Rabbimiz, ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, o da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz” (Muhammed sûresi, 7).
Allah’ın Yardımı Nasıl Gelir?
Âyet-i kerîmede, “Siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder.” buyrulmaktadır. Şüphesiz Allah Teâlâ’nın kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur. Kullarına yardım eden odur. Şu halde “Allah’a yardım etmek” sözü mecazidir. “Allah’a yardım” demek, “O’nun emrini tutmak, dininin öğrenilmesi ve yayılması için çaba sarf etmek Allah’ın dini için yapılan toplantılara sohbetlere katılım sağlamak ve bu maksatla Resûlü’ne yardımcı olmak” demektir. Dünyada, “Bir evim iki evim olsun, iki arabam olsun, param çok olsun, yiyeyim, içeyim, arada bir de birilerine yardım edeyim.” demekle Allah’ın dinine yardım edilmez! Peygamberlerin hiçbirisi bu şekilde bir hayat sürmemiştir. Allah’ın dini için mücadele etmişlerdir. Her türlü zorluğa göğüs germişlerdir. Bıkmadan ve usanmadan Rabbimiz ne emrettiyse harfiyyen yapmışlardır. Bazı peygamberler ufak hata yapmışlardır; Hz. Yunus ve Hz. Yakup (as) gibi ama hatalarında ısrar etmemişlerdir. Hatalı olduklarını anladıklarında derhal tövbe edip Rabbimizden af dilemişlerdir. Ne yazık ki günümüz Müslümanları, hatalarını hata olarak görmemekteler. “Biz doğru yoldayız.” deyip körü körüne bir yola tutunmuşlar.
Günümüzde İslami çalışmalar boş iş olarak görülmektedir. Neden boş iş olarak görülmektedir, hiç merak ettik mi?
Birinci olarak; İslam unutturuldu insanlara. Eğitimiyle, yasa ve kanunlarıyla, giyim ve kuşamıyla, kadın-erkek ilişkisiyle, tarz ve modasıyla, sinemalar, dizileriyle, topyekun bir çalışmayla İslam’ı çekip aldılar Müslümanların yaşantılarından. Haramlar, Müslümanlara cazip geldi, hoş geldi ve düzene ayak uydurdular.
İkinci olarak; âlimler, işlerini gereği gibi yapmadı ve halen de yapmamaktalar. Haramları gündem etmiyorlar, Allah’ın yasalarını savunmuyorlar, hakkı insanlara anlatmıyorlar, makam ve mevkilerini kaybetmemek için susuyor birçoğu. Hâlbuki bu âlimler, Allah’ın dini için mücadele etmeli, hizmet etmeli, insanları karanlıklardan aydınlığa ulaştıracak çalışmalarda bulunmalıdırlar. Aynı eleştiriye, ilim ehli ve hocalar da muhataptır. Hocaların görevi sadece namaz kıldırmak değildir. Bu sorumluluk, onlar için büyük bir kazançtır, tabi ki gereğini yaptıkları süreç içinde; diğer türlüsü onlar için azap olacaktır. “Namazımı kıldırayım, evime gideyim.” mantığı olmamalı. İnsanlara hakikatleri anlatma gayretinde olmalıdırlar. Haramlar işlenirken suskunluk içinde kalmamalıdırlar. Allah’ın dinine yardım etmek için var gücüyle çalışmalıdırlar. Tağutun peşine gidenleri uyarmalıdırlar. Sorulan sorulara net cevap vermelidirler. Şirk, faiz, tesettür, zina vs. konularda da net cevap vermelidirler. Eğer ki hocalar gerçek dini anlatsalar, İslam için mücadele etselerdi Müslüman olduğunu söyleyenler, İslam’dan bu kadar uzaklaşmazdı.
Rabbimiz, ayetinde şöyle buyurmaktadır: “İndirdiğimiz açık delilleri ve hidâyeti biz kitapta insanlara açıkladıktan sonra gizleyenler yok mu, işte onlara hem Allah lânet eder hem de lânet edebilecek herkes lânet eder.” (Bakara 159). Hakkı bile bile gizleyenler, insanlardan korkanlar, direkt olarak bu ayetin muhatabıdırlar.
Bir de Allah’ın dinine hizmet ettiğini ileri süren topluluklar var maalesef. İslam için hiçbir mücadele vermezler. Kur’an’ı Arapçadan okumayı, tefsirine bakmayı, araştırma yapmayı tavsiye etmezler. Neden tavsiye etmezler biliyor muyuz? “Siz anlamazsınız, bir şey kafanıza takıldığı zaman şeyhimize, hocamıza sorun.” derler. Çünkü o topluluklar, hakikati öğrense kazanç kapıları kapanacak. Hâlbuki Rabbimiz, Kur’an’ı bizim anlayacağımız şekilde indirdiğini şu ayette beyan etmektedir: “Kur’an’ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Düşünüp öğüt alan yok mu?” (Kamer 17)
Rabbimiz, Kur’an’ı anlayacağımız şekilde kolaylaştırdığını söylüyor. Öyleyse “Siz anlamazsınız.” diyenler, kocaman bir yalancıdırlar.
İmtihan dünyasının bir gün sonu gelecek ve o gün herkes yaptıklarıyla, yapmadıklarıyla hesap verecektir. Bu, kesinlikle gerçekleşecek bir durumdur. Hiç kimse bu durumdan kaçamayacaktır. Bizim dünyaya geliş sebebimiz bellidir. Rabbimiz, bizleri niçin yaratıldığını şu ayetinde belirtmekte: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat 56).
Gayet açık ve net bir ayet. Yaratılış gayemiz, Allah’a kulluk etmek. Ne emretmişse harfiyen yapmak zorundayız. Kimin kulu olduğumuzu yaşantımıza göre değerlendirebiliriz. Mesela kime hizmet ediyoruz, kimin emirlerine itaat ediyoruz, kimin kuralları daha çok yeryüzüne hâkim olsun diye çalışıyoruz, kimin istediği şekilde giyinip kuşanıyoruz, mirasımızı kime göre taksim ediyoruz, düğünlerimiz kimin istediğine göre oluyor, ev araba alırken nereden para alıp da ev araba alıyoruz, hanımlarımıza kimin istediği gibi değer veriyoruz, evlilik hayatına adım attığımızda kimin istediği şekilde bir evlilik başlangıcı yapıyoruz, komşu hakkı ve hukukunu kime göre düzenliyoruz? Herkes, bu sayılanları ve sayılmayanları bir düşünse kime kulluk yaptığını, kime hizmet ettiğini kesinlikle bulacaktır. Allah’a mı hizmet ediyoruz, kulluk yapıyoruz yoksa başkalarına mı kulluk yapıyoruz? Bir gözden geçirip ona göre bir yaşantıya dönelim. Tabi ki bunlara bakarken Kur’an’a ve sünnete başvurmalıyız. Çünkü Kur’an ve sünnet, bizim karanlıktan aydınlanmaya geçiş kaynaklarımızdandır.
Allah’ın dinine hizmet eden Gazze’deki Müslümanlardan da bahsetmeden geçemeyeceğim:
Gazze’de savaş başladığından bugüne Kur’an’la irtibat kesilmedi. Gazze, 19 ay içinde, savaşın ortasında 3000 adet hafız yetiştirdi. Bizler ne kadar Kur’an’la meşgulüz? Herkesin kendisine sorması gerekiyor. Siyonistler, mücahitleri yenemiyor. Allah’ın izniyle Gazze’de, bu kadar zor duruma karşı, açlığa karşı halk mücahitlerin yanında yer alıyor. Müslüman ülkeler, hiçbir şey yapmıyor kınamaktan başka, miting yapmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Âlimlerin cihad ilan etmesine rağmen hiçbir Müslüman ülkeden yanıt görmedi. Müslümanlar, her konuda sınıfta kaldı. İslam’ı temsil eden Gazze, yalnız bırakıldı.
Rabbim, onlara yardım etsin, diğer Müslümanlara da uyanış ve iman nasip etsin. Âmin.
Emrah DOĞRU

Follow