(*) Stanley L. Cohen, El Cezire English, 23 1 2017, Çeviren: İsmail Ceylan

 

Geçmişte yaşadığımız acı tecrübeler, Beyaz Saray’da oturan kişinin, liberal bir demokrat ya da otoriter bir cumhuriyetçi olup olmamasının pek önemli olmadığını gösteriyor.

Evet, bitti çok şükür liberallerden kurtulduk. Satın alınan Nobel Barış Ödülü ve Hüsnü Mübarek sponsorluğunda Ortadoğu’ya İslami mesajlar veren bir konuşmayla başlayan sekiz yıl, Libya’dan Suriye’ye (sözde cihad kamplarını hedef alan) ABD’nin büyük hava saldırılarıyla son buldu.

Sekiz yıl önce dünya, dünyadaki en güçlü ve ölümcül koltuğa, savaş karşıtı bir “liberal” in seçilme ihtimali heyecanıyla, nefesini tutmuş seçim sonuçlarını bekliyordu. Ekim 2002’de “keskin zihni ve olağanüstü dinamikliğiyle” dikkat çeken nazik ve yetenekli sözcü Senatör Obama, “aptal savaşlara karşı” olduğunu açıkladı. O farklıydı. Öyle dedi. Fakat yalan söyledi.

Savaş Başkanı

Evet, doğru. O farklıydı. Her şeyden önce, ABD tarihinde sekiz yıllık görev süresinin her gününde savaş yürüten, tek iki-dönem başkandı. Gerçekten de, şahin George W. Bush tarafından bile yapılamayanı yaptı. Obama, yedi ülkeye hava saldırısı düzenledi: Afganistan, Irak, Pakistan, Somali, Yemen, Libya ve Suriye. Bush’un gerçekleştirdiği bombalamalardan üç kat daha fazlasını yaptı.

Barışçıl başkanımız, bununla da yetinmedi. Pakistan, Somali ve Yemen’i hedef alan ve insansız hava araçlarının kullanıldığı toplam 563 “özel” hava saldırısı düzenledi. Savaş düşkünü Bush zamanında ise bu sayı 57 de kalmıştı. Yine Obama, ayrı bir “barışçıl” faaliyet olarak 130’dan fazla ülkeye yerleştirilen (dünya ülkelerinin yüzde 70’i) “Özel Harekât Güçleri”ni hediye olarak bıraktı.

Obama 2009’da BM Genel Kurulunda yaptığı ilk konuşmada, İsrail ile Filistin arasındaki barış görüşmelerinin yeniden başlatılması yönünde iddialı açıklamalar yaptı, ancak görevde olduğu sekiz yıl boyunca İsrail-Filistin ilişkileri daha da kötüye gitti. Nihayetinde, İsrail’e 10 yılda 38 milyar dolar askeri yardımda bulunacak bir anlaşmaya imza atan Obama, bu konuda da aldığı Nobel ödülünün hakkını verdi.

Obama yönetimi sırasında ABD’de 100 milyar dolardan fazla silah satın alan Suudi Arabistan, ABD yapımı silahların Yemen’de kendilerine karşı nasıl kullanıldığına dair “endişeler” duysa da 153 tank ve yüzlerce makineli tüfek satın almaktan çekinmedi ve ABD dostlarına 1.15 milyar dolar değerinde ekstra kaynak sağladı.

Ayrıca Mısır’da da Başkan Muhammed Mursi’nin seçilmiş hükümetini deviren askeri darbeden sonra Abdel Fattah el-Sisi’nin iktidara gelmesiyle, Mursi zamanında dondurulmuş olan milyarlarca askeri yardım “demokraside gözle görülür ilerleme” sağlanmasıyla serbest bırakıldı. Böylece barışçıl başkanımız, Mısır’da demokratik gelecek için çok önemli katkılarda bulunmuş oldu.

Sürekli Savaş Mı?

Belki de, tuhaf bir şekilde, Donald Trump’ın seçimi, Orta Doğu barışı için yıllar sonra yeni bir umut olabilir mi? Obama’nın aksine, yıllarını ticaretle tüketmiş bu adam daha realist davranabilir mi? Umutlu olmak her zaman iyidir ve insanı her zaman diri tutar.

Ama bir dakika bekleyin; Trump kabinesindeki bu çocuklar fazlasıyla tanıdık geliyor, değil mi? Emekli General James “Mad Dog” Mattis. Obama onu İran’la ilgili gizli operasyonlarda kullanmamış mıydı? Son zamanlarda Ortadoğu çapında savaş operasyonlarını denetlemedi mi?

Ve köşedeki diğer adam (göğsünde madalyonsuz duran, sinir bozucu görünüyor) bu emekli Deniz Kurmayı John Kelly olabilir mi? Guantanamo’dan sorumlu değil miydi? Başkan Obama’nın Guantanamo’nun kapatılması konusunu gündeme getirdiği her seferde Obama’ya itiraz eden adam değil mi? Afganistan’da Taliban’a karşı savaşta bir oğlunu kaybetmedi mi?

Yine sinir bozucu görünen bu üçüncü adama ne dersiniz? İslam’ı “kanser” olarak tanımlayan ve “Müslümanlardan korkmanın rasyonel olduğunu söyleyen, eski Savunma İstihbarat Dairesi görevlisi (Pentagon’un CIA versiyonu). Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak onun seçilmiş olmasında endişelenecek bir şey var mı? Bence sorun yok.

Evet, gerçekten de Trump bu barış yanlısı kadroyu kurmak için çok çalışmış olmalı…

Kazanç ve Daha Fazlası

Trump, hemen hemen her yerde ABD’ye karşı gerçek ve hayali tehditler görüyor. Bu nedenle ABD’ye çok para lazım. Nitekim Trump on binlerce ek birlik çağrısında bulundu; Deniz Kuvvetleri için 350 gemi; devasa ölçüde daha büyük bir hava kuvvetleri; uzay-bağlantılı Star Wars tarzı bir anti-füze programı; Ve Pentagon’un nükleer cephaneliği için 1 trilyon dolarlık “modernizasyon” programının hızlanması.

ABD için savaş, kar anlamına geliyor ve bu yeni başkanın yüzüne büyük bir gülümseme getiren bir şey. ABD’nin geçmişteki ve devam eden Afganistan ve Irak’taki istilaları tek başına, Amerikan silah endüstrisine trilyonlarca dolar kazandırdı.

Trump’un seçilmesini takip eden günlerde, silah şirketlerinin hisse değerlerinin yükselmesi tesadüf değil: Lockheed Martin – yüzde 4,8 arttı; Northrop Grumman – yüzde 5,1 arttı; Raytheon – yüzde 6,2 arttı; General Dynamics – yüzde 4.1 arttı; L-3 İletişim – yüzde 5,4 arttı; Textron – yüzde 2,2 arttı; Boeing – yüzde 0,76 arttı ve Huntington Ingalls – yüzde 6,5 arttı.

Umut sonsuza kadar sürebilir, fakat gerçekler acı tecrübelerden kaynaklanır. Geçmişteki deneyimlerimiz bize, liberal bir demokrat ya da otoriter bir cumhuriyetçinin Beyaz Saray’da oturup oturmamasının pek bir şey fark ettirmeyeceğini söylüyor.