• Cefai Demirel

    Sıla-i Rahim ve Bireyselleşme

    - 29 Ağustos 2015

6237

Konular birbirleriyle farklı konular gibi gelse de, aralarında birbirlerinin zıddı, karşıtı olması bakımından bir bağ vardır. Konuları birbirlerinin zıddı ile anlatmayı uygun gördük.

Sıla-i rahim, akraba ve yakınları ziyaret etme, hallerini ve hatırlarını sorma, gönüllerini alma anlamında bir İslami terim.  Kişinin kendisine yakınlığı olan kimselere iyilik yapması, onlara ihsanda bulunması anlamına gelir. Sıla kelimesi “v.s.l” kökünden masdar bir kelime olup, ulaşmak, kavuşmak, bağ gibi anlamlara gelir.

Rahim ise, acıma, koruma, şefkat manalarına gelmektedir.  En geniş şekliyle akrabalık hak ve hukukunun yerine getirilmesi, kişinin baba, anne, dede, nine, kardeşler, amcalar, halalar, kardeş çocukları, dayılar, teyzeler sonra da yakınlık derecesine göre nesep bağı olan akrabalarına karşı, imkân nispetinde maddi ve manevi anlamda faydalı olmak, hizmet etmek, ilgi ve alaka göstermek, yerine göre iletişim araçlarıyla da olsa onlarla irtibatı devamlı hale getirmek gibi anlamlara gelmektedir.

       Konumuzla ilgili  Ayetler:

“Allah’tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının” (Nisâ, 4/I)

“Demek idâreyi ve hâkimiyeti ele alırsanız hemen yer yüzünde fesad çıkaracak, akrabalık bağlarını bile parçalayıp keseceksiniz öyle mi? Onlar öyle kimselerdir ki Allah kendilerini rahmetinden kovmuş da duygularını almış ve gözlerini kör eylemiştir. (Muhammed, 47/22-23).

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez.” (Nisa : 4/36)

“Allah, adaleti, ihsanı ve yakınlara yardım etmeyi emreder…” (Nahl: 16/90),

“Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver…”  (İsrâ: 17/26)

Sıla-i rahim dairesine giren kimseleri genel anlamda ifade etmek gerekirse, evvela kan bağı ile veya evlenme yoluyla akraba olanlar, sonrasında ise komşular, aile dostları, öksüzler, yetimler, yoksullar ve diğer müminlerdir.” Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver…” (İsrâ: 17/26)

Sıla-i rahim’in en başında ana babaya hürmet gelir.

“Rabbin “Kendinden başkasına kulluk etmeyin. Ana ve babaya iyi muamele edin” diye hükmetti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ererlerse onlara “öf” (bile) deme. Onları azarlama. Onlara çok güzel (ve tatlı) söz söyle.” (İsrâ: 17/23)

Müşrik bile olsa ana-babaya hürmet etme konusunu ayetler net olarak ifade etmiştir:

“Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne), Bana ortak koşmaya zorlarlarsa sakın onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin.  Bana yönelenlerin yolunu tut. Sonunda hepinizin dönüşü ancak Banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber vereceğim.” (Lokman31/15)

Âyetten de anlaşılacağı gibi şirkte ana babaya itaat yoktur. Fakat mü’min olmasalar bile anne babaya karşı hürmet edilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Aynı zamanda her evladın ana-babaya yedirmesi, giydirmesi ve onları barındırması da üzerine düşen bir borçtur. Bu konuyu teyit eder anlamda şu hadis de oldukça manidardır.

Esmâ Binti Ebî Bekr (r.a) anlatıyor: “Müşrik olan annem gelmişti. Ona nasıl davranmam gerektiğini Peygamber Efendimiz (s.a.s.)e sordum: “Annem yanıma gelerek, benimle (görüşüp konuşmak) arzu ediyor, anneme iyi davranayım mı?” dedim. “Evet, ona gereken hürmeti göster.” Buyurdular. ” (Buhârî, Edeb 8; Müslim, Zekat,14)

“İyiliklerin en değerlisi, insanın babası öldükten sonra, baba dostunun ailesini kollayıp gözetmesidir” (Müslim Birr, 4; Ebû Dâvûd, Edeb,127 ) Yani babamızın dostlarını da görüp, gözetmemiz, onun ailesini görüp gözetmemiz de sıla i rahim kapsamı içine girer.

“Önce en yakın akrabalarını uyar.” (Şuara 26/ 214) Ayetinin gereği olarak, Rasul tebliğe yakın akrabalarından başlamıştır. İslamiyetin ilk yıllarında inen mekki ayetlerde, Rasul’e akrabalık ilişkilerinin gözetilmesi ve bu hususa dikkat edilmesi emredilmiştir.  Tebliğe akrabalık bağlarını vesile ederek öncelikli olarak bu hedef kitleden başlanması ayrıca önemlidir. Rasulün örnekliğinde bizlerde islama davet’de yakın akrabalardan başlamalıyız.

Sıla-i rahimle ilgili hadislerde,  Efendimiz şöyle buyurmaktadır. “Ana ve babasının ihtiyarlık zamanlarında, bunlardan birine yahut ikisine yetişip de, bunlara gereken hürmet ve hizmette bulunarak Cennet’i hak edemeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün.”  (Müslim, Birr: 9) Hadis gereği ana, baba evlada bir yük değil. Cennete kolayca giriş bileti, cennete kestirme yol olarak görülmelidir.

“Rızkının geniş ömrünün uzun olmasını arzu eden (akrabalarını ziyaret etsin) onlarla olan bağlantısını devam ettirsin.”  (Buhari, Edep:12) Hangimiz ekonomik sıkıntı içinde değiliz. Kişi akrabalarını, amca, hala, dayı, kardeşlerini ziyaret ederse, Allah Rasulü (s.a.v.) rızkının genişleyeceğini söylüyor.

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse akrabasını görüp gözetsin” (Buharî, İlim: 37; Müslim, İmam: 74-77)

“Akrabalık bağını koparan (cezasını çekmeden) cennete giremez” (Buhârî, Edeb, 11)

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse akrabasına iyilik etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun” (Riyazü’s Salihin Hadis No: 316)

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse akrabasını görüp gözetsin” (Buharî, İlim: 37; Müslim, İmam: 74-77),

“Yoksula yapılan sadaka bir sadakadır. Bu sadaka akrabaya yapılmışsa iki sadaka demektir. Biri sadaka, diğeri sıla-i rahimdir ki bu da sadaka sayılır” (Tirmizi, Zekât, 26)                                                                                                                                                              “Mükafatı en hızlı verilen hayır ve iyilik sıla-i rahimdir. Cezası en hızlı verilen kötülük de zulüm ve sıla-i rahimi terk etmektir”  (Ebû Dâvud,   Edep: 51)

Sevgili Peygamberimizin akrabalarıyla olan ilişkilerinden birkaç kesit sunmak istiyorum:

Doğumunda kendisini ilk olarak emziren Ebû Leheb’in cariyesi Süveybe’yi hiç unutmamış, Mekke’de iken onu ziyaret etmiş ve ona ikramlarda bulunmuştur. Hicret edince Medine’den ona giyecekler göndermiştir. Mekke’nin Fethi’nde onun oğlunun durumunu sorup araştırmış, onun da annesinden önce vefat ettiğini öğrenmiştir.

Sütannesi Halime’yi gördükçe; “Benim annem, benim annem!” diyerek, kendisine içten sevgi ve saygı gösterip, omuz atkısını serip üzerine oturtmuş, istek ve arzularını hemen yerine getirmiştir. Hz. Hatice ile evlendiğinde, Halime Mekke’ye gelmiş, Peygamberimiz onu ağırlayıp kırk koyun ve bir deve hediye etmiştir.

Huneyn Savaşı’nda esir düşen sütkardeşi Hz. Şeyma’yı elbisesinin üzerine oturtmuş ve ‘hoş geldin’ buyurmuş, gözleri dolu dolu olmuş, ona sütanne ve sütbabasını sormuş, onların ölmüş olduklarını öğrenmiş, sonra Şeyma’ya şunları önermiştir: “İstersen sevgi ve saygıyla yanımda otur, istersen yararlanacağın mallar verip seni kavmine döndüreyim.” Şeyma ikinci teklifi kabul etmiş ve Müslüman olarak kavmine dönmüştür. Onun bu davranışında, 60 yıl kadar sonra bile devam eden vefakârlığını görüyoruz.

Dadısı Ümmü Eymen’i sık sık ziyaret ederek kendisine “anne” diye hitap etmiştir. Yine onun için; “Anamdan sonra annem, benim ev halkımdan geride sağ kalan kimsedir.” diyerek iltifat etmiştir.

Uzun bayram tatillerinde büyük şehirlerimiz boşalmaktadır. Bayram dönüşlerinde otobüs terminallerinde izdihamlar olmaktadır. Umut ediyoruz ki bu ziyaretler sıla-i rahimle sonuçlanmıştır. Haberlere baktığımızda terminallerde çuvallarla dönenler belli ki sıla-i rahim yapmışlar. Aynı haberlerin devamında Akdeniz bölgesinde otellerde doluluk oranlarının % 95‘lere vardığı söyleniyor. Demek ki uzun bayram tatilleri sıla-i rahim fırsatı olarak görülmemiş.

Dünyadan, yaşamaktan zevk almamız ve hayatımızın huzurla geçmesi, akrabalık ilişkilerini canlı tutmamızla mümkündür. Uzun bayram tatillerini akrabalık bağlarımızı canlandırmak için bir fırsat bilmeliyiz.

Abdullah bin Amr (RA) şöyle dedi:  “Rasulullah (SAV)  ‘Sıla-i rahim yapan, karşılık veren değildir. Esas sıla-i rahim, karşı taraf alakasını kestiği halde onu ziyaret edendir’ buyurdu.”                             (Müslim, Tirmizî)

Rasulullah (SAV) şöyle buyuruyor: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse sıla-i rahim yapsın.” (Buhari, Müslim)

Akrabalarımız içerisinde bizlere iyi davrananlar olabileceği gibi bizlere sıkıntı verebilenler de olacaktır. Akrabanın iyiliğine karşı iyilik göstermek güzel olsa da yeterli değildir. Bizlere sıkıntı çıkaranlara karşı ise affedici olmalıyız. Ziyaretleşmek akrabalık bağının devam etmesine en büyük vesiledir. Bu sebeple aramızdaki diyalogları artırmak için ziyaretleşmeleri unutmayalım.

Akrabalık korunacak diye haram yollara da düşülmemelidir. Alkol almak, zinaya bulaşmak, adam öldürmek gibi dinen haram kılınan bütün yollar terk edilmelidir. Haramda fiiliyatta yardımlaşma, beraber olma, arada bulunan bağı gözetme diye bir husus söz konusu değildir.

“Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme.” (Lokman 15) Ayetiyle şirkte ve haramda ana baba da olsalar onlara itaat edilmeyeceğini açıklamıştır.

           Bireyselleşme ve çözüm yolları

Nöropsikiyatri Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan‘ın açıklaması:

Bencillik insanda empatiyi yok etti ve sosyal duygulara zarar verdi. Bireyselleşme kolayca bencilliğe dönüşebilir. Bireyselleşmenin bir sınırının olması lazım. Özgürüz ama sorumluyuz. Bencil, kendini beğenmiş insanların bireysel cumhuriyetlerinden oluşan topluluklar oluştu. İnsanoğlu, bencilleşmenin bedelini yalnızlık ve mutsuzluk olarak ödüyor.

Böyle durumlarda sosyal güven zayıflar, insan korkuyla yaşamaya başlar. Sosyal güven zayıfladığı için hep savunma halinde yaşayan bir insan haline gelir. Sürekli zarar görme ve aldatılma korkusu ile yaşayan bir insan haline gelir ve hiç kimse ile nitelikli, içten, candan, samimi bir ilişki kuramazlar.

Bencil insanın bir özelliği de arka planda yatan kibirdir, büyüklük hastalığıdır.  Bu anlayışın en büyük zararı kişiyi yalnızlaştırmasıdır, yalnızlaşan insan depresifleşir ve mutsuz olur. Bunun sonucunda da kendi çıkarı için insan ilişkilerinde yalanı, şiddeti, aldatmayı ve diğer pek çok olumsuz davranışı doğallaştırır. Bencillik bir bakıma bütün kötülüklerin dokusuna işlemiş bir virüs gibidir. Bencil insanda zihinsel körlük vardır, realite körlüğü vardır ve kendi hatalarını görmez.

Aile içi iletişim ve akraba ziyaretlerini terkettiğimiz zaman karşılaşacağımız tablo budur. Bu hastalığın tedavisinin yolu da, sıla-i rahim yapmak, akraba ziyaretlerini sıklaştırmaktır.

Aile içi iletişimsizlik en büyük sorunlarımızdan biridir. Birbirleriyle konuşmayan aileler var. Çocuk odasında bilgisayarda oyun oynuyor, baba televizyonda maçını izliyor, anne mutfakta magazin proğramlarına bakıyor. Aynı evde yalnızları oynuyoruz. Aile içi iletişim asgari düzeyde, o eski aile yapısından eser kalmamış.  Modern hayat, çalışma hayatının yoğunluğu ve maddi kazancın ön plana çıkması beraberinde manevi buhranları da getirdi. Toplumumuzda geniş ailelerin yerini artık çekirdek aileler aldı. Giderek daralan aile yapımız, aile bireylerinin de kabuğuna çekilip kendi alanlarını korumaya başlamasına sebep oldu. Bu durum bir gerçeği de karşımıza çıkardı: Yalnızlık. Kendini yalnız hisseden kişi karamsarlaşır, sorunlar karşısında çaresiz hissedebilir. Yardıma ihtiyacı olsa da yardım istemeyebilir. Acı ve üzüntülerimiz paylaşarak azalacaktır.

Yıllar önce duyduğumuz Amerikan hikâyesi şimdilerde bizim hikâyemiz.  “Baba akşam eve gelir. Çocuk sorar, ‘Baba sen saatte kaç para kazanıyorsun?’ diye. Babası ‘Git başımdan, ne yapacaksın ne kadar kazandığımı‘  diye çıkışır. Çocuk çaresiz boyun büker ve yatağı boylar. Biraz sonra baba pişman olur, ‘Gidip şunun gönlünü alayım’ diyerek çocuğun yanına gider.  “Merak ettim neden sordun kaç para kazandığımı, 20 dolar kazanıyorum.” Çocuk, yastığının altından 10 dolar çıkarır, babasına uzatır ve ‘Benimle yarım saat oynar mısın?’ diye sorar. Yıllar önce bu hikâyeyi duyduğumda, ‘Evet bu bir Amerikan hikâyesi.’ demiştim. Ama artık şimdilerde “bizim hikâyemiz”

Ziyaretler akrabalar arasındaki sevgi bağlarını güçlendirir. Dargınlıkları sona erdirir. Sevinç ve üzüntülerin karşılıklı paylaşılmasına, sıkıntılara birlikte çareler aranmasına vesîle olur.                                                 Yakınlarımızı bayramlar olmak üzere, zaman zaman ziyaret etmek, mümkünse hediyeler götürmek güzel bir davranıştır. Yapılan ziyareti iâde etmek de gerekir.

Sıla-i rahim konusunda dikkat edilecek hususlârdan biri de iyilik, karşılık bekleyerek yapılmamalı, sadece görüp gözeten yakınlara karşı sıla-i rahimde bulunulmamalı; aksine, unutan, akrabalık bağlarını koparanlara karşı da bu görev yerine getirilmelidir. Hz. Peygamber şöyle buyuruyor:  “İyiliğe benzeri ile karşılık veren kişi, tam anlamıyla akrabasını görüp gözetmiş olmaz. Hakiki sıla, kişinin kendisi ile ilgiyi kesenleri görüp gözetmesidir” (Buharî, Edeb: 15)

Bir kibrit kutusunda 40 tane çöp vardır, teker teker hepsini rahatlıkla kırabilirsiniz, fakat hepsi birlik olup kenetlenirse, 40 ını birden kırmanız mümkün olmaz.

Batılı ülkelerin (Amerika, Avrupa) bugün geldikleri nokta, komşuluk yok, akrabalık yok, aile yok, misafirperverlik yok…

18 yaşına gelen çocuk, ailesini bırakıp arkadaşıyla ayrı eve çıkıyor, ferdileşiyor.

Başlarda özgürlük, rahatlık hoş geliyor. İleriki yıllarda sorunlar ağırlaşmaya başlayınca altından kalkamıyor. Sorunların altında eziliyor, bunalımlara giriyor.

Bir bina, bir yapı, bir eser meydana getirmek için, tuğlaların bir araya gelmesi lazım. Tuğlalar geniş bir arazide ayrı ayrı dururken, bir yapı, bir eser, bir sanat meydana gelmiyor. Zaman içinde çürüyüp heba olup gidiyorlar.

Ama tuğlalar düzenli bir şekilde üst üste geldikçe, bir eser, bir ev, bir yapı, bir sanat meydana gelir. Bu yapı bazen sıcak bir yuva, bazen kimsesizlere barınak, açlara aşevi, gençlere spor merkezi, Müslümanlara dernek vakıf binası oluyor.

Bütün bunlar ferdileşmeyle olmuyor. Birbirlerine bağlı sosyal yapıyla oluyor.

İslam komşuluk bağları, aile bağları, akrabalık bağları,  Müslümanların kardeşlik bağlarıyla, yetimlerin hakkını korumakla, yaşlılara saygı hürmet göstermekle, toplumu kompleks (bir birlerine birden fazla bağla bağlanmış olan) bir yapıya dönüştürür.

Birbirlerinin acısında beraber üzülen, birbirlerinin sevincinde beraber sevinen, maddi imkânsızlıkta birbirlerine yardımda bulunan, yemeğini komşusuyla, misafiriyle paylaşan, yolda kalmışa yardım eden, sorunlarını paylaşarak çözen, bir büyük yapı.

Batıda çekirdek aile kalmadı, bizim memleketimizde de batının bu kültür etkisi görülmekte. İslam ise çekirdek ailenin bir üstü büyük aile modeli (büyükbaba, babaanne, amca, halanın beraber olduğu 4-5 odalı evler), onunda bir üstü herkesin birbirine bağlandığı büyük köy, herkesin birbirine bağlandığı büyük şehir, herkesin birbirine bağlandığı büyük İslam devleti idealini gerçekleştirmek için proje üretmiştir. Bu projenin kaynağı da bizlere gönderilen kutsal kitabımız Kur’an’dır.