Hamd, övgü, sena, teşekkür âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’a; salât ve selam da biricik örneğimiz, rehberimiz, önderimiz, öğretmenimiz olan peygamberimiz Hz. Muhammed’edir.
Yaz tatili geldi ve okullar, büyüğüyle küçüğüyle dinlenmeye çekildi. Okulunu sevmeyen öğrenciler için bir bayram sevinci olur tatil; okulunu seven ama derslerden yorulan öğrenciler için de bir dinlenme, moral ve motivasyon depolama anlamını taşır tatiller. Tabi aynı şeyi, öğretmenler için de söyleyebiliriz sanırım.
Genellikle yaz tatillerinde belli planlar, projeler çizilir öğrenciler üzerine. Müslüman aileler, evlatlarını camilere ve Kur’an kurslarına gönderirler ki okul zamanlarında öğrenmeye pek fırsat bulamadıkları dinî eğitim ve öğrenimlerini buralar vesilesiyle gerçekleştirsinler. Sonuçta yine bir şeyler öğreniyorlar, bir şeylerin ödevinde bulunuyorlar. İlginçtir ki sadece yaz tatilleri için geçerlidir bu hâl. Peki, yarıyıl tatili ya da başka bir kabulle on beş tatil denen tatil zamanlarında, çocukların ihtiyacı olmayacak mı İslam’ın eğitim ve öğretimine? Bu soru önemli olsa gerek.
Allah sevgisini, ona boyun eğmeyi, secdeyi, duayı, birlikte saf tutmayı, beraber hareket etmeyi, beraber gülüp beraber ağlamayı öğreten camiler ve mescitler…
Mazlumlar için, Allah yolunda cihad edenler için sevginin beslendiği, dualar edildiği, maddi ve manevi destek için yollar arandığı camiler ve mescitler…
Yüzlerin güldüğü, koşulup oynandığı, çocukların mutlu olduğu, hem oynayıp hem öğrendiği huzur veren camiler ve mescitler…
İşte tam burada, Mustafa Ökkeş Evren’in Nar Yayınlarının çocuk yayınları kuruluşu olan Nar Çocuk’tan çıkmış olan “Arkadaşım Cami” isimli çocuk romanı çalışması, yardıma koşucu özellikte. Son yıllarda çocuk yayınlarına şiir, hikâye ve romanlarıyla katkıda bulunan yazar, bu eserinde başarılı bir dille çocukları camilerle arkadaş kılmanın derdine düşüyor. Evet, kitapta yaz günlerine yönelik yapılacakların ağır bastığı doğru. Ama bunun, kışa denk gelen on beş tatilde de dikkate alınması gerektiği de ayrı bir ‘doğrumuz’ olmalıdır.
Yazar Evren, bir anlamda kendini, kendi çocukluğunu ya da idealindeki çocukluğu yansıttığı bu güzel ve sevimli çalışmasında, evlatlarına hem örnek olan hem de kendi çocukluk hatıralarını onlara her akşam, vakit buldukça anlatan bir babayla muhatap ediyor okuyucuyu. Minik yüreklerin pür dikkat ve pür heyecanla ve dahi büyük bir merakla dinledikleri babaları, neler yaşamış, neler! Yaşadıklarının içinde, çocuklara en ilginç ve en unutulmaz gelen, küçük bir çocukken cami ile olan arkadaşlığıdır. Eve giderken yaşadığı güzel duyguları, camiye giderken de yaşaması, onun camiyle yakınlığının bir işaretiymiş. Bir çocuğun; akşam olduğunda, oyun bittiğinde, hava soğuduğunda, acıktığında, susadığında, düşüp dizini kanattığında, yorulduğunda, okul paydos olduğunda eve giderkenki duygusu nasılsa onun, camiye giderken yaşadığı duygu da aynı olurmuş.
Camiye giderken hiç yabancılık çekmemiş, kendini yalnız ve mahzun hissetmemiş; aksine sıcak ve güvenli bir evdeymiş hissine kapılırmış. Çünkü ona, caminin Allah’ın evi olduğunu öğretmişler. İnsanın Allah’a en yakın olduğu zaman, çocukluk zamanıymış. Bundan dolayı çocuklar orada rahat davranırlarmış, oraya giden çocuklar, güvenlik ve esenlik duygusu içerisinde büyürlermiş. Roman kahramanlarından biri olan baba da işte bu duygularla büyümüş. Kendine hep güven duymuş. Camide saygıyı, sevgiyi, edebi öğrenmiş. Saf tutmayı, safları sıklaştırmayı, tespih dağıtmayı, cemaatin ayakkabılarını düzeltmeyi öğrenmiş. Böylece daha o yaşlardayken büyükler tarafından adam yerine koyulur ve bundan ötürü de çok sevinir, tarifi imkânsız duygulara kapılırmış.
Bu güzel baba, bir de şunun üzerinde durur çocuklarına konuşurken: okul arkadaşlığından, asker arkadaşlığından, iş arkadaşlığından hep bahsedildiğini ama cami arkadaşlığından hiç bahsedilmediğini söyler. Oysa cami arkadaşlığı da önemlidir çocuklar için; belki de önem sırasında en baştadır. Otuz beş, kırk yıl önce aynı camide beraber Kur’an öğrenilen, ramazan ayında teravih namazı için en arka safta durulan, birbirini dürtükleyip kıkır kıkır gülüşülen arkadaşlıklar da anlatılmalı, hatırlanmalıdır.
Tabii bu anlatılanlar, daha çok küçük yerleşim bölgelerinde oluveriyor. Maalesef şehirlerde çocuklar; camilerden, camiler de çocuklardan mahrum kalıyor. Bu anlamda mahalle ve köy çocuklarını hatta camilerini şanslı, nasipli görmek gerek. Onların birbirleriyle buluşmaları daha kolay ve daha doğal olmaktadır. Ya büyük şehirlerin camileri, ulu camileri, çarşı camileri… Onlar, ancak bayramdan bayrama, kandilden kandile buluşur oldular çocuklarla. Çünkü şehirlerin her yanını alışveriş merkezleri kaplamış; araçların çokluğundan, binaların büyüklüğünden camiler görülemez olmuş.
Ebeveynler, çocuklarını şimdiden camilere, cemaate ısındırmak için bu yaz tatilini bir fırsat bilmeliler. Ramazan ayı, bayram günlerini de iple çekmeliler. En güzel ve en kıymetli meyve olan çocuklar, yaşken eğilmeliler, küçümen başlarını her bir şeyin sahibi, ilahı ve Rabbi olan Allahu teâlânın huzurunda eğmeliler ki büyüyünce hiçbir zulmün, şirkin, küfrün ve fuhşun karşısında eğilmesinler, bir elif gibi dimdik dursunlar. Dik durmanın şartı, yüce yaratıcının karşısında hep eğik olmaktır.
Hakikatleri bu denli hatırlamamıza ve hatırlatmamıza vesile olan yazar Mustafa Ökkeş Evren, Arkadaşım Cami isimli eserinden dolayı büyük bir teşekkürü hak ediyor. Hem anne babaların hem de çocukların bir nefeste okuyabileceği bir roman çıkarmış. Ellerine, emeğine ve yüreğine sağlık yazarın.
Fatih PALA
fatihpalafatih@gmail.com