• İsmail Akyüz

    Seyyid Kutub Örneğinde Eşsiz Kur’an Nesli ve Yeniden Diriliş

    - 14 Aralık 2015

kur_ani_kerim

“Karanlıklardan

aydınlığa çıkmak için

aceleniz yoksa,

karanlıklardan menfaatiniz var demektir”

İsmet ÖZEL

 

GİRİŞ

Allah Teala’nın vahiy ile ve en güzel örnek peygamberi ile oluşturduğu Medine Toplumu, kendisinden sonra bir kez daha aynı güzellikte inşa edilemedi ama zamanın ve mekanın farklı dilimlerinde ağızlarda tat bırakan, gönülleri titreten tecrübeler de oldu. Her tecrübe kendisine Asr-ı Saadet’i örnek aldı ve tüm değerlendirmeler buna göre yapıldı.

Seyyid Kutub’a göre Medine Toplumu gibi bir tecrübe, sonrasında asla yaşanmadı. Her ne kadar bu neslin özelliklerine sahip bireyler yaşamışsa da hiçbir zaman bu bireyler topluluğu bir vatan üzerinde bir devlet kurup Asr-ı Saadet İslamını yaşayamamışlardır.

Tabii bu noktada Seyyid Kutub, Asr-ı Saadet tecrübesinin sonraki dönemlere yansıtılamamasının gerekçelerini de sunacaktır. Sahabe neslinin Allah Rasulu önderliğinde inşa ettiği bu medeniyetin modern dönem dahil tarihte bir daha diriltilememesinin sebepleri vardır. Elbette bu sebeplerin çok iyi tahlil edilmesi ve tebliğ/davet çalışmalarında mutlaka göz önünde bulundurulması gerekir. Arzu ettiğimiz, özlemini çektiğimiz hayata ve gönüllere hakim olmuş İslam kurgumuzun İman’ın ve İslam’ın her şeye hakim olmasının önündeki engelleri kaldırmış bir yapıda olması gerekir. Peki, tarihi tecrübeleri bir yana bıraktığımızda, Asr-ı Saadet’te örneğini gördüğümüz İslam’ın iktidarı, modern dönemde niçin konusunu bile etmekten çekindiğimiz, sadece yaşanmışlıklarıyla gözlerimizi dolduran, tüylerimizi diken diken eden bir kurguya dönüşmüştür? Nedir İslam’ın toprağa ve topluma hakimiyetini geciktiren, erteleyen sebepler?

EŞSİZ KUR’AN NESLİ

Kendisini idama sürükleyen süreçte en büyük fikir suçunu işlediği eseri “Yoldaki İşaretler”de Seyyid Kutub, Asr-ı Saadet’te İslam’ın en büyük kazancının müslümanların Allah Rasulü ile birlikte olmalarını gösterir. Müslümanlar bütün meselelerini ona götürmüş ve her konu onun tarafından Allah’ın istediği şekilde değerlendirilmiştir. Fakat Allah Rasulü’nün varlığı İslam toplumunun kuruluşu için şart değil belki etken olarak görülmelidir.

Allah Rasulü’nün vefatı sonrası tüm zamanlarda İslam’ın hakimiyeti için yapılan çalışmalar, varlık üzerinden değil miras üzerinden yürütülmüştür. Efendimizin her döneme hitap eden mirası, Allah’ın istediği ve razı olduğu örnek hayat sünnetidir.

Medine İslam Toplumu varlığında da yokluğunda da peygamberimizin vücudunu/şahsını asla bir iman sorunu haline getirmedi. Ona Allah’ın da istediği, hak ettiği değeri veri. Ne varlığı Musa – İsrailoğulları ilişkisi; ne de yokluğu İsa – Hristiyanlar münasebeti gibi oldu. O her zaman Allah’ın kulu ve elçisi olarak görüldü, değerlendirildi. Bu bağlamda yukarıda anılan peygamberler ve toplumları ilişkisine örnek okumalar yapılmasının, iman ettiğimiz peygamberimize ve mirasına sahip çıkmada, onun varlığını–yokluğunu anlamada büyük katkı olacağı izaha muhtaç değildir. (1)

Müslümanların rıza-ı ilahi gölgesinde vahye göre şekillenmiş bir toplum kurmalarının, peygamberimizin varlığı–yokluğuyla ilgili bir mesele olmadığı açıktır. Asr-ı saadet ve sonrası dönemlerde tek fark Allah Rasulü’nün varlığıdır. Öyleyse o dönemin yeniden inşa edilmesinin önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Kaldı ki modern dönemde de ümmetin büyük azmi ve çalışması ile sünnet korunmuş ve Allah Rasulü’nün mirası önümüze konmuştur.

İşte tam bu noktada Seyyid Kutub ana başlıklar halinde Asr-ı Saadet’te bulunup modern dönemde sahip olamadığımız ve bu nedenle hayata hakim kılamadığımız İslamımız için üç temel yaklaşımda bulunur. Bunlar ciddiyetle ele alınmalı, on beş asır öncesi ve bugün iyi etüt edilmelidir.

1 – TEK KAYNAK KUR’AN-I KERİM

Kur’an-ı Kerim Medine İslam Toplumu’nun susuzluğunu giderdiği tek kaynaktı.(2) Allah Rasulü bu kaynaktan nasıl yararlanılacağı konusunda yirmi üç yıl boyunca peygamberliği döneminde rehberlik etti. Müslümanlar bu dönem boyunca Kur’an pınarı dışında diğer tüm bulanık sulardan uzak durdular. Böylece vahiy dışındaki tüm beslenme kanalları kurutuldu.

Vahyin bizzat kendisi Mekke döneminin ilk günlerinden itibaren, hakim olduğu kalplerle birlikte şirke meydan okudu. Şirk ve hakim olduğu kalpler bu eşsiz güç karşısında asla ortaya bir şey koyamadılar. Müslümanlarla hiçbir zaman tartışamadılar, eleştiremediler. Kur’an’a karşı boyunlarını eğdiler. Geriye sadece kuvvet kullanmak, savaşmak kaldı; bu da vahyin hakim olduğu yüreklere karşı hiçbir etki göstermedi.

Elbette burada vahyin saf ve temiz etkin duruşu kadar, hakim olduğu yüreklerin dik duruşunu da kaydetmek gerekir. Kur’an, Allah Rasulü’nün üstün gayreti ile Müslümanlarla kopmaz bir bağ kurmuştu. Ayet-i Kerime’yi birlikte okuyalım:

Ama her kim benim öğüt ve uyarılarımla dolu olan şu Kur’an’dan yüz çevirecek olursa, işte onu sıkıntılı bir hayat beklemektedir; hesap gününde ise, onu kör olarak diriltip huzurumuza getireceğiz. ‘Ey Rabbim’ diye feryat edecek, ‘Beni neden kör olarak dirilttin, oysa ben hayattayken gözleri gören biriydim’. Allah da ona ‘ Hayır, sen aslında dünyada da kördün’ diye cevap verecek, ‘Çünkü vaktiyle, hakikati açıkça ortaya koyan ayetlerim sana ulaşmıştır da, sen hakikat karşısında kör ve sağır kesilmiş, onları göz ardı edip unutuvermiştin, işte bugün, sen de aynı şekilde unutulacaksın’’(3)

Bir de Allah Rasulü’nü dinleyelim:

“Allah bu kitapla bir takım insanların değerini yükseltir. Bir takım insanların da değerini alçaltır.’’(4)

İşte bu iki eşsiz ifade bile Müslümanların sadece vahyin kaynağından beslenmeleri yönünden yeterli olacaktır. Asr-ı Saadet Müslümanları bu konuda üzerine düşenleri yapmış, temel kaynak Kur-an’dan başka tüm beslenme kaynaklarını reddetmişlerdir.

Modern dönemin ise, lokal farklı değerlendirmeler olmakla birlikte, temelde vahiy ile büyük bir sorunu bulunmaktadır. Kur’an’a yine Kur’an’ın aslında istemediği yaklaşımlar sergilenmektedir. Kelime ve kavramlarıyla oynanmış veya peygambersiz bir Kur’an anlayışı bunların en belirgin olanlarıdır. Vahyin/Kur’an’ın tek ve eşsiz kaynak olduğu kabul edilmekle birlikte, cehli yorumlarla ve menfaat devşiren yaklaşımlarla kaynak bulandırılmaya, Kur’an ile kalplerin arasına girilmeye çalışılmaktadır.

Bu bağlamda yine Müslümanlar’ın, Kelamullah’ın tek beslenme kaynağı olduğu gerçeğiyle yüzleşmeleri, varsa hatalar düzeltmeleri gerekir. Çünkü vahyin öngördüğü toplum, farklı mülahazalarla Kur’an dışında başka bir kaynak ile oluşturulamaz. Oluşturulan bir toplum da vahiy toplumu olmaz. Kur’an-ı Kerim’i tilavet kitabı edinip, ahkam için farklı kitaplar edinenlerin İslam’a ne kadar hizmet edecekleri iyi düşünülmelidir.

2 – KUR’AN VE MÜSLÜMANLAR

Medine İslam Toplumu, Kur’an-ı Kerim’i hiçbir zaman kültür veya akademik amaçla okumadılar. Bilgileri veya görgüleri artsın diye; en güzel seslerle, en güzel makamlarla Kur’an bülbülü olmadılar. Gece yarılarında her evden arıların vızıltı sesleri gibi Kur’an iniltileri manevi hazlar yaşamak için yükselmedi.

Onlar kendileri ve toplum için Allah Teala’nın neyi emrettiğini anlamak için; doğruya sarılmak, yanlışı terk etmek için vahye yaklaştılar.

Dönemin şahitlerinden sahabe Ebu Abdirrahman es-Sülemi şöyle demiştir: “Biz Kur’an-ı Kerim’den on ayet öğrendik mi o on ayetin helalini, haramını, emir ve yasaklarını öğrenmedikçe bir sonraki on ayeti öğrenmeye geçmezdik.’’ (5)

Evet belki bu nedenledir ki Hz. Ömer’in Bakara Suresi’ni öğrenmesi sekiz yıl sürmüştür. (6)

Vahyin ne edebiyatla, ne şiirle, ne masalla, ne de hikayeyle işi oldu:

“Biz ona şiir öğretmiş değiliz, zaten bu ona yakışmaz da. O ancak bir uyarıdır; apaçık bir kitaptır’’ (7)

İnmekte olan vahiy o kadar dinamikti ki toplum her an şekilleniyor, bir yasak ve ardından bir emir, kulluk bekliyordu. Kalpler ve zihinler onarılıyor, yeniden inşa ediliyordu:

Bir gün Allah Rasulü Ubeyy b. Ka’b’ı çağırarak ona: “Allah, sana Kur’an okumamı emretti’’ dedi. Ubeyy “Adımı da söyledi mi?’’ diye sordu. Allah Rasulü “Evet’’ deyince Ubeyy ağlamaya başladı.(8)

Modern dönem ise (Allah Teala Kur’an hizmetkarlarını artırsın) Kur’an’ın daha çok kullanılıp, tüketildiği bir çağ olmuştur.

Güzel sesli mevlüthanlar insanları duygulandırmış, akademisyenler Kur’an’ı didik didik etmişlerdir. Ne var ki Kur’an hayata hakim olamamıştır. Bilmem hangi makamdan, bilmem ne kadar süreyle nefes almadan – vermeden tilavet edip coşan ve içerikten habersiz kurralarımız; Kur’an adına akla gelmedik konularda, ümmetin hiçbir derdine derman olmayacak meselelerde makam için, koltuk için tezler, araştırmalar ortaya koyan abdestsiz namazsız akademisyenlerimiz; Kur’an’ın sünnet ile yoğrulmuş hakikatlerini inkar yarışına girmiş hocalarımız var artık.

“Ümmetimin münafıklarının çoğu Kur’an okuyucularıdır ( Kurra ).” (9)

“Bir grup insan Allah Rasulü’nün kapısı önünde Kur’an hakkında tartışıyorlardı. Allah Rasulü yüzünün rengi değişmiş bir halde çıkıp şöyle buyurdular: ‘Ey kavmim, işte bu yüzden milletler helak olmuşlardır. Kur’an ayetleri birbirini tasdik eder, siz onun bazı ayetlerini bazı ayetleri ile yalanlamayın.” (10)

İslam ümmetinin çıkış yolu Kur’an’ın etrafında toplanmaktan geçmektedir. Ümmetin dirilişi, Kur’an’la olan beraberliğimizle mümkündür.

3- CAHİLİYEYİ ANLAMAK

Medine İslam Toplumu kendini cahiliyeden arındırmış insanlardan meydana geliyordu. Cahiliye toplumunun fikirlerinden ve değerlerinden arınmış insanlar, İslam Toplumu birlikteliğinde katışıksız İslam’ı yaşıyorlardı. Müslüman olarak İslam Toplumu’na katılanlar önceki hayatlarında, vahyin reddettiği ne varsa hepsini terk ediyorlardı. Zaten iman etmek de bu anlama geliyordu. İslam, insanların tüm cahili kirlerden arınmasını istiyordu; şirkten, küfürden, nifaktan, zinadan, dedikodudan, içkiden, kumardan, faizden, ırkçılıktan, kötü sözden ve diğer tüm cahili rezilliklerden.

Günümüzde imanın ve İslam’ın iktidarı için çalışan Müslümanların birey ve cemaat olarak, yıkmaya çalıştıkları cahiliyeyi aynı zamanda yaşama istekleri en büyük felaketleri olacaktır. Özellikle cahiliyenin vitrini olan kadın – erkek ilişkileri, ekonomisi, siyaseti, sporu, eğlence sektörü (tv, internet, sinema vs.) bürokrasisi mücadele alanlarımız olmakla birlikte, aynı zamanda kendimizi uzak tutamadığımız, arındıramadığımız konulardır. İkame etmeye çalıştığımız İslam için devrilmesi gereken bu cahili yapılanmalarda faydalanmayı sürdürdüğümüz müddetçe imanın iktidarı gecikecek, samimiyetimiz zarar görecektir.

Gerçekten zor olmakla birlikte hayatımızın her alanına nüfuz etmiş cahiliyeyi, işgal ettiği alanlardan söküp çıkarmalıyız. Bu noktada İslam davetçilerini bekleyen en büyük tehlike İslam’ın iktidar olması için gayret etmekle birlikte, cahiliyeyi de bir taraftan yaşamak zıtlığında nifak sınavı olacaktır. Aynı zamanda cahiliyeden bir şeyler koparma, tadına varma ve yaşama isteği cahiliyenin ömrüne ömür katacaktır.

SONUÇ

Seyyid Kutub “Yoldaki İşaretler” adlı eserinde “Eşsiz Kur’an Nesli” sahabe örnekliğinde kurulacak İslam Toplumu için üç önemli uyarı yapmıştır. Bu uğurda savaşan Müslümanların dikkatini bu konulara çekmiş, beyhude gayretlerin önüne geçmek istemiştir:

1-Kur’an-ı Kerim, İslam Toplumu’nun tartışmasız tek kaynağıdır.

2-Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’le bağlarını Allah’ın ve Rasulü’nün istediği şekilde kurmalıdırlar.

3-Kurulacak İslam Toplumu, Müslümanların cahiliyeden fedakarlık etmeleri suretiyle olacaktır.

 

 

NOT: Bu ilk yazımla dergisinde Konya’dan bir nefese yer gösteren Genç Birikim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ali Kaçar Abi’ye teşekkür ederim.

 

 

DİPNOTLAR

(1) Musa Peygamber ve kavmini daha iyi anlamak için “Hz. Musa Firavun ve Yahudiler” (Necati KARA), İsa Peygamber ve İsevileri anlamak için “Üç İsa” (Aytunç ALTINDAL) veya “Tarihsel İsa İmanın Mesihi’nden Tarihin İsa’sına” (Mahmut AYDIN ) okumaları tavsiye edilebilir.

(2) Seyyid Kutub’u ve içinde bulunduğu Müslüman Kardeşler Camiası’nı tanıyan herkes, şehidin asla ‘’sünnet’’ problemi olmadığını bilir. ‘’Kur’an’ın tek kaynak olduğu’’ ifadesi sünnet tartışmaları dışında mülahaza edilmelidir.

(3) Taha Suresi 20/124, 125, 126 ( Mahmut KISA meali )

(4) Sahih-i Müslim, Hz. Ömer’den naklen.

(5) El-Musannef, Abdurrezzak es-San’ani

(6) Muvatta’, İmam Malik

(7) Yasin Suresi 36/69

(8) Sahih-i Buhari

(9) El-Müsned, Beyhaki

(10) Mucemül – Kebir, Taberani