığımız, kibirlendiğimiz malımızın, evlatlarımızın, altmış beş saniyeden ibaret olduğunu bizlere gösterdi. Fıtratımızda olan yardım duygusu ile yardımlar, sel oldu; tırlar, fırtına oldu, deprem bölgelerine aktı. Tozlarımız silkelenince özümüzde olan güzel duygular gün yüzüne çıktı.

Rabbimiz, İnşirah suresi 5. ayetinde, “Muhakkak ki her güçlükle beraber bir kolaylık vardır” buyurmuştur. Kahramanmaraş depremi, yüreğimizi yakmıştır. Onca acı, sıkıntı, yokluk, açlık, gözyaşı… Rabbim, bizleri, ibret alanlardan kılsın ve bir daha böyle acıları bizlere yaşatmasın.

Pekâlâ, Rabbim, bizlere bunca acıyı, sıkıntıyı verdi. Bizlere, hiç mi faydası olmadı? Hiç mi güzellik olmadı? Faydası olmasa idi Rabbim, bizlere ne diye cefa etsin? Toplumumuzun ilahlaştırdığı “dünyevileşmek”, ağır yara almıştır. Ömrümüzü verdiğimiz dünya nimetleri, altmış beş saniyede bizleri terk etmiştir. Onları kazanmak için; ne çok ter dökmüştük, sağlığımızı heba etmiştik, ailemize ayıracağımız zamanı ona harcamıştık. Pek hayırsız çıktı. Ömrümüzü verdiğimiz dünyalıklar, bizleri, bir silkelemede terk ediverdi. Ne çok değer vermiştik biz onlara, “faiz” demedik, biriktirdik; “kul hakkı” demedik, aldık; “rüşvet” demedik, yedik; “karaborsa, stokçuluk” demedik, kabul ettik; “daha fazla kira bedeli” dedik, kiracımıza zulmettik. Rabbim de zulümle biriktirdiklerimizi elimizden alıverdi.

“Şüphesiz ki Allah, insanlara hiçbir surette zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmetmektedirler” (Yunus, 44). Çimentodan çalarsak, kolonları kesersek, evin sağlamlığına, zeminine değil de taşlarına, fayansına bakarsak, yapı denetimcilerin gönlünü hoş edersek, ekim alanlarını, yumuşak zemini imara açarsak, Rabbim bize ne diye zulmetsin. Zulüm olarak biz kendimize yeteriz. Eğer bizler, durumumuzu değiştirmezsek Rabbimizin uyarılarına daha çok maruz kalırız. Rabbim, bizleri, silkelemelerinden ders alan, kirlerinden arınan, tövbe eden, doğru yola yönelen kullarından etsin.

Cefai DEMİREL

 

 

GRUBA KATIL