Modern Çağda Gençliğin İnanç Sorunlarının Sebepleri
Arşiv Genel Yazarlar

Modern Çağda Gençliğin İnanç Sorunlarının Sebepleri

1. ROL MODEL OLMAMASI
Rol model meselesini iki başlık altında ele almak gerekmektedir. Birincisi, toplumsal anlamda rol model olabilmektir. İkincisi ise bireysel anlamda rol model olabilmektir. Bu iki meselenin ana kaynağı, Peygamber (as) dönemi ve kendisi olmuştur. Çağımızda Müslümanım, diyen bir insanın, Peygamber (as) dönemini; psikolojik, sosyolojik, ekonomik, kültürel vs. olarak ayrı ayrı incelemesi gerekmektedir. Bu inceleme neticesinde, bu çağın şartlarına aktarım yöntemini oluşturabilmelidir. Bunu yapmak için ise insanın, kendi zihin dünyasını inşa etmesi gerekmektedir.
a) Toplumsal Rol Model Olmaması
Toplumsal anlamda rol model olmak, bugün yaşadığımız coğrafya içerisinde söz konusu değildi. İnsanlık görmemişti. Ta ki Gazze bölgesindeki sıkıntıların, Rabbimizin izni ile sadece sosyal medya üzerinden aktarımlarına kadar, neticesinde etkisi çok yüksek olmuştur. Yüzlerce, binlerce belki daha da fazla insanın Müslüman olmasına vesile olmuştur. Hani Resulullah (as) insanın, İslam fıtratına göre, yani onu yaşamaya uygun olarak yaratıldığını söylemişti ya, işte bu nedenle biz sadece fıtratın kaynak ile buluşmasını sağlamalıyız. Gerisini Rabbimiz nasip edecektir. Biz bu örnekliği Peygamber (as) döneminde de görmekteyiz. Hani Rabbimiz buyurmuştu ya, “Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız. Ehl-i kitap da inanmış olsalardı elbette onlar için hayırlı olurdu, içlerinden inananlar da var fakat çoğu yoldan çıkmıştır.” diye (Ali İmran 110). İşte o ümmetin yaşadığı ve bize örnek olarak aktardığı olaya kulak verelim.
Resulullah (sav) Necd tarafına süvari gönderdi. Bunlar Beni Hanife Kabilesi’nden Sümame b. Üsal denilen bir adamı getirdiler. Bu zat, Yemamelilerin reisi idi. Onu mescidin direklerinden bir direğe bağladılar. Derken Resulullah (sav) onun yanına çıkarak: “Nasılsın ya Sümame?” dedi. Sümame şunları söyledi: “Ya Muhammed, iyiyim. Şayet öldürürsen kan sahibi birini öldürmüş olursun. İhsan edersen şükreden birine ihsan etmiş olursun. Eğer mal istiyorsan hemen dile. Sana dilediğin kadar mal verilir.” Bunun üzerine Resulullah (sav) yanından ayrıldı. Ertesi gün gelince yine “Nasılsın ya Sümame?” diye sordu. O da “Sana söylediğimdir. Eğer ihsan edersen şükreden birine ihsan etmiş olursun. Öldürürsen kan sahibi birini öldürmüş olursun. Mal istiyorsan hemen dile. Sana dilediğin kadar mal verilir.” dedi. Resulullah (sav) yanından ayrıldı. Ertesi gün gelince (tekrar) “Nasılsın ya Sümame?” diye sordu. Sümame, “Bende sana söylediklerim var. Eğer ihsan edersen şükreden birine ihsan etmiş olursun. Öldürürsen kan sahibi birini öldürmüş olursun. Mal istiyorsan hemen dile. Sana dilediğin kadar mal verilecektir.” dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav), “Sümame’yi serbest bırakın.” buyurdu. O da mescide yakın bir hurmalığa giderek yıkandı. Sonra mescide girdi. Ve “Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. Muhammed’in onun kulu ve resulü olduğuna da şehadet ederim. Ya Muhammed, vallahi yeryüzünde (şimdiye kadar) bana senin yüzünden daha sevimsiz bir yüz yoktu. Şimdi senin yüzün, bana bütün yüzlerden daha sevimli oldu. Vallahi benim için, senin dininden daha sevimsiz bir din yoktu. Dinin de benim için, bütün dinlerden daha sevimli oldu. Vallahi benim için, senin beldenden daha sevimsiz bir belde yoktu. Şimdi belden de benim için, bütün beldelerden sevimli oldu… (Buhari, Meğazi, 70; Müslim, Cihat ve Siyer, 59, 60.)
Bu örneklikte görüleceği üzere Peygamber (as), sadece ashabı ile yaşadığı hayatı, davranışları, dolayısıyla örnekliği göstermiştir aslında. Sümame ile konuşması, sadece nasılsın, iyi misin cihetinde bir konuşma olmuş, daha öteye geçmemiştir. Bu da bize, insanın görmesi ile müşahede ettiğini, doğruyu ve yanlışı sorgulayarak seçim yaptığı sonucunu göstermektedir. Bu örnekliğin ortaya çıkardığı sonuçtur. Din üzerinde sünnetullah mevcuttur. Matematikteki gibi, aynı işlem ve aynı yoldan gidilirse aynı sonuca ulaşmak, her zaman mümkündür. O zaman bize düşen, dünkü örnekliğin aynısını bugüne taşımak olmalıdır.
b) Bireysel Rol Model Olmaması
İkinci olarak Peygamber (as) döneminde, insanların dünya ve ukbaya ait meselelerin çözümü ve anlaşılması için ana kaynak olan Kur’an-ı kerimin yanında, Resulullah (as) örnekliği en etkili yöntemdir. Buna delil ise Rabbimizin Ahzap suresinin 21. ayetinde belirttiği üzere, “Ant olsun ki Resulullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için, güzel bir örnektir.” buyurmaktadır. Rabbimizin bu buyruğuna, Peygamber (as) hayatından birçok örnek mevcuttur. Biz, burada bir misalle örneklendirmek isteriz.
Ebu Hüreyre (ra) şöyle bir olay nakleder:
Bedevinin biri Mescid-i Nebevi’de küçük abdestini bozmuştu. Sahabeler, onu azarlamaya kalkıştı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (as) şöyle buyurdu:
“Adamı kendi hâline bırakın (başladığı işini bitirsin). Abdest bozduğu yere bir kova (veya büyük bir kova) su dökün. Siz kolaylık göstermek için gönderildiniz, zorluk çıkarmak için değil.” (Buhari, Vudu 58, Edep 80). Görüleceği üzere hangi durumda, nasıl bir davranış gösterilmesi gerektiği, Peygamber (as) örnekliğinde görülmüştür. Buda ashabın mükemmelleşme yolunda gelişmeye ve dönüştürmeye sebep olmuştur. Bundan geri durulduğunda veya taviz verildiğinde ise gerisin geriye dönüş başlamaktadır.
Resulullahın örnekliği ile alakalı başka bir örnek: Bir defasında, “Ey müminlerin annesi, bana Resulullahın ahlakını anlatır mısın?” diye soran bir kişiye, Hz. Aişe validemiz şöyle cevap vermişti: “Sen Kur’an okumuyor musun? Onun ahlakı Kur’an’dı.” (Müslim, Müsafirin, 139). Burada aslında ifade edilen husus, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş hâli nasıl olur desek bu, Peygamber (as) olmuştur, diye anlamalıyız. Bu da mükemmel örnekliği ifade etmektedir.
Yine Peygamber’in örnekliğinin en temel noktası İslam’ın yaşanması ve anlatılması, bunun için de önce insanlara davetin yapılması hususudur muhtemelen. Peygamber, gelen emirleri, anlayışı ile uygulamada gösterdiği çabanın neticesinde Rabbimizin şu ilahi emri tecelli etmiştir: “(Resulüm) Onlar iman etmiyorlar, diye neredeyse kendine helak edeceksin.” (Şuara, 3). Bizim buradan anlamamız gereken husus ise İslam’a davet noktasında Peygamber’in bu örneklik seviyesine ulaşmaktır. Yoksa ilahi emri yerine getirmiş olamayacağız.
1. Dünyevileşme
Bu meselenin bugün hızla yükselişe geçmiş olması nedeniyle artık, ölmek istemeyen, sınırsız dünya nimetlerine ulaşmak isteyen ve onu elde etmek için her yolu mübah gören bir insan kitlesi oluşmuştur. Peygamber (as) ise bir mesele neticesinde: “Benim dünya ile ilgim ne kadar ki? Ben, bu dünyada bir ağacın altında gölgelenen, sonra da oradan kalkıp giden, binitli bir yolcu gibiyim.” buyurmuştur (Tirmizi, Zühd 44). Görüleceği gibi, dünya hayatının aslında çok kısa olması ve yolculuk yapan bir kişinin, yolculuk sırasındaki dinlenişine benzetilmesi, aslında bu yere ne kadar değer verilebileceği gerçeğini ortaya koymaktadır. Günümüz insanları, yaşadıkları evleri güzelleştirmek için, bir çaba sarfetmektedir. Ancak asıl kalıcı olan ahiret yurdunun güzelleştirilmesi ve dizayn edilmesi gerçeğini, bilinçli veya bilinçsiz, arka plana atmaktadır. Rabbimiz bu gerçeği bize, Müminun suresinin 112-114. ayetlerinde hatırlatmaktadır. Allah, “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye sorar. “Bir gün veya günün bir bölümü kadar kaldık; işte, saymakla görevli olanlara sor.” derler. Allah buyurur: “Pek kısa bir süre kaldınız, keşke bunu (dünyada iken) bilmiş olsaydınız.” İnsanın, aceleci olma ve erteleme hastalıkları, bu ayetlere muhatap olmasına neden olmaktadır. Dolayısı ile insan, eksik olduğu hususları gidermesi ve sıkıntılarına çözüm yolu bulması gerekecektir. Aksi hâlde dünyasını ve ahiretini berbat edecektir.
Peygamber (as) vehn kelimesini, insanın dünyevileşmesini anlattığı vehn hadisinde, dünyayı fazla sevmek ve ölümü kötü görmek olarak ifade etmiştir (Ebu Davut, Melahim 5, Hadis no. 4299). Hadisin öncesinde ise ümmetin parçalanıp bölünmesine neden olan temel unsurlar olarak bu iki hususu belirtmiştir. Sonuç olarak biz dünyevileştiğimizde gücümüz parçalanacak, ebedî kalacağımız yer, cehennem olacak (Naziat, 37-39), dolayısıyla hüsrana uğrayanlardan olacağız.
2. Bireyselleşme
Modern çağda insanların sekülerleşmesi sonucunda haz, eğlence, lezzet gibi arayışları artmış; insan, ben merkezci bir kişiliğe dönüşmüştür. İnsanlar, eğer kendi kültürlerini, değerlerini, inançlarını kuşaklar arasında doğru aktarmazsa maalesef sonuç, bu şekilde olmaktadır. Bireyselleşmenin birçok etkisi vardır. Bilhassa Cumhuriyet Dönemi’nden sonra, teknolojik gelişmeye de paralel olarak bozulmalar başlamıştır. Dünyanın globalleşmesi ile de bozulmaların yaşandığı bölgelerdeki problemler, diğer bölgelere de sirayet etmeye başlamıştır.
Osmanlı İmparatorluğunun çöküş sürecinin sonrasında Müslüman coğrafya, emperyal devletler tarafından sömürülmeye başlanmış, bu sömürü sadece mali anlamda olmamış, toplumların fikir dünyalarını da etkilemiştir. Son çeyrek asırda ise iletişim araçlarının yaygınlaşması, bireyselleşme sürecini hızlandırmıştır.
3. İlmî Eksiklikler
Günümüzde toplumumuz maalesef elde edilecek olan dünyevi menfaatleri her şeyin üzerinde tutmaya başlamıştır. Bu da insanların, kendilerine ve çevrelerine en önemli etkiyi yapacak olan ilimden uzak kalmalarına sebebiyet vermektedir. İlimden uzak kalan insanların, düşünce ve kavramlara ulaşmaları, nefsani yollar ya da kendilerini etkileyebilecek insanlar vasıtasıyla söz konusu olmaktadır. Ancak kendilerince öğrenilen bu bilgilerin, Kur’an’ın ifade ettiği doğrulardan çok uzak olduğu görülmektedir. Böyle olunca yanlış bilgiler, düşünceler uygulanmakta, bu da toplumsal bozulmalara neden olmaktadır.
Müslümanım diyen insanların üzerine yüklenen tebliğ vazifesi, bir peygamber misyonu olarak yerine getirilmeyi beklemektedir. Bu doğrultudaki çalışmalar, öncelikle kendilerinin kurtulmalarına, sonrasında ise toplumun inşasına imkân sağlayacaktır.
Rabbimiz Bakara suresinin 120. ayetinde, “Eğer sana gelen ilimden sonra, onların heva ve heveslerine uyacak olursan…”, yine aynı surenin 145. ayetinde ise “Şayet sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan…” buyurmuştur. Ayetlerden anlaşılacağı üzere hem nefse hem de Allah düşmanlarına uymak, onları takip etmek veya onlara teslim olmak, kabul edilecek bir durum değildir. İlk ayet olan “oku” emri, ilmin önemini anlatmak için yeterlidir. Bu doğrultuda vakit kaybetmeden, gece ve gündüz demeden çalışmaya ihtiyacımız vardır.
4. İlmin Amele Dönüştürülememesi
İlim öğrenmenin önemini ifade etmeye çalışıyoruz. Ancak öğrenilen ilim, bir bilinç oluşturmaz ise Kur’an’ın şiddetli eleştirisine maruz kalırız. Örneğin ilim sahibi olup bir fayda sağlamayan, bir bilginin ötesine geçmemiş, bilinç oluşturmamış insanlar, Cuma 5. ayette “kemeselil himar” ifadesi ile koca koca kitaplar taşıyan merkebe benzetilmiştir. Yine Araf suresi 176. ayetinde “Kemeselil kelb” ifadesi ile kovsan da bıraksan da hep dilini çıkarıp soluyan köpeğe benzetilen insan modeli, hevasının peşinde gitmektedir. Bir diğer örnek ise Taha suresinde ifade dilen Samiri örneğidir ki bu kişi, Musa (as) döneminde, onun vahiy katipliğini yapacak kadar ilme yakındır. Ancak Musa (as), rabbi ile konuşmak için ayrıldığında böğürebilen bir buzağı heykeli yapmıştır.
Bu örneklerden anlaşıldığı üzere ilim bilmek, marifet olmamakta, ilmin amele dönüştürülmesiyle Kur’an, her bedende hayat bulmalıdır. Hz. Aişe validemizden gelen, Peygamber’in ahlakı Kur’an idi, ifadesi her Müslüman’ın rol modeli olan Peygamber’e dönüşme hedefinin nasıl olması gerektiğini ifade etmektedir.
Müslümanlar için tehlikeli olan hususlardan ilmin amele dönüşmemesi söz konusu olduğunda Kur’an’ı kerim, bizi şiddetle uyarmaktadır: “Siz kitabı okuduğunuz hâlde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Bakara, 43) Bu ayetle bilinen bilginin başkalarına aktarılması ancak aktaran kişinin yapmaması eleştirilmiştir. Yine başka bir ayette, “Ey inananlar, niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemek, Allah katında en sevilmeyen şeydir.” (Saf 2, 3) ayetleriyle benzer bir uyarı yapılmıştır.
2. AİLE İÇİ ETKİLEŞİM
a) Anne ve Babanın Ayrı Olması veya Vefatı
Anne, babası ayrı olan çocuklar, bazen anne, bazen babaları ile yeterli vakit geçirememiş olmaları dolayısıyla duygusal, davranışsal ve gelişimsel eksiklikler ortaya çıkması muhtemeldir. Ayrıca örnek bir şahsiyette bulunması gereken özelliklerden biri ve birkaçı, ebeveynlerde eksikse çocuğun temel gelişim sürecine olumsuzluklar eklemesi söz konusudur. Öyleyse evlilik akdi gerçekleştirilirken ince elenip sık dokunulması gerekmektedir. Şahısların ahlaki, mali amaçları, ilmi, kültürü gibi temel özelliklerinin benzer veya yakın olması gerekecektir.
Yine ebeveyn olacak kişilerin, psikolojik ve sosyolojik yönden gelişim göstermesi gerekmektedir. Ayrıca peygamber ahlakına sahip olma mücadelesine sahip olan bir birey yetiştirilmeye çalışılmalıdır.
Anne veya babasının vefatı ile ilgili Kur’an-ı kerim, Müslümanlara büyük bir sorumluluk yüklemiştir. Bu anlamda Müslüman’ım diyen insanların, mali güçleri nispetinde yetim ve öksüz çocuklara yardım etmesi, topluma kazandırması gerekir.
b) Anne ve Babanın İlgisiz Olması
Malum olduğu üzere anne veya babanın birinin ya da ikisinin ilgisiz olması, çocukların ilgiyi, başkalarında aramasına neden olmaktadır. Bu da çocukların ilgi gördüğü kişilere karşı bir sevgi bağı oluşturmalarına; doğruyu, yanlışı bu insanlardan öğrenmelerine neden olmaktadır. Dolayısıyla zinaya, alkole, uyuşturucuya vb. zararlı alışkanlıklara kayan çocukların geçmişlerine bakıldığında anne ve babanın ilgisiz olması faktörü görülmektedir.
Anne ve babalar olarak öncelikle İslami anlamda, sonrasında toplumsal düzen anlamında kalitenin olduğu ve problemlerin olmadığı bir yaşam istiyorsak bizim için en önemli olanın, çocuklarımız olması gerekmektedir.
c) Anne ve Babanın Eğitimsiz Olması
Ebeveynler yaşantılarını inşa ederken doğru bilgi ve fikirleri oluşturamamış olabiliyorlar. Böyle bir durumda çocuklara aktarılacak doğru bilgiler de olmamaktadır. Anne ve baba, hangi yaşta olurlarsa olsunlar, bilgilerini arttırmak, doğru bilgilere ulaşmak amacında olmalıdır ki çocukların da ilk örneklik olan ebeveynlerine benzeyecek yönleri müspet yönde olsun.
3. ÇEVRESEL ETKİLEŞİM
a) Sosyal Medya
Sosyal medya; dinî bilgisi olmayan, imani eksikliği olan, doğruyu yanlıştan ayıramayan insanlar için büyük tehlike oluşturmaktadır. Bu mecrada, zihinsel ve fiziksel sağlık problemlerine, bağımlılığa, sosyal ilişkilerin bozulmasına, siber suçlar ve güvenlik risklerine, kimlik sorunu oluşumuna, kutuplaştırıcı ve yanıltıcı bilgilere maruz kalması söz konusudur.
Sosyal medya; düzensiz uyku, göz sağlığının bozulması, beynin yorulması gibi fiziksel zararların yanında; zihinsel sorunlar da yaşayacaktır: ulaşamayacağı dünya nimetlerinin peşinde koşması, bunları elde etmek amacıyla her türlü yola başvurması gibi…
Kontrol mekanizması olmayan bireylerin; boş vakitlerini geçirmek, eğlenmek vb. amaçlarla zaman geçirdikleri sosyal medya belli bir zaman sonra bağımlılık yaparak en değerli varlığımız olan zamanın boşa harcanmasına sebebiyet verecektir. Bununla ilgili Rabbimiz Müminun suresinin 3. ayetinde, “Onlar ki boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.” diyerek Müslüman bireyler için zamanın nasıl kullanılması gerektiğini göstermiştir.
Sosyal medyada fazlaca zaman geçirmek; insanların gerçek hayattan kopmasına, insanlardan uzaklaşmasına ve bireyselleşmesine neden olacaktır. Diğer yandan sosyal ortamda kendini ifade etmek, bire bir ifade etmek gibi olmayacağı için yanlış anlaşılmalara, insanlarla ilişkilerin bozulmasına neden olacaktır.
Diğer bir boyutuyla sosyal medya insanların, siber zorbalık yapan kişi veya kişiler yüzünden psikolojik travmalara varabilecek durumlarla karşı karşıya kalmalarına neden olabilecektir. Ayrıca kişisel bilgilerin çalınması, aldatıcı içeriklerle karşı karşıya olunması dolayısıyla dolandırılma gibi durumlarla da karşı karşıya kalınmaktadır.
Kimi insanlar sosyal medyada, gerçek kimliğinden farklı, sanal kimlikler ile bulunur. Yine sanal ortamda paylaşılan fotoğraflar, videolar güvenlik açığı oluşturabilir, bu da farklı farklı kaygıların ortaya çıkmasına neden olacaktır.
Soysal medyadaki paylaşımlarda, yüz yüze gelindiğinde belki de söylenemeyecek sözlerin söylenmesi, insanların kutuplaşmasına neden olabilmektedir. Aşırı grupların; görüşlerini dikte etmeleri, öfke ile hareket etmeleri, sosyal ortamda bir kaos ortamı oluşturulmaları söz konusu olabilecektir. Bu da toplumsal problemleri, çözümsüzlüğe götüren süreçleri tetikleyecektir. Oysaki Rabbimiz bizi; parçalanmayın, bölünmeyin yoksa gücünüz zayıflar, diye Ali İmran suresi 103. ile Enfal suresi 46. ayetlerinde uyarıyor.
Bu başlık altında ele alacağımız son husus da manipülasyon olacaktır. Elbette ki daha birçok başlık ortaya konulabilir. Ancak tamamını ele almamız söz konusu olamayacağı için, önem arz eden başlıklar üzerinde durulmuştur. Kötü niyetli insanlar, belli amaçlar doğrultusunda, insanlara doğru olmayan bilgi ve düşünceleri aktararak onları yanıltmaya çalışacaklar. İnsanları manipüle ederek amaçlarına çekmeye veya amaçlarına hizmet ettirmeye çalışacaklardır. Rabbimiz Hucurat suresinde, “Size bir fasık, bir haber getirirse doğruluğunu araştırın.” diyerek duyduğumuz her haberin doğru olamayacağını ve arka planının araştırılması gerektiğini göstermektedir. Ama bilgimiz eksikse doğruyu görmemiz mümkün olmayacaktır.
b) Okul ve Çevre
Modern eğitim sisteminde değer ölçütü, sınav ve başarı olduğundan gençler, başarı için her yolu mübah görme eğiliminde olacak, ahlaki olmayan kopya, hile ya da kuralları ihlal etme gibi yollarla diğer insanların önüne geçmeye çalışacaktır.
Okulda akran zorbalığına uğrayan öğrenciler, psikolojik olarak etkilenmemek veya kabul görmek amacıyla değer yargılarından, kişilik özelliklerinden vazgeçmek veya taviz vermek zorunda kalabilecektir.
Modern toplumlarda okul ve çevre, gençleri başarı, zenginlik ve tüketim üzerinden değerlendirmektedir. Bunları elde edemeyen bireylerin, zihin değişimlerine, amaca ulaşmak için her türlü şeyi yapmalarına neden olabilmektedir. Mutluluğu, elde edilecek yegâne kazanç olarak tanımlamalarına neden olabilmekte, olumsuz örnekler, onlar için birer rol modele dönüşmektedir.
Fikirsel sıkıntıların alt yapısında, gençlerin cinsiyeti, etnik kökeni olabilmektedir. Bu da kafalarının karışmasına, bir çıkmaza girmelerine ve değerlerinden uzak kişiliklere dönüşmelerine sebebiyet vermektedir.
Günümüzde değişen normlar ile eşitlik söylemleri, gençlerin ahlaki ve dinî değerlerinden uzaklaşmasına neden olabilmektedir.
c) Modernizmin Etkisi
Modernizmin getirdiği en büyük problemlerden biri de şehirleşmedir. Bununla birlikte köyde, kasabada veya dinî topluluklar hâlinde yaşamaktan şehir hayatına, çok katlı binalara, uzanan süreçte selamın alınıp verilmediği, sohbetin olmadığı, akraba ilişkilerinin zayıfladığı bir süreç oluşmuştur. Tabii bu da insanların yalnız yaşamalarına, nasihat ve uyarıların yapılmadığı bir ortama maruz kalmalarına, dolayısıyla heva ve heveslerine göre yaşamalarına sebebiyet vermektedir.
Kapitalist sistem, insanların ihtiyacı olmadığı hâlde, devamlı para harcamalarını sağlayacak her türlü yola başvurmaktadır. Buna maruz kalan insan ise daha fazla çalışmayı amaç edinmekte, bu yüzden iş stresi ve zaman yönetiminde sıkıntı gibi sorunlar yaşamaya başlamaktadır. Asıl önemli olanın, insanın ve neslin inşası olması gerekirken bu amaç, kimsenin gündeminde olmamaktadır.
Her bakımdan zayıflatılmış olan insanlar; mutluluğu yeni yollarda, farklı düşüncelerde aramaya başlamaktadır.
d) Hedonizm
Zevk ve mutluluk temeline dayanan hedonizm insanlara, haz peşinde koşmaları gerektiğini söyler. Hedonist insan için sadece bu an vardır. Geçmişin, geleceğin bir önemi yoktur. Dolayısıyla ne kadar çok hazza ulaşırsa o kadar mutlu olacağını amaçlamaktadır.
Bu durum insanların yapay ve geçici mutluluklar peşinde koşmasına, sonucunda ise sürekli tatminsizlik yaşayan bireylere dönüşmesine neden olmaktadır. Bu durum, insanların inançlarında ciddi bir boşluğa, umursamazlığa götürebilecektir.
Sonucunda sabırsız, insan ilişkileri bozuk, nefsinin arzuları ön planda olan, egoist bir karaktere dönüşen insan için, düşüncenin dolayısıyla imanın hiçbir anlamı olmayacaktır.
SONUÇ
İnsanlar, Peygamber’i (as) rol model olarak almamaları sonucunda, Kur’an’ın ortaya koyduğu Müslüman profiline dönüşememektedir. Bu insanların, çocuklarına sunacakları doğru kişilik ve inanç özelliklerinin olmaması, problemli bireylerin ortaya çıkmasına neden olacaktır.
Bu çocukların, oluşamamış fikir ve inanç savunma mekanizmaları, çevrelerinden gelebilecek sıkıntılarla savaşmalarına yaramayacak, ahlaki ve dinî değerlerin kaybedilmesi ile sonuçlanacaktır.

M. Emre AKİF

GRUBA KATIL