• Savaş Kimya

    Yazıyor Yazıyor Bir Avuç İnsanın Dünyaya Karşı Nasıl Durduğunu Yazıyor

    - 29 Nisan 2017

(BAKARA-153: Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir.)

İslam dünyası halifelik makamını kaybettiği günden beri çok ciddi imtihanlara maruz kalmıştır.

İslam dünyasının toprakları işgal edilmiş ve çok ciddi ahlaksızlıklara maruz bırakılmıştır.  Ve bununla da yetinilmeyip düşünme yetenekleri ve hayalleri gasp edilmiştir. Yetim çocuklar gibi ortada bırakılmıştır.

Gün gelipte yetim olan bu çocuklar kendi geçmişlerinde kim olduklarını yavaş yavaş öğrenmeye başlayıp ve geçmişlerine dönmek için arayışa girmeye başlamışlardır bu arayışlar hem çok meşakkatli hem de zorluklarla doluydu. Bu arayışlar dünyanın birçok yerinde mevcuttu bunlardan biride Suriye idi bu ülkede yıllardır. Müslüman halk azınlık bir grup tarafından yönetilip işkenceye maruz kalıyordu. Taki tarihler 2011 yılına gelene kadar bu tarihte Arap baharı ile birlikte bölgedeki denklemler değişmeye Başladı.  Arap-İslam coğrafyasını kasıp kavuran ve çoğu kez silahlı çatışmaya dönüşen isyanlar Suriye’ye sıçradı. Suriye’de, ‘’politik özgürlüğe kısıtlama, mezhep temelli ayrımcılık, düşünce ifade ve basın özgürlüğüne kısıtlama, işkence ve adil yargılanma sorunu, kitlesel gözaltı, katliam ve infazlar, sosyal adaletsizlikler (Sünni çoğunluk aleyhine, Nusayri, Dürzi ve Hıristiyan azınlık lehine), yüksek işsizlik oranı, askeri yönetim, sivil örgütlenmenin engellenmesi’ iç savaşın çıkmasında bu eksikler neden olmuştur. Der’a kentinde iki bayan doktor arasında geçen konuşma da, biri diğerine “Mübarek devrildi” demiş, diğeri ise “darısı bizimkinin başına” cevabını vermiştir. Telefonları dinlenen doktorlar tutuklanıp işkence görmüş, ceza olarak saçları traş edilmiştir. Kültürel bir aşağılama anlamına gelen bu uygulama sonucu doktorların akrabaları olan 15 çocuk, 6 Mart 2011 tarihinde, Der’a duvarlarına “Halk rejimin düşmesini istiyor” sloganını yazmaları üzerine tutuklanarak ağır işkencelerden geçirilmiştir. Der’a aşiretleri çocuklarını almak için kolluk kuvvetlerine gittiklerinde ağır hakaretlere maruz kalmışlar ve bu olaya merkezi yönetimin müdahale etmesi üzerine 15 Mart’ta protestolar patlak vermiştir. Bu olay bardağı taşıran küçük bir damla oldu. Nitekim toplumsal ve siyasi çekişmelerin silahlı çatışmalara dönüşmesi için küçük nedenler yetmektedir. Bu tarihte birçok kez yaşanmıştır. Örneğin, Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması için Avusturya-Macaristan veliahdının öldürülmesi yetmiştir. Bunları krizin iç faktörleri olarak sıralamak mümkündür.

Peki ya Dış faktörlerinde en az iç faktör kadar karmaşık olduğu ortadadır. Amerika’dan Asya’ya geniş bir yelpazede gelişmeleri takip eden yerel ve global aktörler söz konusudur. Karşıt gruptaki global aktörler olarak ABD, Rusya ve Çin gibi küresel güçler ön plana çıkmaktadırlar. ABD, genel olarak Batı Bloklu diyebileceğimiz, AB ülkeleri, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerle aynı kampta yer alırken, Asya ve Doğu bloğun işbirliği esasında gelişen karşıt bloğun öncü gücü olarak Rusya görünmektedir. Bu blokta başta Rusya olmak üzere Çin, İran, Irak ve bir dereceye kadar Lübnan yer almaktadır. Aynı grupta görünmelerine rağmen ABD ve Türkiye’nin öncelikleri birbirlerinden oldukça farklıdır. Her iki güç de Beşşar Esad’ın artık meşruiyetini yitirdiğini ve bir an önce iktidardan gitmesi gerektiğini savunuyor, ancak daha sonraki güç dengesinin nasıl olması gerektiği konusunda farklı düşünmektedirler. Türkiye Sünni çoğunluğun iktidarda olacağı ve ülkedeki Kürtlerin ilerde kendisi için bir tehdit oluşturamayacağı birleşik bir Suriye görmek isterken, ABD’de Ortadoğu’daki petrol ve doğalgaz kaynaklarının güvenliğini esas almaktadır. Batı kampında yer alan İsrail’in farklı bir gündeme sahip olduğu ve kendi öncelikleri doğrultusunda politikalar geliştirdiği bilinmektedir. İsrail Suriye’de Beşşar Esad yönetimin yıkılmasının ardından iktidara gelecek yeni yönetimin kendileri açısından daha riskli olacağını hesaplamaktadır. Beşşar Esad yönetimin iktidardan ayrılmasıyla başa geçecek yönetimin İsrail konusunda bu gibi inceliklere sahip olup olmayacağı belli değildir Beşşar Esad’ın düşmesi durumunda, Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruması ve hele hele Türkiye’nin talep ettiği Sünni çoğunluklu bir iktidar İsrail’in asla istemeyeceği bir durumdur. ABD, AB ülkeleri, Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan ve Katar gibi devletlerin Rusya, Çin, İran, Irak ve Suriye karşısında mevzilenmesinin diğer bir unsuru enerji Joe-politikalarıdır. Özellikle doğalgaz, temiz bir enerji kaynağı olarak kömür ve nükleer enerji yerine tercih edilmektedir. AB öncü ülkelerinden Almanya’nın Fukushima felaketinden sonra aşamalı olarak nükleer enerjiden vazgeçme kararı, “çevre dostu” bir kaynak olarak doğalgazı ön plana çıkartmaktadır. Almanya İtalya, Fransa ve İspanya gibi AB ülkelerinin 2020 yılına kadar CO2 gazının düşürülmesi yönündeki hedeflerine ulaşabilmesi için kömür yerine doğal kullanımıyla mümkün olacaktır. Kömür yerine doğal gazın kullanılması CO2 emisyonunu %50-60 oranında azaltmaktadır. Böylece AB doğalgaz talebi anlamında en büyük Pazar durumuna gelmiş bulunmaktadır. Uluslararası güç çekişmesinde Batı Bloğu Suriye’deki rejimin düşüşü konusunda tahminlerde bulunurken, Temmuz 2011’de bir araya gelen Suriye, İran ve Irak yönetimleri, kendileri açısından tarihi bir olay olarak nitelendirilebilecek bir doğalgaz boru hattı antlaşmasını imzaladılar. Yaklaşık 10 milyar dolara mal olacağı hesaplanan doğal gaz hattı, İran Körfezi’nden, Güney Pars doğalgaz sahasına yakın olan Port Assalouhey’den başlayarak Irak üzerinden Suriye’ye, Şam ve Lübnan’ın Akdeniz’deki limanı üzerinden Avrupa pazarlarına ulaşımını hedeflemektedir. Katar, İran ve Körfez arasında bölünmüş olan Güney Pars doğalgaz rezervleri, dünyadaki en büyük doğalgaz sahasını oluşturmaktadır.

Bu arada Ağustos 2011’de Suriye’nin Lübnan sınırlarına yakın Qara bölgesinde de geniş doğalgaz sahaları keşfedildi. Suriye için büyük bir önem arz eden bu gazın da, yapılması planlanan hatta eklenmesi düşünülmektedir. Bu hattın istenilen şekilde hayata geçirilmesi durumunda Şii Hilali olarak adlandırılan bölgeyi daha çok kenetlendirecektir. Bu girişimin diğer bir amacı da, Washington’un desteklediği Nabucco Boru Hattı’nı işlevsiz kılmaktır. Öte yandan, İran’dan gelip Suriye’deki ile birleşecek bu ‘Şii Boru Hattı’ her durumda Rusya’nın Tarsus limanındaki üssü üzerinden geçecek. Böylece Rusya’nın doğalgaz pazarındaki eli daha da güçlenmiş olacaktır. Bütün devletlerin Suriye üzerinde farklı hesapları var hepsi pastadan bir şeyler kapma peşinde peki, ya orada yaşayan halk onlar ne olacak ayaklanmaları başkalarının onların toprağını işgal etsinler diye başlamadı, daha rahat yaşaya bilmek için başladılar ama ne yazikki dışarda aç kurtlar gibi hesap yapan o kadar devlet var ki

Bölgedeki yeraltı kaynakları için terör bahanesinde hazır. Kimin ne hesabı varsa hepsi batsın bütün dünyanın kendi çıkar ve menfaatleri için üşüştüğü Suriye de İnsanlık katlediliyor mazlumlar öldürülüyor, teknolojik gelişmeler sayesinde daha hiç denenmemiş silahlar Suriye de mazlum halk üzerinde deneniyor bu silahlardan bazıları hemen öldürürken bazıları ömür boyu felç ya da sakat bırakıyor. Peki, bu halkın günahı neydi orda ölen çocukların suçu neydi?

Bu çocuklar (ABD Rusya İran Çin ve diğer AB )ülkelerine tehdit mi oluşturuyordu! Yoksa bu çocuklar son model teknolojik silahlarla onlara karşımı savaşıyor muydu? Veya bu çocuklar doğal gaz ve kömürden Kendi paylarını mı istiyorlardı! Hâlbuki o çocuklar masum savunmasız ve zavallıydılar. Ama elhamdülillah Şam ehli bize imanımızla topları bombaları nasıl yenebileceğimizi gösterdi.

Bölgede kimin ne hesabı varsa hepsini ters tepmeyi başardılar ölüme koşa koşa yürüdüler ölüme koşarak giden bir orduyu kim yenebilmiş, ki cephelerde kaybeden Esad ve yandaşları; başarısızlıklarının faturasını mazlum halkın üzerine kimyasal silahlarla saldırmaya başlayarak örtmeye çalıştılar ama vallahi biz gördük ki o halkın yılmaz cesaretini değil kimyasallar değil son model silahlar bu halkı hiçbir şey yıldıramıyor. Ve bu halkın dünyaya karşı direnişi tarihe şu satırlarla yazılıyor ve yazılma ya da devam ediyor. “Gece ve gündüz demeden halk yapılan katliamlar karşısında aslanlar gibi kükredi hak ve batıl olan bu savaşta cömertçe feda ettikleri kanlarını kalemlerle satırlara dip not olarak tuttu. Şam’ı halebi idlibi gutayı yazdı. Oranın Çocukları ve halkı adamdır oradaki zincirleri nasıl kırdıklarını ve aslanlar gibi nasıl savaşmak için nasıl saf tuttuklarını tarih yazdı. tüm nesiller bunu böyle bilsin. Çocukları katleden evleri yerle bir eden füzelerin hesabını tarih tutsun dile gelsin günler yönetici ve komutanların ihanetini maymunlar gibi bu katliamlara nasıl eşlik ettiklerini haykırsın. Halkın gök gürlemesi misali iman ile ilerlediğini fevkalade hazırlığıyla fikirlerin aydınlığı ile kalplerin basiretiyle sebat silahlarıyla işte böyle ilerlediğini And cennetlerine böyle ulaştılar huzura kanları zakidir canları onurludur ruhları rablerinin yoluna hediye olan tek ilaha silahları iman tek tesellileri duaları rahmana cihatlarının kabulü inşallah.