• Hasan Tahsin

    Sosyolojik Evrim ya da Tekâmülün Dayanılmaz Ağırlığı

    - 20 Ekim 2022

Toplumlar, her geçen gün değişiyor, gelişiyor, başkalaşıyor. Yani tekâmüle uğruyor, evrimleşiyor. Buna, kısaca “sosyolojik evrim” diyebiliriz. Özellikle son yirmi yılda bu sosyolojik evrim, en üst boyuta uzandı ve insanlar, toplumsal hayattan bireysel hayata ve bireyciliğe doğru hızla kaydılar. Ne mahallenin bakkal amcası kaldı, ne mahalleyi tanıyan muhtar, temizlik işçisi, sucusu, sütçüsü… İnsanlar, aynı apartmanda arı kovanında yaşar gibi yaşıyorlar ama birbirlerini tanımadan ve birbirlerinden bihaber.

“Teknoloji çağı” denilen çağda, “insan” denilen varlık, elinde android bir telefon (Akıllı demiyorum, makinenin akıllısı olmaz. Akıllı dersem Allah’a ihanet etmiş olurum) veya tablet, tüm dünyaları bu. Bunların hem zaman olarak hem de ekonomik olarak esiri olmuşlar. Buradan sipariş veriyorlar, buradan haberleşiyorlar, buradan görüntülü sohbet ediyorlar, buradan düğün davetiyesi gönderip buradan arkadaşlıklar kuruyorlar. Çocukların oyun ve zaman geçirme aleti ya da ebeveynlerince ellerine tutuşturulan oyalanma ve oyalama mekanizması. Ya da hiç görmediği, ne olduğunu bilmediği insanlarla buralarda tanışıp evlendikleri ve seviyeli ilişkilerini yine buradan yaptıkları bir duyuru ile sonlandırdıkları bir mekanizma. Artık devlet ricali bile ciddiyetini kaybetmiş bir şekilde buralardan gece yarıları görevden alma ve atama kararlarını yayınlıyor. Çay ya da kahve içmek için bir araya gelen insanlar, birbirleriyle sohbet muhabbet yerine yine teknoloji harikalarıyla karşılıklı vakit geçiriyorlar.

Yanlış anlaşılmak istemem, teknolojiye, bilime, gelişmeye, uygarlığa karşı değilim. Bunları kullanmak, geliştirmek ve kendimizi de geliştirmek zorundayız. Allah’ın, Hz. Peygambere indirdiği ilk ayet olan “oku” ayetini iyi anlayamamış zihniyetler ancak bilime, fenne, teknolojiye ve gelişmeye karşı dururlar. Benim burada anlatmak istediğim; bu gelişmeler karşısında sosyolojik bir evrim ve evirilmeye, tekâmüle uğrayan insan denilen varlığın kendi özünü ne kadar koruyabildiğidir. Bir zamanlar ”sosyolojik bir varlıktır” denilen insanın ne kadar sosyal ve asosyal kaldığıdır. Sosyolojik evrime, tekâmüle karşı durulamaz. Karşı durmak, Donkişot gibi yel değirmeniyle savaşmaktır. Ayrıca Allah’ın sünnetine (sünnetullaha) da aykırıdır. Yeter ki biz, bu sosyolojik evrimde oyun oynanan değil, oyun kurucu ve oyun oynayan olalım.

En basitinden bir örnekle sözlerimi bitirmek istiyorum: Bugün en çok şikâyet ettiğimiz konulardan biri, çocuklarımızın ekranlar karşısında kilitlendiği konusudur. Bireyselleşen ve dünyadan kopan, kendi iç dünyasında yaşayan çocuklarımız, eski dönemlerdeki gibi sokaklarda oynamıyorlar. Oynamak isteseler de son üç dört yılımızı kabusa çeviren saçma sapan bir pandemi uygulaması yüzünden toplumdan ve toplusal hayattan ve hatta örgün eğitimden dahi kopartıldılar. Peki, bu dönemde evde zindan hayatına döndürülen hayatlar için biz, ne yaptık? Onlara en azından bir kedi yavrusu alabilirdik. Onlara bir sorumluluk bilinci aşılayabilir, bir nebze dahi olsa ekranlara kilitlemekten kurtarabilirdik. Bizim mahallenin insanları, kedi köpek besleyenlere diğer mahalle insanı muamelesi yaptılar. Ama bu sosyolojik evrime onlar bizden daha önce girmişlerdi. Bizim mahalle sakinleri, daha geç ve hızlı bir giriş yaptılar. Nedenlerini, sonuçlarını ve ne yapılabilirler’i düşünemeden. Bu nedenle bizim, bu evrim karşısında oturup düşünmemiz ve bu evrimi nasıl lehimize dönüştürebiliriz’i araştırmamız gerekiyor. Yoksa köpek çobanlığı söylemi ile bir yere varabileceğimiz yok!

Sağlıcakla…

eyy aya bakan güzel

ay bize baksın aşkımızı anlatsın

gecenin gölgesi düşerken gülün üzerine

bülbül otursun

aşkımızı anlatsın

sabah güneşi gözlerinde yanarken

rüzgar sessiz çığlıklarım olsun

aşkımızı anlatsın

eyy papatyadaki sarı noktaya takılan güzel

sen cümlelerimin noktası ol

kitaplar aşkımızı anlatsın

sen bir yağmur damlası ol

dereler, nehirler, denizler

aşkımızı anlatsın

sen gökte bir yıldız ol

saman yolu, zaman yolu, aşkın yolu

hep seni, hep aşkımı, hep aşkımızı anlatsın

 

Hasan TAHSİN