Arşiv Genel Yazarlar

İslam’da Şehadet, Bir Müminin Ulaşabileceği En Yüksek Mertebelerden Biri

 

İslam’da şehadet, bir müminin ulaşmayı arzu edebileceği en yüksek mertebelerden biridir. Şehitlik; ölümsüzlüğe kavuşmak, Allah’ın rızasına ermek ve cennetin en seçkin nimetleriyle ödüllendirilmek anlamına gelir. Ancak bu yüce makam, sanıldığı gibi ölümü istemekle elde edilmez; Allah için, imanla ve bilinçle yaşamakla elde edilir.

İslam, ölümü arzulamayı değil, yaşamı hakkıyla yaşamayı öğütler. Çünkü ahiret, dünya ile kazanılır. Mümin için dünya bir imtihan alanıdır; hem nimeti hem de zorluğu barındırır. Dolayısıyla şehadete giden yol, hayatın içindedir — mücadeleyle, sabırla, imanla ve sebatla örülüdür.

Şahit Olmadan Şehit Olunmaz

Bir mümin, şehadeti dünyanın sıkıntılarından kaçış olarak görmemeli; bu sıkıntıların ortasında dimdik durmanın, imanını korumanın ve Allah’ın rızasına ulaşma gayretinin bir sonucu olarak görmelidir.

Hayatta karşılaştığı her durum, onun için bir imtihandır. Eğer bir musibet iradesinin dışındaysa, mümin buna sabırla karşılık verir; çünkü sabır Allah’ın rızasına ulaştıran bir yoldur. Eğer elinde bir nimet varsa, şükürle o nimetin hakkını verir. İşte bu denge, müminin hayatına anlam kazandırır.

Asıl mesele, Allah için yaşamak ve yaşama tutunmaktır. Fakat bu tutunmak, dünyevi hırslara kapılmak, ahireti unutmak anlamında değildir. Bilakis, dünyanın ahiretin tarlası olduğunu bilerek, çalışmak, üretmek, mücadele etmek demektir.

Ashabın Ruhuyla, Çağın İçinde Yaşamak

Ashab-ı kiram, yaşamayı da bilirlerdi; ama Allah için ölmeleri gerektiğinde ölmekten çekinmezlerdi. Bugünün müminleri için de bu denge önemlidir. Zira hayatın zorluğundan kaçmak, sabır gerektiren mücadeleden uzak durmak, şehadet bilinciyle bağdaşmaz.

Şehit olmanın yolu, şahit gibi yaşamaktan geçer. Bir mümin, hayatını Allah’ı hatırlatan bir duruşla sürdürmelidir. Dünyanın cazibesine, zorluklarına, zalimlerin baskısına rağmen inancından taviz vermemek; nimete şükürle, sıkıntıya sabırla yaklaşmak, gerçek şehadet ruhunun ta kendisidir.

Modern Dünyada Şehadet Bilinci

Bugün, zulmün arttığı, dinin değerinin küçümsendiği, insanların maneviyattan uzaklaştığı bir çağda yaşıyoruz. Teknoloji, yapay zekâ, felsefi sözler ve dünyevi düşünceler insanı hakikatten uzaklaştırabiliyor. İşte böylesi bir zamanda imanla, ibadetle, adaletle, sabırla yaşamak başlı başına bir mücadeledir.

Bir mümin; evlat yetiştirmek, dinini yaşamak, zalime karşı dik durmak, davet ve tebliğ için çaba göstermek, konforundan feragat etmek, bedel ödemek ve tüm bunları Allah rızası için yapmakla şehadet yolunun yolcusu olur.

Hastalıkla, engellilikle, dertle, yorgunlukla sınanırken bile yaşama bilinciyle hareket eder. Çünkü bilir ki bu hayat Allah’ın bir emaneti ve ahiretin kapısıdır.

Ve bugün bu bilincin en canlı örneklerinden birini Gazze’de görüyoruz. Tüm dünyanın sessizliğine, bombalara, açlığa, soğuğa, yıkıntılara rağmen orada insanlar hayata tutunuyor. Çocuklar Kur’an öğreniyor, gençler evleniyor, aileler birbirine sarılıyor. O şehirde, hayattan vazgeçmiş bir ruh hâli görülmez. Sabırla, imanla yaşamanın direnci görülür. Çünkü oradaki insanlar biliyor ki, yaşayarak kazanılır ahiret. Yaşamak mümin için bir yük değil, Allah’a yaklaşmanın bir yoludur. Gazze, bugün bize “Allah için yaşamanın” ne demek olduğunu yeniden hatırlatıyor.

Şehadet, Hayatın İçinde Gizli

Şehadet, sadece ölüm anında kazanılan bir mertebe değildir; bir ömür boyunca yaşanan iman şahideliğidir. Her gün, her davranışla Allah’ı hatırlamak, adaletle yaşamak, hakkı savunmak, zulme direnmek, nimete şükretmek ve imanı korumak… İşte gerçek şehadet budur.

Allah için yaşamak, O’nun rızasına talip olmaktır. Ölüm, bu yaşamın bir sonucu olarak gelir. O yüzden bir mümin için esas olan, ölümü istemek olmamalı, Allah’ın razı olacağı bir hayatı yaşamak olmalıdır.

Ve unutmamalıyız ki şehit olmak için önce şahit gibi yaşamak gerekir.

Dr Hüzeyin DURMAZ.

Exit mobile version