Bütün hamdler, yarattığı kullarına huzuru, saadeti, temiz yaşamanın yollarını kitabıyla, gönderdiği peygamberleriyle öğretip kullarının hayatını kolaylaştıran âlemlerin rabbine olsun. Salât ve selamlar ise dünya ve ahiret saadetimizin öncüsü Muhammed’edir -aleyhisselam’a-. Allah’ın rahmeti, mağfireti ise o günden kıyamete kadar onun yolunu takip edenlerin üzerine olsun.
Değerli Kardeşlerim!
Küçüklüğümüzden bugüne kadar birçok yerde “Huzur İslam’dadır” yazısını görmüşüzdür. Bu yazıyı asanlar ya namaz kılmanın gerekliliğini ya da anne babaya iyilik etmenin gerekliliğini ya da İslam’daki herhangi bir güzelliği baz alarak bu sözü arabalarına, iş yerlerine vs. asarlar. Söz doğrudur. Yazının muhteviyatı o yazıyı asanların elinden alınmış, içi boşaltılmış güzel bir duvar yazısı hâline getirilmiştir.
Huzur, Ahkâm-ı Şeriyye’dir. Mülk Suresi’nde Rabbimizin buyurduğu gibi:
اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَؕ وَهُوَ اللَّطٖيفُ الْخَبٖيرُࣖ : “Yaratan bilmez olur mu? O, bütün inceliklerin farkındadır ve her şeyden haberdardır” (Mülk, 14). Arapçada “elâ” (اَلَا); dikkat edilmesi, önem verilmesi gereken yerde kullanılır. Allah bilmez mi yarattıklarını? Nasıl ki bir mucit icat ettiğini kendisi daha iyi bilir ve anlarsa bütün kâinatı yaratan da neyi, nasıl, ne için yarattığını en iyi bilen, hesap edendir.
EL-LATÎF; mahlûkatın ihtiyaçlarını en ince noktasına kadar bilen ve bu ihtiyaçları incelikle ona ulaştırandır. İnce işleri, sırları, her şeyin detayını bilendir. El-Latîf; bütün fayda ve güzellikleri en ince ayrıntılarıyla bilendir. Kâinatı ve içindeki tüm mahlukatın hayatını idame ettireceği yöne hidayet eden de O’dur. Her mahlûkatın hayatı en ince noktasıyla güzellik, kolaylık ve huzur üzere tanzim edilmiştir. Mesela insanın çıkardığı karbondioksiti alarak kendisinden sağladığı oksijeni ona sunan bir ağaç, Allah tarafından O’nun koyduğu kanunlarıyla düzenlenmiş bir ekosistem üzere cereyan eder. [Ekosistemin İslam’daki karşılığı; kâinattaki kusursuz düzeni ve canlı-cansız tüm varlıkların birbirine olan bağlılığını ifade eden “âdetullah”, sünnetullah (Allah’ın evrendeki değişmez kanunları) ve “Mizan” (ölçü ve denge) kavramlarıdır.]
Kur’an-ı Kerim’de her şeyin bir ölçüye (kader/mizan) göre yaratıldığı ve yeryüzündeki dengenin bozulmaması gerektiği açıkça vurgulanır (Kamer Suresi, 49). Hayvanlar aleminde olsun, nebatat aleminde veya kâinatın tamamında insanın o kâinata ekleme ya da çıkarma yapma ihtiyacı olduğunu göremeyiz. Hatta o konulmuş ince ayarla oynandığında nasıl bozulmalar olduğunu görürüz.
El-Latîf ve El-Habîr olan âlemlerin rabbinin indirdiği bozulmaz, korunmuş ahkâm-ı İslam; yarattığı insanın fıtratına göre seçilmiştir. Kulların O’nun gönderdiği kanunlara uyduğu sürece saadetinin bu nizam üzere olduğunu yaşanan hayatlardan kolayca tespit edebiliyoruz.
İslam’ın ahkâmıyla yaşayan bir toplumun ve o toplumun en küçük parçası olan ferdin saadetine şahit oluyoruz. Kâinatın sahibi öyle bir mükemmellikle her şeyi yerli yerine koymuştur ki hiçbir varlık konulan kurallar üzere yaşadığında birbirine zulmetmez, hatta dayanışma üzere yaşar. Bugünün deyimiyle “Hayat, bir mücadeledir” sözü kesinlikle yanlıştır. Allah’ın koyduğu hayat mücadele değil, dayanışma üzeredir. Rabbimiz, Kur’an-ı mübînde şöyle buyurur:
“Şüphe yok ki Allah herhangi bir şeyi, bir sivrisineği, hatta onun da ötesindekini misal vermekten utanıp çekinmez” (Bakar, 26). Neden bir sinek örnek verilmiş; daha büyük, daha itibar edilen bir şey değil? İnsanların beğenmediği, kendisinden rahatsız olunduğu, sevilmeyen bir mahluk olduğu için. Benzer bir örnek de Hac suresi 73. ayette geçer: “… hepsi bir araya gelseler bir sinek yaratamazlar…” Bu ayetler, Allah’ın her şeyi, en küçük varlıkları dahi bilinçli bir gaye ile yarattığını vurgular. Bilimsel olarak yaratılış hikmetine ışık tutacak olursak:
Sineğin yaratılış hikmeti; ekolojik dengenin korunması, leş ve atıkların temizlenmesi (istihale makinesi), besin zincirinde temel rol oynamaları ve insanın acizliğini anlaması gibi hem bilimsel hem de manevi boyutları içerir. Ayrıca doğada polen taşıyıcılığı (tozlaşma) yaparak ve zararlı mikropları yok ederek ekosisteme katkı sağlarlar. Bilimsel açıklamalara baktığımızda araştırmaların bizi Allah’ın yüceliğine götürdüğünü görürüz.
Ekolojik Temizlik ve İstihale: Karasinekler ve kurtçukları; leşleri ve çürüyen bitkisel/hayvansal atıkları tüketerek doğadaki organik maddelerin geri dönüşümünü sağlar. Bu, mikropların yayılmasını engelleyen bir temizlik mekanizmasıdır.
Besin Zincirinin Temeli: Sinekler ve larvaları; kuşlar, kurbağalar, örümcekler ve balıklar gibi birçok canlı türü için hayati bir besin kaynağıdır.
Kâinattaki Dengesi: Tozlaştırıcı (polen taşıyıcı) görevleri sayesinde bitkilerin üremesine ve doğadaki çeşitliliğin sürmesine katkı sağlarlar.
Sineğin yaratılışı; Allah’ın sanatının inceliğini, en küçük varlıkta bile ne büyük görevler (hikmetler) gizli olduğunu gösteren bir mucize olarak değerlendirilir. Vücut yapısının her bir uzvunun hızlı manevralarının hayata sunduğu faydalar göz önüne alındığında bir sineğin bile bu hayata katkı sağladığını anlıyoruz. Peki, eşref-i mahlûkat olan insan, hayatını idame ettirirken tüm kâinat düzeninin onun selameti ve huzuru için tanzim edilmesine ne demeli?
Her bir emrinde binlerce hikmet olan, kulunun saadetini, huzurunu ve kolay yaşamasını hedefleyen, indirdiği ahkâmıyla, merhametiyle kulunu sarıp sarmalayan bu yaratıcı âlemlerin rabbidir. En küçüğünden en büyüğüne bütün yarattıklarını vahyiyle destekleyen, yaşantılarını kolaylığa hidayet eden bir Allah… İnsan, Allah’ın kulu için indirdiği ahkâmını incelediği zaman rabbinin kuluna ne büyük sevgi ve alaka ile gönderdiği eşsiz nizamını daha iyi anlayabilir.
İslam’a intisap etmemiş İslam dışı insanlar ondaki hikmeti anlamadığı, merak edip öğrenmediği için önyargıyla yaklaşır; kol kesmek, recim, cariyelik neden diye sorgular ve İslam’ı despotça bir nizam zanneder. Hâlbuki yukarıda saydığım hükümlerin gereğinin yerine getirilmesinde ve cezalarının uygulanmasında kulların haddi aşmaması hedeflenir.
Toplumsal suçlar virüs gibidir, salgın hastalık misalidir; eğer bu cezalar toplumun gözü önünde uygulanmazsa tüm toplumu sarar ve toplumun helaki olabilir. Rabbimiz münkeratı serbest bırakıp sonra bu münkeratı işleyeni cezalandırmaz. Münkeratın zararını önleyici tedbirler gönderdiği gibi peygamberleri ile öğretir, nasıl yaşanacağının yollarını gösterir, sonra onu cezalandırır; öyle yargısız infaz yapmaz.
Rabbimiz Yusuf Suresi 40. Ayette buyuruyor ki:
اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِؕ اَمَرَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُؕ ذٰلِكَ الدّٖينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ : “Hüküm (egemenlik kayıtsız şartsız) sadece Allah’a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
Mâlik (مالك), Rezzâq (الرَّزَّاقُ), Hâlık (خَلَقَ) olmayan hiçbir kimsenin veya hiçbir mercinin kanun koyma yetkisi yoktur. Yukarıda da zikrettiğimiz gibi yaratan yarattığını, nasıl yaşaması gerektiğini bildiği gibi gerektiğinde nasıl hükmedileceğini de en iyi bilendir. Bu sebeple inananların hayat tarzı, Kur’an-ı mübînde açık ve net bildirilmiştir.
Huzur, saadet ve kolaylık tüm berraklığıyla cihanşümul olan dinimiz İslam’dadır.
En Emin’e (cc) emanet olunuz.
Sümeyye DEMİRCİ