Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a; salât ve selâm, nebilerin sonuncusu ve resullerin efendisi Hz. Muhammed’e, onun ehl-i beytine, bütün ashabına ve kıyamet gününe kadar iyilikte onlara uyanlara olsun.
Ümmet eğer bugün bu haldeyse, izzeti ve şerefi kaybettiyse, heybeti söndüyse, sırtlanların darbelerine çaresiz kaldıysa, yanı başında kardeşleri kıyımdan geçiriliyorsa, namusuna domuzların eli değiyorsa, Allah’ın hükümleri ayaklar altındaysa, Kur’an’ı ve sünneti terk etmiş boş ve malayani işlere daldığı içindir.
Günlerin verimsizliği ayların üzerine binmiş, ayların yükü yılların kamburu olmuş, yılların kamburu çağların bataklığına dönmüş ve çaresizce kurtarılmayı bekliyor. Hayatımızı işgal eden bu anlamsız eylemlerimiz nasıl oluyor da hayatımızın merkezinde zihin dünyamızda yer alıyor? Kendi içimizdeki boşluğu malayani şeylerle doldurmak tatmin ediyor. Ama geçici bir etkiye bırakıyor. Bu yüzden hayatımızın büyük bir bölümünü işgal etmesine müsaade ediyoruz.
Harekete geçirmeyen imanımız, nefse meydanı boş bırakmış. Önümüze gelen bütün boş işlerin bitpazarı olmuşuz. Varoluş nedenimiz -Allah kulluk- dışında herhangi bir görevin üstlenmediği fıtratımızı nasıl oluyor da bozuyor bunun dışında çıkabiliyoruz?
Yerkürede insan dışındaki hiçbir canlının boş işlerle uğraştığını göremezsiniz. Hepsi Allah’ın takdir ettiği şekilde var olur ve yok olurlar. İnsan iradesi iyi ve kötüye meyleder. İyilik her zaman takdir edilir kötülük ise kınanır ve malayani bir eylem olur.
Kişinin kalitesini uğraştığı eylem veya eylemler belirler. Nitekim bir hadiste Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: “Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi Müslümanlığının güzelliğindendir” (Tirmizi). Bu hadisten ne kadar da uzaklaştık. Kendimizi ilgilendirmeyen şeylere daldık. Müslümanlığımıza laf ettirir olduk. Bunun en büyük nedeni Kur’an ve sünnetten uzaklaşıp dünyanın içindeki putçuklara meyledişimizdir.
Boş işlere dalmamız, cihadı terk ettiğimiz zaman başladı. At üzerinden inmeyen, kılıçların şakırtısı kendileri en güzel melodi gelen ecdadımızın mirasını terk ettik. Hakikat şudur ki ne zaman aslımıza dönersek, o zaman malayani işlerden uzaklaşmış olur ve bir amaç için yaşar mücadele ederiz. “Onlar, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler” (Müminun, 3). Kimler? Müslümanlar kendilerine fayda vermeyecek şeylerden beridirler. Onlar dünya ve özellikle ahiretlerini güzelleştirecek ameller peşinden koşarlar. Akl-ı selim müminler, malayaniliğin kendisini tehlikeye atacağını da bilir. “Kul önemsemeden bir söz söyler de onunla cehenneme düşer” (Buhari) hadisi, bunun en bariz göstergesidir.
Maalesef bizler, bugün Allah’ı anmaktan uzaklaştık. Uzaklaştığımız yetmiyormuş gibi yerini; gıybet, futbol yorumları, ev-arsa ve para aldı. Kalpler katılaştı. Tebessümün yerini kahkaha, hoşgörünün yerini kabalık, kardeşliğin yeri ise menfaat aldı. Bizim gerçekliğimiz böyle. Eğer bunları göz ardı ederek devam edersek, bir arpa boy yol bile alamayız. Tevhid davasını yüceltmenin, tağutların kalesine tevhid sancağını dikmenin önünde en büyük engellerden bir tanesidir malayanilik.
İbn Kayyım el-Cevziyye’nin, “Zamanını Allah için değerlendirmeyen, onu malayani ile zayi eder” sözü, malayanin ne kadar tehlikeli olduğunu gösterir. Hasan’ı Basri ise bu konuda çok sert bir üslup takınmıştır: “Müminin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediğinde önce düşünür. Münafığın kalbi, dilinin arkasındadır. Düşünmeden konuşur.”
Müslümanlar, İslam’ın sınırlarını aştığı zaman zilletin sillesini yüzünde yedi. Cihad ile birlikte genişleyen coğrafya, ganimetlerle birlikte zenginleşen Müslümanlar, kendilerinden sonrakilerin maalesef cihadı değil, dünya malını miras alması, çocuklarının at sırtında değil de kızıl develerin sırtında seyahat etmesi, mimariye, sanata, şiire, edebiyata ve felsefeye aşırı dalmış olması, beraberinde malayaniliğin hat safhaya gelmesi sonucunda ruhen zayıflamış ve düşmanın açık hedefi hale gelmiştir. Haçlı seferlerinin bıraktığı yıkım bunun en büyük göstergesidir. Bireysel ve toplumsal olarak bu girdaptan kurtulmanın yolu, cihad ruhunu, davet heyecanını ve kardeşliği tekrardan canlandırmak olacaktır.
Müslümanlar aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakıp vahdetin yolunu aramalıdır. Vahdet için gerektiğinde mevkilerini terk edip enaniyet bataklığından kurtulmalıdır. Müslümanlar, bulundukları bölgelerde birleştiklerinde, tağutun kapısına dayanmış, malayaniliği karanlığına gömmüş olacaklar.
Rüstem AYILMAZDIR