Sevgi, insanoğlunun fıtratında bulunan bir haslettir. Her insan şüphesiz bir şeyi veya birini sevme duygusuyla dünyaya gözlerini açar. Aynen sevgi duygusu gibi bunun zıddı olan buğz (kin, nefret, husumet) duygusu da insanın fıtratına yerleştirilmiştir. Ve insanın yaşamı bu iki hasletin dengesini kurabilme mücadelesiyle geçer.

Sevginin kaynağı bazen “nesf”tir, bazen “ruh”tur. Her iki halde de insan kendi nazarında güzel olana meyl eder. Fakat nefsani sevgiler insanı daima hüsrana uğratırken, ruhi veya kalbi sevgiler insanı doğruyu bulmaya götürür. İşte severken veya buğz ederken bizi şekillendirecek, bize yön verecek bir formüle ihtiyacımız var. Çünkü biz insanlar çoğu zaman sevgi ve buğz dengesinde terazimizi Rabbimizin razı olmayacağı yöne kaydırabiliyoruz. Bazen sevmemiz gereken insanlara karşı buğz edebiliyor, bezende buğz etmemiz gereken insanları sevebiliyoruz.

İnsan bazen eşini, çocuğunu, arkadaşını olması gerekenden fazla severek onlara mükemmellik atfediyor. Bu yüzden eşini, çocuğunu veya arkadaşını hatasızmış gibi değerlendirip, karşılaştığı ufak bir olumsuz davranışta hüsrana uğruyor. Bu tür sevgi anlayışına sahip olan anne, örneğin çocuğunun bir hatasını gördüğünde onu uyarmaz, görmezden gelirse bu çocuğuna yaptığı en büyük kötülük olur. Zira çocuk bu hatası hoş görüldüğü vakit yaptığı şeyin doğru olduğu kanısına varır ve bu kişiliğinde onarılmaz yaralara sebep olur. İnsan bu şekilde muhatabına aşırı bir sevgiyle bağlandığında, o şahsın hatalarını tenkit etmek bir yana bu davranışlarını farkında olmadan taklit etmeye başlar. Bunu çevremize nazar ettiğimizde fazlasıyla görüyoruz. Görsel ve yazılı medyanın uydurduğu hayali kahramanların, heva ve heveslerine tabi olmuş sanatçıların(!) günümüzde çocuklar tarafından nasıl taklit edildiğini tabiri caizse içimiz yanarak izliyoruz. İşte bu ölçüsüz sevgi ve hayranlığın bir sonucudur.

Aynen sevgi gibi buğz etme noktasında da dengeyi korumak önemlidir. Bazen bir arkadaşımızın, bir yakınımızın hatasını görürüz. Ki hatalar biz insanlar içindir. Bu şahsın on iyiliği varsa bir hatası yüzünden bu on iyiliğini yok saymak, bu hatası yüzünden bu şahsa buğz etmek adaletli midir? Müslüman bir şahsiyetin böyle bir durumda karşısındaki şahsın hatasını görmezden gelmesi yahut güzel bir dille uyarıp, Allah(c.c)’dan bu şahsı ıslah etmesi yolunda dua etmesi beklenir. Böyle bir durumda topyekûn bağları koparmak, buğz ederek yapılan iyi ve güzel davranışları heba etmek bir Müslümanla özdeşleşmeyen bir tutumdur. Şüphesiz bir Müslüman, iman etmiş olduğu İslam dininin, itidalli bir davranış sonucu, kendisini dünyevi ve uhrevi mutluluğa yaklaştıracak kaidelerini bilerek hareket eder. Zira âlemlere rahmet olarak gönderilen Allah Resulü (s.a.v) “Sevdiğini orta yollu sev, bir gün düşmanın olabilir. Düşmanına da orta yollu buğz et. Umulur ki bir gün dostun olabilir.(Tirmizi Birr 60). Buyurarak bizlere sevgi-buğz dengesindeki en güzel formülü bildirmiştir. Bu noktada ‘çok muhabbet, tez ayrılık getirir’ sözünden yola çıkarak eşimize, çocuğumuza, arkadaşımıza dengeli bir sevgi ve muhabbet beslemeliyiz. Sevdiğimiz, tanışıklık ettiğimiz biri gün gelir hesapta olmayan bir sebepten ötürü düşmanımız olabilir. Yahut buğz ettiğimiz, iki dünya bir araya gelse sevemem dediğimiz biri de dostumuz olabilir. İşte bu dengeyi sağlam taşlar üzerine kurmalıyız ki her iki halde de hüsrana uğramayalım.

Biz Müslümanlar için sevginin ve buğzun tek kaynağı Allah(c.c)’ın rızasını kazanabilmek olmalıdır. Ve içinde bulunduğumuz şu ahir zamanda kalplerimize soralım, gerçekten bizler için sevgi ve buğzun yegâne kaynağı Allah(c.c)’ı razı etmek midir? Hak ile batılın, helalle haramın kördüğüm olduğu, içinde bulunduğumuz bu çağda, kaçımız bu dengeyi koruyabiliyoruz yahut korumak için mücadele ediyoruz. Ne yazık ki Müslümanlar arasında dahi bu dengenin kaybolmaya yüz tuttuğuna şahid oluyoruz. Rabbimiz: “Muhammed, Allah’ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kâfirlere karşı zorlu, kendi aralarında merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah’tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat’taki vasıfları budur. İncil’deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sonra sapları üzerinde doğrulup boy atmış (ki bu) ekicilerin hoşuna gider. (Bu örnek) Onunla kâfirleri öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir va’d etmiştir.”(Fetih 29) buyurarak Müslümanları kendi aralarında oldukça merhametli olmaya, hatalarını, kusurlarını örtmeye davet ederken bizler neden nefret oklarımızı kendi kardeşlerimize saplama telaşındayız.

Müslümanların dağınıklığı, birbirleriyle olan bağlarının zayıflığı, tek bir gaye uğruna gayret etmemeleri, işte bu tablo her şeyi ortaya koyuyor. Yaşanan bu vakıaları ele alarak kimlere sevgi besleyeceğiz ve kimlere buğz edeceğiz ayetler ve hadisler ışığında gözden geçirmemiz gerekiyor. Rabbimiz bizleri şeytanın adımlarını takip etmekten korusun. Eşimize, çocuğumuza, arkadaşımıza, yakınımıza vs. çevremizdeki tüm şahıslara Allah(c.c)’ın rızasını gözetmeyi ve itidalli bir şekilde sevgi duymayı, gizli aşikâr tüm İslam düşmanlarına, Allah(c.c)’ın dinini alaya alanlara, Allah Resulü(s.a.v)’nün sünnetini görmezden gelenlere, Müslümanların üzerlerine çöreklenen kafirlere, Müslümanlar arasına şeytanın bir hilesi olan nifak tohumlarını ekmeyi hayal edenlere karşı da buğz etmeyi Âlemlerin Rabbi olan Allah(c.c)’dan niyaz ediyoruz.

NOT: BU YAZI GENÇ BİRİKİM DERGİSİNİN AĞUSTOS 2013 SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR.