Hakkı BİLİR
(Bu bir özeleştiri yazısıdır.)
Galiba sağlam aldatıldık.
Çok garip bir samimiyetsizlik hepimizi kapladı.
Söze nerden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Sartre’ın meşhur bir romanı vardır, bana göre varoluşçuluğunun zirve eseridir. O romandaki başkahramanın, etrafındaki bütün nesnelere karşı ‘bulantı’sı oluşmaya başlamıştır ya, aynen öyle bir durumdayım. Şimdi düşünüyorum da iyiye gideceğimize dibe doğru vuruyoruz.
Medeni olmak demek teknolojide ileri olmak demek değildir. Avrupa’nın ve dahi cümle gelişmiş ülkelerin teknoloji çöplüğüne dönmüş durumdayız; ama var olan bir medeniyetimizi de kaybetmiş haldeyiz.
İktidar ve güç hepimizi sarhoş etti. Hem de haddinden fazla. Sarhoşluk samimiyetsizliği samimiyetsizlik birbirimizin ardından kuyu kazmayı getirdi. Hepimiz birbirimizin kurdu olduk. Hepimiz birbirimiz için potansiyel tehlikeyiz. Dün başkalarında eleştirdiğimiz ne varsa aynısını bizler yapıyoruz hiçbir problem yokmuş gibi de davranıyoruz. Dün malum “cemaat”i taviz vermekle suçlayanlar, bugün sırf koltuklarını korumak için bin kat daha taviz verir duruma gelmişler. Bunun adına da ilmi siyaset diyorlar. Yerler öyle ilmi siyaseti.
Kur’anî düşüncenin olmadığı yerde, doğru fiiliyat olmaz.
Son on iki senedir yetişen dindar nesle bakın. Kafe köşelerinde yiyişmekten ve nargile tüttürmekten başka hiçbir işe yaramıyorlar. Meselesizler, mesnetsizler… Yükseldikçe, en yükseğe çıkan eşrefi mahlûkat olan insanın tam tersi vaziyetindeler. Yani alçaldıkça ‘aşağılık maymunlardan’ bile daha aşağılık bir haldeler.
Ezeli ve ebedi mahrumcu ve moda malumcu bu zavallı tipler, ‘bir gün acaba ben de firavun olabilir miyim?’ kaygısıyla dün sövdükleri ne varsa, bugün ölümsüz savunucuları haline geldiler. Gücün etrafında kümelenmişlere, nasiplenenlere, nemalanlara bakıyorum da gram samimiyet göremiyorum. Ha şimdi denilebilir ki sen ne kadar samimisin? Şunu açık yüreklilikle ifade ediyorum ki: dün sövdüğünü bugün kabullenen kim varsa, alayından daha samimiyim.
Keşke, diyorum bazen, 28 Şubat devam etseydi. İzler öyle birbirine karıştı ki! İşin içinden çıkılmaz bir hal aldı.
Bugün, belki başı-örtülü bir şekilde üniversiteye girilebiliyor; ama yani sadece başı-örtülü. Ha bir de ekstradan güneş gözlüğü. Erkeğimiz dersen ayrı bir samimiyetsizlik abidesi. Abazalığımızı, azgınlığımızı İslami sosla gizlemeye çalışıyoruz. Bugün gücün etrafında kümelenenlerin birçoğu dava adamı pozunda dolanıyor piyasada. Ama ne kadar ahlak ve seciye veremi olduklarını bilen bilir.
Daha iki sene öncesine kadar, oturulan ortamlarda hükümete saydıranlar bugün onlara besteler yapıyorlar! Kim oldukları malum! Şimdi, kimse kalkıp bunlar hakikati gördü, demesin. Bunlar paranın, şallı kızların ve lüks arabaların kokusunu aldılar. Sarayda soytarılığın işe yaradığını gördüler. Bunlar her devrin adamı.
Bencillik almış başını gidiyor. Niye? Göze girme ihtimali. Pastadan pay kapma ihtimali. Tabi bu esnada inanılan, mücadele edilen değerlerin tamamı da gidiyor. Tabi vicdanı rahatlatmak adına çeşitli bahaneler uyduruluyor. Şerrin hayırlısı gibi, falan filan.
Hepimiz birer firavun namzediyiz. Ve o makama ulaşmak için birbirimizi ezmekten geri durmayacağız. “İnsan, insanın kurdudur” sözü rasyonalizmin zirve dönemini yaşadığı çağda söylenmiştir. Bugünse paranın, karının, hırsın ve benmerkezciliğin zirve yaptığı, muhafazakârlaştıkça ahlaksızlaşıldığı bir dönemde yeniden canlandı. Hepimiz birer firavun namzediyiz ve birbirimizin kurduyuz. Aynı dönemde yaşamaktan şeref duyduğum ve inandığı değerlerin bedelini ödemiş bir mütefekkir diyor ki; “kahraman çağına meydan okuyan adamdır.”
Çağa meydan okuyacağız. Başka şansımız yok.
Dünün radikal abileri bugünün en yumuşak karınlı soft İslamcısı olsalar bile iffet abidesi kızlarımızın saçını kapatıp bilmem nerelerini açarak, kafe köşelerinde azgın nefislere meze olsalar bile; gençlerimiz, şalının başındaki gözlük ve türbanının altındaki daracık elbiseleriyle bütün mukaddesatından vazgeçse bile; hak bildiğini hakikat bildiğini bedeli ne olursa olsun ödeyenlere selam olsun.
Neyse, sağlam aldatıldık vesselam beyler! Teferruatlıca düşününce, kazanımlardan çok kaybettiklerimizi idrak ediyorsunuz. Değişen tek şey “yiyiciler” oldu; Müslüman(!) etiketli yiyiciler… Düne kadar herkesi yumuşaklıkla suçlayıp tekfir eden ağabeyler, sizler de yiyin.
Yiyin efendiler sizlerde yiyin!
NOT: Bu Yazı Genç Birikim Dergisinin Eylül 2014 Sayısında Yayınlanmıştır.


Follow