Okumuş yazmış, beyaz yakalı, isminin başında prof, doç, dr, yazan kendini bilinçli addeden gurupta, ilgili olduğu dalda kusursuz bir yapıyı gören, hassas ölçümleri, yaratılmışlar üzerinde üstün mühendislik özelliklerini gören zatın, bu dünyanın, yaratıkların tesadüfen oluşmayacağını anladıklarında, yapmaları gereken yaratıcı kavramını kabul etmeleridir. Bundan kaçamayacağını anlayan, aklın kabul edebileceği bir teori geliştirmesi lazım gelir. Bu noktada deizm devreye girer. Deizm, bu mükemmel yapının yaratıcı olmadan meydana gelmeyeceğini kabul eder. Fakat kabul etmek, namaz, oruç, zekât, hac gibi İslam’ın yapmamızı istediği mükellefiyetleri getirir. Bunlar nefse ağır gelen sorumluluklardır.
Deizm’de, kâinatı yaratıcı yaratmıştır; fakat köşesine çekilmiş, dünya işlerini insanoğluna bırakmıştır. Artık dünyayı dizayn ve yönetim işlerini bizlere bıraktı. Düşüncesi yatar. Tabii ki bu düşünceye inanınca, insanın üzerinden ibadet mükellefiyeti ortadan kalkar.
Yahudi inancında yedi kollu şamdan (Menora) yedi günü sembolize eder, yaratıcı altı günde kâinatı yarattı ve yoruldu, yedinci gün köşesine çekildi, dinlendi. Yahudilikte Cumartesi günü çalışmak haramdır. Rabbimiz gibi bizde dinlenmeliyiz denilmektedir. Rabbimize de, insani vasıf olan yorgunluk atfedilerek, çok yorulduğu, dinlenmeye çekildiği, dünyanın ve kâinatın yönetimini bizlere bıraktığını düşünmektedirler. Burada kendimize sormamız gereken soru: Yaratıcı, kâinatı yarattıktan sonra köşesine çekilip, dinlenmekte midir? Yoksa Hayy (cc) ismi gereğinde düzenlemelerine, müdahalelerine devam mı etmektedir.
Sorumuzun cevabını yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’den arayacağız:
“Allah kocası hakkında seninle tartışan ve Allaha şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah sizin sürdürdüğünüz konuşmayı işitmekte idi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir. Hakkıyla bilendir” (Mücadele, 1). “İçinizden kadınlarına zıhar (Sen benim için anam gibisin demek) yapanlar bilsinler ki o kadınlar onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar, hoş karşılanmayan ve yalan bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah çok affedicidir. Çok bağışlayandır” (Mücadele, 2). Ayetin nüzul sebebi, bir şahsın karısını anası gibi görmesi, kadının da Peygamber Efendimize gelerek mücadele edip, hakkını araması, Peygamber Efendimizin de “benim yapabileceğim bir şey yok” demesi üzerine, Mücadele suresinin bu ayetleri nazil olmuştur. Kadının mücadelesini, hakkını aramasından dolayı bu sureye “mücadele” ismi verilmiştir.
“Yüzünü ekşitip başını çevirdi, görme engelli o kişi geldi diye. Ama sen nereden bileceksin, belki o kendini arındıracaktı. Yahut o bir öğüt alacak, bu öğüt kendisine fayda verecekti. Sen ise kendini her bakımdan ihtiyaçsız görenle ilgileniyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu tutulmayacaksın ki” (Abese, 1-7 ayetler). Peygamber Efendimizin (sav) Mekke’nin ileri gelenlerine İslami anlatırken, ama Ümmü Mektum’un (ra) içeri girmesi ve ortamdan habersiz olması dolayısıyla resule soru sorup, sohbetin bölünmesinden dolayı Resulullah’ın (sav) yüzünü ekşitmesi üzerine Allah (cc), resulüne (sav) vahiyle uyarıda bulunmuştur. Sure, ismini yüzünü ekşitme, başını çevirmeyi abes iş manasına gelen abese kelimesinden almaktadır.
“Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allahın sana helal kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” (Tahrim, 1). Tahrim, haram kılmak manasına gelmektedir. Allah resulünün kendisine helal olan bir şeyi haram kılması üzerine Allah (cc), resulünü ikaz ederek yaptığının yanlış olduğunu, bu yanlıştan dönmesi gerektiğini, yanlıştan dönerse kendisini affedeceğini bildirmektedir.
“(Ey peygamber eşleri!) Eğer siz ikiniz Allaha tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer peygambere karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır. Cebrail de, Salih Müslümanlar da, bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar” (Tahrim, 4). Nüzul sebebi olarak tefsirlerimizde; Allah resulünün Hz. Aişe’ye bir sır verdiği, Hz. Aişe’nin bu sırrı koruyamayıp Resulullah’ın eşi, Hz. Ömer’in kızı Hafsa annemize sırrı anlattığı, Peygamber Efendimize ve diğer eşlerine karşı ittifak kurmaları üzerine bu ayetlerin indiği aktarılmaktadır. Allah (cc), resulün eşlerine yaptıkları yanlıştan dolayı onları azarlamakta, resulüne karşı benzer tertip içine girenlere karşı, “Allah (cc), Cebrail, melekler, salih Müslümanlar onun yanındadır, kimleri karşınıza aldığınıza bir bakın” diyerek, resulüne tertip içine girenlerin akıbetinin hüsranla biteceğini bizlere bildirmektedir.
“Onların bağışlanması için Allaha ister dua et ister isteme; onların affedilmesi için yetmiş kere de dua etsen Allah onları bağışlamayacaktır. Çünkü onlar Allah ve resulünü inkâr etmişlerdir. Allah günaha batmış kimseleri doğru yola iletmez” (Tevbe, 80). “Ve onların arasında ölen hiç kimsenin namazını kılma, mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah ve resulünü inkâr ettiler ve yoldan sapmış olarak öldüler” (Tevbe, 84). Abdullah b. Ubey (münafıkların başı) vefat etmiş, mümin oğlu Abdullah, Resulullah’tan (sav) babasını kefenlemek için gömleğini istemiş ve cenaze namazını kıldırmasını rica etmişti. Resulullah da (sav) Abdullah’ın ricasını yerine getirmek için hazırlanıyordu ki, Hz. Ömer’in şiddetli muhalefetiyle karşılaştı. Münafıkların cenaze namazını kılmaması gerektiğini söylüyordu. Tevbe suresi 80 ve 84’üncü ayetler, Hz. Ömer’in görüşünü doğrulamak için indirilmiştir. Resulullah da Abdullah b. Ubey’in cenaze namazını kıldırmaktan vazgeçmiştir.
“Siz kıymet bilmez bir topluluksunuz diye biz de sizi kuran ile uyarmaktan vaz mı geçelim? Sizden önce gelip geçenlere de nice peygamberler gönderdik” (Zuhruf, 5-6). Kâinatın yaşının 14 milyar yıl olduğu tahmin edilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de 25 peygamberin ismi geçmektedir. Ayrıca Yunus 44. ve Nahl 36. Fatır 24. ayetlerde her kavme bir peygamber gönderildiği bildirilmektedir.
“And olsun senden önce de peygamberler gönderdik. Onların bir kısmını sana hikâye edip anlattık, bir kısmını anlatmadık” (Mü’min, 78). Ayetten Kur’an’da geçen 25 peygamber ve salih kimse mi? Peygamber mi? olduğu şüpheli 3 kişiden (Üzeyr, Lokman, Zülkarneyn) başka ismi geçmeyen peygamberler olduğunu anlıyoruz. İnsanlık tarihi boyunca 124 bin peygamber gönderildiğini peygamber efendimizin hadisinden anlıyoruz (Müsned, 5/265-266; Hibban, 2/77).
Allah (cc), Hayy ismi şerifince 14 milyar yıl boyunca insanları doğru yola, imana iletmek için 124 bin uyarıcı göndermiş, müdahalede bulunmuştur. Çekilip köşesine istirahat etmemiştir. Kâinatımızı, dünyamızı kendi haline bırakmamıştır. Dünyamızı bizlere bırakmış olsaydı, bizler çoktan dünyanın ve kâinatın sonunu getirmiştik. Dünyada mevcut atom bombası sayısı 12300’dür (Kaynak: ABD Bilim Adamları Federasyonu).
Çinli bir bilim adamı, 400 atom bombasının dünyadaki canlı neslinin sonunu getireceğini söylemektedir. Mevcut atom bombası sayısı, dünyamızı fazlası ile yok edecek güçtedir. Rabbimizin 14 milyar yıl boyunca müdahaleleri olmasaydı, insan ve canlı nesli yeryüzünden çoktan silinmişti.
Sonuç olarak yazımızda, ana fikir olarak Hayy (cc) (canlı, diri, hayat sahibi) ismi şerifince Deizm (dünyayı yaratıp, müdahale etmemek) düşüncesini Kur’an-ı Kerim’den örneklerle, dilimizin döndüğünce anlatmaya çalıştık.
Cefai DEMİREL