Nice ölü kalpler vardır ki şehitlerin ilginç hayatlarını dinlemek suretiyle dirilmiştir.  Nice yolunu kaybetmiş kimseler şehitlerin hayatını okuduktan sonra doğru yolu bulmuştur. Nice gafil ve günahkârlar şehitlerin hayatından etkilenip, Rabbine dönmüştür.

İslam toplumunda kardeşlik, vefa, sevgi, adalet gibi önemli değerlerin kaybolduğu, ilimden ve cihaddan uzaklaşılıp seküler ve kapitalist bir hayatın benimsendiği günümüzde şehadeti ve şehidlerimizi ve bu şehitler içinde ayrı bir yeri olan Abdullah Azzamı gündemleştirmek  şehadeti gündeminden çıkaran Müslümanlar için ayrı bir önemi haiz olsa gerek.

sehit-imam-abdullah-azzamAmacımız, yeryüzüne ayak basmış değerli insanlardan birisi olan ve “Dostları sevindiren bir yaşam, düşmanları öfkelendiren bir şehâdet” ile Rabbine kavuşan Şehîd Abdullah Azzam’ı hayırla anmak ve şehidin İslâm ümmetine olan mesajlarını hatırlatmaktır.

Abdullah Azzam, 1941’de Siyonist zulmün, baskının ve şiddetin içindeki Filistin’in Cenin kasabası yakınlarındaki Seyletul Harisiye köyünde doğmuştur. Şam’da yüksek öğrenimini tamamlayarak, Dimaşk Üniversitesi Şeriat Fakültesinden 1966 yılında mezun olmuştur. 1967 yılında Filistin’in Batı Yakası ve Mescid-i Aksa’nın İsrail tarafından işgal edilmesinden sonra 1969’da İhvan-ı Muslimîn (Müslüman Kardeşler) teşkilatına katılmıştır. 1969’da Usul-i Fıkıh konusunda mastır diploması almış, akabinde Amman’da Şeriat Fakültesinde okutman olarak görev yapmıştır.

1973 yılında Kahire Üniversitesinde Usul-i Fıkıh dalında doktorasını tamamlamış, 1973-1980 yılları arasında ise Ürdün Üniversitesi Şeriat Fakültesinde öğretim üyeliği yapmıştır. Ürdün’den askeri yargıtay kararıyla sürülünce 1981 yılında Suudi Arabistan Cidde’de bulunan Melik Abdulaziz Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır.

1970’lerin sonuna doğru dünya yeni bir sürece girmiş, dünyanın ikinci süper gücü olan Sovyetler Birliği Afganistan’a saldırmıştır. Bu saldırı İslam dünyasında halifelik kaldırıldığından beri hiç gerçekleşmeyen bir olayın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Dünyanın dört bir yanından Müslümanlar, dilini ve kültürünü hiç bilmedikleri Afganistan’a gelerek kendi tanımlamalarıyla kardeşleri olarak gördükleri Afgan halkıyla aynı safta savaşmaya başlamışlardır.

Abdullah Azzam da, ülkeleri Ruslar tarafında işgal edilen ve Ruslar’a karşı cihâd bayrağı açan Afgan Müslümanlarına daha yakın olmak maksadıyla Pâkistân’ın İslâmâbâd şehrindeki Uluslararası İslâm Üniversitesi’nde çalışma talebinde bulunmuş ve bu üniversitede çalışması kabul edilmiştir. 1984 yılında da bu üniversiteden kendi isteği ile ayrılarak, Afgan cihâdına eğitim müsteşarı olmuştur. Bütün çalışmasını bu işe hasretmiştir.

Abdullah Azzam, Afgan cihadının dünyaya tanıtılmasında ve İslami meşruiyet kazanmasında en etkin rolü oynamıştır. Afganistan’da Mekteb ul- Hadimat (Mücahitlere Hizmet Bürosu) isimli bir kurum açarak dünyanın dört bir yanından ulusal sınırları aşarak gelen binlerce genci organize etmiştir.

Şehadetine kadar tüm ömrünü kâh cephede savaşarak, kâh Arap ülkelerinden gelen gençlerin eğitim kamplarında, kâh muhacirlerin kamplarında geçiriyordu. Beytül Ensar adıyla (sonra Hidemat) açtığı büroda Arap ülkelerinden gelen gençleri ve yardımı organize ediyordu.

Mücahidlere yardım, Mücahid kervanlarının cephane taşımak için kiraladıkları hayvanların kirası ve yolda erzak almaları için maddi destek olma, Arap ülkelerinden gelen gençleri kamplarda sıkı bir eğitimden geçirdikten sonra fiili cihada yollama, Mücahidlerin ve muhacirlerin İslami eğitimi için gayret gösterme, dergi ve kasetlerde Afgan cihadını tanıtma yanında yazdığı eserlerle ümmete büyük hizmet veren bir âlimdi.

Mücahidlere verilen derslerin kasetlerinden deşifre edilerek hazırlanmış olan “Tevbe Suresi Tefsiri (Cihad Dersleri)” (Buruc Yayınları) adlı kitap bu hizmetlerin nasıl bir şekilde yapıldığının açık bir göstergesidir. Ayrıca yine aynı yayınevi Şehidin tüm eserlerini tek bir ciltte toplayarak Şehid Abdullah Azzam’ın külliyatı adıyla yayınlamıştır.  Abdullah Azzam bu eserleri masa başında oturup hazırlanmadığı için bizzat yaşanılarak oluşturulan bu kitap Müslümanların Cihad şuurunu kaybettikleri günümüzde, bu şuuru yeniden kazanmalarına vesile olacak bir kitaplardır.

Abdullah Azzam 24 Kasım 1989’da Pakistan’ın Peşaver şehrinde bombalı bir suikast sonucu şehid düştü. Şehid edildiğinde 48 yaşındaydı.

Şehâdeti şöyle olmuştu: 24 Kasım 1989 Cuma günü her zaman namazını kıldığı “Seb’ul-Leyl Camii” ne gitmek üzere evinden çıkmıştı. Amacı cuma hutbesini okumak ve cuma namazını kıldırmaktı. İki oğlu Muhammed ve İbrahim ile birlikte arabasına doğru yaklaştı. Arabaya bindikten kısa bir süre sonra büyük bir patlama duyuldu. 20 kilogram  ağırlığındaki TNT’nin uzaktan kumandayla patlamasıyla araba anında parçalandı.

Abdullah Azzam, oğlu Muhammed ve İbrahim ile birlikte şehid oldu. Şehidin cenazesine coşkulu bir kalabalık katıldı. Meydana gelen büyük patlamayla, araba paramparça olmuştu. Öyle ki patlamanın olduğu nokta derin bir çukura dönüşmüş ve olay yerine yakın olan elektrik hatları kopmuştu.

Abdullah Azzam  gece sabaha kadar Burhaneddin Rabbani ile beraberdi ve hizipler arası çatışmayı önleyici bir anlaşmayı imzalamıştı. O Cuma hutbesinde bu anlaşmayı ilan edecekti.

Şehidin cenazesinde ardından  Afgan cihadının önde gelen liderlerinin konuşmaları bize Abdullah Azzam’ı tanıma noktasında önemli bilgiler veriyor.

Bunlardan biri Geçici Afgan İslam hükümetinin başbakanı Abdi Rabbi Rasul Sayyaf’dı.

Abdi Rabbi Rasul Sayyaf Dr. Abdullah Azzam’ın kabri başında göz yaşlarını silerken şöyle diyordu:

“Kardeşlerim! Bu olay ümmetin bütün ihlaslı evlatlarının kalbini kanatmıştır. Bu büyük kandilin, bu kahramanın şehadetinden dolayı İslam ümmetinin tamamına başsağlığı diliyorum. Kendisiyle cihad ortamında ve hicret diyarında yedi seneden daha çok yaşadığım ve seferlerine iştirak ettiğim bu adamdan dolayı başsağlığı diliyorum. Ben, onun şahsiyeti, mertliği, takvası, zühdü, cihadı ve ilmi karşısında kendi nefsimi daima küçük görüyorum.

Cihad önünde, alemin ufkunu açan bu adam, bu cihadın tebliğini her müslümanın evine taşımıştır. Muhakkak ki bu cihadın kılıcı tağutların kılıcını darmadağın edecek ve putları teker teker kıracaktır.

Evet, Üstad Sayyaf bu konuşmayı yaparken bir yandan gözyaşlarını siliyor, bir yandan tağutlara meydan okuyor, bir yandan da ümmeti umutlandırıyordu.

Gülbeddin Hikmetyar ise Dr. Abdullah Azzam için yapılan anma töreninde mücahitlere şöyle seslenmişti.

“Şeyh Abdullah Azzam’ın  şehadetiyle  İslam ümmeti büyük bir komutan, mücahid bir davetçi kaybetmiş ve büyük bir boşluk meydana gelmiştir. Biz ona İslami hareketin öncülerinden bir öncü, cihad komutanlarından bir komutan olarak itibar ediyoruz.

Genellikle büyük İslami şahsiyetler hayattayken yeri ve değeri bilinmez. Ancak onların değeri bu insanlar cennete çekip gittikten sonra bilinir. Abdullah Azzam’ın varlığını ve değerini her ne kadar o hayattayken bilsek bile asıl değeri şehadetinden sonra ortaya çıkacaktır. Biz şehadeti İslam âlemi için zafer alametlerinden bir alamet olarak görüyoruz. Abdullah Azzam’ın şehadeti bizlere zaferin yakın olduğunu müjdeliyor.

Cemiyeti İslaminin lideri Burhaneddin Rabbani ise, Dr. Abdullah Azzam’ın ardından mücahitlere şöyle seslendi.

“Kardeşlerim, biz bugün cihad sembollerinden bir sembol ve ümmetin şahsiyetlerinden bir şahsiyet olan Muhammed ve İbrahim’in babası şeyhimiz Abdullah Azzam’ı kaybettik. Allah, şehid olan şeyhimize rahmet etsin. Gece ve gündüz çalışarak Allah yolunda yaşadı ve Allah yolunda şehid oldu inşallah.

Kardeşlerim! Şehid Abdullah Azzam herkes tarafından bilinirdi. İslam ümmetinin gençleri ve ihtiyarları, Afganistan ve Filistindeki cihad cepheleri, gerek Müslüman gerekse kafir devletlerdeki İslami davet merkezlerinin hepsi Şeyh Azzamı bu ümmetin düşmanlarını, onun ismini duyunca sıkıntıya ve ızdıraplara düşüren şahsiyetlerden olduğunu biliyorlar…Her ne kadar o; komünizme, siyonizme ve Müslüman ülkelere hükmeden diktatör ve tağutlardan bu ümmetin düşmanlarının hepsine karşı şiddetli bir düşman olduysa da …Düşmanlarımız onu bizden daha iyi biliyorlardı.

Kardeşlerim! Üstadımızı kaybettiğimiz için çok üzgünüz. Ama ne yapalım. Hepimiz Allah’dan geldik ve dönüşümüz onadır.

Şehidin cenazesinde sonra konuşan âlimlerden biride Abdulmecid Zindani idi. Şöyle diyordu Zindani:

“Mutlaka insanların hepsi ölür. Fakat Allah, kullarından, kendilerine daimi hayat yazılanları seçer. Şehitler bu dünyadan daimi hayata, nimetlerle dolu olan ikametgâha geçerler. Şeyh Abdullah Azzam’ın en yüce cennetlerde olmasını diliyor, âlemlerin Rabbinin indinde kabul görenlerden olmasını temenni ediyoruz.”

Şeyh Abdullah Azzam İslam ümmetinin hedeflerine ve asrımızdaki hareketin seyrine taaluk eden sembollerden biridir.”

Abdullah Azzam gerçekten son asırda cihadın sembol isimlerinden biridir.

Şehide yaşını soranlara “Ben kendimi dokuz yaşındaymış gibi hissediyorum. Yedi buçuk yıl Afgan cihadında bulundum. Bir buçuk yılda Filistin’de cihad ettim. Hayatımın geri kalanı benim için değersizdir” demek suretiyle hayatının ancak cihadla anlam kazandığını ifade etmiştir.

Abdullah Azzam’ın özelliği, Afgan cihadının daha düzgün, daha makul, daha İslami ve daha insani çizgide kalmasını sağlamaktı. Bunun içinde ciddi bir eğitime ihtiyaç vardı ve Abdullah Azzam bu işi üstlendi. Abdullah Azzam bir âlim, mütefekkir, mücahid, cihad ruhunu taşıyan ve İslami hassasiyetlere riayet eden bir Müslümandı. Azzam, Afgan cihadına katılan mücahidlere askeri eğitim ile birlikte ahlaki eğitim, dini eğitim, savaş hukuku eğitimi verdi ve Afgan cihadındaki sapmaları, yanlışları önlemeye gayret etti.

Emperyalizmin boyunduruğu altında inleyen ve cihad ruhu söndürülen sözde İslami anlayışları sert bir şekilde tenkid ederdi.

Abdullah Azzam bir dava ve bir ilim adamı olarak üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmeye çalışan bir kişiliğe sahipti. Azzam aynı zamanda Arap dili ve gramerine, İslami literatüre sahip bir kimseydi. Abdullah Azzam, makam ve mevkiyi, akademisyenliği bırakıp yokluk içerisinde yaşamayı göze almış, ideal davası uğruna her şeyi göze alabilen bir şahsiyete sahiptir. Bu ilmin, davet ahlakının dava adamlığının getirdiği vakarı, düzgün ve dik duruşu da Azzam’da görüyoruz. Elbette, hiç kimse hatalardan beri değil ama Azzam, İslam’ın istediği tipte ideal bir Müslümandı. Ne geri adım atıyor, ne taşkınlık yapıyor, sadece üstüne düşen vazifeyi yapıyordu. Dünya malında gözü yok. Vasiyetinde de beyan ettiği gibi çoluk çocuğuna mal mülk bırakmıyor. Abdullah Azzam geriye kişilik ve ahlak sahibi bir dava adamlığını miras bırakıyor. Bu bizim için yani bugünkü Müslümanlar için çok gerekli bir şeydir. Azzam’ı dengeli, makul, dirençli, ümmetin geleceğini düşünen ve ona göre kalıcı adımlar atmaya çalışan bir şahsiyet olarak görüyorum.

O, bir İslam âlimi, bir İslam davetçisi ve İslam Mücahidiydi. Dr. Abdullah Azzam ailesine az zaman ayırırdı. Vaktinin çoğunu Müslüman ve mücahidler için sarf ederdi. Sabah erken evden çıkar ve gece yarısı evine dönerdi. Hatta gündüz evine dönecek olsa bile yanında mutlaka misafir getirir, onlara izzet-i ikramda bulunur. Cihat ile ilgili sohbetler eder, sonra onlarla beraber tekrar çıkardı.

O, dünya ve dünya hayatını sevmez, aza kanaat ederdi. Zaruri ihtiyaçları dışında dünya metaına göz dikmezdi. Hatta hanımına, kendi zaruri ihtiyaçlarının dışında ne varsa başkalarına hediye etmesini tavsiye ederdi. Gıybeti kesinlikle sevmezdi.

Çocuklarını tam bir İslami terbiye ile yetiştiriyordu. Sabah namazlarından sonra onlarla oturup ders halkası oluşturuyordu. Onlara cihadın ve şehadetin faziletleri hakkında sohbet edip onların kalbine cihad ve şehadet aşkını aşılıyordu. Ayrıca onlara tecvid ve nahiv dersleri veriyordu. İslami ilimleri öğrenmenin zaruri olduğunu ve Kuran ezberlemelerini tavsiye ediyordu.

Allah’ın dini konusunda kesinlikle taviz vermezdi. İ’la-i kelimetullah için kanının son damlasına ve hayatının son anına kadar çalıştı. Nitekim bu uğurda Cuma hutbesine giderken şehit edildi. Sadece ve sadece ilayi kelimetullah için, mücahidlerin yapmış olduğu cihada halel gelmemesi için, daha fazla Müslüman kanı akıtılmaması için, mücahit liderlerinin aralarındaki ihtilafı bırakmaları uğruna gecesini gündüzüne katmıştı.

Şehadetinden bir gün önce Hikmetyar ve Rabbaninin ittifak yapması için bir anlaşma hazırlamış ve  imzalamaları için kapılarını çalmıştı.

Burhaneddin Rabbani olayı şöyle anlatıyor: “Şeyh Abdullah Azzam bizde büyük hatıralar bırakmıştır. Asla unutmam, şehadetinden bir önceki gün, gece yarısı bir grup arkadaşla birlikte bana gelmişlerdi. Ben uykudaydım. Abdullah Azzamın kapıyı çaldığını duyunca uyandım. Yanına gittiğimde bana tebessüm ederek bir kâğıt uzattı ve “bunu imzala” dedi. Kâğıt, Burhaneddin Rabbani’nin  Cemiyeti,  Gulbeddin Hikmetyar’ın Hizbi arasındaki ihtilafı ortadan kaldıran bir ittifakı içeriyordu. Kâğıdı hemen imzaladım ve bazı meseleler hakkında konuştuk. Daha sonra ertesi gün, yani Cuma günü görüşmek üzere anlaştık. Bana “inşallah yarın görüşürüz.” Dedi. Fakat hiç kimse bilmiyordu ki o, yarın Cennette Rabbine kavuşacaktı.

Dr. Abdullah Azzam, Afgan cihadının masa başında çözülmesine kesinlikle karşıydı. Daima hizip reislerini bu konuda uyarıyor, onlara tavsiyelerde bulunuyordu.

Şehit “Müslümanlar asla düşmanlarına mağlup olmazlar, biz Müslümanlar sadece aramızdaki ihtilaflara mağlup oluruz” diyerek ümmetin vahdetine olan önemini her fırsatta dile getiriyordu.

Şehit Abdullah Azzam Allah’ın emirlerini yerine getirmek için Allah’ın arzının geniş olduğunu ispat etmişti. Filistin’de önüne engeller çıkınca Afganistan’da cihad farizasını yerine getirmişti. Nitekim bu konuda kendisi şöyle diyordu. “Kullara farz olan cihad farizasını Filistin’de eda ettik, sonra önümüze engeller çıkınca içinde cihad ederek Allah’a kulluk edecek yeni bir mekân aradık ve Afganistan’ı bulduk.”

Abdullah Azzam neden Afganistan’ı seçmişti? Çünkü Kudüs’e giden yolun  Kabil’den geçtiğini ve küfrün tek millet olduğunu çok iyi biliyordu. Dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanlara sıkılan kurşunun tek namludan çıktığını ömrünün sonuna kadar Müslümanlara anlatmaya çalışmıştı. Bu konuda “Pakistan’daki ve Afganistan’daki komünist kurşunlarıyla Amerika ve Yahudi kurşunları arasında hiçbir fark yoktur. Niyetler halis olduğu müddetçe öldürülenlerin hepsi Allah yolunda öldürülmüştür. Biz hayata giden yol olarak ölümü seçtik.” Diyordu.

Mücahitlere terörist diyorlarmış, anarşist diyorlarmış kesinlikle aldırmazdı. Bilakis sözleri ve fiilleri ile bunu ispatlamıştı. Hiç çekinmeden şu sözleri sarf ediyor:

“Kem küm etmeden çok açık ve net konuşacağız. Bizler Müslümanlara çok yumuşak ve zelil, Allah’ın düşmanlarına karşı sert ve saldırganız.

Ey Filistinin evlatları! Zaman zaman yükselen ulumalara aldırış etmeyin. Kendiniz için Allah sevgisinin şartlarını gerçekleştirin.

Bunlardan ilki

  1. Allah için sevmek, Allah için buğzetmek ve müminlere dost kâfirlere düşman olmak.
  2. Allah yolunda savaşmak.
  3. Kınayanın kınamasına, ayıplayanın ayıplamasına aldırmamak.

Abdullah Azzam Müslümanlar boğazlanırken açık ve sarih olan hükümleri kendilerine göre tevil edenleri ve az bir bedele karşı Allah’ın ayetlerini değiştirenleri ve Allah’ın diniyle oynayanları hakir görüyor ve onlara itibar etmiyordu.

AHLAKINDAN PASAJLAR

Dr. Abdullah Azzamın ahlakını yeğeni Ebu Ubadenin kaleminden dinleyelim inşallah…

Ebu Ubade şöyle diyor Şehit Abdullah azam için.

“Bu satırları yazmak istememin sebebi; onun insanlar arasında bariz ve meşhur olan davet yolundaki ahlakı, cihadı, kendini kurban etmesi, doğruluğu, ihlası, cesareti, sabrı ve kendini feda etmesidir.

Üstatta gördüğüm güzel sıfatlar şunlardır:

Kardeşlerini ancak hayırla anıyordu. Üstat “Gıybet, söz taşıma ve kardeşlerinin kötülüklerini yayma gibi toplumları yıkan ve parçalatan bir şey görmedim diyordu.”

Uzak görüşlüydü. Rahmetli şehit, bu din ağacının gerçek meyvesini verinceye kadar beslenmeye, yardıma ve uzun zamana ihtiyacı olduğunu biliyordu. İslam toplumunun binası için de belirli bir vakte ihtiyaç vardı.

O şefkatli bir insan, kerim bir arkadaş ve kerim bir kardeşti.

Bütün Müslümanları seviyordu. Velev ki görüşleri muhtelif, seviyeleri farklı, grup ve hareketleri çeşitlide olsa. Herhangi bir teşkilata ve harekete karşı mutaassıp değildi. Onun amacı herhangi bir elin yada her hangi bir hareketin bu dine yardımcı olmasaydı. Fetih suresinin 29. Ayeti sanki şehidi tarif ediyordu.

“..O müminler aralarında merhametli ve kafirlere karşı şiddetlidirler.”

Şehit Abdullah Azzam’la hayatını anlatmayı, yine şehid âlim Abdullah Azzam’ın çokça yaptığı duâsı ile sonlandıralım:

“Allah’ım kalplerimizi sana imanda sabit kıl. Seni zikretmekte, sana şükretmekte ve güzel ibadetler yapmakta bize yardım et. Allah’ım sen olmasaydın ne hidayete erebilirdik, ne tasadduk ederdik ne namaz kılardık. Sen bizim kalplerimize huzur verdin. Düşmanlarımızla karşılaştığımızda bize kuvvet ver. Onlar bize karşı azdılar, fitne çıkarmak istediklerinde onlardan yüz çevirdik. Allah’ım sen biliyorsun ki onlar bize zulmettiler. Biz dinimiz hususunda herhangi bir alçaklığı kabul etmeyiz. Bize yamamaya çalıştıkları küfre ve fitneye de asla razı olmayız.”

Dr. Abdullah Azzamın hayatı, cihadı ve ölümü bizler için ayrı birer derstir.

Ne diyordu aziz şehid “Ey İslâm davetçileri! Ölüm tutkunu olunuz ki size hayat bağışlansın. Sakın ameller sizleri aldatmasın, aldatıcılar Allah ile sizleri aldatmasın. Okuduğunuz kitaplar, devam ettiğiniz nafileler, sakın sizi aldatmasın, büyük işlerden yana sizleri rahatlatan basit işlerle uğraşmaya kalkışmayın”

Rabbimizden dünyanın her tarafındaki mücahitleri muvaffak kılmasını ve şehit Abdullah Azzam’ın emeli ve özlemi olan Kudüs’ü Şerifin Yahudilerin pençesinden kurtarmasını niyaz ediyoruz. Afganistan’ın, Filistin’in, Suriye’nin hürriyetine kavuşmasını ve şehidin bu emelinin gerçekleşmesi için Allahtan bizi muvaffak kılmasını istiyoruz.

Allah şehadetini kabul buyursun, kıyamette bizi onunla birlikte haşretsin ve Cennette aynı çatı altında toplanan kardeşler olarak Rasulullah’a komşu eylesin. Âmin