Çin’in ve Rusya’nın Suriye Baas rejimini desteklemesinin nedenini baba Esad döneminden yapılan askeri, ekonomik ve siyasi anlaşmalarla sağlanan ayrıcalıklara bağlayan Araştırmacı Yazar Ali Kaçar, “Siyonist İsrail ve diğer Batılı devletler de Esad rejiminin değişmesini istememektedirler. Çünkü bu rejim onlar için bir güvencedir” dedi. 5-6 Mayıs tarihlerinde Ankara’da yapılan ve büyük ses getiren Uluslararası Hasan El-Benna- Müslüman Kardeşler Sempozyumunu da değerlendiren Kaçar, Ortadoğu’da yaşanan halk ayaklanmalarını analiz etti.
Aylık Eğitim ve Düşünce Dergisi olan ‘Genç Birikim’in Genel Yayın Yönetmeni Ali Kaçar, ‘Milat’ın sorularını cevaplandırdı.
Ankara’da 9 ülkeden 28 konuşmacının katıldığı “Hasan el-Benna ve Müslüman Kardeşler Sempozyumu düzenlediniz. Ve yankıları halen sürüyor. Hasan El Benna sempozyumunun bu kadar büyük ilgi görmesini neye bağlıyorsunuz?
Arap Baharı olarak adlandırılan Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki halk ayaklanmalarının motor gücünü her ülkede değişik isimler altında faaliyet gösteren Müslüman Kardeşler Hareketi oluşturmuştur. Geniş bir coğrafyada domino etkisi meydana getiren ve bölgedeki diktatörlerin ölüm kusan silahlarına karşı diktatörlüklerin bir bir devrilmesinde en etkin olan güç, elbette dünya kamuoyunda olduğu gibi Türkiye kamuoyunda da merak uyandırmıştır. Bütün baskı ve katliamlara rağmen özellikle de Mısır’da 1950’li yıllardan bu yana mücadelesini sürdüren bu hareketi ve hareketin kurucusunu tanımak, mücadelesini ilk ağızdan uzman kişilerin anlatımında dinlemek bu merakı daha da arttırmıştır. Bütün bunların da ötesinde, sempozyumun ilgi görmesinde, bütün İslam dünyasını etkileyen bir hareketin kurucusu Hasan el-Benna’nın elbette ki şehid edilmesi ve dökülen kanlarının bereketi vardır. Bilindiği gibi Hasan el-Benna 1906 yılında doğmuş, 1928’de henüz daha 22 yaşında iken Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı kurmuş, 12 Şubat 1949’da ise hunharca ve kalleşçe şehit edilmiştir. Merhum şehid Benna, 43 yıllık gibi kısacık ömründe sadece Mısır’da değil Ortadoğu’da, hatta bütünüyle İslam dünyasında etkili bir mücadelenin başlatıcısı olmuş bir liderdir. Çünkü Hasan el-Benna henüz küçük denebilecek bir yaşta iken kurduğu bu hareket, Suriye, Tunus, Cezayir, Libya, Sudan, Irak gibi ülkelerde şubeler açmış, Türkiye gibi ülkelerde ise sempatizan boyutunda bir hayli taraftar edinmiştir. Söz konusu bu ülkelerden Mısır’a eğitim amacıyla gelen öğrenciler, bir yandan eğitim görürlerken diğer yandan da ihvanla ve İhvan’ın liderleriyle tanışarak İhvan’ın faaliyetlerine katılmışlar ve bu faaliyetlerden bir hayli tecrübe kazanmışlardır. Mısır’da eğitimlerini bitirdikten sonra da ülkelerine döndüklerinde, her biri ihvan ile organik bağlantılı kendi hareketlerini kurmuşlardır. Aslında bu ülkelerdeki İhvan bağlantılı hareketlerin dışındaki diğer İslami hareketler de ya ihvan’da ayrılanlar ya da İhvan sempatizanları tarafından kurulmuş hareketlerdir. Bu da, Hasan el-Benna’nın kurduğu bu hareketin, İslami hareketler üzerinde ne kadar etkin ve etkili olduğunu göstermektedir.Netice olarak bu ülkelerde İhvan bağlantılı hareketlerin on yıllardır baskı ve zulüm altında tutulmalarına, önde gelen birçok alimin – Abdülkadir Udeh, Seyyid Kutub, Mervan Hadid gibi- şehid ve birçoklarının da –Raşid Gannuşi, Muhammed Münir Gadban, Musa İbrahim el İbrahim gibi- sürgün edilmelerine rağmen bu halk ayaklanmalarında etkili olmaları dünyada olduğu gibi Türkiye kamuoyunda da ilgi uyandırmıştır. Özellikle sempozyumda sunulan tebliğlerin kitaplaştırılarak birinci cildinin sempozyumun ikinci günü, ikinci cildinin ise takip eden ilk hafta içerisinde ücretsiz dağıtılmış olması, halk nezdinde bu ilgiyi daha da arttırdığı kanaatindeyiz. Ayrıca iki gün devam eden bütün konuşmaların –simultane tercümeleriyle birlikte- 4 DVD haline getirilmiş olması da bu ilgiyi daha arttıracağını tahmin ediyoruz. Sempozyumun bu iki kitabı ve 4 adet DVD, bundan böyle İhvan’la ve Hasan el-Benna ile ilgili araştırma yapacak herkesin başvuracağı çok önemli bir kaynak olacaktır.Sempozyuma olan ilginin devam etmesinin bir başka nedeni de, gerek Türkiye’den ve gerekse İslam coğrafyasının çeşitli yörelerinden onlarca ilim ve hareket adamının katılımı ile gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bu ilim ve hareket adamlarının kimileri halen bulundukları ülkelerde İhvan hareketinin en yetkili isimleri arasında bulunmakta, kimileri ise İhvan konusunda uzman olan isimlerdir. Mesela bu isimlerden Hemmam Said halen Ürdün’de İhvan Hareketi’nin genel murakıbıdır. Eşref Abdulgaffar ve Prof. Dr. Ahmed Zaid Mısır’da İhvan mensubu olan ilim adamlarıdır. Musa İbrahim el-İbrahim ve Münir Gadban ise Suriye İhvan’ından olup her biri 1980’li yıllardan beri 30 küsur senedir sürgün hayatı yaşamaktadırlar. Abdülkadir Ebu Faris, Salih Lütfi Ağbariye ve diğerlerinin de ömürleri, içinde yaşadıkları ülkede İslami mücadele vererek geçmiş isimlerdir.Bu ve benzeri başka nedenler, sempozyumun ilgiyle izlenmesine ve sempozyum sonrasında da yankısının devam etmesini sağlamıştır
-İsrail’deki cezaevlerinde açlık grevi yüzde 99 başarılı oldu bu konuda ne söylemek istersiniz? Medya ve Uluslararası Örgütler açlık grevi başladığında neden sessiz kaldı?
Filistin halkı, mazlum bir halktır ve verdikleri mücadele bütün dünya Müslümanlarının hatta vicdan sahibi her insanın onurunu kurtarmaya yöneliktir.
– Ortadoğu’da İslami hareketleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Emperyalizme karşı dik durabilecek ümitleri hissedebiliyor musunuz?
Bölgedeki İslami hareketler, hem kendi halklarına, hem de diğer bölgelerdeki Müslümanlara umut vermektedirler. Çünkü bu hareketlerin çoğu –tabiri caizse- rüştünü ispat etmiş hareketlerdir. Umut ediyoruz ki bu hareketler İslami doğrultuda ve İslami anlayış çerçevesinde yönetimlerini kurarlar.Sadece Mısır, Suriye, Tunus, Libya’daki ihvan liderleri değil, Filistin’deki HAMAS liderleri de aynı eğitimden geçmişlerdir. Nitekim İsmail Haniye, Halit Meşal ve diğer HAMAS yöneticileri 1967’de “6 Gün” savaşlarından itibaren Şeyh Ahmet Yasin’in bu eğitim çerçevesinde yetiştirdiği liderlerdir. Her birinin amacı, Siyonist devletin mutlaka Filistin topraklarından def edilmesi; Siyonist devletle bir arada yaşamanın asla mümkün olmadığıdır.Bölge ülkelerinde İhvan ya da başka isimler adı altında var olan İslami hareketlerin temel amacı da İslami bir devlet kurmaktır. Gerek Mısır İhvanı’nın ve gerekse Tunus’taki Nahda Hareketi’nin İslam’dan başka bir amacının olması söz konusu değildir. Zaman zaman bize ters gelen ‘demokratik bir toplum’ oluşturacağız türü söylemler bazı liderlerden sadır olsa da, asıl amaçlarının Batılı anlamda yani helal ve haram belirleyicisinin halkın iradesi olduğu anlamında bir demokratik bir toplum oluşturmak istemeleri asla mümkün değildir. Çünkü Müslümanlara göre, helal ve haramın belirleyicisi sadece ve sadece Allah’tır. Dolayısıyla bir Müslüman’ın hangi saiklerle olursa olsun, halkın iradesinin ilahlaştırıldığı bir yönetim şeklini benimsemesi ya da bir aşama olarak kabul etmesi asla mümkün değildir.
Milat gazetesi


Follow