• Erdal Bayraktar

    Sekülerizm ve Ulusçuluk Kıskacında Müslüman Kürtler

    - 16 Mayıs 2015

8498288

 

25-26 Nisan 2015 tarihleri arasında Diyarbakır’da İHH’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen Ortadoğu’da Kürtler ve Barış isimli sempozyumu bizzat takip ettikten sonra, Genç Birikim Dergisi’nin Nisan 2013 tarihli sayısında gündeme getirip tartıştığım[1]Sekülerizm ve Ulusçuluk mevzuunu yeniden gündeme getirme gereği duydum. Diyarbakır’da iki gün boyunca dinlediklerim, gördüklerim, şahitliklerim Müslüman halkların en önemli meselelerinin Modern Şirk’in felsefi ve siyasal tezahürü olan Sekülerizm ve Ulusçuluk’la yüzleşmek olduğudur. Bu şirk değer ve kurumlarıyla yüzleşmeden, onları ilk önce zihinlerimizden def etmeden bu parçalanmışlıktan ve zilletten kurtulmamız zor görünüyor.

KÜRTLERİN İSLAM’LA TANIŞMALARI

Hz. Ömer döneminde İran seferlerine başlanmasıyla İslam’la tanışmaya başlayan Kürtler, Ortadoğu’nun en kadim kavimlerinden/ halklarından biridir. İslam’la müşerref olmalarından sonra İslam Kültür ve Medeniyeti’ ne önemli katkılarda bulunmuşlardır. Emeviler, Abbasiler, Büveyhoğulları, Mervaniler, Büyük Selçuklular, Eyyubiler, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar döneminde Farslar, Araplar, Türkler ve diğer gayr-i müslim topluluklarla birlikte yaşamışlardır. İslam’ı seçtikten sonra anasır-ı İslam’ın şerefli bir üyesi olarak yaşamışlar; medreseleri, tekkeleri, dergâhlarıyla İslam Kültür ve Medeniyeti’nin etkili bir gücü olmuşlardır.

Kürtler, İslam devletleri döneminde, Ümmet’in bir parçası olarak yaşamışlardır. İktidarların siyasi, sosyal, ekonomik adaletsizliklerine diğer Müslüman halkla birlikte karşı çıkmışlar, içeriden biri olarak devletin ve toplumun ıslahına çalışmışlardır. İslam devletlerine, Müslüman topluma gayr-i müslim unsurlar (Moğol ve Haçlı Seferleri örneğinde olduğu gibi) tarafından yapılan saldırıyı kendine yapılan saldırı kabul ederek, İslam gayretiyle küffara karşı cihat etmişlerdir. En son bu duyarlılık, Çanakkale Savaşı’nda Ümmet direnişi olarak tezahür etmiştir.

Müslüman kavimler, Hilafet’in ilga edilmesine kadar, bütün problemlerine rağmen İslam kardeşliği ve İslam Fıkhı/ Hukuku rehberliğinde birlik ve beraberlik içerisinde yaşamışlardır. Batı’da yaşanan zihinsel, kültürel, sosyal, ekonomik, siyasal değişimler bütün Müslüman kavimleri ve devletleri olumsuz bir şekilde etkilemiştir. Bunun sonucunda, son İslam İmparatorluğu olan Osmanlı İmparatorluğu da tarih sahnesine veda etmiştir.

SEKÜLERİZM’İN VE ULUSÇULUĞUN İSLAM DÜNYASINA GİRİŞİ

Batı’da yaşanan zihinsel, sosyal, ekonomik, siyasal değişmelerin şemsiye kavramı olan Aydınlanma Felsefesi ve Devrimi’nin vücut verdiği Sekülerizm ve Ulusçuluk, İslam Dünyası’na Osmanlı Devleti’nin gerileme sürecine girdiği yıllarda(1699), süreci anlamak için Avrupa’ya gönderilen bürokratik elitler üzerinden daha sonra da Mısır’ın Fransızlar tarafından işgaliyle(1798) girmiştir. Tanzimat Fermanı(1839) ile süreç devlet elitleri üzerinde derinleşerek devam etmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun tasfiye edilmesiyle İmparatorluk bakiyesi dini ve etnik unsurlar, Sekülerizme ve Ulusçuluk’ a açık hale gelmişlerdir. Abdülhamit döneminde açılan okullarda yetişen insanlar, Batı düşünce ve kültürünün devlet işleyişinden başlamak üzere halkta yaygınlaşmasında etkili olmuşlardır. Ne hazin bir öyküdür ki İmparatorluğu kurtarmak için kurulan okullar, İmparatorluğun ve Abdülhamit’in sonunu hazırlamışlardır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ve yerine kurulan Cumhuriyet, 1. Meclis’te gerçekleşen temsiliyetle, bütün halkları kucaklama iddiasıyla kuruldu. 2. Mecliste tasfiyeler gerçekleştirilerek, Sekülerizm ve Ulusçuluk bir devlet felsefesi haline getirildi. Batı’da devleti, toplumu dinden arındırma projesi olarak fonksiyon icra eden Sekülerizm İdeolojisi, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde de aynı işlev için benimsenmiştir.. Yeni kurulan Cumhuriyet, Ulus devlet şeklinde formatlanarak Laiklik benimsendi, toplum, ihdas edilen Atatürk İlkeleri ve gerçekleştirilen İnkılaplarla yukardan aşağı sekülerize edildi ve halen de edilmeye devam etmektedir. Bu dönemde Kürtlerin yaşadığı bütün diğer ülkeler Irak, İran, Suriye’de de aynı süreçler yaşanmıştır. 1923’te kurulan rejim, hâkimiyetinde bulunan Osmanlı bakiyesi halkları İslam Medeniyeti dairesinden çıkararak, Batı Medeniyeti dairesine dâhil etmeyi kendisine ana amaç olarak benimsemiş, bunu gerçekleştirmek için her türlü zecri yöntemi kullanmıştır. 1923’ten 1945’e kadarki Tek Parti iktidarı dönemleri, bunun nasıl gerçekleştirildiğinin tarihidir. 1945’ten sonra ise; Rejim sopa politikasını gevşeterek havuç politikasını devreye sokmuştur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yürürlüğe sokulan Soğuk Savaş Politikası(1947-1991) sahipsiz, öndersiz bırakılan halkların beka kaygısı üzerinden sarıldığı bir yılan hikâyesidir. Yeni Rejim, Sekülerizm ve Ulusçuluk ideolojisinin gereği anasır-ı İslam’a kan kusturmuştur. Müslüman halk, Tek Parti üzerinden korkutularak Rejim’ in sağ yumruğu olan Sağ Partilere mecbur edilmiştir. CHP üzerinden rejime ve politikalarına direnen, muhalefet eden Müslüman halk, Sağcılık üzerinden rejimle anlaşma ve uzlaşmaya mecbur bırakılmıştır. Bu dönemler, Müslüman halkın Seküler, Ulusçu ideolojiyi içselleştirme dönemleridir. Bu süreç, bugün de Muhafazakâr Demokrat, Sosyal Demokrat, Liberal, Sosyalist Ulusçu, Ulusçu kimlikler üzerinden devam etmektedir.

Kürtler, Tek Parti döneminde, Müslüman halkın yaşadığı bütün acıları yaşadığı gibi Ulus-Devlet’in doğal bir politikası olan Ulusçuluk üzerinden ikinci bir zulme daha maruz kalmıştır. İmparatorluk dilleri; Arapça, Osmanlıca yasaklandığı gibi Kürtçe’ de yasaklanmıştır. Kur’an elifbasının yasaklanmasıyla aslında Müslümanların konuştuğu bütün dillerin ruhu kabzedilmiş oluyordu. Diğer Müslüman halklar gibi Müslüman Kürt halkı da Tek Parti iktidarının zulmünden kurtulmak için Seküler, Sağcı partileri(DP, AP) bir sığınak olarak görmüş ve oylarıyla bu partileri desteklemiştir. Osmanlı bakiyesi ilk nesil bu partileri desteklerken onların çocukları, özellikle Kürt elitlerinin (ağa ve şeyhlerin) çocukları Batı’ya üniversite okumak için gittiklerinde, muhalif hareketlerle, özellikle Sol muhalif hareketlerle tanışmışlardır. Sağ partiler, Rejim’ in kutsallarını ve temel politikalarını savunmada ve uygulamada CHP’den geri kalmamışlardır. Bu durum; Rejim kurulurken kendine iç düşman olarak kabul ettiği Müslüman halk ve sonradan düşman olarak ihdas ettiği Kürtleri, ayrıca Soğuk Savaş Dönemi’nin bir sonucu olarak rejimin tehdit ve tehlike olarak kabul ettiği Sol hareketleri yeni arayışlara itmiştir. Bunun sonucu olarak; MNP-MSP, TİP gibi farklı siyasi oluşumlar gündeme gelmiştir. Bu süreç 1980’e kadar böylece devam etmiştir.

Müslüman Kürtler bu dönemde Sağ partilerden MNP-MSP’ ye, sol partilerden de TİP’ e yönelmişlerdir. Özellikle halk kesimleri, 1960’dan sonra Laik okullarda İslami bilinçle tanışan okumuş-yazmış Müslüman Kürt gençleri İslami duyarlılığı olan partili, partisiz İslami oluşumlara katılmıştır. Bu çevrelere katılmayan Müslüman Kürt gençleri, Rejim’ le olan hesaplaşmalarını, TİP ve illegal Sol örgütler üzerinden görmeye çalışmışlardır. PKK’den önce Kürtlerin halklarını savunan Rizgarî-Ala Rizgarî, Kawa- DengêKawa, Şivanci (Daha sonra DDKD Hareketi olarak tanıma kavuştu), TSKP (Özgürlük Yolu), KUK, Têkoşîn gibi Seküler değerlere dayanan sol, ulusalcı örgütler vardı. Bunlar Soğuk Savaş Dönemi’nin şartlarına uygun olarak şekillenmiş yapılardı.

PKK VE SONRASI

PKK kurulduğunda(1974) ülke Soğuk Savaş anlayışının tetiklediği Sağ-Sol çatışmaları içerisinde kıvranıyordu. PKK da bu dönemin bir ürünü olarak Marksisit-Leninist temelde kurulan bir örgüttür. Kapitalizm nasıl Modern Seküler bir ideoloji ise Sosyalizm de öyledir. İkisi ve diğerleri, Batı’dan insanlığa bulaştırılan mikroptur ve insanlığa giydirilen deli gömlekleridir. PKK işe yukarıda adı geçen örgütleri tasfiye etmekle başladı. Rejim’ in PKK’yı bu örgütleri tasfiye etmesi için cesaretlendirdiğinden bahsedilir, Kürtler üzerine çalışan bazı araştırmacılar tarafından. PKK, bundan başka Kürt toplumunun toplumsal, geleneksel kurumlarına karşı da savaş başlattı, Marksizmin, Sosyalizmin modernleşmeci hedefleri doğrultusunda. Abdullah Öcalan’ın Suriye’ye geçmesinden sonra örgüt Uluslararası bir boyut kazandı. Bu durum, örgütü ve Kürt meselesini Türkiye Devleti’nin aleyhine kullanmak için bir fırsat oluşturdu. Bu durumu, özellikle Avrupa devletleri başta olmak üzere diğer emperyalist devletler tepe tepe kullandılar ve halen de kullanıyorlar.

PKK, Seküler Devlet’le mücadele ettiğinden daha fazla, Müslüman Kürt halkının Seküler, Ulusçu bir değişim yaşaması için mücadele ediyor. Şikayet ettiği “Türk Devleti” n den daha fazla Kürtlerin İslam’dan uzaklaşması için gayret ediyor. Seküler Marksist-Leninist ideolojisinin gereği olarak Müslüman Kürt kadınını ve erkeğini getirdiği duruma bakabiliriz. Şafi mezhebine bağlı Kürt insanı, kadın-erkek birbirine dokunduğu zaman abdest tazelerken, Kürt kadınının geleneksel kıyafeti ortadayken, Kürtler için aile kutsalken bugün yaşanan vaziyetin vahameti ortadadır. Seküler Ulus-Devlet’in toplumu modernleştirici politikalarının daha sertini ve acımasızını PKK Kürtler’ e uygulamaktadır.

Sekülerist Ulus-Devlet’in başlattığı, 1974’te PKK’nın devraldığı Sekülerleştirme, Ulusçuluk politikaları sonucunda İslam’ı hayat nizamı, dünya görüşü, referans olarak kabul etmeyen Türk ve Kürt güruhlarıyla karşı karşıyayız. Devlet’in ve Örgüt’ ün “ideolojik aygıtları” eliyle Müslüman halklar insani ve İslami dillerini bırakmaya teşvik ediliyorlar. PKK, Sol örgütleri tasfiye ettiği gibi İslami Dil’i ve onu temsil eden kesimleri de tasfiye etmek istiyor. Devlet, 80 yıldır, ya benimsin ya toprağın diyorsa, Örgüt de aynısını diyor. Devlet, İstiklal Mahkemeleri kurarak nasıl Müslüman önderleri katliama tabi tuttuysa, Örgüt de Müslüman olduğu için kendisine tabi olmayan Yasin Börü ve arkadaşlarını hunharca katletti. Seküler Türkler, Devlet’in zulümlerini nasıl meşrulaştırıyorsa, Seküler Kürtler de PKK’nin yaptıklarını meşrulaştırıyor. Seküler Devlet, Türkler’ in tarihini nasıl yapı-bozuma uğrattıysa aynısını Örgüt de yapıyor. Zerdüştlüğe methiye düzüyorlar, Demirci Kawa’yı ulusal kahraman ilan ediyorlar, Nevroz’ u Ramazan ve Kurban Bayramı’ndan daha çok önemsiyorlar. Bir İslam âlimi olan Said Nursi’yi Kürt olduğu için, Şeyh Said Kıyamı’ nı Kürt ayaklanması olarak öne çıkarıyorlar, Selahaddin Eyyubi’yi Kudüs fatihi bir İslam komutanı olarak değil, Kürt olduğu için önemsiyorlar. Maalesef bu dil ve anlayış bölgede rağbet görebiliyor, hem de dünün İslamcıları tarafından da.

Tevhidi/İslami Dil’den ümit kesmek cahiliyeye ricattır. Bu ricata meyledenler, bu dünyada ve ahirette yaptıklarının hesabını veremeyeceklerdir.

Seküler, ulusçu dilin tahrikiyle, Devlet ve örgüt arasındaki mücadele Müslüman halklar arasında düşmanlığa dönüşme riski taşımaktadır.

İslam Dini ve yüzlerce yıllık İslami geçmiş 90 yıllık ideolojilere kurban ediliyor.

Diyarbakır hızla göç alarak, bunun sonucunda oluşan çarpık kentleşme, betonlaşma üzerinden tarihi, kültürel kimliğinden uzaklaşıyor. Yeni Diyarbakır olarak isimlendirilen bölge Modernizmin, Sekülerizmin Müslüman Kürt halkını nasıl kuşattığının mücessem halidir. AVM’lerle, kafelerle kuşatılan halk, seküler yaşam biçimine hazır hale getiriliyor. 30 yılda, seküler Kürt Hareketi, Kürt halkını nasıl bu hale getirdi ise; korkarım derinleşen bu profanlaşma ve dünyevileşme süreci de Kürt gençlerini Kürtlükten bile uzaklaştıracaktır.

Seküler, Ulusçu Kemalizm ve Apoizm ideolojileri, Müslüman halkları dönüştürmek için yarışmaktadırlar.[2]

Seküler, Ulusçu İdeolojilerle ve Önderlerle bir gelecek inşa edilemez.

 

[1]http://www.venharhaber.com/dusunce-platformu/sekulerizm-ve-ulusculuk-kiskacinda-musluman-halklar-h1143.html

[2]http://www.venharhaber.com/dusunce-platformu/kemalizm-de-apoizm-de-basardi-h669.html