Zülüm, haksızlık etmek, hak sahibine hakkını vermemek, bir şeyi layığı olduğu yerde kullanmamak, Adaletle hükmetmemek manalarına gelir. Bu anlamda bütün hak ihlalleri zulüm kavramı içerisin de değerlendirilir.

Allah, en ufak bir haksızlıktan dahi asla razı değildir. Hiçbir bahane başkalarının hak ve hukukuna riayette gevşeklik sebebi olmamalı. Adili mutlak olan Allah, her şeyi yerli yerinde yaratmış, her şeyi adalet üzere idare ediyor. O’nun adaletinde gecikme söz konusu değildir. “Dünyada cezası en çabuk verilen zülüm cezasıdır.” (Hadisi şerif) Dünyada mutlu ve huzurlu bir hayat sürmek, ahirette mükâfata kavuşmak ancak adalet üzere işleyen şu dünyanın nizam ve düzenini bozmamak, zulüm ve haksızlıktan uzak durmakla mümkündür. “Allah göğü yükseltti ve ölçüyü koydu ki dengeden sapmayasınız. Ölçüyü düzgün tutasınız ve eksik tartmayasınız”(Rahman 7-9) Bu, toplum içerisinde yaşamak mecburiyetinde olan insanın yegâne huzur ve saadet kaynağıdır.

Dünyada adaleti tesis ve inşa etme gibi bir görevle vazifelendirilen insanoğlu yaptığı haksızlıklarla, başta kendine zulmederek hem dünyasını hem de ahiretini berbat hale getirmiş olur. “Allah insanlara hiç zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yunus, 44) Yine başka bir ayet-i kerimesinde “zalimin hasmı, mazlumun yanında olan Allah” buyuruyor ki:

“Kim bir kötülük yapar yahut kendine zulmeder sonrada Allahtan bağışlanma dilerse Allah’ı bağışlayıcı ve merhametli olarak bulur.” (Nisa, 110)

Zulüm zifiri karanlıktır; içerisinde kalan herkesi etkiler. Zulme sebep olan da, ona onay verende, haksızlığa karşı söyleyecek bir kelime bulamayanda bu karanlık içerisinde kendine düşeni çekmek mecburiyetinde kalır. “Bana ne” anlayışıyla hareket eden, zalimlerin zulmüne sessiz kalmayı yeğleyen onlara alkış tutan, onların yaptıklarının tellallığını yapanlar zalimlere dokunacak ateşten kendilerini asla kurtaramayacaklar.

Cenab-ı Hak bir kutsî hadis-i şerifte buyuruyor:

 “İzzetim ve celalim hakkı için eninde sonunda zalimden mazlumun intikamını alırım. Yine böyle bir mazlumun zulme uğradığını görüp mazluma yardım etmeye gücü yettiği halde yardımını esirgeyen katı yürekli kimseden de mazlumun intikamını alırım.”

 Zalimin ve zalime yardım edenlerin ahiretteki durumlarıyla ilgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

 “Kıyamet günü çağrıcı şöyle seslenir: zalimler nerede? Onların yardımcıları nerede? Onların kalemini açanlar nerede? Onlara mürekkep hazırlayanlar nere de? Hepsini toplayın ateşten bir tabuta koyun.”

Her çeşidi günah olan zulüm, kime karşı işlenirse işlensin Allah’a isyandır. Rengi, ırkı, kabilesi, mensubiyeti ve hatta inancı ne olursa olsun bir insana eziyet etmek, onun hakkına tecavüz etmek asla tasvip edilmez. Zülüm Allah’ın gayretine dokunan kötü bir davranıştır. Zulme ortak olan Allah’ın düşmanı, şeytanın dostu olur. Zulümle elde edilen menfaat, insan için ateş ve azaptır. “Zulmedenler asla felaha eremezler.” (Enam, 21) “Zulüm ile abad olanın akıbeti berbat olur.”

Müminin ölçüleri, kırmızıçizgileri her iş ve eylemde adalet üzere olmaktır. Bu, hayata dair bütün davranışların ölçü ve kuralıdır. Zülüm sadece başkalarına eziyet etmek, haksızlık etmek olarak anlaşılsa da esas itibariyle insanlara Allah’ın bizim elimizle lütfettiği ihsan ve yardımı yapmamakta zülümdür; zekât vermeyen bir insandan tutunda, komşusunun hakkına hukukuna riayet etmeyen, anne ve babasına saygıda kusur eden, alış verişte insanları aldatan, yalanla dolanla zarara uğratan, haset edene kadar herkes zulmün karanlığı içerisinde demektir.

Hele bir zulümde vardır ki buda en kötü ve affedilmeyen bir zülümdür.” Allah’a karşı uluhiyyet davası güden ubudiyyeti kendinde ve başkalarında gören, nefsinin ve şeytanın karşısında esaret altında bir hayat süren ve insanlara kulluk eden, paraya pula tapan bir insan Allah’ın hakkını başkalarına verdiğinden büyük bir zülüm içerisindedir. Çünkü bu gibi davranışlar şirktir. “Allah kendisine şerik koşanları affetmez.” (Nisa, 116) Aslında geniş anlamda düşündüğümüzde her haksızlık ve hukuksuzluk, kime karşı olursa olsun, Allaha itaat etmemek olduğundan Allaha karşı yapılan haksızlık kapsamında değerlendirilir.

Kur’an-ı Kerim’de Lokman Hekim, oğluna şu nasihatte bulunur: “Ey oğulcuğum, Allaha şirk koşma, gerçekten şirk büyük bir zulümdür.” (Lokman, 13)

İnsan, Rabbi ile sıcak bir ilişki kurup kendisini güvende hissetmesi gerekirken onun nimetlerini onun emirleri doğrultusunda kullanıp rahat etmesi mümkünken, teslimiyetten uzak bir hayat sürerse her şeyden önce kendisine yazık etmiş olmaz mı?

İman aydınlık, zülüm karanlıktır. İman güven, zülüm güvensizlik ve tedirginliktir. İman kuvvet, zülüm zayıflıktır. İman istikamet, zülüm sapkınlıktır. İman, Allah’ın merhametinin insan üzerindeki ayinesidir. Onun için mümini Resulullah: “Elinden ve dilinden başkaları emniyette olduğu insandır…” (Bknz. Buhari, Müslim) diye tarif etmiştir. Yani mümin, ne eliyle başkalarının malına mülküne tecavüz ederek haksızlık eder ne de diliyle gıybet, dedikodu, yalan iftira gibi sözlerle başkalarına zarar verir. Mümin, kinden nefretten uzak, şefkat ve sevgiden yana olan insandır. Yaratılana karşı beslenen sevgi ve merhamet yaratandan ötürü olunca Allah’ın rızasının dışındaki bütün davranışlar nefsin ve enaniyetin bir ürünüdür.

Zulüm adaletin tersidir. Adaletin olmadığı yerde zulüm, zulmün olduğu yerde adaletten söz edilmez. Karanlık güneş olmadığı için karanlıktır. Güneşin varlığı zulmün yokluğundan değildir. Yani güneş doğduğunda karanlık çeker gider. Adalet güneşi zulmün üzerine doğmadığı müddetçe zulmün yok olması mümkün değildir. Bütün peygamberlerin gönderiliş gayesi adaleti tesis etmek, zulümle ve zalimlerle mücadele etmektir. Her peygamberin mücadele ettiği nice zalimler söz konusudur. Fravunlar, Hamanlar, Karunlar, Nemrutlar, Ebu Lehep ve Ebu Cehiller zalimlerin en önde gelenleridir. “Düşmanlık ancak zalimlere karşıdır.” (Bakara, 193) bu nedenle Resulullah, zalimin karşısında hakkı söylemeyi en büyük cihat saymıştır.

İki cihan serveri Peygamberimiz, adalete büyük önem vermiş, geçmiş ümmetlerin helakinin sebebini adaletle hükmetmeme olduğunu bildirerek ümmetini uyarmış, haklı olan gayr-i Müslim de olsa haklının yanında olmayı emir buyurmuştur. “Benim kızım dahi olsa asla haksızlıktan ayrılmam” diyerek adaletin sınırlarını nefislerine kadar görenleri uyarmıştır. Adam kayırmanın, duygularıyla hareket ederek yakınlarına karşı adaletten taviz vermenin vahim sonuçları milletleri ve devletleri yerle yeksan etmiştir.

 Yüce Allah bu hususta buyuruyor ki:

 “Andolsun ki sizden önce nice nesilleri zulümleri sebebiyle helak ettik.” (Yunus, 13)

 “Biz halkı zalim olan nice memleketleri kırıp geçirdik, onlardan sonrada başka topluluklar meydana getirdik.” (Enbiya, 11)

“Adalet mülkün temelidir” sözü ne kadar önem arz etmektedir. Bir toplumu ayakta tutan en önemli unsur adalettir. Adaletin olmadığı yerde toplumun yapısı bozulur. İnsanlar birbirlerine itimat etmez ve güvenmezler. Böyle bir toplumda rüşvet, yolsuzluk, haksızlık, hukuksuzluk, adam kayırma işi ehline vermeme gibi yanlışlıklar sıradanlaşır. Adaletiyle tanınan Hz. Ömer’e boşuna cennetin kandili denmemiştir. Diyor ki Hz. Ömer: “Dicle kenarında bir koyunu kurt kapsa korkarım ki onun hesabını Allah Ömer’den sora.” Bu da sorumluluk alanındaki adaletin sınırını belirler. Adaletle hükmetmek maişetimiz altında bulanan herkese karşı yerine getirmemiz gereken görevlerdir.

 Her şeyin yegâne sahibi olan Yüce Allah bir kutsi hadis-i şerifte “Ben zulmü kendime ve kullarıma haram kıldım; o halde siz de birbirinize zulmetmeyin.” (Müslim, Birr, 55) buyuruyor.

 “Yüce Allah, zalime bir süre mühlet verir ama onu yakalayınca bir daha bırakmaz.” (Ebu Musa el–Eşari’den rivayetle) O mühletin ne zaman olduğunu sorgulayan değil, adaletin tesisi hususunda üzerimize düşen neyse onu yapmakla mükellef olmalıyız. Zulmün zehrine ve kirine ellerini bulaştırmış, kalplerinin katılığıyla insanlıktan çıkan eli kanlı, gönlü karanlık insanlara verilen mühlet onların azabının şiddetli olacağına dair bir emare olarak düşünülebilir. -Teşbihte hata olmayacaksa- Bir evlat işlediği hata nedeniyle babasından gelen uyarıya muhatap olur. İşlediği suç hafifse bir kulak çekmeyle geçiştirilir. Bazen o anda kısa bir sözle veya ses yükseltilerek tepki gösterilir. Artık eve bir şey kalmamıştır. Ancak suç ve cürüm büyükse hesabın eve ertelenmesi söz konusu olur. Bundan her suçlu evlat tedirgin olur. Baba öfkeyle hazırlığını yapar. Hesabı şiddetli bir şekilde evladını cezalandırarak görür. Zalimlerin hesabının ahirete ertelenmesi mümindeki Allaha olan güvenin sarsılmasına değil, imanının artmasına vesile olmalı. Her zalim, hesaplarını yapa dururken Allah’ın hesaplar üzeri bir hesabı olduğunu unutur. Allah unutturur kim bilir. İster kendine yaptığı zulümlerde isterse doğrudan başkalarına reva gördüğü zulümlerde sınır tanımayan insanlar, verilen mühleti müdahalenin olmayacağı şeklinde yorumluyor, yaptıklarının yanlarına kar kalacaklarını düşünüyorlar.

Allah uyarıyor zalimlerin zulümlerinin karşılıksız kalmayacağına dair:

“Sakın Allah’ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir.” (İbrahim, 42)

Mazlumlara ümittir bu ayet, “Niye bu zülüm Müslümanlara reva görülüyor ki” diye gevşeyenlere uyarıdır. İnsanların eliyle, çeşitli ağır imtihanlara muhatap olanların Allah’a olan güvenlerinin yenilenmesidir. Belki Allah’ın hikmetinin gereği, mazlumu sınamak, teslimiyetini ölçmek için Allah’ın yardımı ertelenebilir, mazlumun ahının ilelebet yerde kalması mümkün değildir. Hz. Peygamber, büyük bir intizar ve yakarışla Allaha ellerini açıp dua eden mazlumlar için bütün gök kapılarının açılacağını bildirmiştir. Öyle ki mazlum günahkâr olsa bile Allah, o haksızlığa uğrayanın yanındadır. Kültürümüzde, “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” denilmiştir Bu nedenle “Mazlumun bedduasından sakınmalı; çünkü onun duasıyla Allah arasında (kabulüne mani) bir perde yoktur” (Hadis) Duada masumiyet sahibi olmak gereklidir. Başkalarına yapılan haksızlıklar dualarımızın kabulüne engeldir. “Zulmetmeyiniz dua ettiğinizde duanız kabul olunmaz. Yağmur isteseniz (yağmur duası yapsanız) yağmur yağmaz. Yardım istersiniz, yardım olunmazsınız.” (Et-terğib ve’t-terhip, c. 3 s. 184)

Evet, zalimlerin yardımcıları asla olmayacak, onların yardımcılığını yapanlar, zulümlerine rıza gösterenler ancak zalimin zulmünde daha da ileri gitmelerine sebep olurlar. Hâlbuki güç ve kuvvetleri ellerlinden gittiklerinde, verilen mühlet tükendiğinde yanı başlarında hiç kimsenin kalmadığını görürler. Ancak bu pişmanlığın hiçbir faydası olmaz. Zulmettiklerini teker teker gezip ikna edebilirler mi?

Hepimiz bu geminin içerisindeyiz. Gemi batarsa hiç kimsenin bundan kurtulması mümkün değildir. Komşumuzda yanan yangına müdahale etmez isek o yangının mutlaka bizi de gelip bulacağı gerçek bir vakıadır. Allah bir zalim nedeniyle bile toplumları helak eder.

 “İnsanlar bir zalimi görürlerde onun zulmüne engel olmazlarsa Allah’ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.” (Tirmizi) buyuran Resulullah, İsrailoğullarının kınandığı “Onlar birbirlerini işledikleri kötülüklerden vazgeçirmeye çalışmadılar.” (Maide, 79) ayet-i kerimesini ashabına okuduktan sonra heyecanla: “Hayır hayır zalimin zulmünü önlemedikten sonra size de kurtuluş yok.” (Tirmizi, İbni Mace) buyurarak kurtuluşun zulme karşı olmaktan geçtiğini vurgulamıştır.

Peygamberimizin şu duasıyla yazımızın bu bölümünü bitirelim:

 “Allah’ım! Fakirlikten sana sığınırım. Darlık ve zilletten sana sığınırım. Zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım.” (Buhari)

Selam ve dua ile…

(Devam edecek…)