Yaşam bir yolculuktur. Bir hakikat yürüyüşüdür. Fıtratın izini sürmektir.  Hayat bir harekettir, özü ve kimliği bulma hareketi. Direniş ruhunu gönle ekme eylemi. Hakikat bayrağını gönül burçlarına dikme sevdası. Hayat tümüyle Hakka yürüyüş seferberliğine dönüşmelidir.

Hayat varoluş mücadelesidir, fark etme şuurudur. Hayat rahmet atmosferine kucak açmaktır. Merhamet deryasına gark olmaktır. Rahmeti Rahman’a yönelmektir. Hayat her an adım adım hakikate doğru akmalıdır.

Hayat yoldur, yöndür. İnsan bu yolun yolcusudur. Her yol, yolcusunu mutlaka bir menzile ulaştırır. Hayat bir yarıştır. Hayat bir kavga bir direniştir. Fıtrat izinde olan bir yarış. İdeal yolunda bir duruş. Varoluş uğrunda bir direniş. Ahdi misak şuuruna sadakat. Hakikat sözünde bir varoluş. Fıtratı selimde diriliştir.

Hayat kelimelerden örülen bir dağdır. Damla damla biriken bir nehirdir. Zerre zerre çoğalan bir andır. An be an eriyen bir buzdağıdır. Bir anlık nefestir. Bir damla sudur. Yıllar geçse de pörsümeyen bilakis yenilenen ve dirileşen öze sahip olmaktır. Yaratılış fıtratının içinde olmaktır. İnsan kalmaktır. Aslolan hakikat yolculuğuna çıkmaktır. Hakikate varmaktır. Böylece hakikat ırmağı gürül gürül akacak ve hayat fışkıracaktır.

yasamak_uzerine

İnsanın en büyük hazinesi ruhunun derinliklerinde saklı olan özdür, fıtrattır. Belki üstü örtülen kirletilen ama asla değişmeyen, değerini hep koruyan derinliklerde saklı olan o sermayenin ruhuna uygun yaşatmaktır, aslolan. Âdemoğlunun içinde saklı olan, özünde hep var olan o hazineyi iman nimetini yaşatmaktır. İmanın karargâhı olan kalbi tevhid rengiyle boyamaktır. Her mümin o saklı hazineyi ortaya çıkarıp amelleştirmelidir. İmanın yansımalarını hayatta görünür kılmalıdır. Hayatı imanla örülen bir eyleme çevirmelidir.

Değişen ve dönüşen dünyada Müslümanca yaşamak her Müslümanın nihai hedefidir.  Fark eden ve farkında olan insandır, Müslüman. Sözünün, eyleminin, duruşunun farkında olan. Özünün şuurunda olan. Yaratılışının şuuruna varan. Bu bilinç üzere hayatını şekillendiren her mümin Rabbine secde etmekle mutlu olur. Zihnini ve gönlünü yalnızca ilahi rızaya açar. Ömrünü bu şuurla organize eder. Hayatını küfrün karanlık dehlizlerinden korur. İslam’ın aydınlık yolunda sadakatle yürür.

Zihniyetini hakikat fikri üzerine kuran ve koruyan insan İslami bir çaba içinde olur. Gönlünün ve zihninin sahibi olmayan fikrine de sahip çıkamaz. Doğru yanlış demeden önüne geleni depolayan insan zihniyet kargaşası yaşar. Hakikat fikrini hakkıyla anlayamaz. Kaos yaşayan zihin yapısıyla da insan hakkı batıla karıştırarak şer güçlerin tuzağına kolayca düşer. Düşünce ve duygusunu kirletir. Hakk kaynaktan öğrenmesi gerekenleri, batıldan öğrenme yanlışına düşer. Yavaş yavaş farkında olmadan fıtri/insani olandan uzaklaşır. Böylece insan İslamî anlayıştan da kopar çünkü insanî olan aynı zamanda İslamîdir. Bu savruluş da Müslümanı felakete sürükler.

İslami bir yaşam projesi için çaba harcayan herkes bilgi edinme kaynaklarında özen göstermelidir. İslam düşmanlarının tanımlama ve değerlendirmelerinden dikkatle kaçınmalıdır. Batılı batıl güçler İslam’ı öcü gösterip insanla İslam arasına engeller bina etmek için mesai harcarlar. İnsanların İslam hakikatini yanlış yorumlamasının çabasındadırlar. Müslümanların İslam ile bağlarını yaralamak için “ılımlı İslam” gibi projeleri zihinlere servis ederler. Ki ilkelerini ve özünü yitiren bu tarife İslam demek asla mümkün değildir. Zaten bu anlayışın hedefinde İslam’ı hayattan uzaklaştırma çabası vardır. Sekülerleşen, liberalleşen, Protestanlaşan, silikleşen, iddiasını yitiren bu anlayış asla İslam olamaz.

Ilımlı İslam projesinde kitapsız ve peygambersiz bir anlayış öngörülür. Hakikat bilgisinin yerine bilimsel bilgi diye lanse edilen çağdaş hurafeler konulur. Bu hastalıklı bir durumdur. Bu kaos ortamından kurtulmak için müminlerin ciddi bir zihinsel temizliğe ihtiyaçları vardır. İslam’ı seküler bir kafa yapısıyla anlamak isteyen insan asla hakikate ulaşamayacaktır. Zihinleri ve gönülleri işgal eden seküler kültür kendisine alternatif gördüğü başka kültür ve medeniyetlerin yaşamasını asla istemez. Çünkü bu onun hayat hakkını tehdit eder. Laik ve liberal bir anlayışla İslam’ı yorumlayan, anlamaya çalışan kişi İslam Hakikatini kesinlikle kavrayamaz. Yanlış duruşuyla da batılın yanında yer alır. Batı kültürünün ürettiği uluslararası emperyalizmin destekçisi olur.

Her şeyin imaj değerine dönüştüğü bu dönemde ılımlı İslam söylemiyle amaçlanan post modern Müslümanlar imal etmektir. Görünüm olarak İslami çağrışımlar uyandıran ama gerçekte içi doldurulamayan söylem ve eylemler. Varoluş şuurundan yoksun yürekler. İmaj takıntılarından kurtulamadığı için takva atmosferine ulaşamayan hayatlar. İnsanın yaşadığı pratik hayatla vahiy hakikati arasındaki kopukluk insanı kargaşaya sürükleyeceği gibi, ılımlı İslam projeleriyle hak batıl birbirine karıştırılarak melez bir anlam ortaya çıkar. Bu kavram kargaşasında büyük çaplı ironi yaşayan Müslümanlar sosyal alanlarda modern imajlarıyla boy gösterirler. Zapt edilmeyen bir arzuyla seküler batı kültürünün emellerine yardımcı olduklarının farkında bile değiller.

Seküler kültürün bugüne yansıyan post modern dünyasında, yaşanan realiteyle hakikat arasındaki çatışma açık ve net olarak ortadadır. Bu küresel seküler kasırga hakikatin üzerini tozla kapatmak istiyor. İlmi ve ahlaki dejenerasyona yol açarak sosyal çöküntüleri körüklüyor. Sosyal arenada hayat hızla akıp giderken aynı hızdaki değişim ve dönüşüm saf dimağları felç etmekte. Âdemoğlu bir yıkımın içine doğru sürüklenmektedir. Bu değişim ve dönüşümü toplumun her kesiminden karelerle rahatlıkla müşahede ediyoruz. Her birimiz bu değişimden dolayı sıkıntılarımızı dile getiriyoruz. İnsaniyetteki yozlaşmaları sıralamaya başladığımızda liste uzayıp gidiyor. Bilgisayar-internetteki sınırsız ulaşım, teknolojideki çılgın yükseliş, diziler, sanal medya…  Örnekler adeta üzerimize hücum ediyor. Bir ağırlık çöküyor insanın üstüne, omuzlardaki yük ağırlaşıyor.

Yaşadığımız bu dönemde hayatla ilgili olan her şey alt üst edildi. Ortada hakikat peşinde koşan kimse kalmadı. İnsanlık derin bir boşlukta salınıp duruyor. İnsan sadece yiyen içen eğlenen bir organizmaya dönüştü. Bu durumdan Müslümanlar da fazlasıyla nasiplerine düşeni aldılar. “Çok değiştik, artık birçok şey eskisi gibi değil” yakınması ortak duyguları ifade ediyor. Önceleri izzet ve gelişim ahlaki kâmil, iç donanım ve takvayla temsil edilirdi. Bugün maddi ve ekonomik göstergeler insanı değerlendirmede merkeze konuldu. Önceleri her işlerinde Allah’a ve Resulüne danışanlar şimdilerde modern beşeri ideolojilerle hayatlarına yön vermekte. Önceleri ne kadar fetva verilse de gönül razı değilse takvaya müracaat edilirdi. Şimdilerde nefsi şımartan ruhsatlar, nefisle barışık bahaneler. “Canım sen hala orada mısın!” gibi nefse ram olmuş itirazlar… Nefsi emmarenin eline düşmekten korunup, nefsi levvameyle yaptıklarına eleştirel bir bakış geliştiren vicdan sahipleri, bu savruluştan kurtulmak için mücadele etmekteler. Aklıselim ve vicdan sahibi herkes toplumsal alanda vuku bulan yanlışlık ve çirkinliklere karşı asla bigâne kalmaz. Yanlışların onarılması, hastalıkların tedavi edilmesi için umutlar geliştirir. Çözümler bulmak için çalışır.

Bugün gelinen bu noktada insanlığın içine düştüğü bu durum içimizi yakıyor. Sokağa adım attığınız andan itibaren çeşitli olumsuzluklarla karşılaşmak zor değil. Gencinden yaşlısına herkeste çok çirkin örnekler görebiliyor insan. Gözün gördüğünü akıl anlamıyor, hafsala almıyor. Bu nasıl bir durum, bu nasıl insanlık! Sıkıntılı durumun her gün biraz daha koyulaştığı, kötüye gidişin güç kazandığı bir atmosferde aklıselim olan herkesin, özellikle Müslümanların mesuliyetleri artıyor. Herkes üzerine düşeni ivedilikle yerine getirmekle mükelleftir. Çözüm yollarını hep birlikte bulup, bu noktada yardımlaşmak hem insanlığa hem de İslam’a karşı borçtur. Toplumu güneş gibi ısıtmak, ay gibi aydınlatmak, meltem gibi serinletmek ve yükselen alevleri rahmet yağmurlarıyla söndürmek zorundayız.

Olumsuzluklarla örülü bu duruma sebep nedir? Bu durumdan nasıl kurtuluruz? Bu bağlamda hem zihinsel hem de bedensel çaba harcamak gerekiyor. Tüm bu olumsuzlukları cahilliğe bağlayıp insanımızı bilinçlendirmek gerekiyor diyerek bilgi eksiliğini gidermeye çalışmak tabi ki gerekiyor. Ama bilgi/bilişim/erişim çağı olarak adlandırılan global dünyada bu problemin temel nedeninin “bilgi” olduğunu söyleyemeyiz. Enformasyon toplumunda en önemli kaynak bilgidir. Global dünyada bilgi ulusal/yerel sınırları aşarak evrensel bir etki kazanır. Bilgiye ulaşım kolaylaşır. Bir konuyu öğrenmek isteyen rahatlıkla bilgiye ulaşabilir. Ahlakı kamili hedefleyen Müslümanın dikkat edeceği nokta, bilgi kaynaklarını vahye/İslam’a dayandırmalıdır. Bilgi kaynaklarında özenli olmayan kişi rahatlıkla seküler algıya kapılarak yanlışa ulaşabilir. İlmi rütbelerini akademik olarak üst seviyelere çıkarttığı halde yanlış kaynaklardan beslenenler insanlığa faydadan çok zarar verir.

Şüphesiz bilgi insanın davranışlarını etkiler. Ama kötülük ve yanlış yalnızca bilgisizlikten kaynaklanmaz. Toplumsal hastalıkların sadece bilgisizliğe bağlanması mümkün değil. Tabi ki bilgi insani varoluşun temel değerlerindendir. Bilgi çağında insanın bilgiye ulaşma probleminden çok bilgiyi yorumlama ve eylemleştirmede gösterdiği zafiyet söz konusudur. Günümüzdeki çok boyutlu çöküntü insanın irade, duygu ve eğilimlerini doğruya yöneltmemesinden kaynaklanır. Bu sapmanın asıl nedeni insanın ahlak yapılanmasında ve karakterinin oluşmasında bilginin erdeme dönüştürülmemesi yatmaktadır. Fazilet değerlere dönüşmeyen bilgi sahibine yüktür. Teorik olarak var olan bilgi, pratik bir varoluş olarak yaşamda görünür kılınmadığında ne ferde ne de topluma erdem değerler noktasında katkı sağlamaz. Bugün içinde bulunduğumuz sosyal yapıdaki olumsuzlukların temelinde de bu yatmaktadır.

Felsefi terimlerle söyleyecek olursak bu yozlaşmanın nedeni epistemolojik/ bilgi kaynaklı olmaktan çok ontolojiktir/varoluşsaldır. Bu problemin kaynağında, var oluşun kodlarını çözememek vardır. İnsanoğlu “insan” olmanın sırrına vakıf olmadıkça dünya üzerindeki kaos sürecektir. Fikrin gücünü vurgulayarak, mütefekkir bir bakışla hayata yön veren kişi varoluş mücadelesini vahyin ışığında sürdürür. Düşünceyi öne çıkaran bir hayat anlayışını benimsediğinde insan gücünün farkında olur. İmanın ve amelin hayat programını belirleyiciliğine inanır. Var oluşunun Allah’a kul olmakla mana kazanacağını bilir. Yeryüzündeki diğer varlıklardan onu ayıran biricik farklılığın Rabbin öngördüğü tarzda yaşamak olduğuna inanır. Hayatını sadece O’na adar. Her eylemini Münkerden ve fahşadan arınmış bir dünya için gerçekleştirir.

Enformasyon çağında bilimsel bilginin hâkimiyetinde laik eğitimden geçen Müslümanlar olarak zihinsel bir temizliğe muhtacız. Seküler, pozitivist anlayıştan korunarak sadece İslami bakışla bir algı inşa etmemiz gerekiyor. Bilgi davranış bütünlüğünü sağlayarak bilgiyi hayata yansıtmalıyız. Bizi hakikatten uzaklaştıracak zaaflardan kaçınarak yalnızca Rabbimizin rızasını talep etmeliyiz. İnsan kendisine ben neyim, nereden geldim, nereye gidiyorum? Sorularını yönelterek vahiy perspektifinde cevapladığında ontolojik/varoluşsal konumunun şuuruna varmak için ilk adımını atmış olur. İslami zemini muhafaza ederek sürdürdüğü hayatında Müslümanca bir yapı inşa etmek için çalışır. Böylece ailede başlayan güzellikler an be an yayılarak toplumun da güzelleşmesine, temizlenmesine vesile olur. İnsan, Hak adına ayaklanır.