• Harun Akça

    Sosyal Medyaya Kurban Edilenler

    - 19 Kasım 2021

Modern hayatın en önemli teknolojik gelişmelerinden bazıları, hiç şüphesiz bilgisayar, telefon ve internettir. İnternet, zaman ve mekân sınırlamasını ortadan kaldırarak, her türlü bilgiye erişimi hızlı, ekonomik, çok yönlü ve rahat bir şekilde sağlamaktadır. Mobil telefonların iletişim sürecinde kullanılmaya başlanmasıyla bireyler, her durumda internete bağlanma imkânı elde etmişlerdir. Bu açıdan bakıldığında internet, güncel haber ve bilgi sağlama, görüş ve bilgi paylaşma, zaman ve mekândan bağımsız iletişim kurma, ekonomik ve hızlı haberleşme, görsel ve işitsel öğelerle iletişim kalitesini arttırma gibi özellikleriyle bireylerin birbirleriyle kurdukları iletişimde etkin olarak kullanılmaktadır. İnternet, aynı zamanda eğitim, öğretim sürecinin her aşamasına ilişkin sağlamış olduğu, bilgi altyapısı sayesinde öğretim etkinliklerinin biçimlendirilmesinde de sıkça başvurulan ve içerdiği bilgi miktarını sürekli artıran bir teknolojidir.

Genel olarak internet, özelde ise yeni bir iletişim biçimi olan ve aynı zamanda bilgi, oyun, etkinlik, duygu, durum, fotoğraf, mekân, video gibi paylaşımlara imkân tanıyan ve tüm dünyada çok yaygın bir biçimde kullanılan sosyal medya ve uygulamaları, bireylerin özellikle de gençlerin sosyal, fiziksel, duygusal gelişimlerini biçimlendirmektedir. İçinde bulunduğumuz teknoloji çağında, belirli düşünceleri tanımanın en rahat ve kolay yollarından biri, hiç şüphesiz internet kullanımıdır.[1]

Türkiye, internetle ilk defa, akademik amaçla 1980’li yılların ortalarında EARN (Europian Academic and Research Network)’un uzantısı niteliğinde olan TÜVAKA (Türkiye Üniversiteler ve Araştırma Kurumları Ağı) aracılığıyla tanışmıştır. Daha sonraları İnternet’e Nisan 1993’te kesin olarak bağlanılmış ve bu bağlantı, ODTÜ’den gerçekleştirilmiştir. 1997 yılına gelindiğinde, akademik kuruluşların internet bağlantısını sağlayan ULAKNET çalışmaya başlamış ve üniversiteler birbirlerine bağlanmış, internet kullanır hale gelmiştir.[2]

Müslümanların hayatına yaklaşık yirmi yıldan beri internet girmiş, on küsür seneden beri de masadan cebe taşınmıştır. Hatta birkaç senedir de ‘akıllı telefonlar’ ile Müslümanların aklından hayatına kadar her yere dâhil olmuştur.

Cep telefonu, bir iletişim aracı olma özelliğini çoktan geride bırakmıştır, insanların bir arada durmasını sağlayan bir çimento düzeyine gelmiştir. Artık sosyal iletişimle anılmasının yeterli olmayacağı kadar günlük hayata damgasını vurmuş, bırakın şehirleri en ücra köylerde bile kullanılır hale gelmiştir.

İslam dini, insanların iletişimine; gıybetinden iftirasına kadar yasaklar getirmiş, tatlı söz ve tebessüm gibi durumları, sadaka olarak kabul ederek, iletişime şekil vermiştir. Telefonun ve internetin, bu büyük ve bebeklikten itibaren insanlara üstünlük kurmaya başlayan gücü önümüzdeyken, telefon kullanımını öğrenmekten ve öğretmekten başka çözümümüz yoktur.

Televizyonun günlük hayata dâhil olduğu 1970’li yıllarda, “bu bataklıktan uzak duralım, haramdır” demekten başka bir çözümü olmayan âlimlerimizin yetersiz kalan tavırlarının faturası, bugün daha hala ödenmektedir. Nesiller, televizyona kurban edilmiştir. İnsanların ahlakını bozan her türlü pisliği ekranlara taşıyan, bununla milyonları zehirleyen ve zihinlerini işgal eden, dünyaya geliş amacının sadece dünyevi çıkarlar, oyun, eğlence olarak gören ve Allah’a kulluğu ikinci, üçüncü plana atan ya da Allah’ı hayatın hiçbir alanına karıştırmayan bir nesil inşa edildi. Bunun etkisini, toplumda hala görmek mümkündür ve zihinler işgal edilmiştir. Toprakların işgali geri alınabilir; ancak zihinlerin işgalini geri getirmek çok da kolay olmayacaktır. Televizyonu, sadece öcü ve şeytan olarak görenlerin bu tavırları, belki yanlış olmayabilir ama reçeteleri maalesef yetersiz kalmıştır ve nesiller televizyonun önünde, adeta hiçbir çaremiz yokmuş gibi sürüklenip götürülmüştür. Bu durum, Müslümanı ve Müslüman olmayanıyla herkesi sürükleyip götürmüştür.

O gün televizyonlar için yapılan bu hatalar, bugün internet alanında yapılmamalıdır. Biz insanların topluca hidayetinden mesul değiliz; Allah Teâlâ dilediğine hidayet edecek, dilediğine etmeyecektir. Bir kulun haramlardan uzak yaşaması da, haramlara batıp kaybolması da yalnızca Allah’ın dilemesiyledir. Bizler, insanların hidayeti için gayret sarf etmekle mükellefiz.

İnsanlar arası iletişim dediğimiz internet, Allah’ın şeriatına göre yapılmak zorundadır. Zira biz, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ümmetiyiz ve mağaralara çekilme gibi bir hakkımız da yoktur. Toplum bozuldukça dağlara kaçacak değiliz, toplum bozuldukça şeriatımızı, onların üstüne üstüne sürecek bir milletiz. Ümmeti Muhammed’in farkı budur. Kaçan değil, geride sığınmacı olarak kalan değil, hayata her açıyla bakan ve Allah’ın şeriatı ile hayatı olduğu gibi şekillendiren bir nesil olmalıyız. İnsanlar hangi teknolojiyi kullanıyorsa, dinimizi o teknolojide yansıtmak mecburiyetindeyiz.

Şu an elimizde bulunan ve bizim kullandığımız internet, bir cep telefonudur. Kuru bir internet düşmanlığı ve körü körüne telefon düşmanlığı, bu ümmetin kalitesine uygun değildir. Fakat elbette içine dalıp kaybolduğumuz bir internet ve cep telefonu da ümmetimizin düşeceği bir düzey değildir.

İnternet, insanların polisten, aile kontrolünden, toplum baskısından sıyrıldıklarını zannedip iki tuşla baş başa kaldıkları yerdir. Hâlbuki biz, iman etmişiz, Allah’tan ayrı olduğumuz, meleklerin bizi denetlemediği bir yerin olmadığını ve internetin de meleklerin muhasebe ettiği bir yer olduğunu biliyoruz ve bunu aklımızdan hiçbir zaman çıkarmamız gerekir.

Mümin; interneti olan cihazı veya cep telefonu masasına koyduğunda, avucuna aldığında tıpkı bir şekilde abdesti bozulunca camiden çıkıp abdestini alıp tekrar camiye geldiği gibi, Ramazan gününde bir şey yiyince orucunun bozulması gibi internet kullanırken de “Burada, Allah’ın haram kıldığı bir şey ile karşılaştım! Dur!” demesi gerekecektir.  Basılan bir tuş, diğer Müslüman için tehlike oluşturduğu sürece şu hadis daima aklımıza gelmelidir: “(İyi) Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kişidir” (Buhârî, Îman 4-5, Rikak 26; Müslim, Îman 64-65).

Tersten okuduğumuzda ise elinden ve dilinden Müslümanların zarar gördüğü kimsenin Müslüman olmadığı sonucu çıkarılır. Onun içindir ki elimize, dilimize, gözümüze sahip çıkacağız.

Bugün, cep telefonu aile yıkılmalarının ve boşanmaların çoğaldığını görmekteyiz. Ticarette, iflasın nedeni pek kolay olabiliyor, siyasette Müslümanların batma, yükselme nedeni olabiliyor. İki yüz seksen harfin yan yana dizildiği bir tweet, insanlar arasında savaş nedeni olabiliyor. Bu kadar tehlikeli şeyler, Müslümanın parmaklarının yazdığı bir mesaj sebebiyle olabiliyorsa o zaman “Müslüman, diğer Müslümanların, elinden ve dilinden tehlike görmediği insandır” düsturuyla hareket etmeliyiz.

Cep telefonu ve internet, bir nevi elinden geldiği kadar “sır yay, sakın tutma” demektir. Sanki cep telefonu alan kişiye bir sırrı, yüz bin kişiye duyurmadıkça sakın uymaması söylenmekteymiş gibi dedikodu ve ifşa etmek üzere kurulu işler yapılmaktadır. Bu, bir Müslüman için tehlikelidir. Yaptığımız işte dilimizi, gözümüzü, ayağımızı, elimizi korumak zorundayız. Allah Teâlâ, kıyamet günü elimizi, dilimizi, gözümüzü konuşturacağını söylemektedir. Kur’an’ımız, Allah’ın, huzuruna hesap sorulmak için çağırdığı kullarına “anlat kulum” diyeceğini söylemiyor. Çünkü kullar susacak; eller, ayaklar, gözler konuşacaktır. Bir parmak, mesela bir ömürde kaç defa tuşa basmaktadır? Hepsini sayıp dökecektir.

Tavsiyemiz odur ki; Sosyal medya ağlarında tartışmalara girmeyelim, zamanımızın çoğunluğunu buralarda harcamayalım, boşa geçirecek zamanımızın olmadığını bilelim ve boş işlere dalanların ahiretteki durumlarını unutmayalım (Müddesir45). Baktıklarımızdan, paylaştıklarımızdan, konuştuklarımızdan da hesaba çekileceğimizi, O gün azalarımızın dile getirileceğinden, Allah’ın bizi gördüğünden ve meleklerin her şeyi en ince detayına kadar yazdığını kesinlikle unutmayalım. Birilerini memnun etmek, beğendirmek için bir şeyler yapacağımıza, Rabbimizi memnun edecek amellerde bulunmalıyız. İnterneti, İslam’a hizmet edecek birer araç olarak görmeliyiz ve bu uğurda yapılan çalışmaları desteklemeliyiz; daha iyi bir konuma gelmesi için gayret sarf etmeliyiz. Bir Müslümanın; yemesini, içmesini, gezmesini paylaşması kesinlikle uygun değildir. Eşinin, kızlarının, çocuklarının bilhassa kendi resmini bile zorunlu olmadıkça paylaşmasını uygun görmüyorum. Gıybet, dedikodu, zan ve birilerini küçük düşürmek için yapılan paylaşımlar, dinimizce yasaklanmış ve net bir şekilde ortaya konmuştur (Hucurat Suresi). İnsanların ahlakını bozacak, birilerini güldürmek için veya beğeni için yapılan, çekilen videoların; yarın mahşer gününde önümüze konulacağını ve hesabını vermekte zorlanacağımız durumlardan uzak durmamız gerektiğini bilmeliyiz. Yine bir Müslümanın telefon ve bilgisayar oyunlarıyla boşa geçirecek zamanının olmadığını bilmeliyiz; zira bunu, kendisine yakıştırmamalı. İnterneti, cep telefonunu, sosyal ağları ihtiyacımız kadar kullanmalıyız, her şeyin fazlasında olduğu gibi, bunların da fazlasının zararlı olduğunu unutmamalıyız. Talut’un ordusunun, Calut’un üzerine giderken ırmaktan içtikleri su misali interneti kullanmalıyız; çok su içenler nasıl helak oldu iseler, sosyal ağlarda çok süre geçirenlerin helak olacağını, ihtiyacı kadar kullananların kazanacağını unutmamalıyız. Rabbimizden dileğimiz; bizi, ehlimizi ve tüm Müslümanları internetin, cep telefonun ve sosyal ağların şerrinden korusun. Selam ve dua ile…

Harun AKÇA

Faydalanılan Eserler:

  1. Nureddin Yıldız, 26.03.2017 tarihli (293.) Hayat Rehberi dersi, İnternet Fıkhı‐1
  2. İbrahim Gürses, Esra İrk; İnternet Kullanımı ve Ergenlerin Dini Gelişimleri.

[1] Hülya Alper, “Sanal Alemde İnanç Problemleri”, Günümüz İnanç Problemleri, İlahiyat Fakülteleri Kelam Anabilim Dalı Sempozyumu, Erzurum 2001, s.164.

[2] http://yunus.hacettepe.edu.tr/