Bismillâhirrahmânirrahîm.
Müslümanlar için çok okumak, bir meziyet değildir. Allah muhafaza, bu durum, kişiyi faydasız okumalara da sürükleyebilir. Biz Müslümanlar için kilit nokta, Allah için okumaktır. Fark edileceği üzere ayette gelen “oku” emri dahi Rabbinin adıyla denilerek kayıtlanmıştır. Demek ki okumanın temelinde, Allah için bir niyet olması gerekir. Bunun dışında olan okumalar ise ilim değil, bir nevi okuma kültürüdür. Mühim olan, vahiy ile bağlantılı olan bir okumadır. Okumanın kıymeti, bizleri Allah’a yakınlaştırmasında, kulluğumuzu güzelleştirmesinde, kurbiyet sağlamasında saklıdır.
Çok okuyan biri, acayip okur biri, eline ne geçse okuyan biri, kitap kurdu gibi yakıştırmalar, karşılığında amel ve davete yönlendiriyorsa değerli olabilir. Biz Müslümanlar için, ilmî okumalar gereklidir. Kültürel okumalar, “çerez” niyetine yapacağımız okumalar olmalıdır. Bu noktadaki yönelimlerimiz de çok okuma yerine, yerinde ve kulluğumuz için hayırlı olan öz okuma olmalıdır. Çok fazla okumak, her Müslüman için lazım olan şey değildir. Bir alanda ihtisas yapmış olan, belli bir kitleye hitap eden, eli kalem tutan bir Müslüman için elbette ki çok okumak, daha güzel olabilir.
Çağın ve coğrafyanın okur üzerinde büyük etkisi vardır. Günümüz dünyası şüphelerin zirve yaptığı, küfrün her yeri sardığı, kalbi hastalıkların aşırı arttığı bir dönem olduğu için, çok okumaktan ziyade sağlıklı, şüpheleri izale edecek, imanımızı koruyacak ve bizlere sebat ettirebilecek okumalar elzemdir.
Kitap “Çöplüğü”ne Dönmüş Bir Çağ
Çağımız -tabiri caizse- bir kitap çöplüğüne dönmüş durumda. Piyasada bu kadar çok kitap bulunmasına rağmen, okur sayısının ciddi anlamda az olması, absürt bir durum. Maalesef kitap basımı, ekonomik kaygılar üzerine bina edilir oldu. Reklamlarının da çok yerinde yapıldığı hesaba katılırsa nasıl bir sektöre dönüştüğü daha iyi anlaşılacaktır. Bu duruma bir de popülizm ve sosyo-psikolojik faktörler eklenince bu durum, kişinin yönelimlerini fazlasıyla etkilemektedir. Okura çok şey katmayacak olan ancak popülerleşmiş bir eseri, çevresel faktörlerle okuma gereği hissedebiliriz.
Türkiye’de en çok satan kitapları ve en tanınmış yazarları şöyle bir analiz ettiğimizde insanımızın neden bir “seviye” atlayamadığını da anlamış olacağız. Niçin en çok kalem oynatılan alanın roman olduğu da anlaşılacaktır. Çünkü toplum, hikâyeleri bir ayrı sever. Bilgi yüklü kitaplar pek cazibeli gelmediğinden belki de hiçbir faydası olmayan içeriklerin hâkim olduğu kitaplar, en çok ilgiyi görebilir. Aşk, gurbet, polisiye, macera, cinayet temalı eserler, her kesimden okurun ilgisine hitap ettiğinden olsa gerek, romanlara ilgi daha çok olmaktadır. Can sıkıntısını gidermek, kafa dağıtmak için ele alınan kitaplar, vakit kaybıdır.
Bu eserlerle -istisnalar olabilir- vaktimizi israf etmek yerine Kur’an-ı Kerim ve sünnet ile zaman geçirmek, faydalı olacaktır. Her zaman için Kur’an ve sünnete daha fazla zaman ayırmamız gerekiyor ancak bu eserlere iştiyak duyduğumuzda takınabileceğimiz tavır, bu olabilir. “Ya sen bu eseri okumadın mı?” diye soranlara, bana çok fazla bir şey katmayacak kitaplara zaman ayırmıyorum çünkü benim bir Müslüman olarak boşa harcayacak zamanım yok, karşılığını verebiliriz. Bu tavır, ne kadar güzel bir Müslüman olduğumuzun da göstergesi olabilir. Ayrıca muhatabımıza da farklı bir bakış açısı kazandırabilir.
İslami olmayıp da faydalı olabilecek eserler için tabii ki hiçbir şekilde okunmaz iddiasında bulunmuyoruz. Bunlarla çok fazla vakit geçirmek, eleştirimizin odağıdır. Bu konuda da çok seçici olmamız gerekmektedir. Bir Müslüman için bu tarz eserler, bir “terapi” ve “argüman” sahibi olma mesabesinde görülmelidir.
Müslümanların bu duygusal yoğunluktan soyutlanması gerekmektedir. Yani bizleri yönlendirecek okuma kaygısı, iman ve ahiret bilinciyle perçinlenmelidir. Böyle olmadığı sürece okumaya ayırdığımız zamanlar, bir rahmet olmaktan çok israf ve malayanilik boyutunda kalacaktır.
Okurlarımıza, popülizme yenik düşmemelerini, çevresel etkilere kapılmamalarını tavsiye ederiz. O çok övülen -özellikle Batılı- eserlerin, aslında bir dayatma ve kapitalizmin bir reklam başarısı olduğunu hatırlatmak isteriz.
Bir Müslüman, Nasıl Okumalar Yapmalıdır?
Müslüman bir okur, sağlam bir temel inşa etmeden önemli konularda, gelişigüzel okumalar yapmamalıdır. Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna kanaat ettirecek şey, temelin sağlam olmasıdır. Bir bina düşünelim ve o bina, temeli sağlam olmadan yükseltildiğinde sonuç ne olacaktır? Elbette ki fazla dayanamadan yıkılacaktır. Yakın bir zamanda yaşadığımız depremde, sağlam temelli binaların -Allah’ın takdiri ile- nasıl ayakta kalabildiğini hatırlayalım. İman da böyledir. O yüzden bu konuda dikkatli olmamız gerekir.
Bireysel okumalar, bazen tehlike saçabilir. Bu alanda yetkin olduğunu, kitapları sadece okuyan değil de mütalaa ettiğini düşündüğümüz yakınlarımızdan tavsiyeler almak, daha sağlıklı olabilir. Tabii bu yakınlarımızın, bizleri çok iyi tanıması gerekir. İlgimizi, tarzımızı, kapasitemizi bilen kişiler olmalıdır ki tavsiyeleri yerinde olsun. Yoksa kendilerini dikkate alarak oluşturacakları listeler, bizlerde aynı etkileri oluşturmayabilir.
Daha sistematik bir usul çerçevesinde okumalar yapmalıyız. Daldan dala atlar gibi değil de ilgimizin daha çok olduğu alanlara yönelik okumalar yapıp o alanda gerekli ilmi alabilmek, güzel olacaktır.
Hangi noktalarda eksiğimizi görüyorsak o eksiği tamamlamak adına seçimler yapabiliriz. Çağımızın fitnelerini kendimizden uzaklaştırmak, karşısında daha etkili durabilmek için ehl-i sünnet ekseninde tercihlerde bulunarak kalbi hastalıklarımızı giderebiliriz.
Kitap Seçiminde Nelere Dikkat Edilmeli?
Kitap seçiminde, yayınevi ve yazar seçimi çok önemlidir. Ehl-i sünnet olduğuna kanaat getirmediğimiz ya da güven duyamadığımız yayınevi ve yazarlardan kaçınmalıyız. Ayrıca onlara maddi destek de sağlamamış oluruz.
Kitapların dipnotlarındaki bilgiler, bazen çok önemli olabiliyor. Kim olursa olsun, kaynak olarak verilen her ismi ve eserini kesinlikle araştırmanızı tavsiye ederim. Bu, ya bir âlimimiz ya İslami kimliği olan bir şahsiyetimiz ya da ümmet nezdinde değerli bir eserimiz olabilir. Hatta adı geçen, Müslüman olmasa bile onu araştırmak, bizlere çok şey kazandırabilir. Bu sayede yalnızca bir eser okumuş olmaz, aynı zamanda bilginin isnat edildiği kaynaklara da hâkim olacağımız için dağarcığımız zenginleşecektir.
Müslüman bir okur, kitap dışında ümmetin önde gelen âlimlerinin ve şahsiyetlerinin de hayatlarını araştırmaya vakit ayırmalıdır. Yüzlerce meşhur, kilit âlimimiz ve Müslüman şahsiyetler bulunmakta ne yazık ki bunları tanımaktan aciz durumdayız!
Dinimizi öğrendiğimiz önceki alimleri bilmemek ne yazık ki büyük bir gaflet. Çok ciddi meselelere dalıp da görüşlerini aktardığımız kişilerin isimlerini, ölüm tarihlerini, hangi dönemde yaşadıklarını bilmemek gibi, çok esef verici bir hâlimiz var. Çok az olan, çoğu da kulaktan dolma bilgiler ile çok önemli meseleleri, çok basit meselelermiş gibi konuşabiliyoruz. Hâlbuki bizler, o meselelere dalmakla mükellef değiliz hatta bunları dillendirmemiz dahi doğru olmayabilir. Böyle olmamak adına Müslüman bir okurun, Müslüman şahsiyetleri tanıması gerekmektedir. Kimde Şiî, Cemmi, Mürci temayülü var, kimde itikadi sapmalar var; kişinin şahsiyeti, edebi, ahlakı, karakteri nasıldır; bunlar, bilinmesi gereken detaylardır.
Müslüman bir okur, kitapları salt okuyup geçmemeli, önemli gördüğü yerleri işaretlemeli, gerekirse not almalıdır. Kendisinden Müslümanların faydalandığı bir kişi ise daha profesyonel okumalar yapmalıdır. Buna akademik okumalar da diyebiliriz. Kendisine ait kitap notlarının olduğu defterler de faydalı olacaktır.
Müslüman bir okurun kelime dağarcığı zengin olmalıdır. Bilinmeyen kelimelerle karşılaşıldığında kesinlikle anlamlarına bakmalı, bu kelimeleri cümle içerisinde kullanarak egzersizler yapmalıdır. Halk dilinden bir kopma yaşamadan daha ilmî bir dile sahip olmamız, fayda sağlayacaktır.
Zamanın Çoğu Okumalar Yapılarak Geçirilmeli
Müslüman bir okur; sınavları, önemli meşguliyetleri ve yöneldiği harici şeyler dışında, zamanının çoğunu okumalar yaparak geçirmelidir. Bizim tavsiyemiz, yükümlülükler artmadan, dünya meşgalesi bizleri sarmalamadan günde en az on saat; yüz, yüz elli sayfa okumak, araştırmalar yapmaktır. Okuduklarımıza dair varsa dinleyebileceğimiz materyaller de es geçilmemelidir. Böylece daha pekişmiş bir ilme sahip olabiliriz. Üç beş sene sonrasında gelinen noktayı müşahede ettiğimizde şükür secdesi bizleri bekliyor olacaktır.
Mümkün mertebe akademik kariyer yapmış, ilahiyat merkezli yazarlardan içtinap edelim. Çünkü çoğu yazarda felsefe ağırlıklı bir din algısı ve sistem yardakçısı -muhafazakâr- bir görüntü söz konusudur. Ayrıca bizlere azıcık katkı sağlayacak olsalar da çok şey götürebilecek yapıdadırlar. Ayıklama yapabilecek bir tecrübemiz yoksa eğer bu durum, bizler için problem teşkil edebilir. Sakın ola ki “bal arısı” gibi olmaya çalışmayalım.
Tarih okumaları yaptığımızda tarih yazımının ideolojilerden etkilendiğini aklımızdan çıkarmamalı; daha çok tetkik üzere yazılmış tarihî eserler okumalıyız. Her duyduğu şeyi –doğru mu yanlış mı diye araştırmadan güya tarih ilmine ihanet olmaması için- kitabına alan kişilerin aktardığı tarih, ne kadar doğru olabilir ki?
Biz, selefimize yönelelim, onların iman ettiği dini yaşayalım. Öncekilerin daha salahiyetli olan İslam olgusuna sarılalım. Çoğu konuda teslimiyet göstermek elbette ki teslimiyeti göz ardı etmekten daha aklıselim bir davranış olacaktır!
Davamızın sonu, âlemlerin rabbi olan Allah’a hamd etmektir. Selam ve dua ile…
Sercan AKBAYRAK