• Ali Kaçar

    Siyonist İsrail ve Kuzey Irak Kürtleri

    - 30 Eylül 2017

Siyonist İsrail, henüz terör devleti olarak kurulmadan önce bölgede yaşayan Arap olmayan azınlıklarla ilgilenmeye başlamıştı. Bu azınlıkların başında ise Kürtler ve Kürtler’in yoğun olarak yaşadıkları Kuzey Irak bölgesi gelmekteydi. Her ne kadar Yahudilerin Kürtlerle ve Kuzey Irak ile dişkisi 1900’lu yılların ortalarından itibaren yoğun olarak gündeme geliniş ise de, aslında bu ilişki, çok eskilere dayanmaktadır. Tarih ve Düşünce Dergisi’nde, “İsrail’in Kuzey Irak’a duyduğu ilginin tarihi ve dini temelleri muharrefTevrat’a dayanır. Hz. Musa’ya “Nil nehrinden, Fırat ırmağına kadar bu diyarı senin zürriyetine verdim” (Tekvin, 16/12) denilerek bölge, Doğu Anadolu İle birlikte “kutsal” Yahudi yurdu “Siyon”un sınırları içerisinde gösterilir.” Dolayısıyla bu bölge, Siyonistler tarafından, Doğu Anadolu ile birlikte kutsal Yahudi yurdu sınırları içerisinde ve vaad edilen topraldar Olarak kabul edilir. Yahudiler, kendi batıl ve muharref inançlarına göre, arz-ı mev’ud olarak kabul ettikleri topraklar üzerinde, yani bu bölgeye, müdahale haklarının doğal olduğunu iddia ederler. Bu nedenle de, Siyonist Israil, uzun süreden beri Barzani ailesinin denetiminde bir ‘Kürt Devleti’ni yani İkinci bir İsrail’in kurulması için çaba sarf etmektedir. Yalnız çaba sarf etmekle kalmıyor, başta Kuzey Irak olmak üzere arz-ı Mev’ud olarak kabul edilen bu bölgede aktif roller almakta ve bu amaçla da, hazırladığı birtakım Plan ve projelerini hayata geçirmeye çalışmaktadır.

Kürtlerin Siyonistlerin gündemine girişi 1800’li yılların sonlarından itibaren başlamıştır. Bu çerçevede, Kürtlerle ilk ilişkiyi, Siyonist düşünceyi ideolojileştiren Theodor Herzl kurmuştur. 1897’de toplanan dünya 1. Siyonist Kongresi’nde Yahudiler’e “Nil’den Fırat’a İsrail Devleti” hedefini işaret (s.262) eden modem Siyonizm’in babası Theodor Herzl, siyasi Kürtçülerle de ilk temas kuran Yahudi liderdi. Theodor Herzl’in Hatıralarının 6. Cildinin 1417—1419 sayfalarında açıkça naldedildiğine göre, çeşitli yayın organlarında “Bir Kürt” imzasını kullanan Abdullah Cevdet, 1902’de Viyanad Herzl’le temas kurmuş, hatta “Yahudiler’in Filistin’e göçmeleri için Osmanlı yönetiminin nasıl ikna edilebileceği konusunda” Siyonistler için bir plan bile hazırlamıştır. Abdullah Cevdet’e göre Osmanlı yöneticilerinden bazılarına verilecek rüşvet ile bu konu çözülebilirdi. Fakat Siyonistlerin bütün çabalarına rağmen, II. Abdülhamid yönetimi, değil Siyonistlere müsaade, onlarla görüşmeyi bile kabul etmemiştir. Abdullah Cevdet’in Siyonistlere olan muhabbeti uzun süre devam etmiş, çıkardığı İçtihad dergisinde Mayıs 1905’de “Une Profession De Foi” başlıklı bir makale ile siyasi Siyonizm’i açıkça öven ilk İttihatçı-Kürtçü olmuş, Theodor Herzl’i “günümüzün peygamberi”(?) olarak selamlamıştır.”

Siyonist Theodor Herzl’in, Osmanlı İmparatorluğu’nun borçlarının ödenmesi karşılığında, Yahudilere Filistin’de toprak satma teklifini, Abdülhamid, sadece bu teklifi reddetmekle kalmamış, Osmanlı vatandaşı bile olsa Yahudilerin Filistin’e göçmelerini yasaklamıştır. Abdülhamid’in bu uzak görüşlülüğü sayesinde, Siyonistlerin Filistin’e göçü kısa bir süreliğine de olsa geciktirilmişti. Ancak, İttihat ve Terakki’nin bir darbeyle Osmanlı yönetimini ele geçirmesiyle birlikte, bu yasaklar da kaldırılmıştır. Yasağın kalkmasıyla birlikte dünyanın çeşitli yerlerinden ve Kuzey Irak’tan da Filistin’e Yahudi göçü başlamıştır. İlerleyen yıllarda, dönemin süper emperyal ülkesi İngiltere ve onun güdümündeki Cemiyet-i Akvam ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Birleşmiş Milletler’in destek ve yardımyla Si yonist devletin Filistin’de kurulması çabaları yoğunlaşmıştır.

SİYONİSTLERİN KÜRTLERLE İLİŞKİYE GEÇMESİ
1900’lü yıllarda İttihatçı-Kürtçülerle başlayan ilişki, 1930’lu da meyvesini vermeye başlamıştır. Henüz Siyonist terör devleti kurulmadan, Siyonistler, Kuzey Irak’taki Kürtlerle ilişkiye geçmiştir. Amaç, Kürtlerle ittifak ilişkisinin yanında, bölgenin siyasi ve demografik yapısının bilinmesi idi. Çünkü bu amaç, gelecekte kurulacak Siyonist terör örgütü için çok önemli idi. İşte bu amaçla istihbarat toplamak için bölgeye ilk olarak, sonradan MOSSAD’ın kurucusu ve ilk başkanı olacak olan Haham Reuven Zoslanski görevlendirilmiştir. İsrailli yazar Hogai Eshed “Tek Adamlık MOSSAD: İsrail İstihbaratının Babası” adlı uzunca makalesinde, Hnaham Reuven Zoslanski’nin faaliyetlerinden uzun uzadıya bahsetmektedir. Bu casus haham, daha 1931’de terör örgütü Haganah’ın başkanı ve daha sonra da Siyonist terör devletinin ilk başkanı olan Ben Gurion tarafından Ortadoğu ülkelerine gönderilmiştir. Filistin’de kurulacak Yahudi devletinin yaşaması için Ortadoğu’nun siyasi ve demografik yapısı ile ilgili istihbarat bilgileri toplayan Shiloah, Ağustos 1931’de gittiği, Irak’ta üçç yıl kalır ve bu arada Irak yönetiminin baskısına maruz kalan Kürtler’in İsrailliler için tabii müttefik olabilecekleri kanaatine varır.

Shiloah görevlendirildiğinde, bir okul öğretmeni görüntüsü altında henüz yirmi ikinci yaş gününü bile kutlamamış genç bir adamdı. Görev ise bilmediği, tanımadığı topraklarda istihbarat toplamaktı. “Şiloah, Aralık 1909’da -Filistin’in hâlâ Osmanlı idaresinde olduğu sıralarda- Kudüs’ü Ortodoks Yahudi mahallelerinden birinde Reuven Zaslanski adıyla dünyaya gelmişti. Bir haham olan babası Yitzhak Zaslanski, oğlunu iyi bir dini eğitimden geçirmişti. Reuven’in Siyonist hareket adına çalışmaya başlaması ise, Haganah’a girmesiyle olmuştu. Haganah, henüz İsrail devleti kurulmamışken, Dünya Siyonist Örgütü’nün Filistin’deki Yahudi cemaatini “Yishuv” korumak ve diasporadan gelen göçmenleri kollamak için kurduğu milis gücüydü. Reuven kısa sürede Haganah içinde sivrildi ve Ben Gurion’un dikkatini çekti. Ben Gurion, onu istihbarat görevine atadı. İbranice “görevli” anlamına gelen Shaliah kelimesinden türeyen “Şiloah” ismini bu dönemde kod adı olarak kullandı ve daha sonra da “Şiloah” onun soyadı haline geldi.”

Şiloah, 1931’de Irak’a gönderilirken öğretmenlik görüntüsünün yanında, bir de gazetecilik gibi ideal bir kılıf buldu kendine ve tüm ülkeyi dolaşmaya başladı. Üç yıl boyunca Irak’ı gezdi ve hem çok değerli istihbarat bilgileri topladı, hem de daha sonra kullanılabilecek istihbarat bağlantıları kurdu.

Reuven’in Irak misyonu sırasında edindiği izlenimlerin en önemlisi ise ülkenin kuzeyindeki dağlık bölgede gördüğü insanlardı. Bu bölge, Kürtlerin yaşadığı bölgeydi ve Reuven, bu İnsanlarla çok yakın ilişkiler kurmuştu. Dahası, (s.264) Kürtler’in bir Arap ülkesinde yaşayan Arap olmayan bir azınlık olarak Araplarla mücadele edeceği aşikâr olan müstakbel Yahudi devleti için mükemmel bir müttefik olabilecekleri sonucuna varmıştı.

Reuven Şiloah 1934 yılında Irak misyonunu tamamladı ve Kudüs’e döndü. Haganah, Filistin’deki Yahudi toplumunun uzun vadeli çıkarlarını korumak amacıyla bir istihbarat birimi kurma görevi verdi ona. Bu İşi Saul Meyeroff (sonradan Saul Avigur) ile birlikte üstlendi ve Mossad’ın öncüsü sayılan Shai adlı örgütü oluşturdu. İsrail Devleti’nin kurulmasının ardından da Mossad’ın ilk şefi oldu. İsrailli yazar Hagai Eshed’in One-Man Mossad: Reuven Shiloah, Father of lsraeli Intelligence (Tek Adamlık Mossad: İsrail İstihbaratının Babası) adlı uzun makalesinde belirttiği gibi, Şiloah, İsrail’in ilk 10 yılı boyunca istihbarat servisinin yapılanmasında olduğu kadar, dış politikanın oluşumunda da büyük pay sahibiydi.”

Reuven Şiloah, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda yaptığı Ortadoğu gezileri sırasında edindiği istihbarat birikimini MOSSAD’ın liderliğini üstlendiğinde yoğun biçimde kullanmıştır. Bu istihbarat birikimi, sadece kendisi değil aynı zamanda diğer Siyonist liderler tarafindan da kullanılmıştır. Nitekim bu istihbarat birikimi sayesinde Kürt hareketinin bazı liderleriyle irtibat kurulmuştur. Türkiye’deki Kürtçülük hareketinin önde gelen isimlerinden Koçgiri ve Dersim isyanlarında yer alan daha sonra Türk hükümeti tarafindan Divan-ı Harp’te gıyabında ölüme mahkûm edilmesi üzerine ülkeyi terk ederek Halep’e yerleşen Veteriner Dr. M. Nuri Dersimi, hatıralarında, Kürt hareketinin İsrail’le ilişkilerinin 25 Eylül 1945’te Kudüs’te başladığını söylemektedir. Dersimi ailesiyle birlikte Kudüs’ü ziyaretinde 3 kişiden oluşan bir Yahudi heyetinin kendilerini ziyaret ederek işbirliğini önerdiğini anlatıyor. Yahudi heyet, M. Nuri Dersimi’ye Irak’ta Molla Mustafa Barzani hareketini ileri sürerek memnuniyetlerinden bahsedip netice itibariyle her türlü maddi yardımda bulunmak şartıyla Kürt teşkilatlarıyla münasebet ve çalışmada bulunmalarını söylemişlerdi. (Dersimi, Hatıratım, s. 214, 215)
M. Nuri Dersimi, Kudüs dönüşü ikamet ettiği Şam’da Bedirhani ailesinden Celadet ve Kamuran kardeşler, Cemilpaşa ailesinden Kadri, Ekrem, Bedri ve Kürt hareketine öncülük eden diğer isimlerle bir araya gelerek Yahudilerle ittifak meselesini görüşmüşlerdir.
Siyonistlerin, Kürt hareketinin ileri gelen isimleriyle ilişkileri artarak devam etmiştir. Siyonist İsrail’in ajan olarak istifade ettikleri bu isimlerden birisi de Kamuran Ali Bedirhan’dı. Yahudi istihbaratl bu dönemde özellikle Kürt hareketinin Avrupa Temsilcisi olan Kamuran Ali Bedirhan (Beyrut’ta uzun süre yaşadı. Kürtçü şair ve yazar olarak bilinir.) ile ciddi işbirliği içine girer. Bedirhan 1948’de bağımsız olan İsrail yönetimi ile temas kurarak İsrail Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu İşleri Bölümüne sunduğu bir raporda Suriye ve Lübnan’ın İsrail’e karşı etkisiz kalması için buradaki azınlıkla rın isyana teşvik edilmesinin şart olduğunu ileri sürmüştü. Bedirhan ayrıca raporunda; Dürzîler, Marunîler ve Kürtlerin İsrail’in tabii müttefiki olduğunu belirtir ve ‘Kürt milli mücadelesi’ için Yahudilerden yardım ister. lan Black Benny Morris’in ‘Israel’s Secret Wars: A History of Israel’s Intelligence Services’ isimli eserinde İsrail yönetiminin Kamuran Ali Bedirhan aracılığı ile 1961’den beri Kuzey Irak’ta isyan etmiş olan Kürt isyancılarla 1963’te yeni bir irtibat kurarak onları yönetmeye, yönlendirmeye baş ladığı belirtiliyor.”

Kamuran Ali Bedirhan 1961’de, Molla Mustafa Barzani’nin isteği üzerine, onun Avrupa temsilciliğini de bir dönem üstlendi. Irak Kürtlerinin siyasi mücadelesini, Avrupa’nın dışında, birçok defa gittiği Amerika’da da kongre üyelerine ve istihbarat servislerine anlatmıştı. Bedirhan, 1968’de “Kürt İhtilal Konseyi” temsilcisi Emir Kamuran Bedirhan imzasıyla, Birleşik Milletler Genel Sekreteri U. Thant’a bir muhtıra göndermiştir. Bedir han, Türkiye Kürtlerindendi, 1940’ten beri Paris’te yaşıyordu ve orada Polonyalı Yahudi bir bayanla evliydi. Kamuran Bedirhan, 6 Aralık 1978’de Paris’te öldü. Bedirhan, 1983’te kurulan Paris Kürt Enstitüsünün manevi kurucusu olarak kabul edilmektedir. Enstitünün kitaplığında bir de res mi asılıdır.

BARZANİ-İSRAİL İLİŞKİLERİ

Siyonist İsrail’in Barzani ile ilk irtibatı iki kanaldan gerçeldeşmiştir. Bunlardan ilki İran yolu ile kurulan irtibattır. İsrailli öğretim üyesi Dr. Amaltzia Baram’ın araştırmasında da belirttiği gibi, 1963 yazında İsrail İs tihbarat Örgütü (MOSSAD) Başkanı General Meir Amit, İran istihbarat orgütü SAVAK’ın başkanı ile görüşerek, SAVAK yolu ile Kuzey Irak’taki Kürtlere silah gönderme konusunda anlaşmışlardır. Kısa bir süre içerisinde Kürt-İsrail ve İran işbirliği öyle yoğunlaşır ki, İsrailli subaylar Kuzey Irak’ta Kürt peşmergeleri eğitmeye başlar. Baram’a göre İsrail, daha önce General Kasım döneminde, 1961’den beri devam eden Kürt isyanını Kasım’ı bir tehdit olarak algılamadığı için desteklememiştir. 8 Şubat 1963’te Baasçıların Irak’ta, bir ay sonra da Suriye’de başa geçmesi ve 17 Nisan 1963’te Irak, Mısır ve Suriye arasında yapılan üçlü Birlik Antlaşması ile Nasır’ın öncülük ettiği Pan-Arabizm fikrinin birliğe hâkim olmasını tehdit olarak algıladığ için İsrail, Kürt meselesine karışır ve Kürt isyancıları desteklemeye başlar.

Siyonist İsrail, İran yoluyla Kuzey Irak’a yaptığı yardımla yetinmemiş, doğrudan Barzani’nin karargâhına ulaşarak, bizzat onunla işbirliğini konuşmaya başlamıştır. İlk olarak Kamuran Ali Bedirhan ile İsrail Savunma Bakan Yardımcısı Şimon Peres arasında yapılan bir antlaşmanın sonucu ‘Merved’ (Halı) adı verilen gizli bir operasyonla Ağustos 1965’te Kuzey Irak’a gelen İsrail istihbaratının en gözde elemanları Tuğgeneral Tsuri Saguy, Yarbay Haim Levakov ve Albay Arik Regev, üç ay boyunca isyancı Kürt peşmerge subaylarını eğitip onlara danışmanlık yaptılar. MOSSAD’ın Irak’taki çalışmalarından sadece birkaç KDP’linin dışında kimsenin haberi yoktu. MOSSAD ajanları bölgede peşmerge kıyafeti ile dolaşıyordu. Peşmergeler, Barzani’nin isteğiyle Omenet Tova İbranice “iyi dadı” operasyonuyla Hayfa’ya götürülerek ağır silahlar ve Sovyet yapımı uçak savar füzelerinin kullanımında da eğitildiler. MOSSAD eğitmenleri tarafindan eğtilen peşmergeler, ilk sınavlarını 12 Mayıs 1966’da Revanduz yalanındaki Hendren Dağında bir Irak tugayını yok ederek vermişlerdir. Hatta bu çatışmada en önemli katkıyı Kürtler’in “gayr-ı resmi genelkurmay başkanımız diye nitelendirdikleri Albay Tsrui Saguy sağlamıştı.
1965 yılı içinde üst düzey MOSSAD yöneticilerinden David Mimche başkanlığında bir grup İsrailli ajan Irak’a gelerek, Kürtlerle yeni ve daha kapsamlı bir görüşme gerçekleştirmişlerdir. ‘The Kurdish Question in Irag” isimli kitabın yazarı Edmond Gharib, 1966’da İsrail kabinesinden bir bakan, eski bir MOSSAD yöneticisi Aryeh Lova Eliav, at sırtında uzun süren yolculuktan sonra Kuzey Irak’taki Kürt isyancıların karargâhına ulaştı ğını söylüyor. Eliav ile birlikte buraya gelen doktor ve hemşireler de Bağdat hükümetine karşı savaşan Barzani güçlerinden yaralananların tedavisi için seyyar bir hastane kurarlar. Eliav, Molla Mustafa Barzani ile görüşerek, İsrail’in KürtIere askeri, ekonomik ve teknik yardımda bulunması kararlaştırılır. Eliav, 3 doktor ve 3 hemşirenin yanında, görüştüğü isyanın lideri Molla Mustafa Barzani’ye, Knesset’in (İsrail parlamentosu)yedinci çalışma döneminin başlaması nedeniyle piyasaya sürülen altın bir madalyon hediye etmiştir. Kuzey Irak dağlarında yapılan görüşme, “İsrail’in, Kürt devleti ve halkının kalkınması için askeri, ekonomik ve teknik yardım verme isteği” etrafında şekillenmiştir. Bu gelişmelerin ardından İsrailli uzmanların da katılım ve yardımıyla Barzani 1966 Haziran’ında Irak ordusuna büyük bir saldırı başlatmıştır.
Siyonist İsrail’in Kürtlerle olan ilişkisi artarak devam ediyordu. Siyonist İsrail, özellikle istihbarat alanında Kürtlerden istifade etmekteydi. Nitekim Irak’a ait Sovyet yapımı Mig-21 uçağının kaçırılması, MOSSAD-Barzani işbirliği ile gerçekleştirilmişti. ‘1966 yılında Irak Hava Kuvvetleri’nde görev yapan Marunî Hıristiyan pilot Münir Redfa’ya yanaşan MOSSAD, 1 milyon dolar nakit ve ailesinin de yurt dışına kaçırılma garantisiyle Sovyet yapımı bir Mig-21 savaş uçağını İsrail’e getirme konusunda ikna etti. 15 Ağustos günü Musul yakınlarındaki hava üssünden kalkan Mig-21, bir iddiaya göre Ürdün üzerinden İsrail’e giderken, bir diğer iddiaya göre de ülkenin kuzeyinden Türk hava sahasına girdiğinde Adana İncirlik Üssü’nde görev yapan Amerikan Hava Kuvvetleri F-4 Phantom uçakları tarafindan karşılanarak CIA tarafından ayarlanan Türkiye’deki gizli bir üsse indirildi. Burada yapılan yakıt ikmalinden sonra tekrar havalanan Mig-21 Akdeniz’de İsrail savaş uçakları tarafindan karşılanarak Tel Aviv’e götürüldü.’

Kürt peşmergelerin yardımıyla kaçırılan bu uçağın teknik incelemesi, Siyonist İsrail’in işine çok yaramıştı. Nitekim bu vesileyle, 1967’de Altı Gün Savaşları’nın ilk gününde aynı uçakları kullanan Mısır Hava Kuvvetleri kolayca etkisiz hale getirilmişti. Haziran 1967’de İsrail ile Birleşik Arap Devletleri arasında yapılan ‘Altı Gün Savaşları’ Ortadoğu’daki tüm dengeleri alt üst ederken Siyonist İsrail ile Kürt isyancılar arasındaki ilişkileri daha da belirgin hale getirmiştir. Siyonist İsrail istihbaratı hakkında kitap yazan yazan Ian Black ve Benny Morris’e göre Kuzey Irak’taki Kürtlerle Tel Aviv arasındaki (s.268)
Bu ilişkiler bir müddet sonra ‘Ortadoğu’nun en kötü saklanan sırrı’ haline gelmiştir. Çünkü İran üniformalarıyla dolaşan; ancak Farsça konuşamayan İsrailli ajanlar, sıradan peşmergeler tarafından bile fark ediliyordu.

Samuel M. Katz, ‘Saldier Spies, Presido Press’ isimli kitabında Kürtle re su gibi para akıtan ve aylık 50 bin dolar ödeyen İsrail yönetiminin, MIG 21 uçağını İsrail’e kaçıran Iraklı pilot Redfa’nın ailesinin Irak dışına çıkarılması operasyonunu da Kürtlerc ihale ettiğini yazmaktadır.

Siyonist İsrail’in Kürt isyancılara gidcrck artan desteğinin en sembolik göstergelerinden biri de Eylül 1967’de Kürt hareketinin lideri Molla Mustafa Barzani’nin Siyonist Israil’e yaptığı ziyarettir. Molla Mustafa Barzani, kendisini kabul eden Siyonist İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan’a hediye olarak sadece bir “Kürt Hançeri” değil, Kerkük’teki petrol rafinerilerinin nasıl vurulabileceğinin planlarını da getirmiştir. Daha sonra Mart 1969’da bu plan doğrultusunda yapılan bir operasyonla MOSSAD-Barzani güçle ri Kerkük petrol rafinerilerini bombalayarak, bu rafinerileri çalışamaz hale getirmişlerdir.

Barzani’nin bu ziyaretinin bir başka sonucu da Siyonist İsrail’in Tahran’daki askeri ataşesi Yaakov Nimrodi aracılığı ile Siyonist İsrail’in Altı Gün Savaşları sırasında Araplardan aldığı Sovyet yapımı silahları, aynı yıl (1967’de) Kürtlere ulaştırmasıydı. Kendilerine verilen Doğu Blok yapımı silahlara önce çok şaşıran ve daha sonra durumdan çok memnun kalan Barzani, özellikle olağanüstü bulduğu Siyonist İsrail yapımı bombalardan da çok sayıda isteyecektir. Kendisini silah ve paraya boğan Siyonist İsrail’in gücünden çok etkilenen Barzani, Siyonist İsrail’e ortak bir seferberlik teklifinde bulunarak, ‘Biz Kürtler Irak’ı, siz de Suriye’yi işgal edin’ çağrısında bulunacaktır. Ancak Siyonist Israil istihbaratının liderlerinden Ezra Danin’in de belirttiği gibi Siyonist İsrail, istihbarat açısından Kürtlerden yararlanmak ve Siyonist Israil ordusunun yıpratılmamasını sağlamak için Kürtler’e yardım ediyordu, yoksa Kürtlerin Irak’ta tam hâkim olamayacaklarını Siyonistler de çok iyi biliyordu. İsrailli eski general Rafael Elitan anılarında, Barzani’nin isteğiyle Kuzey Irak’a gittiğini ve ayaklanmayı yerinde incelediğini anlatır. ‘Terör ve Güneydoğu Sorunu’ isimli kitabın yazarı gazeteci Fehmi Koru, Elitan’ın o ziyaretten sonra İsrail Savunma Bakanlığına s.269 bir rapor sunduğunu ve şu ilginç cümleleri kullandığını belirtiyor: “Kürtler, çok iyi savaşmakla beraber gelişmiş savaş araçları ve silahlarından mahrum olduklarından Kürtlere yardım edilmesi gerekmektedir.

Amerikan yönetimi, bölgede görev yapan İsrailli uzmanlar ve Kürtlere “su gibi akıtılan” aylık 50 bin dolarlık ödemelerden rahatsız olunca, CIA aracılığıyla 3 yıl içinde Kürtlere 16 milyon dolar yardımda bulunmuştur. Irak’ın zayıflatılmasının kendi çıkarlarına da uygun düşeceğini gören İran Şahı Rıza da rejim karşıtı Kürtlere silah ve mali yardımda bulunmuştur.
KÜRTLERİN IRAK’LA SAVAŞI VE İSRAİLYARDIMI
1960’lı yılların başı bölgedeki Kürt hareketi açısından önemli bir dönemin başlangıcı olmuştur. Bağdat rejiminin baskıcı ve Arap milliyetçiliğini dayatan yaklaşımı, Kürtleri isyan ettirmiş ve daha sonra adını sık duyacağımız Barzani aşiretinin başını çektiği bir isyan başlamıştır. Bu dönem, çeşitli iniş çıkışlara rağmen 1975 yılına dek sürecek olan bu isyan, doğal olarak çeşitli “dış güçler”in de ilgisini çekmiştir. Tahmin edileceği gibi, bu dış güçlerin başında Siyonist İsrail gelmekteydi. İlerleyen yıllarda İran ve ABD de Kürt isyanının destekçiliğine soyunmuş, “Kürt kartı”nı kullanmaya başlamışlardır. Hatta çoğu İnsan “Kürt kartı”nın asıl sahiplerinin bu iki ülke olduğunu düşünmekteydi. Oysa Kürt isyanına hem ilk el atan, hem de bu kartı çok daha uzun vadeli ve stratejik bir bakış açısıyla değerlendiren ülke, Siyonist Israil olmuştur. 1961’de patlak veren isyan, kısa bir süre içinde İsraillilerin ilgi alanına girmiş ve Kürtlerle ciddi ve kalıcı temaslar kurulmuştur. Reuven Shiolah’ın 1930’lu yıllardaki temaslarının hem bilgi, hem de bağlantı olarak faydasını çok görmüşlerdir; Raviv ve Melman’a göre, Kürt misyonunu üstlenen Siyonist İsrail ajanları, Şiloah’ın ayak izleri üzerinde ilerlemekteydi.
Kürt isyanı boyunca Siyonist İsrail, Barzani gerillalarına para yardımında bulunmuştur. Ünlü Amerikalı gazeteci Jack Anderson, konuyla ilgili ola rak Washington Post’taki bir makalesinde şöyle yazmaktaydı: “Her ay Kimliği belli olmayan bir İsrail yetkilisi İran sınırından Irak’a gizlice girerek Kürt lider Molla Mustafa Barzani’ye 50 bin Amerikan doları veriyor. Bu para Kürtlerin, İsrail aleyhtarı olan Irak hükümetine karşı faaliyetlerini sürdürmelerini sağlıyor.

Anderson’ın o sıralarda yayınlanan bir CIA raporuna dayanarak verdiği bilgiler arasında, Molla Mustafa Barzani ile dönemin MOSSAD şefi Zvi Zamir arasındaki yakın ilişki de vardı. Söz konusu rapora göre Zamir, en azından bir kez Barzani’yi Kuzey Irak’taki karargâhında ziyaret etmiş ve ondan Bağdat hükümetine karşı yürütülen saldırı ve sabotajların dozunu artırmasını “rica” etmiştir. Bunun yanında, Irak’taki Yahudilerin İsrail’e göç edebilmeleri için de Barzani’den yardım istenmiştir. Bu tür “rica”ların hepsi, Barzani tarafindan olumlu karşılanarak gereği yapılmaya çalışılmıştır. İsrailliler de Barzani’ye, her ay düzenli olarak verdikleri 50 bin dolarlık yardımların dışında, ekstra 50 binlik “paket”ler de veriyorlardı Kürtlere.