Salat ve selam; kalbi en doğru seven, sevdiğini Allah için sevenlerin rehberi olan Efendimiz Muhammed Mustafa’ya, aline ve ashabına olsun.
İnsan farkında olmadan her gün bir şeyi sever. Bazen bir insanı, bazen bir makamı, bazen bir eşyayı, bazen de yalnızca kendisini… Sevmek, insan için iradi bir tercihten ziyade fıtri bir harekettir. Kalp durduğu zaman biyolojik olarak ölürüz; ancak kalp sevemediği zaman insan yaşadığını zannettiği bir ruhsuzluğa mahkûm olur. Çoğu zaman kendimize şu can alıcı soruları sormayız: “Bu sevgi nereye gidiyor? Kalbim neye bağlanıyor? Bu kadar yoğun sevme kabiliyeti bize niçin verilmiş?”
Sevgi, gelişi güzel harcanacak bir his değil, bir emanettir. Ve her emanet gibi, onu verenin muradına uygun kullanılması gerekir.
Fani Olanda Tükenmek mi, Sonsuza Yönelmek mi?
İnsana verilen sevme kabiliyeti, fani olanlarda tükenmek için değil, sonsuz olana yönelmek için bahşedilmiştir. Kalp aslında bu dünyaya sığmaz; ne bir insan, ne bir makam ne de maddenin kendisi kalpteki o devasa boşluğu doldurmaya yetmez.
Sevgi, yalnızca insana mahsus, şuurla yaşanan bir keyfiyettir. Dikkat ediniz; insanın gücü, aklı ve ömrü sınırlıdır ancak sevme yeteneği sınırsızdır. Günlük hayatımızda işimizi, eşimizi, vatanımızı, paramızı severiz; bu yetenek fıtraten sonsuz olduğu için tükenmek bilmez. Peki, bu kadar hudutsuz bir güç niçin verilmiştir? Cevap nettir: Varlığı sonsuz olana harcansın diye.
Kur’an-ı Kerîm’de Hz. İbrahim’in lisanıyla nakledilen “Lâ uhibbül âfilîn” (Ben batanları sevmem) cümlesi, hepimiz için temel bir ölçüdür. Sevgi sonsuzsa, sonu olan şeye harcanmamalıdır. Geçici olana sonsuzu feda etmek, en kıymetli hazineyi zayi etmektir. Gönül bir tahttır ve o taht tek kişiliktir. Bizim vazifemiz, o tahta “soytarıları” değil, gerçek sultanı oturtmaktır. Bugün yaşadığımız hayal kırıklıklarının ve kalp yaralarının temelinde, sonsuzluk yeteneğini sonlu varlıklara harcamamız yatar.
Dünya: Bir Sürgün ve Bekleme Salonu
“Dünya” kelimesi Arapçada “denî” kökünden gelir; yani düşük, aşağı demektir. İnsan bu dünyaya ait bir varlık değil, bu dünyaya “indirilmiş” bir varlıktır. Hz. Âdem’den beri insanlık aslında bir sürgün hayatı yaşamaktadır. Bu yüzden her insan, bu dünyanın darlığından gelen bir huzursuzluk yaşar.
İnsandaki arzular sonsuzdur ama dünya küçüktür. Sanki bir kartalı küçücük bir kümese kapatmışlar gibidir; yaratılışımız hürriyet ister ama bedenimiz yer çekimine mıhlanmıştır. Bu dünyada mutlak mutluluğun imkânsızlığı, aslında mutlak mutluluğun var olduğu başka bir âlemin kanıtıdır. Allah, tatmin edemeyeceği bir iştahı kuluna vermez; o iştahın doyacağı yer burası değil, ebediyet yurdudur.
Sevginin Ölçüsü: Kulu Kul, Allah’ı Allah Gibi Sevmek
Büyüklerimiz sevmenin adabını şöyle özetler: Kulu kul gibi, Allah’ı Allah gibi sev. Allah, şart koşmadan, “ancaksız” sevilir. Ancak kul sevgisinde bir denge şarttır.
Peygamber Efendimiz’i (sav) severken O’nun “Allah’ın kulu ve elçisi” olduğunu unutmamalı; O’nu kulların en güzeli, Allah’ın “gülü” olarak kalbimize yerleştirmeliyiz. Aynı şekilde sahabeyi, mürşidi ve diğer salihleri sevmeli ama her birini kendi makamında tutmalıyız. Ölçüsüz sevgi, zamanla putlaştırmaya ve kalbi esir alan bir bağa dönüşebilir. Sevdiklerimizi “sahibi” değil “emanetçisi” olduğumuzu bilerek sevmek, sevgiyi bir hüsran vesilesi olmaktan çıkarıp rahmete dönüştürür.
Asr Suresinin Reçetesi
İnsanın serüvenini en öz şekilde anlatan Asr Suresi, bize büyük bir uyarıda bulunur: “Asra yemin olsun ki, insan hüsrandadır.” Zaman bizi öğütürken; her gün bizden bir şeyler alınır. Allah, bu mutlak iflastan kurtulmak için dört şart koymuştur:
1. İman Etmek: Hayatın rastgele olmadığına, bir sahibimiz olduğuna inanmak.
2. Salih Amel İşlemek: İnancı hayata ve davranışa yansıtmak.
3. Hakkı Tavsiye Etmek: Birbirimizi nefsimizin hoşuna gidene değil, Allah’ın razı olduğuna çağırmak.
4. Sabrı Tavsiye Etmek: Çünkü hak, sabırsız taşınmaz.
Sevmek, kalbin kendiliğinden yaptığı masum bir iş değildir; bir hesabı ve yönü olan bir tercihtir. İnsan sevdiğine benzer ve onunla şekillenir. “Allah için sevmek” kalbi dağınıklıktan ve putlaştırmaktan korur. Sevgiyi yok etmez; bilakis onu temizleyip ait olduğu yere yerleştirir.
Eğer bir sevgi bizi hakka yaklaştırıyor, merhametimizi çoğaltıyor ve istikametimizi koruyorsa; o sevgi bizi hüsrandan kurtaran sevgidir. Rabbimiz bizleri sevgisini ölçü yapanlardan, sevdiğini Allah için sevenlerden ve bu sevgiyle ebediyete yol bulanlardan eylesin. Âmin.