Dünya hayatını yaşanılabilir ve sayısız dertlerin, yüklerin altından kalkılabilir bir hale getirmek, faniliğini her durumda açıkça göstermek; ahiret gerçeğini, İslam davasının kesik kesik gelen nefeslerini unutturmaya ve üzerini kapatmaya çalışan inkâr atmosferini dağıtmak, ancak yumruğunu hak için yükselten muvahhid ve mücahid insanların yüreğiyle mümkün olacaktır. Onların her vakit ruhunda uçuşan dava ve iman fırtınaları, o büyük Resulün (s.a.v.) ümmetine de etki ederek, İbrahimce coşan bedenler ortaya koyacaktır. Ve ardında bıraktıkları paha biçilmez eserler, yeniden ve yenilenerek mümin kalpleri hidayet nuruyla aydınlatacaktır. İşte bu yazıya konu olan eser ise Ahmed es-Seyyid’in Yeni Nesil Gençliğe adlı kitabı.

Kendisine, yeni nesil hakkındaki endişelerini dile getiren bir mesajın gelmesi ile kitabın oluşum yolculuğu inceden başlamış oluyor. Yazar, evvela bir video serisi ile sorulan sorudaki konuları ayrıntıları ile birlikte hedef kitlesine ulaştırıyor. Ancak yalnızca bu video kayıtlarıyla kalmayıp, birçok kişinin düşünce ve yaşantısına etki edecek bir kitap yazmaya karar veriyor.

Peki, yeni neslin gündelik yaşantısına bolca katkıda bulunacak, varoluşunun sebeplerini ve gerekliliklerini sabit naslarla kavramasını sağlayacak bu kapsamlı kitabın oluşumuna destek veren o mesajda neler yazıyordu? Kısaca mesajın ana hatlarına bakalım: “Hayatı meşgul eden boş uğraşlar, dini zayıflık, hedefsiz ve amaçsızca yaşamak, odaklanma problemi, disiplin, psikolojik sorunlar, depresyon, istenilen şeyde başarısız olma korkusu…” Bu konulara sürekli kafa yoran ve bunların içine düşmekte olan yeni neslin kurtuluşunun ne ile olacağını; mesajının sonunda belirttiği gibi bu apaçık ‘kayboluş’un fıtrata verdiği zarardan nasıl sıyrılabileceğini, tüm kaygısını ortaya dökerek soruyor. Yazar ise tüm içtenliğiyle, dünya hengâmesinde önce benliğini, sonra da doğru ve mantıklı düşünce melekelerini kaybeden ve bunun da farkında olan gençliğe elini uzatıyor; onları, bu derin okyanustan çıkarmanın yollarını bir bir açıklamak için besmele çekiyor.

Yazar, toplam on başlıkta toparladığı, yeni neslin sıkıntı ve fani hayata dalıp arka plana atılan ve imanı doğrudan etkileyen konulara, başarısızlık korkusu ile başlamış. İlk cümlelerinde, okuyan herkesi derinden sarsan ve tefekküre mecbur bırakan şu sözleri söylemiş: “İslam ümmeti; atılganlık, cesaret ile korkusuzluk isteyen fevkalade proje ve girişimlere son derece muhtaç” (sf: 39). Daha sayfaların başında bu bir nevi haykırış barındıran cümle, iman sahibi ruhlara içten bir ilham veren slogan gibi. İşte bu cümlenin hakikatte tecelli etmesi için yine birkaç başlıkla tavsiyelerine devam etmiş: “Başarısızlığın tanımını yeniden yap, onu (başarısızlığı) küçümse, ehemmiyet dairesini geniş tut, mükemmeliyetçilikten kurtul, kendine kapsayıcı bir plan çiz.” Bu başlıklarla, hem nefsi hem de ümmete dair ciddi görevler üstlenmek isteyen gençler için temelde yatan başarısızlık korkusunu silmelerini sağlayan tavsiyelerde bulunmuş. Konuyu sonlandırdığı cümleler ise yine vurucu gerçekleri kapsayan nitelikte: “Mükemmelliğin, nadir bulunan bir şey; bizden istenenin ise çaba sarf etmek ve mümkün mertebe farklı yollara başvurmak olduğunu daima aklında tut. İnsanlar, başarısızlıktan korkmaları sebebiyle çaba ve gayretten geri durarak birçok hayırdan mahrum kalıyorlar” (sf: 45).

İkinci konuya geçişinde, gerçekten davetçinin maslahatını ciddi bir biçimde etkileyen kimlik sorununu dikkate alan meseleleri açıklamış; bununla ilgili ise “Müslümanın Varlık Gayesi” ve “Gençlerin Kimliğini Belirleyici Unsurlar” adı altında açıklamalar yapmış. Daha sonra mümin yürek için en önemli unsurlardan biri olan “İman ve Sebat Mücadelesi” başlığını atmış. Özellikle ilmi okumaların üzerinde durarak çeşitli tavsiyeler vermiş. Kur’an mucizesine de özel bir başlık atarak, “Kur’an’a; ezberleme, anlama, okuma, düşünme ve amel etme amacıyla her yaklaşıldığında insanın imanı artıyor, ona hidayetin ve tevfikin kapıları açılıyor” (sf: 57) cümlesiyle bu fikrine güç katmış.

Başlıkların devamında “eleştirel düşünce”ye değinerek, “Nasıl eleştirel düşünür olunur?” sorusuna maddeler halinde cevap vererek, gençliğin tabiri caizse en meraklı olduğu ve içine düşmek için türlü bahaneler sunduğu konuya, sınırlar ve tedbirlerle yaklaşmış. Devamında “rol model sorunu”na giriş yaparak okuyucunun kimi eleştirip kimi örnek alacağını belirlemelerine yardımcı olacak çözümleri sunmuş. Ayrıca “Nasıl rol model olunur?” sorusuna da değinmeyi ihmal etmemiş. Cevabını ise önce maddelerle sıralamış, sonra da sonuç beklemede acele edilmemesini ve önlerinde on yıl gibi uzun bir süre olduğunu belirtmiş.

İlerleyen sayfalarda “başarının dört altın kuralı”nı, “ilim, ibadet, sistematik düşünme ve Allah’a davet” olarak belirlemiş. Kitabı okuduğum süreçte zihnimde sürekli bu dört madde dönüp durdu ve iman ile davetin ana dallarının bu şekilde birkaç sayfada toparlanmasını, İslami ruhumuza çeki düzen vermek için büyük bir fırsat olarak gördüm. Duam, bu fırsatı değerlendirenlerden olmak…

Yazarın değerli bilgi ve tavsiyelerinin devamında, “bilgi kaosu” ve bunu yenmek için “ilmin yöntemi”ni açıklayan maddeler bulunuyor. Düzenli okumanın nasıl sağlanacağını, bunun için nasıl bir sıra izleneceğini, alınan bilgilerin nasıl kalıcı ve kullanışlı hale getirileceğini açıklayan öğretici bir dil kullanarak anlatmış. Ve yine konuyu noktalarken güzel ve motive edici sözler eklemiş: “Kişi, asıl gayesini kendine daima hatırlatmalı, kalbini temiz tutmak için tövbeye ve istiğfara sarılmalı ve İslam’ın ihyasına katkı yolculuğunda Allah Teâlâ’ya devamlı tevekkül etmelidir” (sf: 115).

Kitabın bir diğer başlığında ise yeni neslin çok da üzerinde durmadığı, gereken önemi vermediği ve eksikliğini hissetmediği bir meseleye açıklık getirmiş: “Modern tarihi bilmenin önemi.” Kitapta, kısa bir şekilde değinip sonrasında okuyucu için tarihte araştırılması gereken unsurları sıralamış. Ancak bir okuma programı kapsamında okuyuculara iletilen, yazarın, kitabı hakkında eklemelerinin tercümesini dinlediğimiz ses kayıtlarında, biraz daha bu konunun üzerinde durmuş. Oradan bir alıntı yaparak devam etmek istiyorum: “İstikamet üzerinde olan ve davete önem veren müslümanın, içinde yaşadığı vakıayı iyi anlaması gerekmektedir. Peygamberimizin (s.a.v.) yaşamı, içinde yaşadığı vakıayı iyi anlama üzerine kurulmuştur.”

Kitabın sonlarına yaklaşırken yazar, ehemmiyeti azımsanamayacak derecede fazla olan iki konuya değinmiş. Bunların ilki “Şehvet, aşk ve evlilik mücadelesi”. Böylesine titiz bir konuyu ele alırken akıcı ve samimi bir dil kullanmış. Evlilikten önce, evlilik yolunda ve evlilikten sonraki aşama olarak üçe ayırdığı konuyu tüm ayrıntılarıyla, akıllardaki soru işaretlerini azaltarak yazıya dökmüş. Son cümlesinde ise Rasulullah’ın (s.a.v.) evlilik hayatının incelenmesini; zira o yaşantılarda nice bereket, tavsiye ve kaideler bulunduğunu zikretmiş.

Kitabı nihayete erdiren son başlık ise “Hidayet ve İstikamet”. Bu konuya da “hidayetin önündeki engellerden kurtulma, Allah’a dayanmak, inabe (Allah’a yönelmek), Kur’an’a sarılmak, Allah yolunda cihat etmek, Allah’a bağlı olmak, Allah’tan hidayet istemek” alt başlıklarıyla renk katmış. Sözlerini sonlandırırken bu konuya yer vermesi, ne kadar mühim ve kişideki iman kapısının açılmasına büyük etki sahibi olan bir anahtar olduğunu gösteriyor zannımca. Yüce Allah, Ahmed es-Seyyid’i ve onun gibi nice mütefekkiri, kalemiyle cihad edenler mertebesine eriştirsin. Onları ve aynı yolun yolcusu olan bizleri, ilim ve amellerimizi şahit kılarak yolun sonunda Resul ve Nebilere komşu olanlardan eylesin.

Konuları açıklarken başlıklarla yetinmemin sebebi, hem bu yazının sadece kitabın incelemesi olacağından hem de kitabı henüz okumamış olan kişilere çok fazla ön bilgi vermiş olmak istemediğim içindir. Bu kitabı ve yazarın kitaplığını oluşturan diğer eserleri, iman ve sebatı kucaklamaya gayret eden tüm Müslümanlara tavsiye ediyorum.

Bu kitabı okumak, dimağıma farklı ama lezzetli duygular ekti. Bunları yazıya dökmek ne kadar zor olsa da hayatımın bir döneminde böyle bir esere şahit olma ve ilminden faydalanıp iman heybeme taptaze ve tükenmeyecek azıklar ekleme fırsatını, yıllar sonra da olsa hatırlayabilmeyi ümit ediyorum.

Rüveyde Bera PALA