Arşiv Genel Yazarlar

Mü’mince Tavır

Müslüman olmak, mümince bir tavır takınmak ve bunu hayatının her alanında mümin şahsiyetiyle yaşayarak davranmak demektir. Bu, birçok konuda nasıl davranacağını, hatta nasıl hissedeceğini bile belirler. Bu sebeple sevinçleri ve mutlulukları olduğu gibi, üzüntüleri ve kederleri de mümin tavırla karşılamak durumundayız. Bahsettiğim şey, boğazdan aşağı inmeyen, sadece kimlikte yazan bir Müslümanlık değil; hayatın her alanına aksettirilmiş, yayılmış bir tavırdır. Bu yüzden mutluluklar da daha farklı bir anlam kazanır, kederler ve üzüntüler de.
Mümince tavırda mutluluklara, geçici dünyanın geçici metaları gözüyle bakılır. Dolayısıyla nimetler ve sevinçler, mümin bir şahsiyet için olduğundan çok daha büyük ve vazgeçilmez şeyler gibi görünmez. Nimetlere bakış da farklıdır; onlar şükür gerektiren, aşırıya kaçmadan karşılanması gereken emanetlerdir. Aynı şekilde üzüntü ve kederlere de mümince yaklaşmak durumundayız. Bu yüzden çoğu zaman belki de acıları, başkalarının yaşadığı kadar derin ve sınırsız yaşayamıyoruz.
Mesela 6 Şubat depremi… Birçok insan gibi çok fazla kaybı olan insanlar olarak biz de büyük acılar yaşadık. Fakat mümince bir tavır takınmamız gerektiği için bu üzüntülere ve kedere de Kur’an ve sünnetin ışığında, belli bir sınır ve edep içinde yaklaşabiliyoruz. Çünkü hep ahiret boyutunu düşünüyoruz.
İnsanlar acılarını rahatça dışa vurup bağırıp ağlarken, biz çoğu zaman gözyaşlarımızı içimize akıtıyoruz. İnsanlar kayıplarının yasını uzun süre tutarken, biz onların şehit olmasını umarak bununla teselli buluyoruz. Hatta bununla sekinet buluyoruz. Acılarımızı çok fazla dillendiremiyor, doya doya yaşayamıyoruz. Bunu dramatize etmek için söylemiyorum. “Keşke ben de acımı bağıra çağıra yaşasaydım” demiyorum. Bilakis elhamdülillah, diyorum. Çünkü bu mümince tavır insanı hem dünyada hem ahirette koruma altına alıyor. Dünyada ruhun günden güne kararmasını engellerken, ahirette sabır ve ecir olarak karşılık buluyor. Bunu sadece paylaşmak, yazıya dökmek istedim. 6 Şubat depremlerinin yıldönümü yaşıyoruz.
Allah şahit ki Gazze’nin maruz kaldığı soykırım ve dünyada bu kadar Müslüman acı çekerken, zalimler cirit atarken, kendi şahsî acılarımıza üzülmeye bile utandık. Haya ettik. Bizim için önce ümmetin derdi geldi. Elhamdülillah ki Allah bize böyle bir şuur verdi. İnşallah bunu hakkıyla yaşayabilmişizdir. Ama şunu da söylemek istiyorum: Biz de üzülüyoruz. Her 6 Şubat yaklaştığında derin bir hüzne ve kedere gark oluyoruz. Fakat mümince tavrımız, bu acının içinde kaybolmamamız gerektiğini bize hatırlatıyor. Bu yüzden “önce ümmet” deyip kendi derdimizi dile getirmeye bile haya ediyoruz. Oysa biz de insanız. Bizim de acziyetlerimiz, zaaflarımız var. Elbette zaman zaman biz de o acının içinde kayboluyoruz. Ama mesele orada kalmamak; mümince bir duruşla yeniden toparlanabilmek.
Rüfeyde DURMAZ

Exit mobile version