• Fatih Pala

    Şehidlerden Bir Güzel Şehid: Abdullah Bin Revaha (ra)

    - 14 Mart 2021

Allah’ın Rasulü Hz. Muhammed’in (salât ve selam O’nun üzerine olsun) eğitiminden, tedrisatından geçen nice yiğitleri bize taşıyıp tanıtmıştır tarih. Onlar gibi olmak, onlar gibi inanmak, onlar gibi yaşamak ve onlar gibi ölmek için Rabbimizin ilahî bağışıdır tarihî veriler. Ve yine Allah’ın (Subhanehu ve Teâlâ) adı için yaşamak ve her nefeste O’nun adını solumak için…

Şehidlerden bir güzel şehiddir Revaha’nın oğlu Abdullah (ra). Saadet asrının şehadet sevdalısı olan şahitlerindendir o. O güzel şehid sahabîyi, Şubat/Şehadet ayı vesilesiyle hatırlamak ve sadırlara, yeniden yazmak istiyoruz. Yaşamların en güzelini, en berrağını, en eşsizini, en muhteşemini ve en soylusunu bize miras bırakanlardandır o.

İkinci Akabe Bey’atında, “Ya Rasulallah! Sana, on iki havarisinin Meryem oğlu İsa’ya (a.s.) bey’at ettiği gibi bey’at ediyorum” diyerek iman yolunu, ihlâs yolunu, ihsan yolunu ve dahî cihad yolunu tercih eden Müslümandır Abdullah bin Revaha (Yüce Allah, ondan razı olsun). Yıldızlardan bir yıldız, öncülerden bir öncü idi o.

Malıyla, canıyla ve kanıyla İslam davasını göğüslemiş; kendi zamanlarından tüm zamanlara ulaşacak/yetecek bir numunelik teşkil etmiş hem iman, hem cihad ve hem de Rasul (s.a.v.) erlerinden biriydi Revaha’nın civanmert oğlu Abdullah.

Dillere destan, gönüllere ferman ahlakıyla, dertlilere derman cömertliği ve adaletiyle, bilinç ve eylem noktasında kendisini geliştirme yolunda gösterdiği gayretiyle ve tarih boyunca adı anıldığında hep akla gelen şairliğiyle ilklerimizin, “Öncü Kur’an Nesli”nin en etkin örneklerindendir o.

Onun hayatından, belki de en dikkat çekici kesit olarak şu olayı öne çıkarabiliriz: Şuara Suresi’nin, “Şairlere, ancak azgınlar uyar…” mealindeki 224. ayeti nazil olunca, içlerinde Abdullah b. Revaha’nın da bulunduğu üç mümin/muvahhid Peygamber şairi, büyük bir üzüntüyle Rasulullah’a gelerek kendilerinin bu ayet karşısında konumlarının ne olduğunu sorarlar (Diğerleri: Hassan b. Sabit, Ka’b b. Malik). Allah’ın Rasulü de bunun üzerine, iman edip salih amel işleyenlerin, “Allah’ı çok ananların ve haksızlığa uğradıklarında haklarını alma mücadelesine girişenlerin müstesna olduğunu” belirten aynı surenin, aynı zamanda son ayeti olan, 227. ayetini hatırlattığında, yüreklerine su serpilir. Hayatlarına; ayetlerin, vahyin müdahale ettiği bahtiyar kullardan olmak, onların nasibineymiş. Baktığın gözüne, konuştuğun diline, işittiğin kulağına, tuttuğun eline, yürüdüğün ayağına, düşündüğün zihnine vahyin elinin değmesi ve ölçü vermesi kadar daha muazzam bir şey olamazdı şu misafiri olarak ömür sürdüğümüz dünya hayatında! İşte o canlar, yani tüm vahiy çocukları; evrensel boyutta bir Kur’an dünyası kurmuşlar, Kur’an deryası akıtmışlardı. Ayet iner, yürürler; ayet iner, koşarlar; ayet iner, coşarlar; ayet iner, gülerler; ayet iner, ağlarlar; ayet iner, vururlar; ayet iner, dururlar; ayet iner, konuşurlar ve ayet iner, susarlar… Var mı daha ötesi, var mı daha böylesi?

Kûba mescidinin inşasında hem bedenini hem de şairliğini konuşturmuştu Abdullah b. Revaha. Yine Bedir’e, Hendek’e, Hayber’in fethine kan olan, can katanlardandı o.

Ve Mute savaşı/destanı günü geldiğinde, Peygamberlerin mührü Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) emriyle Zeyd b. Harise, Cafer b. Ebi Talip ve Abdullah b. Revaha’dan (Yüce Allah, üçünden de razı olsun) oluşacak sancak değişimi, nam-ı diğer sancak yükseltme/düşürmeme girişimi belli olunca… Revaha’nın oğlu için şehadet güneşi doğuyordu. Doğmasına doğuyordu; lakin lâin şeytan boş durmuyordu. Şimdiye değin hiç olmadığı kadar Abdullah’ın (ra) aklını ve kalbini çelmeye yemin içmişti sanki. Ama mümin yürek dinler mi, anlar mı, yol verir mi ona hiç!

Evet, Abdullah b. Revaha’nın, İblis’in ayartmalarına karşı verdiği amansız mücadeleyi unutamıyoruz. Nefsiyle verdiği savaşım, tarihlere kaydedilmişti; kaydedilmek ne kelime, kazılmıştı adeta. Nefsinin şerri ve kötülüğü temsil eden/harlayan/körükleyen yanı, durmadan ona, savaştan ve ölümden/şehidlikten uzaklaşmasını telkin ediyordu. Ama o soruyordu nefsine, “Seni şehidlikten alıkoyan nedir?” diye. “Eğer karımsa, boşuyorum; kölelerden mahrum kalmaksa, azat ediyorum; bağlar-bahçeler ise Allah’a ve Rasulü’ne bırakıyorum” meyanında sözler sarf ediyordu… Ama şehadet, sevdalısını hiç bekletir miydi? Şehidler yurdu, kucak açmış erini gözlemekteydi artık. Ve nihayet Peygamber şairi Abdullah (ra) 55 yaş sularındayken, en güzel son olan şehidlikle Rabbine kanatlanıp uçuvermişti.

Tevhid tarihinin muvahhid simalarından birisi olan Abdullah b. Revaha gibi yolumuzu aydınlatan, davamızın meş’aleleri olan Sahabîler, gün geçtikçe hayatımızdaki model şahsiyet olma önemini daha fazla hissettirmektedirler. Bu hissedişin hayırlar getirmesini ve Müslümanların örnekliklerle dolu tarihlerini yeniden başlatmalarını sağlayacak güce ve etkenliğe sahip olmalarını Rabbimizden niyaz ediyoruz.

Fatih PALA

Şubat 2021 – KAYSERİ