Rabbimizin emri olan tesettür, namaz, oruç, zekât nasıl farz ise tesettür de farzlardan biridir. En kısa manası ile tesettür; örtünmek, gizlenmek, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmektir. Bir fıkıh terimi olarak erkek veya kadının şer’an örtülmesi gereken yerlerini örtmesi demektir. Günümüzün en içler acısı problemlerinden biri, tesettür hassasiyetinin kaybolmasıdır. Tesettür, sadece başı örtmekten ibaret değildir. Fakat maalesef bugün pek çok Müslüman hanımın, tesettürün ruhuna uymayan birtakım dar elbiseler, pantolonlar vs. giydikleri görülmektedir.

Kadınların örtünmesi konusunda da Rabbimiz şöyle buyurmuştur: “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zinet yerlerini açmasınlar. Bunlardan, kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar. Zinet yerlerini; kendi kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin umduğunuza nail olasınız” (Nûr, suresi 31).

Bizlerin imtihanlarından bir tanesi de Rabbimizin belirlediği giyim şeklidir. Erkeklerin kadınlar karşısında bakış hükmü, erkekler karşısında kadınlar için de aynıdır. Kadınların başka erkeklere gözlerini ayırmadan bakmaları haramdır. Erkeklerin de helalinden başkalarına bakmaları haramdır. Kadınlar, gizli yerlerini açıp ortalıkta kafalarına göre gezip dolaşamazlar. Kadınların erkek karşısındaki avret yerleri; el, yüz dışında kalan tüm vücutlarıdır. Efendimiz (sav) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: Hz. Aişe’den gelen rivayete göre bir defasında kız kardeşi Esma, ince bir elbise içinde Hz. Peygambere (sav) gelir. Hemen yüzünü çeviren Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Ey Esma! Bir kadın, ergenlik çağına geldiği zaman yüz ve el dışında vücudunun herhangi bir parçasının açığa çıkmasına izin yoktur.” (Ebu Davud)

Kadınların, kadınlar karşısındaki avret yerleri, erkekler karşısındaki avret yerlerinin aynısı yani göbek ile diz kapağı arasıdır. Fakat bu, kadının kadın karşısında yarı çıplak duracağı anlamına gelmez. Şu kadar ki vücudun göbekle diz kapağı arasını her hâlükârda kapanması gerekirken vücudunun diğer bölümleri için değildir. Biraz önceki ayette kadının tüm makyajı ve süsüyle serbestçe hareket edebileceği çevreyi açıklamaktadır. Bu çevrenin dışında akraba olsun, yabancı olsun başkalarının karşısına makyajıyla çıkmasına izin yoktur. Kadınların a’ma biri yanında dahi açık durmaları caiz değildir. Hz. Peygamber, hanımlarından Hz. Ümmü Meymune ve Hz. Ümmü Seleme ile otururlarken a’ma (kör) bir sahabi olan Hz. İbni Ümmü Mektum çıkagelir. Hz. Peygamber (sav) hanımlarına, “yüzünüzü ondan gizleyin” buyurur. Hanımları, “Ey Allah’ın Rasulü o kör değil mi? Bizi ne görebilir ne de tanıyabilir” demeleri üzerine de şu cevabı verir, “Siz de mi körsünüz görmüyor musunuz?” Hz. Ümmü Seleme, bu olayın örtü hükümlerinin inmesinden sonra meydana geldiğini açıklar. (İmam Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi)

Hz. Aişe’den gelen bir başka rivayet de şöyledir: “Hicretin 7. yılında Medine’ye bir zenci heyet gelir ve Mescid-i Nebevi’de fiziki bir hüner gösterisinde bulunur. Hz. Peygamber, bunu, Hz. Aişe’ye gösterir.” (Buhari, Müslim, İmam Ahmed)

Bu rivayetler, kadınların erkeklere bakması konusunda getirilen sınırlamaların, erkeklerin kadınlara bakmalarıyla ilgili sınırlamalar kadar sert olmadığını gösterir. İmam Gazali ve İbn Hacer de aşağı yukarı aynı görüştedir: “Bununla birlikte kadınların serbestçe istedikleri kadar erkeklere bakıp durmaları ve bununla göz zevki almaları caiz değildir.” (Tefhimu’l-Kur’an)

Ayrıca kadınlar, kafalarına göre giyinip sokaklarda gezemez, dolaşamaz ama maalesef günden güne sokaklar, caddeler yarı çıplak bayanlarla dolup taşmakta… Hangisi kâfir, hangisi Müslüman ayırt edemiyoruz artık. Sanki kapanma ayeti bayanlara inmemiş gibi hareket etmekteler. Çıplak gezmek çağdaşlık, Allah’ın emirlerine göre giyinip gezmek gericilik! Onlara göre içler acısı bir durumdayız. Sokakta rahatlıkla yürüyemez hale geldik, nereye baksak haram kokuyor. Kocası, karısının çıplak gezmesinden hiç rahatsız olmuyor hatta memnun oluyor. Kapalı hanımefendilerin, Allah korkusu olmayan, Allah’ın emirlerini beğenmeyen kocaları, örtülerini açtırıp sözde “modern olacaksın” diye Allah’a baş kaldırmaktan da hiç korkmamaktadırlar. Poşetsiz karpuz taşımayan kocalar, örtüsüz yarı çıplak hanımlarının yanlarında gezmelerinden hiç rahatsız olmuyorlar. Efendimiz, bu konuyla ilgili şöyle buyurmaktadır: “Namus gayreti imandan, kadın-erkek bir arada eğlenmek de nifaktandır.” [Deylemi] “Allahü Teâlâ, cenneti yaratınca, ‘cimri sana giremez, deyyus senin kokunu bile duyamaz’ buyurdu. [Deylemi] “İçki içene, ana-babasına âsi olan kimseye ve deyyusa, cennete girmek haramdır.” [İ. Ahmed]

Deyyus, eskiden çok daha yaygın kullanılan ve günümüzde anlamı tam olarak bilinmeyen sözcükler arasında yer almaktadır. TDK açısından bakıldığında ise bu kelime, “Kendisine yakın olan bir kadının ya da karısının iffetsizliğine ses çıkarmayan kişi” şeklinde karşılık buluyor.

Şimdi de pantolon giyen bayanlardan bahsedelim. Başı kapalı ama alt kısım açık bayan kardeşlerimiz de kapanmayı yanlış anlamışlar. Başörtüsü var, alt kısım vücudunun tüm hatlarını belli eden bir pantolon biçimi kapanmaktan maksat. Sadece saç telleri değildir, tüm vücudunu hiçbir yeri belli olmayacak şekilde kapatmaktır. Namaz kılarken kapanıp namaz bitince her yerini sıkan bir pantolonla sokaklara caddelere çıkan benim bayan kardeşim, Efendimizin hanımlarını, kızlarını örnek alman gerekmez mi? Onların hayatlarında bu şekilde giyim tarzı var mıdır? Bir de bir süre Allah’ın emrettiği şekilde kapanıp daha sonra da ortama ayak uyduran hanım kardeşim, yarın mahşerde hesap vermekten hiç mi korkmazsın, neyine güvenirsin? Âlimlerin çoğu, bayanların pantolon giymesinin caiz olmadığını söylemektedir. Pardösünün altına pantolon giyenler, o pardösü bileklerine kadar olmalı ve o pardösüyü erkekli ortamda kesinlikle çıkarmamalıdır. İmtihan, burada başlıyor. Sıcakta kapanmak zor olabilir ama cehennem de çok daha sıcak. Oradan kurtulup cennete gitmek için Allah’ın emirlerini tam manasıyla yapmak gerekmez mi? Şimdi Efendimizin bir hadisine kulak verelim:

“Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kadının giysisini giyen erkeğe, erkeğin giysisini giyen kadına lanet etti.” (Ebu Davud 4098, Nesei Kübra 9253, İbni Mace 1903, İbni Hibban 5751, Ahmed 2/325) İbni Ebi Müleykete (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi: Aişe’ye (Radiyallahu Anha): “Bir kadın erkek ayakkabısı giyiniyor, denildi.” Bunun üzerine Aişe (Radiyallahu Anha), Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), “kadınlardan erkekleşenlere lanet etti” dedi. (Ebu Davud 4099)

Şimdi de başını, deve hörgücü ve değişik şekillerde kapatan bayanlardan bahsedelim. Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Cehennem halkından iki sınıf/grup insan var ki ben henüz onları görmüş değilim. Bunlardan bir grubu ellerinde sığır (inek-öküz gibi) kuyruklarına benzer kamçılar/değnekler/coplar vardır ki onlarla insanları döverler. Diğer grup ise elbise giydikleri halde çıplaktırlar. Erkeklere meylederler, onları da kendilerine meylettirirler. Başları eğilmiş deve hörgücüne benzer. Bunlar, ne cennete girer ne de onun kokusunu alırlar. Oysa cennetin kokusu şu kadar uzak mesafeden alınabilir.” (bk. Müslim, Libas, 125). Görüldüğü gibi, deve hörgücü gibi saçları kapatmanın ne kadar kötü olduğu anlatılmaktadır. Kadınların başlarının deve hörgüçlerine benzetilmesi, çeşitli bağ ve sargılarla sararak onları büyüttükleri içindir. Saçların deve hörgücüne benzetilmesi, saçların açık veya kapalı olarak toplanıp yüksekçe bağlanması şeklinde de anlaşılabilir.

Açık açık gezen bayanların hali daha vahimdir, daha büyük günah işlemekle beraber kapalı olanların da dikkat etmesi gerekir. Çünkü hadiste, “başlarındaki saçlarının deve hörgücü gibi olması” ifadesi çok açıktır. Giyinmiş çıplaklardan da bahsetmekte hadisimiz, çıplak değillerdir ama giydikleri giysiler çıplak gibidir. Günümüzde bu olaya şahit olmaktayız. Maalesef bayanların birçoğu üzerlerine giydikleri kıyafetleri tamamen vücutlarına yapıştırmaktalar ve vücutlarının tüm hatları çıplak geziyormuş gibi ortadadır. Kur’an ve sünnete uygun kapanan bayanlar günümüzde azınlıkta kalmakta, annesi kapalı kızı açık nesil yetişmekte; kapalılık, gericilik; açık gezmek, çağdaşlık diye gündem ediliyor. Kur’an-ı Kerim’e göre hareket etmemiz gerekmez mi? Bu kitap neden geldi, Peygamberin görevi neydi, diye sorgulaması gerekir bir Müslüman.

Rabbimizin ayetine kulak verelim şimdi de: “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtüleri olan çarşaflarını üstlerine almalarını söyle. Onların tanınmaması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Ahzab 59). Ümmü Seleme validemizin rivayetine göre, bu ayet nazil olunca ertesi sabah Medine sokakları siyah kargalar gibi çarşaflara bürünmüş hanımlarla kaplanmıştı. İmana bakın! İman etmek, budur işte! Emri duyduğunda hemen yapmak, “ben teslim oldum sana Rabbim” demek. Ama günümüzde kapalı bayan balkona açık uygunsuz bir şekilde çıkabiliyor. Anlatıldığında “evet, doğru, şeytana uyduk” diyorlar, tam manasıyla iman etmiyorlar. Rabbim, bizleri, emri duyduğumuzda hemen iman edenlerden eylesin.

Şimdi de düğünlerdeki tesettürsüzlüklerden bahsedelim. Üzülerek söylüyorum ki günümüzdeki düğünler, Müslümanın kesinlikle gidemeyeceği yerlerden bir tanesidir. Kadın-erkek iç içe tesettüre riayet edilmeyen düğünler… Kadınlar, gece kıyafetleriyle ortaya çıkmışlar, kocalarında hiç rahatsızlık yok! Bunun adı çağdaşlıkmış. Rabbimiz, Müslümanlara düğünlerinin nasıl olacağını Efendimiz aracılığıyla göstermemiş gibi haramın dibe vurduğu düğünler… Söylenen şarkılar Allah’a şirk ve isyan dolu. Bundan hiç kimse rahatsız olmuyor. Rabbimiz, şu şekilde uyarı vermektedir: “İman edenler arasında çirkin şeylerin yayılmasından hoşlananlar için dünyada da ahirette de acı bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Nur Suresi 19) Efendimiz de şu şekilde buyurmuştur: “Sizin en hayırlınız, ahlakı en güzel olanınızdır.” (Buhari, Edep 19). Bizim dinimiz baştan sona edeptir, hayadır. Allah’ın razı olmadığı amellerin sonu, cehennemdir. Cehennemin azabı umurlarında olmayan Müslümanlar, edep ve hayâdan yoksundur.

Şimdi de bayanların her ortamda çalışmasından bahsedelim. Yabancı bir kadınla bir erkek birbirlerine namahremdir. Aynı ortamda tek başlarına kesinlikle kalamazlar. Ama günümüzde buna dikkat edilmemektedir. Kadınlar, her ortamda çalıştırılmaktadır. Kafede garson bayan, marketlerde, kasalarda bayan, her ortamda bayan birisi Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmeden tesettürsüz bir şekilde çalıştırılmaktadır.

Yabancı erkek ve kadının aynı ortamda bulunması, erkeğin kadınla baş başa kalmasına yol açabilir. Bu ise haramdır. Nitekim Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda şöyle buyurmuştur: “Bir erkekle (yabancı) bir kadın baş başa kalmasın ki onların üçüncüsü şeytan olmasın.” (Tirmizî rivâyet etmiş, Elbânî de “Sahîhu’l-Câmi’; hadis no: 2165’de hadis sahihtir, demiştir.)

Kadınların çalışma ortamları, kendilerine faydalı olacak yerlerde olmalı; doğumcu bir bayan doktor mesela. İslam, kadına, çalışma ortamlarına, namahrem yerlerden uzak durarak izin vermiştir. Ama kadının mecburi bir ihtiyacı yoksa evde çocuklarını yetiştirme gayretinde olarak evinin düzenini kurmayı uygun görmüştür. Çünkü çalışan bayan, eline biraz para gücü geçince kocasıyla çatışmaya başlayacaktır. Çocuklarını yetiştirme konusunda zorluk çekilecektir. Kadının çalışma yerleri vardır ama duruma göre çalışmalıdır. Adam, faizle ev almış, faizin içine batmış ve sürekli faize kapı açıyor, karısının çalışmasını istiyor; böyle bir durum kesinlikle olamaz! Kadın, kocaya Allah’ın emanetidir, emanetine sahip çıkmalıdır.

Televizyon ve internet ortamından da bahsetmeden duramayacağım. Televizyonda uygunsuz dizileri, filmleri çekenler, oralarda oynayanlar da Allah’a nasıl hesap verecekler? O tesettürsüz filmleri izleyenlerden de Allah, hesap soracaktır. Sosyal medyada hiç çekinmeden kendi fotoğraflarını paylaşan bayanlar, sizin sahibiniz, kocalarınız değil mi, niçin kendinizi o ortamlarda paylaşırsınız? Adam karşınızda dikkatli bakamazken o fotoğrafları en ince ayrıntısına kadar incelendiğinin farkında mısınız? İslami yapıda bayanlar dahi bu sosyal medyada fotoğraf paylaşmaya kapılmış gitmektedirler.

Tesettür, sadece bayanlar için geçerli bir durum değildir; erkeklerin de sorumlu olduğu yerler vardır. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “(Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.” (Nur 30). Görüyoruz ki Rabbimiz, ilk önce erkeklere sesleniyor. “Gözlerinizi harama bakmaktan sakındırın” diyor. “İffeti koruma, gözü haramdan sakınmanın tabii sonucudur” diyor. “Zina etmekten uzak durun” diyor, “gideceğiniz ortamlara dikkat edin” diyor, “giyiminize kuşamınıza dikkat edin” diyor, “şortla sokaklarda gezmeyin” diyor, “kadınların geçtiği yerlerde oturup özellikle onları izlemeyin” diyor yani Rabbimiz, erkeğe de kadına da aynı emri veriyor. “İman ederseniz mükafatı alırsınız etmezseniz de azabım şiddetlidir” diye tehdit ediyor. Rabbim, bizleri, iman edip hayatımıza geçirenlerden eylesin.

Rabbimizin katında kadın da, erkek de değerlidir; ama emrine riayet ettiği müddetçe. Bakın Rabbimiz ne diyor: “Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab 35). Bu mükâfatı kazanmak için mücadele etmeliyiz.

Tesettür, tarz değil, farzdır. Moda değil, kalkandır. Aksesuar değil, Allah’ın emridir. Tesettürün amacı, giyinmek değil, örtünmektir. Gösterişe, modaya değil, imana yatırım yapan kazanır. Tesettür, özgürlüktür. Sadece benim görmek istediğimi görebiliyorsun. Bu, özgürlük değil mi? Rabbim, hepimize hakkıyla tesettüre girmeyi nasip etsin. Âmin.

Emrah DOĞRU

Kaynakça:

  1. Tefhimu’l-Kur’an, Mevdudi
  2. Fi zilali’l-Kur’an, Seyyid Kutub
  3. Besairu’l-Kur’an, Ali Küçük