Müslüman Açmazı/Çıkmazı ve Modernizm
Arşiv Yazarlar

Müslüman Açmazı/Çıkmazı ve Modernizm

Modern kelimesi; çağcıl, çağa uygun, şimdiki zamana ait güncel olduğu anlamına gelmektedir. Gelişen, değişen ve dönüşen dünya sürekli her alanda değişim yaşamaktadır. Yaşamın her alanı bu değişimden sosyolojik, kültürel, ekonomik ve teknolojik olarak nasibini almaktadır. Dünya halkları, bu değişimden imkân ve ortam dâhilinde etkilenmektedir. Bu etkilenme oranı, toplumların geleneksel direncine göre değişmektedir.

İslâm kimliğiyle bu çağda, modern hareket alanı bulmaya çalışan Müslüman, çizgisini belirlerken çağdaşlık ekseninde vahyi nasıl anladığını; gelenek, mitoloji ve modern zamanın kabullerinde yapısal olgusunu iyi düşünmek, araştırmak ve bilmek zorundadır. Düşünce ve yaşamsal çizgisini netleştirmediği zaman, atık vazıyette bilgi kirliliğiyle çağın içinde kendini bulacaktır. Onun için inanç, fikir, amel çelişkisi yaşamamalıdır.

Kimliği ve kişiliğiyle kendisini ilahi mesajın muhatabı kabul eden insan, ulaşabileceği en sahih bilgiyi dahi iyi özümseyip anlaması, ilahi mesajın ilk uygulayıcısını (Allah’ın elçisi) iyi tanıyıp öğrenmesi tek şarttır. İslam’ı, asrısaadette kâmil anlamda yaşamış bir toplum, ileri zamanlarda da yaşanabilmesi için zaman, mekân ve dönem olarak ciddi bir kayıttan geçirilmelidir. Tetkik ve analizlerin sağlıklı olarak ve ehli tarafından işlenmesinin zorunluluğu, her gün biraz daha kendini hissettirmektedir.

Rabbimizin bize eksiksiz gönderdiği tek metin olan Kur’an elimizde olduğu halde, şuursuz bir şekilde hareket ediyor ve farkındalığını fark ettiremiyoruz. Aksine çağa uyumluluk düşüncesiyle her gün farklı bir hayatın, ideolojinin, bidat ve hurafenin oluşturduğu bir faturanın maliyeti altında can çekişiyoruz. Ayetlerde, hadislerde, fıkıhta ve usullerde ham olduğumuz için de sürekli farklı alanlarda ve yönlerde birilerinin kalıbına sokulmaya çalışılıyoruz. Bu sebepledir ki provokatörler, her zaman ve zeminde kendilerine hareket alanı bulmaktadırlar.

Zihinler, vahyin zamana ve zemine hükmedebilme kabiliyetini elde etmeye çalışmışlardır. Tarih boyunca bütün medeniyetler incelendiğinde karşımıza çıkan temel olgu; gücün adaletiyle adaletin gücü arasındaki yaşamsal farktır.

Kullanılan eşyalar, giyilen kıyafetler, yaşanılan şehirler, insanın modern/medeni yapısını göstermez.

Eli kanlı katiller yani değerlerin, şehrin mütevazılığının, merhametin vb. ırzına geçenler, kendilerini bir şekilde yaşanılan zamanda doğrudan ve dolaylı olarak kamufle etmeyi başarmışlardır. Maskeleri düşüren, modern/medeni toplum yaşantısına elverişli hale getiren tek olgu, vahiydir.

Peki, bu kadar sıkıntı, katliam, zulüm bugün de, dün de, tarihte de varsa vahye rağmen neden kesilmiyor? Tüm sorun ve sorumluluk vahyin taşıyıcısı olan Müslümanların, vahyin ilk muhatabını (Allah’ın elçileri) ve vahyi anlayamadıkları/algılayamadıklarından kaynaklanmaktadır.

Zamanımızda tamamen eve hapsedilmeye, ferdi ibadetlerle kilitlenmeye çalışılan bir algıyla karşı karşıyayız. Düşüncede özgür gibi ve yaşantıda hayatın modern köleleri haline dönüşmüşüz, kullandığımız eşyaların lükslüğü, bu köleliğimizi kamufle ederek ayıbımızı örtmektedir.

İslam dünyası ve Müslümanlar, yaratılışları gereği bulundukları dönemlerde değişim ve dönüşümü, İslam kültür geleneğine uygun yaşamsal çerçevelerinin, ana kolonlarını koruyarak yaşamak zorundadırlar. Birçok İslam âlimi, Kur’an’ı tefsir ederken dirayet kısmını tercih ederek bulundukları zamana, vahyin gölgesiyle ışık tutmaya çalışmışlardır.

Modern çağın bilge kısmını oluşturan Müslüman ulemamız, ağır bir görevin sorumluluğuyla, yeryüzünün tamir ve ıslah edicileri olarak sadece ve sadece Rabbani bir dinin temsiliyetini sunmak zorundadırlar.

Tarihte, Kur’an’ın özünü söze dönüştüren toplumlar, yeryüzünü tamir ederek tarihin silinmez sayfalarında, unutulmazlar arasında yer almışlardır. Tıpkı Kur’an’da yer alan kavimlerin müsbet ve menfi olarak unutulmazlar arasında yer aldıkları gibi.

“Modern çağ” diye isimlendirilen bir zamanda, Müslümanlar, nasıl bir kişilik ve kimliğe bürünmelidirler?

– Allah’ın, elçileriyle bildirdiği vahyi muhataplarına samimi bir duygu ve düşünceyle aktarma sorumluluğuyla bildirmek,

– Kur’an’ın, Allah’ın sözü, kulun özü olduğunu iyi idrak etmek,

– Modern ahlak yozlaşmasının karşısında, fıtri ahlakın yaşama taşınmasının örnekliğinin önemini kavramak,

– Katı tutuculuğun kalın duvarlarını Nebi tavsiyesiyle nasıl aşılacağının inceliğini göstermek,

– Kur’an’ın yaşam değil de ibadet ve sevap aracı olarak görülmesi düşüncesini iyi analiz ederek düşünmek,

– Mitoloji, gelenek, kültürün vahyin gölgesinde iyi analiz edilerek açmazlarını düşünmek/çözmek için derinleşmek,

– Modern/klasik köleliğini, Kur’an deyimselinde iyi idrak etmek…

Kur’an, Akif’in ifadesiyle asrın idrakine sunulamadığı zaman dünya, sağlığını kaybeder, hasta bir ruhla can çekişir. Müslümanlar da bundan fazlasıyla nasibini alır.

Modern diye addedilen dünyada İslam, adeta savunma alanına hapsedilmiş. Her kesimden ve yönden saldırıya maruz kalmıştır. Bir de iç dinamiklerini kendi rahmindeki urlarla mücadeleye mahkûm kılarak, sürekli kanser hücresi gibi farklı yerlerde ve alanlarda metastaz yaptırarak, dünyamızı da ahiretimizi de adeta karanlığa teslim etmişlerdir.

Adeta Batının zihin kuşatması altında nefes almaya çalışan Müslümanlar, bireyselliğini ve şahsi hesaplarının öngörüsünü iyi hesaplamalı. Tarihi mirasımız olan birçok eserler, bize, genellikle şerh ve haşiye olarak ulaşmıştır. Taklitçiliği körükleyen, modern ile yarışı akıldan, sadece nakle havale eden bu eserler, durağan bir toplum da oluşturmuştur. Modern dünya diye addedilen bu dönemde, ilmin ışığında hayat, fikir ve yaşam kendi zemininde filtrelemeye tabi tutulmalı ve çok hassas davranılarak “vahyin gölgesinde” beyinlere ve hayata taşınmalıdır. Süreç, bunu zorunlu kılmaktadır.

Fikir ve düşünce dünyasında ciddi bir karmaşa yaşayan Müslüman gençlik, adeta kendi yörüngesini kaybetmiş, ne istediğini, ne aradığını bilmeyen bir yapıda olayların akışına kendini bırakmıştır.

Modern diye nitelendirilen bu dönemde, Müslüman aydın ve bilim adamları, tarihte bizlere emanet edilmiş, hammadde niteliği taşıyan bilgi külliyatını, dağınıklıktan kurtarmalıdırlar. Bu bilgiler, ehil ellerde işlenerek dünyadaki gerçek rolüne ve kimliğine büründürmelidir.

Fıtrat öğretisi olan vahiy, ahlaktır.

Düşünce öğretisi olan vahiy, adalettir.

Bütün vahiylerin yer aldığı kitap, Kur’an’dır.

Cevdet ÖZTÜRK

Besni/Adıyaman

 

GRUBA KATIL