Kalabalıklar arasında çoğu zaman kendimizi maddi ya da manevi olarak yalnız hissederiz. Bu yalnızlık hissi, aidiyet kuramama ve boşlukta kalma duygusuyla birleştiğinde kişiyi yalıtımlaşmaya iter. Çocuklar, ergenler ve evli çiftler üzerinde ciddi sorunlar oluşturan bu durumu ve çözüm yollarını dile getirmek istedim. Umuyorum ki faydalı sonuçlar doğurur.
Yalıtılmışlık, bir kişinin yada bir şeyin dış etkenlerle temasının kesilmesi, çevresiyle bağının azalması ya da kopmasıdır. Dışarıdan ayrı tutulma, etkileşiminin sınırlandırılması gibi durumları kapsar.
Yalıtılmışlık duygusu, kişinin fiziksel olarak insanlar içinde olsa bile kendini onlardan kopuk, ayrı ve ulaşılmaz hissetmesidir. Bu kişinin gözle görünür olarak yalnız olmasından daha farklı içsel bir yalnızlık hissidir;
Anlaşılmadığını hissetmek
Duygularını paylaşsa bile karşıya geçemediğini düşünmek
İç dünyasında tek başına kalmış gibi olmak
“Buradayım ama ait değilim” hissi
Yalıtılmışlık duygusunda insanlar vardır ama bağ yoktur. Yalıtılmışlık duygusu birden oluşmaz yavaş yavaş oluşur;
Uzun süre duygularının görülmemesi
Sürekli güçlü olmak zorunda kalmak
Yargılanma korkusu
Travmatik deneyimler
Kişinin kendini açmaktan vazgeçmesi
Yalıtılmışlık duygusu, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin 3. basamağı olarak dile getirdiği “temel bağlanma ve görülme” ihtiyacının karşılanmamasıyla ilişkilidir. Yalıtılmışlık, uzun süre karşılanmamış bir ihtiyacın işaretidir.
Yalıtımlaşma, yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda sosyolojik sorunları da beraberinde getirir. Yalıtılmışlık duygusu nedeniyle en çok hata yapanlar ne yazık ki gençler ve evli çiftlerdir. Bu sebeple yalıtımlaşmış birey sosyal hayattaki rolünü yerine getiremeyeceği için yalnız psikolojik olarak sorun yaşamakla kalmaz sosyolojik sorunların oluşmasına da sebebiyet verir.
Yalıtımlaşmanın Oluşturduğu Psikolojik Sorunlar:
Depresyon
Tükenmişlik hissi
Öfke kontrol bozukluğu
Öz değer düşüklüğü
Yalıtılmışlığın oluşturduğu sosyolojik sorunlar;
Aile bağlarının zayıflaması; birlikte ama ayrı olan aile modeli oluşur.
Toplumsal güven duygusunun azalması; yakın ilişkide güven kuramayan birey topluma da mesafeli olur, aidiyet geliştirmekte zorlanır. Bu durum toplumsal çözülmeyi hızlandırır.
Dayanışma kültürü zayıflar; sorunları paylaşmamayı öğrenen kimseye yük olmama erdemine sığınır bu durum dayanışmaya engel olur.
Yalıtımlaşma bireyin önce iletişim kuramadığı kişiye, sonra kendisine ve sonra topluma uzak düşmesidir. Bu duyguyu çocuklar, ergenler ve evli çiftler bağlamında ele alacak olursak:
Çocuklarda Yalıtılmışlık Duygusu ve Sonuçları
Çoğunlukla çocuğun duygusal ihtiyaçlarının fark edilmemesi ya da karşılanmamasıyla ortaya çıkar. Çocuk, bakım verenleriyle güvenli bağ kuramadığında veya duygularını ifade ettiğinde yeterince karşılık bulamadığında iç dünyasına çekilir. Böylece çocukta;
• Sürekli suskunluk,
• Aşırı uyumlu ya da aşırı uyumsuz, tepkisel davranışlar,
• Oyun kurmakta zorlanma,
• İçe kapanıklık
Görülmeye başlar. Bu maddelerden herhangi birini gösteren çocuk yalıtılmışlık yaşıyor diyebiliriz. Uzun süre yalıtılmışlık yaşayan çocuk en büyük tepkileri ergenlikte verecek olsa da henüz oluşmakta olan kişiliğinde hasarlar oluşur;
Düşük özdeğer algısı, kimse beni görmüyor ve ilgilenmiyor demek ki ben değerli ve önemli değilim. Ben birilerine bir şeyler verdiğim zaman değerli ve önemli olurum. Bu inanç çocuğu hep verici olmaya akranları içerisinde zorbalık görmeye iter.
Zamanla duygularını tanımada ve ifade etmede güçlük; çocuk ifade ettiği duyguları görülmemeye başladığında içe çekilir ve artık duygularını ifade etmemeye başlar bu durum zamanla duygularına karşı yabancılaşmasına sebep olur.
Sosyal becerilerin zayıflaması, yalıtımlaşan çocuk toplum içerisine girmekte zorlandığı için toplum içinde yapabildiği becerileri körelmeye başlar. Paylaşma, sıra bekleme, çatışma çözme, empati kurma gibi beceriler deneyimle öğrenilir.
Yalıtılmış bir çocuk bu doğal sosyal “alıştırma alanlarından” mahrum kalır.
→ Öğrenilmeyen beceri körelir.
Kaygı ve güvensizlik duygusu; “görülmüyorum” hissi temel güveni zedeler.
Görülmek=Var olmak=Güvende olmak. Kendisini önemsiz hisseden kimse, kimseye yaslanamam inancı geliştirir.
Ergenlerde Yalıtılmışlık Duygusu ve Çözüm Yolları
Yalıtılmışlık duygusunun en çetin yaşandığı dönem “ergenlik” dönemidir. Ergen, bu dönemde kimlik kargaşası yaşar. Ailesine benzemek istemediği gibi tamamen kopma cesareti de yoktur. Ergen genç, bu dönemde sürekli şu soruları sorar ben kimim, neye aidim, neyim? Ailesinin doğrularını sorgular ve kendi doğrularını oluşturmaya çalışır. Kendi doğrularını oluşturmaya çalışırken en çok arkadaş guruplarından etkilenir. Sürekli çatışma halindedir, kuralları test eder, otoriteyle çatışır, duygularını saklar, özel alanına girilmesine izin vermez, adalet sorgusu fazlalaşır, kendi bedenini başkalarıyla kıyaslar, beğenilme kaygısı artar, görünüş ve fikirleri üzerinde değer görmeye meyleder, anlam arayışı artar, öğüt değil dinlenmek ister, çözüm değil onaylanmak ister…
Ergenin kimliği bu süreçte genelde kimlik bunalımı aşamasından sonra netleşecektir. Bunalım kısa bir süre içerisinde önemli ve anlamlı görüş açısı değişimleri ve dönüşümleri içeren duygusal ve zihinsel bir stres durumudur. Bakış açısındaki değişiklikler kişilik yapısındaki bazı değişikliklere yol açar. Oluşan bu değişiklik değişime yol açtığı gibi gerilemeye de sebep olabilir. Bazı ergenler, bunalım karşısında yaşadıkları bu zorlanmayı ve aşırı gerilmeyi kaldıramayıp geriler ve bir tür rol karmaşası yaşarlar. Rol karmaşası yaşayan ergen psikososyal konumunu belirlemekte başarılı olamaz, karar verme gereğinin kendisini tehdit ettiğini düşünür, karar verememesi yetersizliğini sürekli arttırır bu durum başkalarından uzaklaşmaya ve yalıtılmışlık duygusunun oluşmasına sebebiyet verir.
Yalıtılmışlık duygusuyla birlikte ergende:
İçe kapanıp odasına çekilme
Öfke patlaması
“Beni anlamıyorsunuz” çıkışları
Riskli davranışlar (madde, ekran bağımlılığı, kaçış, intihar)
“Kimseye ihtiyacım yok” savunması
Çözüm yolları nelerdir?
Ergen, yalıtılmışlık duygusuna bağ (bir yetişkin ile iletişim) kurarak çözüm bulma ihtiyacını bastırması sebebiyle girer. Bu sebeple ilk yapmamız gereken güvenli ve sağlıklı bir iletişim kuracağı bağ geliştirmektir.
Oluşturulan bu bağ ile ergen anlaşıldığını hissetmeye başlayınca açılmaya başlar.
Bu yetişkin ile ergen düzenli sohbetler, bir kulüp, spor ve sanat faaliyetleri geliştirmelidir ki ergen aidiyet kurmaya başlasın.
Dijital dünyayı yasaklamak yerine dengede tutmak. Bu ikinci maddede dile getirdiğimiz aidiyet unsurlarıyla dengede tutulur.
Ergenin yalnız olmadığını, görüldüğünü, bir anlamının ve parçasının olduğunu hissettiren bir ortam oluşturmak ergeni yalıtılmışlık duygusundan koparmanın en etkili çözümü budur.
Çiftlerde Yalıtımlaşmaya Sebep Olan Unsurlar ve Çözüm Yolları
Çiftlerde yalıtımlaşma, eşlerin aynı evde yaşayıp duygusal olarak birbirlerine temas edememesi halidir.
“Yan yanayız ama ayrı dünyalardayız.” “Anlatacak çok şeyim var ama sana değil.” “Konuşsam da beni anlamayacaksın.” Bu durum, evliliğin bitmiş olduğu anlamına gelmez ama bağın zayıflaması anlamına gelir.
Evli çiftlerde yalıtımlaşma nasıl oluşur?
1. Duyguların sürekli geçersiz kılınması:
• Büyütüyorsun!
• Yine mi başladın!
• Bunda alınacak ne var?
Zamanla kişi şu mesajı kodlar; “anlattırsam değersizleşiyorum, susmalıyım.”
2. İki taraftan birinin değerlerinin küçümseyerek hafife alması:
• O topluluğun içine gittin ne oldu?
• O arkadaşında ne buldun?
• Sana hayatında bizden başkası olmamalı diyorum!
Muhatabına alan açmamak kişiyi yalıtımlaşmaya iter nasıl olsa beni anlamayacak düşüncesi paylaşımı zedeler ve içe kapanmaya neden olur.
3. Çözüm odaklı ama temas yoksunu iletişim:
• Sorun çözülür ama duygu görülmez.
• “Tamam, hallettik” denilir ama bağ onarılmaz.
Evlilik sadece problem çözme yeri değil duygu paylaşımıdır. Duygular paylaşılmıyorsa iletişim kopar. Hiçbir kimse kendisini anlamayacak biri ile çiçek açamaz, anlamanın yolu duygu paylaşımından geçer.
4. Rollerin ilişkiye baskın gelmesi:
• Anne-baba rolü
• Geçim rolü
• Kariyer rolü
Bu durumda çiftler iyi bir ekip olur ama karı koca olamaz.
5. Güvenli alanın kaybolması:
• Söylenilenin aleyhte kullanılması
• Özelin dışarı taşılması/sadakatin kaybolması
• Alay, küçümseme
• Eksiklerin yüze vurulması
Çiftleri birbirinden ayırıp yalıtımlaşmasına sebep olan en büyük etmen “güvenli alanın kaybolmasıdır.” Güvenli olanı bulamayan çiftler “susarak” kendilerini korumaya almaya çalışırlar. Bu suskunluk, zamanla yalıtımlaşmaya dönüşür.
6. Dijital kaçışlar:
• Telefon
• Dizi
• Sosyal medya
• Sürekli meşguliyet
Güvenli alanı bulamayan çiftler, dijital alanı kaçış yolu olarak görürler. Zamanla bu alan birbirlerinden daha da uzaklaşmalarına sebep olarak yalıtımlaşmalarına sebep olur. Şayet eşinizle;
• Konuşmalarınız günlük iş ile sınırlıysa,
• Duygusal konulardan kaçınıyorsanız,
• Aynı ortamda farklı dünyalarda yaşıyorsanız,
• Fiziksel yakınlığınız az ve hatta ihtiyaç kadar sınırlıysa,
• “Beni anlamıyor” düşüncesi sık sık zihninizi meşgul ediyorsa,
yalıtımlaşmışsınız demektir.
Yalıtımlaşma, bir evliliğin bitişine sebep olan en büyük etmendir. İnsanlar birbirleriyle sükûnet bulmak için evlenirler, Allah’ın (cc) insanların birbirlerine karşı sevgi beslemelerine sebep olan bağı koyma gayesi de budur:
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
“Kendilerinde sükûnet bulup (huzura kavuşasınız) diye sizin için nefislerinizden eşler yaratması, aranızda sevgi ve merhamet kılması da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda, düşünen bir topluluk için ayetler vardır” (Rum, 21).
Birbirlerinde sükûnet bulmak için evlenen çiftlerin birbirlerinden uzaklaşması o evliliği ıstıraba dönüştürür. İnsanın fıtratında sükûnet bulma arayışı vardır. Azaba dönüşmüş evlilik. Sükûnet bulma arayışı çiftleri yanlış yapmaya, harama uzanmaya itebilir. Öyleyse çiftler arası yalıtım nasıl çözülür biraz da bunu dile getirelim:
a. Muhatabının duygusunu savunmadan dinlemek:
Amaç hiçbir zaman haklı olmak olmamalı ve temas kurmaya çalışılmalıdır. Bu sebeple temas kurabileceğimiz cümleleri tercih etmeliyiz: “Böyle hissetmene sebep olan ne oldu?”
b. Günlük değil, duygusal sohbet:
Bugün nasılsın? Seni zorlayan bir şey oldu mu? Seni mutlu eden bir gelişme veya bir durum oluştu mu?
c. Rol dışı zaman geçirmek:
Birbirinize karşı ebeveyn gibi davranmadan ve ev arkadaşı rolünden çıkarak “hayat arkadaşı/sevgili” bağı ile zaman geçirmek.
Ciflerde; genellikle hanımlar ebeveyn rolünde, beyefendiler ise ev arkadaşı rolünde hareket ederler. Bu da her iki tarafı birbirinden uzaklaştırır. Kadın, eşine karşı annesiymiş gibi davrandığında eşi hanımından uzaklaşmaya başlar; erkek, hanımına karşı ev arkadaşıymış gibi (erkek gibi) davrandığında kadın eşinden uzaklaşmaya başlar.
d. Güvenli dil:
Alaysız, tehditsiz, geçmiş defterleri açmadan iki tarafında birbirini rencide etmediği, iki tarafında birbirini güvende hissettiği alan oluşturmak.
e. Manevi ortak zaman:
Birlikte kitap okumak, birlikte namaz kılmak, birlikte film izlemek gibi.
Evli çiftlerde yalıtımlaşma; birlikte susmayı öğrenmenin bedelidir. Bağ ise yeniden konuşmayı seçtiğimiz anda oluşabilir.
Okuduğunuz için teşekkür ediyorum. Umarım bu yazım bir çok sorunun çözümüne vesile olur, yuvanızı huzur; benim yüreğimi, dualarınızın getirdiği es-selam ve eş-şekür isminin tecellisi kuşatır.
Psk. İmren Şahin BÜYÜKÖZ