• Ali Kaçar

    Taliban ve Uyuşturucu Baronları II

    - 21 Nisan 2022

Afganistan dünyanın en çok afyon üreten ülkesi olarak altın üçgende yer alan Miyanmar ve Amerika kıtasında yer alan Meksika ve Colombia’ya nazaran dünyanın en büyük afyon üreticisi sayılıyor. Ancak Taliban yönetime geldikten sonra getirdiği yasaklar neticesinde Afyon üretimi sıfır denebilecek bir seviyeye kadar düşmüştü. Nitekim ABD’de yayınlanan The American Conservative dergisinde yayınlanan bir makalede Taliban Lideri Molla Muhammed Ömer’in haşhaşın “İslami olmadığına” karar vermesinin ardından Afganistan’da tam anlamıyla bir yasağın başladığı belirtilmiştir. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın başlangıçta söz konusu yasakla ilgili şüpheleri olduğunu ancak bugün bakıldığında, Afgan ekonomisine zararı olsa da uyuşturucuyla mücadele açısından sonucun başarılı olduğu görülmüştür. Makalede, Afganistan Afyon Araştırması’nın verilerine atıfta bulunularak 2000 yılında Afgan topraklarında 82 bin hektarlık alana haşhaş ekildiği, 2001 yılında ise haşhaş ekilen alanın 8 bin hektara kadar düştüğü aktarılmıştır. Aynı dergi tarafından, ABD işgaliyle birlikte Afganistan’ın dünya genelinde bir uyuşturucu tedarik merkezine dönüştüğü ifade edilmiştir.

ABD işgaliyle birlikte Uyuşturucu Üretimi katlanarak artmıştır.

ABD yedeğine aldığı işbirlikçi ülkelerle gerçek olmayan çeşitli bahanelerle Afganistan’a 7 Ekim 2001’de saldırmıştır. Afganistan, işgaller ve iç çatışmalar nedeniyle hem ekonomik hem de askeri olarak çok zayıflamış ve dolayısıyla bu işgalci güçlerle savaşabilecek düzenli bir orduya sahip değildi. Ayrıca Taliban da Sovyetlerin çekilmesinden ve mücahid gruplar arasında çıkan ve binlerce Afganlı ölmesine neden olan iç çatışmadan sonra yönetime yeni gelmişti. Üstelik Taliban, ülkenin tamamında da henüz egemenlik kurabilmiş değildi. Çünkü bazı mücahid gruplar ülkenin kuzeyinde egemenliklerini devam ettiriyorlardı. ABD işgali başlayınca bu gruplar da işgalci ülkelerle birlikte Taliban’a saldırmaya başlamışlardı. İşte böyle bir zamanda ABD, diğer emperyal ülkelerle Afganistan’a saldırmış ve kısa denilebilecek bir süre içerisinde yani 7 Aralık 2001’de Taliban yönetimini devirmiş ve yerine kukla yönetim Hamid Karzai’yi getirmiştir. Taliban yönetimi devrilmiş ama Taliban mücadeleden vazgeçmemiş ve gerilla savaşını birçok bölgede devam ettirmeye başlamıştır.
ABD öncülüğündeki işbirlikçi güçlerin Afganistan’ı işgal etmesi ile birlikte uyuşturucu üretimi de artmaya başlamıştır. Oysa Taliban 2000’de yayınladığı fetva ile uyuşturucu üretimini, pazarlanmasını ve kullanımını yasakladığından dolayı neredeyse üretim durma noktasına gelmişti. Bu durum, BM tarafından tescillenmiş ve takdir edilmiş, ABD tarafından da teşekkür edilmiştir. Ancak ABD ve NATO güçlerinin işgalden kısa bir süre sonra uyuşturucu üretimi artmış ve 2007’de üretim yeniden zirve yapmıştır. Nitekim İngiltere’nin eski Özbekistan büyükelçisi Daily Mail gazetesine yazdığı bir yazıda Afganistan’ın artık yalnızca afyon üreticisi olmaktan çıktığını, üretim tesisleri kurarak eroin imal ettiğini ve uyuşturucuda katma değer yaratan çok yüksek bir aşamaya geçtiğini yazıyordu. Hem kâr artmış hem taşıma kolaylaşmıştı. Bunun için tabii kimyasal maddeler gerekiyordu ve bunlar da ABD ve NATO’nun Bölgesel Yapılandırma projesi sayesinde yenilenen yollardan yapılıyordu. Afganistan o tarihlerden itibaren entegre bir afyon ekimi ve eroin üretimi merkezine dönüşerek, dünyadaki talebin yüzde 85’ini sağlar hale gelmişti. Ülke içindeki tüketim de artarak bir milyon kişiye yükselmişti. Uyuşturucu üretimi ilerleyen yıllarda artarak devam etmişti. Amerikan işgali, Afganistan’da uyuşturucunun altın çağını başlatmıştır. İşgal döneminde 7.606 hektar olan haşhaş ekili alan, 2017 yılına gelindiğinde 328.000 hektara çıkmış durumdadır. ABD’nin ülkede “uyuşturucu ile mücadele” söylemi ise yalnızca siyasi bir retorikten ibaret olarak kalmıştır. Taliban’ın 2000 yılında afyon ekimini yasaklamasıyla neredeyse sıfıra inen üretim, işgalin ardından rekor seviyelere yükselmiştir.

İşgalle birlikte afyon üretiminin kullanımı da pazarlaması da artmıştır.

ABD ve İngiltere öncülüğündeki NATO güçleri özellikle afyon üretiminin yoğun olduğu Hilmend, Kunar, Uruzgan gibi illerde işgal boyunca yoğun faaliyet göstermiştir. Hilmend ilinde afyon tarlalarını koruyan NATO güçleri birçok kez basına yansısa da Batı basınında uyuşturucu üretiminden daima Taliban sorumlu tutulmuştur. Uyuşturucu söylemini, ABD çoğunlukla bir bahane olarak kullanmıştır. Geçtiğimiz yıl Hilmend ilinin Musa Kale ilçesinde hava saldırıları düzenleyen ABD, saldırılarda sivillerin öldüğünün ortaya çıkmasının ardından vurduğu yerlerin “Taliban’ın uyuşturucu imalathanesi” olduğunu ileri sürmüştü. İddialar Taliban tarafından yalanlanmıştı.
ABD öncülüğündeki işgalci güçlerin kendi menfaatleri için 2003- 2013 arası üretilen bu zehrin miktarı korkunç denilebilecek kadar artmıştır. 2013 senesinde haşhaş ekilen toprak 209000 hektar olarak tahmin edilmektedir ki bu veri aslında bir rekordur. Oysa 2001 yılında sadece 8000 hektara yakın toprağa haşhaş ekilmişti. Öte yandan 2010 yılında gerçekleştirilen bir araştırmaya göre Afganistan’da bir milyon uyuşturucu bağımlısı olduğu tahmin ediliyor. Ancak gerçek rakam bu verilerin kat kat fazlasıdır. Dolayısıyla Afganistan, terörden ve Batı Emperyalizminden daha büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Medya, sürekli olarak savaş ve terör gibi olguları öne çıkarmaktadır, fakat 2001’den beri süregelen işgal neticesinde Batı’nın bu toprakların halkını uyuşturucu ile yavaş yavaş nasıl ölüme sürüklediğinden ve narko-mafya bir yapıya dönüştürdüğünden fazla söz edilmiyor. Afganistan’da uyuşturucu ticareti kâğıt üzerinde yasaktır ve türlü yaptırımları vardır. Ancak Afganistan’ın neresine giderseniz gidin durumun çok farklı olduğunu görebilirsiniz.
Afgan Halkı da uyuşturucu üretiminin işgalle birlikte çok arttığını, hatta üretiminin de kullanımının da alenileştiğini, engel de olunmadığını açıkça söylemektedir. Nitekim Kabil’de yaşayan Mir Ahmad Baryalay, “Taliban dönemine göre daha kötü. Taliban döneminde uyuşturucu üretilir, kaçak yollarla yurt dışına çıkarılırdı ancak halk arasında kullanımı yaygın değildi. Uyuşturucu kullananlar da halkın gözü önünde içmezdi ama şu anda neredeyse her yerde kullanılıyor, devlet de bu konuda bir şey yapmıyor. Parklar, yollar ve diğer halka açık alanlarda esrar içiliyor. Bu durumun çocuklar ve öğrenciler üzerinde çok kötü etkisi olduğunu düşünüyorum. Bence uyuşturucu üretimi arttı. Güvensizlik, tehdit, ırkçılık ve uyuşturucu üretimi, siyasetçiler tarafından mafya aracılığıyla sistematik şekilde organize ediliyor” ifadelerini kullanmıştır.
Uyuşturucu konusunda eleştiri oklarını hükümete yönelten 48 yaşındaki Mohammad Farooq da “Köprü altlarında ve diğer köşelerde uyuşturucu kullananları gördüğümde çok üzülüyorum. Çamurlu, pis yerlerde yaşıyorlar ve uyuşturucu kullanıyorlar. Sorumlu bir hükümetimiz olsaydı bu kişileri o halde bırakmazdı” diyerek üzüntüsünü dile getirmiştir.
Sayed Mohsen Jalis ise polisin uyuşturucu kullananlar konusunda hiçbir şey yapmadığını belirterek, “Uyuşturucu kullanımı Taliban dönemine göre arttı. Bir polis aracının uyuşturucu kullananlara yaklaştığını ve bir şeyler alıp verdiğini kendi gözlerimle gördüm” demiştir. Kısacası ABD’nin Afganistan’a her girişinde ve her önlem alışında afyon üretimi artmıştır.
Taliban ülkenin %95’ine egemen olduktan sonra haşhaş üretimine yönelik önlemlerini arttırmıştır. Nitekim Taliban lideri Molla Ömer, “uyuşturucun İslam’a göre haram ve insanlığa karşı suç olduğunu” belirten bir fetvayla, Afganistan tarihinde ilk kez ülke genelinde afyon üretimini yasaklamıştır. Afyon tarlaları ve laboratuvarlar imha edilmiştir. Uyuşturucu trafiği kesilerek uyuşturucu baronları en sert şekilde cezalandırılmıştır.
Taliban’ın afyon üreticilerine savaş açması sonucu aynı yıl afyon üretimi ülke genelinde yüzde 97 oranında azalarak neredeyse sıfırlanmıştır. Dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, uyuşturucuyla etkin mücadelesi nedeniyle Taliban’a teşekkür etmiştir.

CIA destek ve gözetiminde uyuşturucu üretimi

Amerika’nın casusluk örgütü CIA başta olmak üzere Black Water adlı özel güvenlik firmalarının adını değiştirmiş ve ABD ordusu ve savunma bakanlığı yetkilileri Afganistan’da uyuşturucu madde üretimi ve kaçakçılığında bu firmaların üzerinden belirleyici rol ifa etmeye başlamıştır.
Kanada’nın Global Reseach internet sitesi en son raporunda Amerika’nın Afganistan’da uyuşturucu madde kaçakçılığından elde ettiği geliri yılda 50 milyar dolar olarak açıklamıştır. Afganistan’ın önceki Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ise bu rakamı 60 ila 100 milyar dolar şeklinde belirtmiştir.
Global Research sitesi CIA’nın, Afganistan’daki tüm giderlerini bu ülkede üretilen eroinin satışından temin ettiğini yazmıştır. Amerikalı tarihçi ve CIA’nın Amerika’nın son yarım asırda yürüttüğü tüm savaşlarda uyuşturucu madde kaçakçılığı işini yürüttüğünü belirten uzman Alfred Mc Koy da Afganistan’ın uyuşturucu maddeye bağlı ekonomisi, CIA ve Amerika’nın dış politika kurumu tarafından titizlikle tasarlanan ve uygulanan bir proje olduğunu belirtmiştir.
Amerikalı gazeteci yazar David Gibson da Amerika’nın istihbarat kaynaklarından naklen Foxnews’a yaptığı ifşaatta, CIA her zaman Afganistan’da uyuşturucu madde kaçakçılığında eli bulunduğunu ve bu ülkede Vietnam’da yaptığı gibi işini büyük bir zevkle yaptığını belirtmiştir.
İngiliz The Guardian gazetesinin yazdığına göre yeni adı Akademi olan Black Water özel güvenlik firması, Afganistan’da uyuşturucu madde kaçakçılığından elde ettiği gelirden başka, Amerika’nın Afganistan’da uyuşturucu madde kaçakçılığı ile mücadele için harcadığı paranın dörtte birini de Amerika yönetiminden tahsil ediyor. Geçenlerde Alman basını da NATO’nun Afganistan’daki üslerinde tedarik işi ile ilgilenen Ekolog adlı özel güvenlik firmalarından birinin Arnavut kökenli mafya çeteleri ile Afganistan’dan Kosova ve Almanya’ya eroin sevkiyatında iş birliği yaptığını ifşa etmiştir.
Afganistan haber ajansının belirttiğine göre bu ülkede başta ABD üsleri olmak üzere ecnebi güçlerin üslerinin yanı başında haşhaş ekimi kuşku uyandırıcı bir durumdur ve bu tarlaların aslında bu üslerin gözetiminde faaliyet yürüttüklerini göstermektedir. Nitekim Afganistan hiçbir milli organ veya devlet kurumu bu üslerin üzerinde gözetimi bulunmuyor.
2001 Temmuz ayında dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair, ‘El Kaide ve Taliban rejimi, uyuşturucu ticaretiyle besleniyor. İngiltere’de satılan eroinin yüzde 90’ı Afganistan kaynaklı. Bunu durdurmak, doğrudan ulusal çıkarlarımız arasında’ demişti. Blair’in ‘apaçık yalan’ söylediğini ifade eden İngiliz gazeteci Brian Cloughley ise bu durumu şöyle değerlendirmiştir: ‘Taliban iktidardayken şüphesiz zalimdi. Ancak uyuşturucu üretimini yasakladılar ve afyon üretimini 2001’de 8 bin hektara kadar indirdiler. Bunun üzerine ABD Afganistan’ın uyuşturucu ile mücadelesine 1,5 milyar dolar yardım yapacaklarını açıkladı. Ancak hemen ardından Başkan George W. Bush, ‘Taliban ve El Kaide, iki şeytan, uyuşturucu ticaretini, cinayetlerini finanse etmek için kullanıyor. Temel hedefimiz, Afganistan’ın bir kez daha bu amaçla kullanılmasını engellemek’ dedi. O da Blair gibi yalan söylüyordu.’
Afganistan’ın dünyanın eroin merkezine dönüşmesi, ABD ve onun müttefiklerinin planlarından biriydi ki böylece her yıl milyarlarca doları patronların cebine indirebiliyorlar. 80’lerden beri ABD ve müttefikleri bu uğurda çalışmış ve muratlarına da ermişlerdir. Çünkü uyuşturucu ticaretinin, petrol ve silah ticaretinden sonra en karlı işlerden biri olduğunu pek de iyi kavramış durumdalar. 2001 senesinden, Afganistan’ın ABD tarafından işgal edildiği 2009’a kadar uyuşturucu üretimi tam 35 kat artmıştır. 2009’daki resmi rakamlara göre, üretilen uyuşturucunun miktarı 6900 tondur. Halbuki 2001 yılında bu miktar 200 tondu. Birleşmiş Milletler’in verilerine göre Afganistan’da uyuşturucu satışından elde edilen para miktarı yıllık 200 milyar dolardan fazladır. Oysa bu paranın ancak 2-3 milyarı Afganistan’a tekrar geri dönmektedir. Çok da şaşırtıcı olmayan şu önemli bilgilerle devam edelim: Helmand, Kandahar, Zabul, Farah ve Uruzgan gibi uyuşturucunun en fazla ekildiği yerlerin emniyeti ABD ve İngiliz askerleri tarafından alınıyordu. Diğer yandan, Herat Vilayeti’nin Şindand Havaalanı ile Kandahar Havaalanı da ABD ve İngiliz güçlerince kullanılıyor ve uyuşturucu sevkiyatı da en çok bu iki nokta üzerinden gerçekleştiriliyor. Şu ana kadar bu iki bölgede çalışan ve büyük askeri uçaklarla uyuşturucu sevkiyatına şahit olan onlarca Afgan vatandaşı, mevzunun gizli kalması uğrunda öldürülmüştür. Gazeteci veya sivil insanların buralara girmesine kesinlikle izin verilmemektedir. Sadece askeri uçaklar değil Kam Air gibi bazı sivil Havayolu şirketleri de işin içindedir. Örneğin, Herat Uluslararası Havaalanı’nın emniyet müdürü 2008 yılında bir gazeteciyi arayarak, Kam Air Havayolu Şirketi’ne ait bir uçağın ağzına kadar uyuşturucu ile dolu olarak İran’a uçmak üzere olduğu sırada durdurduğunu söylüyor ve kendisinden havaalanına gelmesini istiyor. Gazeteci gidip olayı fotoğraflıyor, ancak birkaç dakika geçmeden emniyet müdürü yabancı askerler tarafından hemen tutuklanıp götürülüyor ve kendisinden halen haber alınamıyor. Gazeteci de elinden fotoğrafları alındıktan sonra uzun zaman hapsi boylamaktan kurtulamıyor. Bu şekilde onlarca gazeteci bu tür olayları belgelemek için uğraş verdiği sırada tehdit ediliyor veya öldürülüyor. Benzeri çok sayıda vaka var: bu konudaki bir diğer örnek de BBC muhabiri Abdulsamad Ruhani . Ruhani, 7 Haziran 2008’de Helmand vilayetinde uyuşturucu hakkında çalışmaktayken uyuşturucu mafyası tarafından kaçırılarak vahşice öldürülmüştür.
2013 yılında bazı medya siteleri NATO ve Afgan askerlerinin Helmand Vilayetinde uyuşturucu tarlalarını birlikte koruduklarının fotoğraflarını paylaşmıştı ki bu asıl uyuşturucu tacirlerinin kimler olduğunu açıkça göstermektedir. Özgürlük Radyosu’na göre; ABD, Afganistan’ı işgal edişinden 2014’e kadar yaklaşık 7 milyar doları bu zehre ve Afganistan yetkililerine ayırmıştır. Bu para Karzai gibi cumhurbaşkanı, bakanlar ve diğer yetkililerce emilmiş ve cebe indirilmiştir. Halbuki bu para gerçekten uyuşturucu ile mücadeleye harcansaydı durum günümüzde tam da tersine olurdu. Bugünlerde de uyuşturucu ile mücadele adına milyonlarca para Eşref Gani yönetiminin cebine aktarılmıştır. Aslında bu para, yüksek devlet makamları için sus pus parası yani bir çeşit “pay”dır. Burada asıl kurbanlar Afgan çiftçileri ve halkın yoksul kesimidir. Örneğin, bu satırları yazmakta olan yazarın bir akrabası, Belh Vilayeti’nin bir köyünde çiftçidir. Geçen sene tarlasına pamuk ekmek isterken emniyet güçleri tarafından haşhaş ekmeye zorlanmıştır. Haşhaş ekmezse, tarlasını elinden alacaklarını söylemişlerdir. Çiftçi de mecbur olarak Afyon yetiştirmek zorunda kalmış, ancak ektiği üründen zar zor yılı geçinebilecek kadar pay elde edebilmiştir.
Alman İstihbaratı BND’den sızan bir belgede Alman kuvvetlerinin ülkedeki uyuşturucu trafiğine karıştığı ortaya çıkmıştır. Büyük bir skandala neden olan sızdırılan belgelere göre, Kuzey Afganistan Emniyet Müdürü Muhammed Davut’un organize ettiği uyuşturucu trafiğinde Afganistan’daki Alman askerleri aktif olarak yer almışlardı. Geçmişte Ahmet Şah Mesut’un sekreterliğini de yürüten Davut, Kuzey İttifakı içerisindeki en kirli isimlerden biri olarak bilinmekteydi. Muhammed Davut, 2011 yılında üst düzey 6 Alman askeriyle birlikte bir canlı bomba saldırısında öldürülmüştür.
2011 yılında yayınlanan bir rapor, ABD askerlerinin ülkede üretimi yapılan afyonun en önemli müşterilerinden biri olduğunu göstermektedir. Raporda fiilen görev başında olan 11 bin 200 ABD askerinin uyuşturucu kullandığı tespit edilmiştir. Gerçek rakamın ise çok daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir.
Afganistan’dan yabancı güçlerin büyük oranda çekilmesinin ardından Kabil hükümeti, ABD’yi sözünü tutmamakla eleştirmektedir. Cumhurbaşkanı Eşref Gani, yeniden yükselişe geçen afyon üretiminin, ABD’nin taahhüt ettiği mali desteği geciktirmesinin sonucu olduğunu savunmuştur.
İtalyan muhabir Enriko Piovesta geçenlerde hazırladığı bir raporunda şöyle diyor: İngiliz ve Kanadalı askeri ülkelerine geri götüren uçaklarda Afganistan’da üretilen eroinlerin varlığı, Afganistan savaşının perde arkasında gerçek iktisadi çıkarla ilgili şaibeleri doğrular niteliktedir. Gerçekte Hilmand ve Kandihar eyaletlerinden İngiltere ve Kanada’daki hava üslerine askeri yoldan kaçak edilen eroin olayı, buz dağının sadece su yüzünde görünen kısmıdır.
İtalyan gazeteci raporunun bir başka yerinde de Kırgızistan ve Türkiye’nin Afganistan’dan uyuşturucu madde transitinde ifade ettikleri rollerine işaret ederek Rus medyasından naklen şöyle diyor: Afganistan eroini ABD’nin askeri kargo uçakları ile doğrudan Kırgızistan’ın Gasni üssüne ve yine Türkiye’nin İncirlik üssüne taşınıyor.
Öte yandan İngiliz The Guardian gazetesi de büyük bir ifşaatta bulunarak ABD ordusunun uyuşturucu maddeleri ölen askerlerin cenazeleri yerine tabutlara doldurduğunu yazmıştır.
Arjantinli gazeteci yazar Adrian Salboçi bu konuda şöyle diyor: Amerika’nın Afganistan devleti ile güvenlik anlaşması imzalaması ve bu ülkede yeniden asker sayısını arttırmasının amacı uyuşturucu madde piyasasını korumaktır, nitekim bu durum İngilizlerin 19. Yüzyılda Çin’de izledikleri plan ve stratejiydi. Bu yüzden Amerika’nın terörle mücadele iddiası büyük bir yalan ve bir mazerettir ve böylece bölgede askeri varlığını haklı göstermek için bu konuyu ileri sürmektedir.
Afganistan’da uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadeleden sorumlu bakan, işgalcilerin ülkedeki uyuşturucu üretiminden para kazandığını söylemiştir. General Hudayidad Hüdayidad, ülkede üretilen uyuşturucunun büyük bölümünün ABD, İngiltere ve Kanada askerlerinin kontrolündeki iki eyalette depolandığını ifade etmiştir. Hüdayidad, NATO güçlerinin kendi kontrollerindeki bölgelerde afyon üretimini vergiye bağladığını da vurgulamıştır.
İşgalciler, dünyanın en büyük afyon üreticisi ülkedeki uyuşturucu üretiminden ve kaçakçılığından Taliban’ı sorumlu tutuyor ve savaşın gerekçelerinden birinin de uyuşturucuyla mücadele olduğunu öne sürüyor. Buna karşın işgalin aşladığı 2001’den beri ülkedeki afyon üretimi hızla artmıştır.
2017 yılında yayınlanan Uluslararası Suç ve Gelişen Dünya Raporuna göre 2014 yılında esrar, kokain, opiyatlar ve amfetamin tipi başlıca uyuşturucuların küresel perakende piyasasının 426 ile 652 milyar ABD doları olduğu tahmin ediliyor (Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, 2021 Türkiye Uyuşturucu Raporu).
Bu ticaretin kontrolü ise CIA’da. CIA, uyuşturucu ticaretini, terör örgütlerinin finansmanında kullanmaktadır. Hem de Rusya, Çin, İran ve Türkiye başta olmak üzere ABD hedefleri önünde engel olarak görülen gelişen dünya ülkelerinde uyuşturucu bağımlılığını yaygınlaştırmak için… Bu ülkelere, CIA’nın kontrolündeki uluslararası suç şebekeleri, yerel mafyalar vasıtasıyla uyuşturucu dağıtımın yapılmasını sağlayan mekanizmalar kuruyor. Uyuşturucu tüketimini teşvik eden sözde “bağımsız medya” kuruluşları ve Batı’nın yaşam tarzının propagandisti “sivil toplum örgütleri” de bu kazançtan pay almaktadır.
ABD’nin Afganistan’daki yenilgisiyle, bu eroin imparatorluğuna da büyük bir darbe vurulmuş oluyor. Bu imparatorluktan beslenenlerin cıyak cıyak bağrışmaların bir nedeni de bu kanalın tıkanmasıdır.