“Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz anlamazsınız” (Bakara 154).

Allah yolunda cihada çıkanlar, hak yolunda kurban olanlar, temiz ruhlu ve yüce kalpli kimselerdir. Allah yolunda öldürülenler, ölüler değildir. Onlar, muhakkak diridirler. Onlar, dış görünüş bakımından ortadan kaybolurlar. Allah yolunda öldürülenler, uğruna öldükleri davanın zafere ulaşması bakımından, topluluklarda büyük bir tesir uyandırırlar. Onlar, bu itibarla insanların dünyasında yaşarlar. Bu itibarla olmasa bile, özüne vakıf olamadığımız, mahiyetini ancak Allah’ın bildiği hikmetle diridirler. Onların diriliğine Rabbimizin, “Onlar, diridirler fakat siz anlayamazsınız” ayet-i kerimesi, en büyük delildir.

Şehidler, diridirler! O yüzden ölüler gibi yıkanmazlar. Onların kefenleri, şehitlik elbiseleridir. Onlar, diridirler! Ayrılıkları, geride bıraktıkları kalplere zor gelmez. Yalnız diri olmakla kalmayıp Allah’ın huzurunda en iyi mükâfatla mükâfatlandırılacaklardır.[1]

“Şehidlerin ruhları, yeşil bir kuş halinde cennette diledikleri gibi gezerler, sonra arşın altında asılmış olan kandillere yaklaşırlar. Rabbimiz, onlara şöyle sorar: Ne istiyorsunuz? Onlar, derler ki: Ey Rabbimiz! Ne isteyelim? Sen, bize hiçbir kuluna nasip olmayan şeyler bahşettin. Sonra Rabbimiz, yine aynı şekilde sorar. İsteksiz bırakılmayacaklarını görünce derler ki: Ey Rabbimiz! Bizi tekrar dünyaya döndürüp ölünceye kadar senin yolunda cihad ettirmeni istiyoruz. Hak Teâlâ buyurur: Ben, onların bir daha dünyaya döndürülmeyeceklerini yazdım.”[2]

Cennete giren hiç kimse yeryüzünde bazı şeyleri de olsa tekrar dünyaya dönmek istemez. Fakat şehitler müstesna. Onlar, tekrar döndürülüp on defa öldürülmelerini isterler. Zira şehadetin yüceliğini görmüşlerdir. Diğer taraftan ölüm, kaçınılmaz bir sondur. İster rahat yataklarda olsun isterse Allah yolunda cihad edip, savaşıp, şehit düşmekle olsun. Nitekim ayet-i kerimede Allah Teâlâ: “Her canlı ölümü tadacak ve sonunda dönüp huzurumuza geleceksiniz.” (Ankebut 57) buyurmaktadır.

“Madem ölüm bir şekilde insana gelecek o da neden Allah için olmasın?” Aslında bu sorunun cevabını, bizlere, en güzel bir şekilde vermiş olan bir topluluk var: Sahabe. Onlar, İslam dinini yüceltmek ve İslam sancağını yeryüzünde dalgalandırmak uğruna, gerek yurtlarından gerekse mallarından ve canlarından vazgeçmişlerdir. Onlara gelen ölüm, bugün dahi onları ölümsüzleştirmiştir. Halid b. Velid’in İran komutanlarına söylediği şu sözler, bu gerçeği ortaya koymaktadır: “Sizin hayat ve şarabı sevdiğiniz kadar, ölümü seven bir orduyla size geldim.”[3]

Ve ayet-i kerimede Rabbimiz: “Müminlerden öyle erler vardır ki Allah’a verdikleri ahde sadakat gösterirler. Kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar, hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir” (Ahzab 23).

Şehadeti arzulayan ve şehitlik sırası bekleyen bir sahabi: Enes b. Nadr. Bedir savaşına katılamamıştı. Bu, ona çok ağır gelmişti: “Ey Allah’ın Rasulü, müşriklerle yaptığın ilk savaşta bulunamadım. Eğer müşriklerle yapılacak bir savaşa katılmam nasip olursa neler yapacağımı Allah bilir” demişti. Uhud savaşına katıldı. Müslüman safları dağılınca arkadaşlarını kastederek: “Rabbim, bunların yaptıklarından dolayı özür dilerim.” Müşrikleri de kastederek: “Bunların yaptıklarından da ben beriyim ya Rabbi!” deyip ilerledi. Sa’d bin Muaz ile karşılaştı ve: “Ey Sa’d Allah’a yemin olsun ki Uhud’un eteklerinden cennetin kokusunu alıyorum” dedi.

Sa’d b. Muaz, daha sonra hadiseyi Peygamberimize naklederken: “Ya Rasulallah, İbn Nadr düşmanlarına karşı öyle cihad etti ki, ben, onun gösterdiği cesareti gösteremedim. Enes b. Nadr’ı şehit olarak bulduğumuzda, vücudunda seksenden fazla kılıç, mızrak ve ok yarası vardı. Müşrikler, müsle yapmış, uzuvlarını kesmişlerdi. Bu sebeple onu kimse tanıyamıyordu. Sadece kız kardeşi parmak uçlarından tanıdı.

Şehitlik, İslam’da peygamberlik makamından sonra en büyük mertebedir. Şehitlerin değeri, Allah katında pek yücedir. Ahirette peygamberlikten sonra en büyük rütbe şehitliktir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz: “Ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, hiçbir seriyyeden geri kalmaz, hepsine katılırdım. Allah yolunda şehit olmak, sonra diriltilip tekrar şehit olmak isterdim, sonra diriltilip tekrar şehit olmak isterdim”[4] buyurmaktadır.

“O halde geçici dünya hayatını ahirete değişenler, Allah yolunda savaşsınlar. Allah yolunda savaşan kimse öldürülse de galip de gelse biz, ona büyük mükâfat vereceğiz” (Nisa 74).

“İslam, ancak Allah yolunda savaşıp o uğurda gazi ya da şehit olmayı ister. Şahsi veya milli şöhret kazanmak için dövüşmeyi kabul etmez. İslam; bir şahsın, bir ailenin, bir tabakanın, bir devletin, bir milletin yararı için yapılan mücadeleyi cihad olarak kabul etmez. Sadece yeryüzünde Allah’ın kelamını yüceltmek için, Allah’ın nizamını hayata hâkim kılmak için, insanlar arasında mutlak adaleti gerçekleştirmek için, Allah yolunda savaşmak için cihada çıkar. Sonra bu yolda öldürülür ve şehit olur. Şayet Müslüman kalbinde bu gayeden başka bir gaye taşırsa, ona şehit denilmez. Ahirette de Allah’tan bir mükâfat göremez.”[5]

Uhud savaşı sırasında Kuzman adlı bir Medineli, savaşta yedi kişiyi öldürmüş, kendisi de ağır yaralı olarak ölmüştü. Buna rağmen Allah Rasulü (s.a.v): “Kuzman, cehennemliktir” buyurdu. Çünkü o, son nefesinde kendisine “Şehitliğin mübarek olsun ey Kuzman!” diyen Katade bin Numan’a: “Ben kabilem için savaştım, şehitlik için değil!” demiş ve kılıcına abanarak intiharla canına kıymıştı. Buna karşılık, kabilesinin İslam’a girmesine önce itiraz eden sonra da pişman olan Usayram… Tepeden tırnağa silahlanmış bir halde Peygamberimize geldi: “Ya Rasulallah! Sizinle birlikte savaşa mı katılayım yoksa Müslüman mı olayım?” dedi. Peygamberimiz, “Önce Müslüman ol, sonra savaş” buyurdu. Bunun üzerine Usayram, Müslüman oldu, savaştı ve şehit oldu. Peygamberimiz, Usayram için: “Az çalıştı fakat çok kazandı” buyurdu.[6]

Şehitliği arzulamak, şehitlik için dua etmek, Allah’ın kuluna şehadeti nasip etmesi için vesiledir. Nitekim Peygamberimiz buyururlar: “Şehid olmayı, Yüce Allah’tan samimi olarak dileyen kimseyi, rahat yatağında vefat etse bile Allah, şehitlerin derecesine ulaştırır.”[7] “Şehitliği gönülden arzu eden kimse, şehit olmasa bile sevaba nail olur.”

Allah katında şehitlere verilen birtakım hasletler vardır:

* Dökülen ilk kanı ile günahları bağışlanır.

* Cennetteki makamı kendisine gösterilir.

* Kabir azabından korunur.

* En büyük korkudan (cehennem korkusundan) emin olur.

* Kendisine iman elbisesi giydirilir.

* Güzel gözlü hurilerle evlendirilir ve akrabalarından 70 kişiye şefaat etmesi kabul olunur.[8]

* Şehitler acı hissetmezler.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor: “Sizden biriniz iki parmakla çimdiklenmekten ne kadar acı duyarsa, şehit olan kimse de ölürken ancak o kadar acı duyar.”[9]

* Şehitlerin günahları bağışlanır: “Allah, şehidin kul hakkı dışındaki bütün günahlarını bağışlar.”[10]

Mümine KARAKUŞOĞLU

[1] Seyyid Kutub, Fî zilali’l-Kur’an

[2] Müslim

[3] İbn Abdurabbih

 

[4] Buhari, Müslim

[5] Seyyid Kutub, Fî zilali’l-Kur’an

[6] Buhari; Müslim, Cihad 13

[7] Müslim, İmare 156-157

[8] İbni Mace

[9] Tirmizi, Nesai, İbni Mace

[10] Müslim