Âlemlerin Rabbine boyun eğen kainat sadakatle Rabbinin emirlerine itaat ediyor. Güneş, ay ve yıldızlar zerreden küreye her şey fıtrata sadık kalarak akıp gidiyor. Bu devran ancak Malik-i Mülk olan Allah’a itaat ederek insicamla sürer. Emre sadakat her işin başında gelir. Baharda tomurcuklanan bir çiçek de, kışta yağan tek bir kar taneciği de tahayyül edebileceğimiz her şey genlerinde şifrelenen bilgiye sadakatle bağlanmak zorunda. Sıdkını/sadakatini yitiren her canlı özünü ve canlılığını da kaybeder.

Kâinat için var olan bu ilahi yasa insanoğlu için de geçerlidir. Ruhlar âleminde Rabbe verilen ahde sadık kalarak yaşamak kişiyi “insan” kılar. Fıtrattaki sadakat kodlarına ters tutum sergileyenler insanlıktan düşerler. Sıdk ipini koparanlar uçurumlara yuvarlanırlar. Sadakat insanı dengede tutan en önemli erdemdir.

Müslüman olmak Allah’a iman etmek ve imana sadık kalmaktır. İstikamet üzere kalmak için çalışmaktır. Rabbim Allah’tır diyen her Müslüman sırat-i müstakimde kalmak için Kuranın emirlerine sadakatle, samimiyetle bağlanması gerekir. Müslümanca yaşamayı sürdürmek için hiçbir kınamaya aldırmadan İslami prensiplere samimiyetle gönülden uyması gerekir. Allah’ın hükmüne teslim olanlar sadece O’nun hayat için koyduğu ilkelere uyarlar. Allah’a sadakat, Resule sadakat, Kitaba sadakat her mü’minin gönül borcudur. Sıdk ve itaat olmadan iman olmaz. Müslüman sadakatle istikamet belirleyerek rızayı ilahiye teslim olmalıdır. Allah’a teslimiyetin elbette bir bedeli vardır. Vakit ayırmak, canını ve malını ortaya koyarak çalışmak gerekir. Hayatın her anını İslam kelimesiyle yüceltmek için içtenlikle var gücüyle çalışmalıdır her mü’min. Nefis ve her türlü olumsuz bağlayıcılıklardan kurtularak yalnızca Hakka yönelmek gerekir. Teslim olmanın idrakine ermiş Müslüman şer güçlerin kandırma ve tuzaklarına kapılmaz. Sadık sıfatını hak etmek için çalışan Müslüman beşeri ideolojilerin cahiliyet çukurlarına karşı dik ve dikkatli olmalıdır.

Rabbine verdiği söze sadık kalarak çalışmalarını sürdürürken Rabbim Allah’tır dediği için tahkir edilen, suçlanan, alay edilen, kabul görmeyenler, bu sıkıntılı durumlara takılmadan istikamette kalmak için sabırla mücadele etmelidir. Dava bedel ister. Böyle geçici durumların zorluklarını büyüterek değil, azimle “Allah’u Ekber” parolasına/şiarına sarılarak yıkılmadan ayakta kalmak en yüce emel olmalıdır, mü’min için. Pes etmeden, vaz geçmeden hakikat yolunda adım adım yürümelidir. İzzet ve şerefin Allah’ın ve Resulünün yanında olduğunun şuurunda olarak, bundan asla tereddüt etmemelidir. “Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet(güç ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” (Nisa-139) “Onlar, andolsun, eğer Medine’ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır, diyorlardı. Hâlbuki asıl üstünlük/izzet ancak Allah’ın, peygamberinin ve mü’minlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.”(Münafikun-8)

Sıdk ve sadakat izzettir, şereftir. Sıdk diliyle söylediklerini kalbiyle, duygularıyla, eylemleriyle hakikate dökmek, somut olarak ortaya koymaktır. Dille söyleneni, kalple tasdik edileni yaptıklarıyla gerçekleştirmektir. Doğruluk, dürüstlük, güvenirlilik gibi anlamları içeren sıdk mü’minde olması gereken en önemli erdemdir. Çünkü sıdk Allah’a sadık kalmaktır. Tevhid nurunu yaymak için her hal ve şartta tereddüt göstermeden Allah’ın emrine uymaktır. Sadakati ilahi emirlere iman ve itaatle, kalpten tasdikle hayatta ortaya koymak ahde sadık kalanların özelliğidir. İman eden herkesin hayat boyu amacı sıdktır. Sadıklar Allah’ın erdemlerle, çok güzel özelliklerle nimetlendirdiği seçkin kişilerdir. “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimetlendirdikleriyle yani peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle olacaklardır.” (Nisa-69)

Sıddıkların amelleri sözleriyle, yaptıklarıyla tüm hallerinde rızaya uygundur. Onun hedef ve iradesi haktan ve hayırdan başka bir şeye yönelmez. Herhangi bir zayıflık ve tereddüt göstermeden hakikati ortaya koymak için çalışır. Kademi sıdka, bu yüksek derece ve üstün şerefe ulaşmak için sözünde, vadinde, girişinde, çıkışında, alış verişinde, bakışında, susuşunda hakka sadık kalır. Yaşamla ilgili tüm işlerinin her birini sadece yüce yaratıcının öngördüğü uygun bulduğu şekilde yerine getirir.

Hayatını sıdk üzere inşa eden mü’min, yaşam için çabasını sürdürürken Rabbine tevekkül eder. O yapması gerekeni en güzel şekilde yaparken sonucu yaratacak olanın Allah olduğunu asla unutmaz. Çalışmak, gayret insandandır. Sonuç ve başarı Allah’tandır. Başarılı olmak elbette ki arzulanan bir durumdur. Her insan yaptığı işlerde hayırlı sonuçlara ulaşmak ister. Zaten başarı ya da başarısızlık izafidir. Neye göre, kime göre, nasıl bir başarıya ulaşmak isteniyor, asıl önemli olan budur. Allah’ın emirlerine aykırı olarak elde edilen “başarı” gerçek bir başarı sayılır mı? Tabî ki mü’min için tek ölçü Allah’ın hükmüdür. Herhangi bir konuda Allah ne diyorsa onun ilerisine geçilmez. Asıl olan sadık kalarak yaşamaktır. Allah bizden sadece dosdoğru kalmamızı ister. “Ey Nebi! Sen ve tövbe ederek itaati kabul eden arkadaşlarınla emrolunduğunuz gibi dosdoğru yolda sebat gösterin, dosdoğru olun.” (Hud-112)

Mü’minler, cahili toplumun değer yargılarına göre başarısız ve fakir olsalar da, güçsüz kalsalar da, Allah’a verdikleri sözden dolayı ilkelerden vazgeçmeyen, yalnızca rabbin rızasını kazanmayı hedefleyenler izzet ve şeref sahibidir. Ashab-ı Uhdud vakıasında olduğu gibi ateş dolu çukurun dibinde olduğu halde mü’minler azizdir. Onlara zulmeden zalimler o çukurun başında, tepe noktasında olmalarına rağmen zelildir. Hz. İbrahim ateşe atıldığı anda ve hayatının her anında izzetli, onu yüce makamından izleyen Nemrut ise güç ve iktidarına rağmen zelildi. Bu örnekleri çoğaltmak da mümkün. Bugün haktan ve doğruluktan ayrılmadığı için zindanda olan Muhammed Mursi izzetli, yalan ve yanlışla iktidarı gasp eden General Sisi zirvelerde olsa da zelildir.

Hakkı olmadığı halde önüne gelen her şeye helal haram demeden göz diken, el atan insan bu haliyle makam ve imkân sahibi olup zirvelere ulaşsa da zelil, öte yanda kendisine yapılan teklife faydasına olmasına rağmen hakkaniyete uymadığı için reddeden kişi sıkıntı ve zorluklar içinde olsa da izzet sahibidir. Her hali imtihan olan dünyada fakirlik ve yoksulluk, makam ve mevki sahibi olmamak, iktidar ve güç sahibi olmamak bugün sanıldığı gibi zillet değildir. Asıl zillet güç ve servet içinde, iktidarda olduğu halde Rabbe verdiği sözü unutarak İslami ilkeleri ihlal etmektedir. Görünürde kabul gören, takdir edilen bir konumda olsa da Allah’ın emirlerini göz ardı ederek arkaya atmaktır asıl zillet. Liberal –Seküler– Kapitalist ahlaksızlıklara boyun eğmediği, faizden sakındığı, harama bulaşmamak için çaba sarf ettiği için nafakasında darlık çeken, ekonomik yaşam standartlarında üst seviyelerde, zirvelerde olmayan mü’min sadece Rabbin rızasını gözeterek yaşadığı için zelil sayılamaz, zilletle suçlanamaz. Allah’a verdiği söze sadık kaldığı için dara düşen, güç ve servet elde edemeyen, yoksul ve güçsüz bırakılan mü’minler Aziz ve Hamid olan Allah’a kul oldukları için azizdirler, şereflidirler, onurludurlar, güçlüdürler. Sadece maddi planda güç ve servet sahibi olunca izzetli olunur zannı saçmalıktan başka bir şey değildir. Dünyada hesapsız nimet ve imkânlara sahip olduğu halde Malikül Mülk’e karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen, hayatında O’nun ilkelerini hâkim kılmayan nice sefillerle dolu yeryüzü.

Müslümanlar yalan söylemedikleri, iftira atmadıkları, haksızlık etmedikleri, adaletten ayrılmadıkları için, mevki ve makam için ilkelerinden taviz vermedikleri için güçsüz ve kuvvetsiz kalabilirler, şirket ve holdingleri, büyük servetleri olmayabilir. Ama bu asla zillet alameti olarak değerlendirilemez. Asıl zillet Allah’a teslim olduğunu iddia ettiği halde münker işlerle meşgul olanlardır. Onlar her ne kadar şeref addedilen mal, mülk, makam ve unvan kisvelerine bürünmüş görünseler de zillet onlarındır. Müslüman kazanmasın, güç ve kuvvet sahibi olmasın, fakir kalsın demek gibi bir aymazlık içinde olmamız asla yakışık almaz. Asla unutmamalıyız ki Müslüman zenginleşmek, güç ve servet sahibi olmak için her an adını andığı Allah’ın emirlerini çiğneyemez. İlkeli olan, dik duran yalnız kalmaz, yolda kalmaz, aç ve açıkta kalmaz. Zafer onundur. İzzet onundur.

Kelimelerin ve kavramların birbirine karıştığı, ilkelerin ve fikirlerin tahrip edildiği günümüzde Müslümanlar büyük badirelerden geçiyor. Son yıllarda ülkemiz ekonomik göstergeler açısından olumlu bir seyir izliyor. Müslümanlar iktidarda, her alanda Müslümanlar da söz sahibi gibi iddialar ilkelerden yüz çevirmek gibi bir sadakatsizliğe doğru sürüklüyor Müslümanları. İslami prensipleri kırpıp kuşa çevirerek hala ilkeli olduğunu savunarak bir mekânda bulunmayı izzetli bir hal olarak değerlendirmek akıl tutulmasıdır. Bu zihin bulanıklığı, araç olanın zamanla amaç halini almasına sebep oluyor. Hedeflerine ulaşmak için kerhen meşru gördüğünü, fikrinin aslı gibi kabul eder bu insan. İnandığını yaşamayınca, yaşadığını inanç olarak benimser, ne yazık ki.

Demokrasi gibi İslam’la zıtlıkları açık ve net olan kavramları Müslümanların zihinlerine ve kalplerine yerleştiren bir anlayışın İslam medeniyetine bir faydası olmaz. İslam anlayışına aykırı olan tutum ve davranışların sosyal arenalarda boy göstermesi Müslüman halkı da etkisi altına alır. Toplumdaki dejenerasyon hayatın her alanında açıkça görünür. Bir zamanların idealist zevatı, bugün bahçelerine ekmek istedikleri güllerin çürüdüğünün farkında bile değiller. Çünkü arkalarında boynu bükük bıraktıkları düşüncelerden bir kırıntı yok hayatlarında bugün. Gül yetiştirmeye niyetlenenler, ellerinde tuttukları kaktüslerle gururlanıyor. Güle olan aşkıyla yola çıkan bülbül, çöplükleri mesken tutmuş, adeta.

Fıtrata ve fazilete savaş açılan bu çağda sıdk ve sadakat üzere kalarak yaşam sürdürmek çabasında olmak fıtratı yara almamış her insan için yüce bir hedeftir. Sıdk üzere var olmak bilinci şerefli bir hayatı isteyenler için asla vazgeçilmez bir emeldir. İzzet ve şeref iman edip Salih amel işleyerek sadakatle Allah’a ve Resulüne itaat edenlerindir. Zafer ve yardım Allah’tandır. Allah dinine, kitabına, peygamberine ve onun ümmetine yardım eder. İman hakikati şereftir, zaferdir. Zillet ve hezimet kalbin hidayetten delalete sapmasıdır.

 

“Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanıyorsanız üstün gelecek olan sizsiniz.”(Al-i İmran 139)

 

“Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlığımızı bağışla. Ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl. Kafirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl”                    (Al-i İmran 147)

 

NOT: Bu yazı Genç Birikim Dergisinin Ekim 2014 sayısında yayınlanmıştır.