Sabatay Sevi kimdir (Efsanevi İzmirli)

Avrupalı kaynaklara göre İzmir, Yahudi kaynaklarına göre Edirne doğumlu olduğu belirtilen Sabatay Sevi, İzmir’in Kemeraltı-Agora semtindeki Portekiz Sinagogu’nda ikinci kez Yahudi Mesih’i olduğunu ilan etti. Daha önce 1648’de 22 yaşındayken de Mesihliğini ilan etmiş fakat yeterli ilgiyi görmemişti. Çok kısa sürede Avrupa, Ortadoğu ve Rusya’da duyulan bu hadise sadece Osmanlı Türkiye’sindeki Yahudileri değil, Müslüman Türkleri ve Doğu Avrupa’daki Hıristiyan tebaayı da derinden etkiledi.

Gelişmeler üzerine tutuklanarak Edirne’de 11 Eylül 1666’da Divan’da sorgulandı. Osmanlı yönetimi baş gösteren kargaşayı gidermek için Sabatay Sevi, nin önüne iki seçenek koymuştur. Sorgulamada bulunan ve kendisi de bir Yahudi dönmesi olan Hekimbaşı Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi’nin (Moses ben Raffael Abrabanel); “Müslüman ol kelleni kurtar” tavsiyesi ile Mesihliğini inkâr etti. Sabatay Sevi, görünürde Müslüman olup Mehmet Aziz Efendi adını almıştır.

Sabatay Sevi görünürde Müslüman Türk, hakikatte ise kendi Yahudi inançlarına bağlı kalarak ikili (dual) bir hayat sürdürmüştür. Müritlerinin de benzer ikili kimliği benimsemesiyle tarihte ve günümüzde “dönmelik” veya “Sabataycılık” denen bir tür çift kimlikli “açık Müslüman-gizli Yahudi”  tarikat doğmuştur.

Sabatay Sevi’nin Müslüman olmasından sonra eski inançlarını ve Mesihlik iddialarını bırakmadığı, gizlice kendisine bağlı dini bir cemaat oluşturma yoluna gittiği birçok kaynakta belirtiliyor. Ancak Osmanlı yönetimi onları “hidayete ulaşmış” yani Müslüman kabul ettiği için tarihi belgelerde haklarında pek bilgi yer almıyor. Sabatay Sevi’nin görünürde Müslüman olduktan sonra, Yahudi mistizminin kaynağı Kabala’yı kendi yorumladığı biçimiyle bir nevi yeni bir mezhebi inşa ettiği günümüzde yaşayan Sabataycılar tarafından da belirtilmektedir.

İbrahim Alaettin Gövsa, Sabatay Sevi isimli eserinin 68. sayfasında bir olayı anlatıyor: ”Sabatay Sevi’nin (Mehmet Efendi adı ve Müslüman kıyafeti ile) İstanbul’da yine eski müritlerinden bir kısmini toplayarak ayinler yaptığını, Girit seferinden dönen Sadrazam Fazıl Ahmet Paşaya haber verdiler. Sadrazam kendini çağırtarak,  “Bu ne iştir? Sen hala uslanmadın mı?” diye tembih ettiği zaman Sabatay, ağız kalabalığına başladı ve meşhur olan kurnazlığı ile “Aman Sultanım, ben birtakım akrabamı, dostlarımı Müslüman yaptığım gibi bunları da dini celil İslam’a celp ve davet etmeğe uğraşıyorum” yolunda cevaplar verdi ve bu sözlerle bir müddet takipten kurtuldu.”

“Sadrazamın adamları onu bir gün Boğaziçi’nde Kuruçeşme’de müritleriyle birlikte İbrani bir dua okurken buldular. Bu hadise üzerine İzmirli Mesih kendisini unutturmak ve izini kaybettirmek için Kuruçeşme’yi bırakarak Kâğıthane civarında ıssız bir köşeye çekildi. Fakat müritlerinin bir müddet sonra orada da etrafına toplanıp ayinler yapmağa devam ettikleri görüldü. İş tekrar Sadrazama haber verilince Fazıl Ahmet Paşa kızdı ve onun adamları ile birlikte Arnavutluk’taki Berat kasabasına sürülmesini emretti. Sabatay Sevi, orada asıl adı Yoheved olan Selanikli bir Musevi kadın ile evlenmiştir ki Sabataylığı kabul eden bu kadına da Ayşe Hanım adı verilmiştir. Kayınbiraderi Josef Kerido da Abdullah Yakup ismini almıştır”

          Sabataycılar ve Dönmelerin Bizlere Etkileri

Ilgaz Zorlu, Evet, Ben Selanikliyim, S.166. adlı kitabında,” Görünürde Müslüman ama aslında Yahudi olan Sabataycı cemaat mensupları, ülkenin kaderinde belirleyici olmayı özellikle son yüzyılda becerebilmiş bir topluluk olarak yer almaktadırlar.  Kendilerine ait eğitim kurumları, gizli tapınakları, kendilerine özgü ibadet, inanç ve adetleri olan bu cemaatin bazı mensupları, resmi ideolojinin oluşumu ve bugünkü din düşmanlığı üzerine kurulu yapısını sürdürmesinde etkin olmuşlardır. Bu dini akımın merkez üssünün Selanik olması da ilginçtir. Meşrutiyetten günümüze, tüm siyasi oluşumlarda adına sıkça rastladığımız Selanik’in bu etkinliği bir tesadüf değildir. Türkiye’de ilk mason locası Selanik’te kurulmuştur.  Abdülhamit yönetimine karşı başlayan başkaldırı burada tasarlanmıştır. Sultan, iktidardan indirildikten sonra buraya gönderilmiş, ilk özel Türk okulları burada kurulmuş (Fevziye ve Terakki mektepleri Sabataycı cemaat okulları olarak Galatasaray’da kurulmuşlardır). ilk kadın hareketleri burada şekillenmiş, Hareket Ordusu’nun merkezi (padişahı tahttan indirip, İttihat ve Terakki fırkasını iktidara taşıyan ordu) Selanik olmuştur ve en önemlisi Türkiye’nin önde gelen kurucuları hep Selanik kökenli olmuşlardır.”  Tespitinde bulunmuştur.

osmanliyi_icinden_yikanlar_sabetaycilar_h1103

          Osmanlıdan Günümüze Siyasi Faaliyetleri

Gerçek Hayat dergisinin Ilgaz Zorlu ile yaptığı röportajda Zorlu şunları ifade ediyor:

“Osmanlı İmparatorluğu belgelerinde avdetî [Dönen, dönme.] kelimesi geçiyor. Sabataycılığın siyasi teorisi ise, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde geliştirilmiştir. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin elemanlarının çoğu Sabataycıydı. Sabetaycılık gizli bir örgüttü; İttihat ve Terakki de o dönemde merkezî hükümete karşı bir hareketti ve saraya açıkça muhalefet etmesi mümkün değildi. Onun için, Sabataycılar, Mason Locaları gibi, Osmanlı İmparatorluğu içinde faaliyet gösteren fakat başka ülkelerin koruması altında olan teşkilatlar içinde yer aldılar. Zaten ben bunları kitabımda da yazdım. Sabataycılar üç-dört örgütte etkinlik gösterdi: Mason locaları, İttihat ve Terakki, Melami ve Bektaşi tarikatı ve ordu. Ordu mu?  Evet. Bugün de orduda. Tabii. Bugün de orduda Sabataycılar var ve Sabataycı generaller var. Şimdi ben burada isim vermeyeceğim. Neden?  Çünkü dava açılmasını istemiyorum. On altı tane hakaret davası açtılar. Çünkü Sabataycılık bir hakaret gibi algılanıyor. Hâlbuki bugün bir ordu komutanı ve bir kuvvet komutanı Sabataycı kökenlidir. Ve bundan başka pek çok Sabataycı kökenli kurmay subay var.  Siz Sabataycıydınız ve hakkinizi arayıp Yahudi oldunuz. Ben Sabataycılığın Yahudilik olduğunu söylüyorum, buna dikkat edin. Sabataycılığın, bazılarının iddia ettiği gibi, Müslümanlaşmış bir grup olmadığında ısrarlıyım.  Ve bugün Türkiye’de egemen bir Sabataycı kültürü olduğunu iddia ediyorum.  Bir komplo teorisinden söz etmiyorum. Çeşitli etnik gruplar var ve Sabataycılar da bunlardan biri. Mehmet Şevket Eygi, Sabataycıların siyasi rolleri hakkında yıllardan beri yazılar yazan biriydi. Abdurrahman Dilipak da Türkiye’deki tüm etnik gruplar üzerinde çalışan bir gazeteci. Dilipak ve Eygi ile bizim düşünce bakımından bir ortak noktamız yok; onlar İslamcılar. Fakat onlar da ben de Sabataycılığın bilimsel manada araştırılması gerektiğini düşünüyoruz. Konumuza dönersek, CHP, kendisini İttihat ve Terakki’nin devamı olarak görüp, devrimci bir kimlik edindiğini söylüyor. Ben de bu devrimci kimliği Sabataycıların ortaya çıkardığını ve Türk siyasetini şekillendiren önemli bir faktör olduğunu söylüyorum. Solcular biraz kızacak ama isin gerçeği, Türkiye’deki sol hareketi kuranlar Sabataycılardır. Mustafa Suphi ve Sefik Hüsnü Sabataycıdır. Yalçın Küçük’ün Tekelistan adli kitabına da bakmanızı öneririm. O isim bilimi üzerinden açıklıyor bu hususları. Bense cemaatin içinde olduğumdan, Şefik Hüsnü’nün ailesini bulduğum için size bunları söyleyebiliyorum.”

           Susurluk’un Kayıp Silahları

Prof. Yalçın Küçük, Aydınlık gazetesinde yayınladığı,  Nasıl Görüyorum-3, Aydınlık, 14 Mart 1999. Makalelerinde, Türkiye’nin tamamen İsrail ve Amerika rotasına girdiği bu dönemde Sabataycı İsmail Cem’in Dışişleri Bakanı olmasına dikkat çekiyor. Küçük, ayrıca İsrail’in Hospro firması vasıtasıyla Türkiye’ye hibe ettiği silahlarla ilgili bir ayrıntıya daha dikkat çekiyor. Bilindiği gibi Susurluk skandalı ile ortaya çıkan ilişkilerde bu silahların kayıp olduğu iddia edildi. Kayıp silahlar Susurluk Çetesi olarak nitelenen ekip tarafından kullanılmıştı. Bu silahları teslim alan kişi ise Ertaç Tınar. Yalçın Küçük, Tınar’ın Sabataycı olduğunu belirtiyor ve MOSSAD’ın dönmelerle iş tutmasının tehlikesine dikkat çekiyor. Dönmeler Dönmezler geçerli ise bu bulgular ürperticidir.   

        Selanik İstanbul İsrail yolculuğu

Sabatay Sevi birçok Yahudi tarafından Siyonizm’in kurucusu olarak bilinir. Çünkü Sevi, Mesihliğini ilan ederken bütün Yahudileri Kudüs’te toplayıp Büyük İsrail’i kuracağını vaadetmişti.

Ilgaz Zorlu İttihat Terakki ve mason localarında etkin olan Sabataycıların İsrail’in kuruluşunu da desteklediklerini belirtir. Ilgaz Zorlu, 1924 mübadelesi sonucu Türkiye’ye getirilen alilerden bir kısmının 1948’de kuruluşundan itibaren İsrail’e gittiklerini söylüyor. Bunların en meşhuru ise İsrail’in ikinci Cumhurbaşkanı İzak Ben Zwi’dir, Demiştir.

        Amerikan Forward dergisinin ilginç iddiası

Amerika’da Yahudilerin 1897’den beri yayınladığı Forward dergisinin Şubat/1999 sayısında Aynı zamanda derginin İnternet sitesinde yer alan makalede, Sabataycılıkta cinsellik konusuna da kısaca değiniliyor. Makalenin yazarı, derginin bir dönem İsrail temsilciliğini de yapmış olan Amerika’nın Yahudi kökenli ünlü araştırmacı yazarlarından Hillel Halkin. Mum söndü olarak bilinen Kuzu Bayramı’nı söyle anlatıyor: Senede bir kez Sabatay Sevi’nin doğum günü gecesi, 21. Mart’ı 22. gününü bağlayan gece çılgın danslar eşliğindeki akşam yemeği sırasında, mumlar söndürülür, hanımların değiştirilmesi seansıyla (orgies, toplu sex) ayinleri gerçekleştirilir. Bu tür birleşmelerden doğan çocukların kutsal sayılacağına inanılır. (Hillel Halkin, When Kemal Ataturk Resited Shema Yisrael: It’s My Secret Prayer, Forward Subat 1999, New York).

Ilgaz Zorlu ise Evet, Ben Selanikliyim adlı kitabında bu konunun çok fazla ele alındığını toplu seks ve mum söndü olayının Tanah’taki birtakım dualardan kaynaklandığını vurgulamaktadır.

         Sabatay Sevi’nin On Sekiz Emri

Sabatay Sevi’nin taraftarlarına inanç esasları olarak 18 maddelik bir nizamname bıraktığı çeşitli kitaplarda yer almaktadır. İbrahim Alaettin Gövsa,da Sabatay Sevi S.59-61. isimli eserinde “İşte Efendimiz, kralımız ve Mesihimiz Sabatay Sevi’nin on sekiz emri bunlardır.  Şerefi müzdad olsun.    Halkın birliğine dair iman muhafaza olunsun. Mesih’in hakiki Mesih olduğuna, ondan başka halaskar (kurtarıcı) bulunmadığına, efendimiz, kralımız, Sabatay Sevi’nin Davut neslinden geldiğine iman edilsin.  Ne Tanrının, ne de Mesih’inin adına yalan yere yemin edilmesin. Çünkü Tanrının adı da onda mündemiçtir. Mesih’in sırrını anlatmak için içtimadan içtimaya gidilsin. Davut’un Mezamiri her gün gizli olarak okunsun.  Türklerin adetlerine, onların gözlerini örtmek maksadı ile dikkat edilsin. Ramazan orucunu tatbik için sıkıntı gösterilmesin. Onlarla (yani Müslümanlarla) nikâh akdedilmemesi lazımdır”. Sözlerini aktarmaktadır.

          Sabataycı Mezarları

Sabataycılar gerek ilk dönemde yoğun olarak yasadıkları Selanik’te, gerek daha sonraları Türkiye’nin başta İstanbul olmak üzere İzmir ve Bursa gibi şehirlerine yerleştikten sonra ölülerini ayrı mezarlıklara defnetmeyi tercih etmişlerdir. Selanik’te mahalle olarak da diğer dinlere mensup insanlardan ayrı bir yerleşim düzeni kurmuşlar. 1924 ahali mübadelesi gereği geldikleri Türkiye’de de belli merkezlere yoğun olarak ilgi göstermişlerdir.  İstanbul’da, Karakaşlar cemaatinin mezarlığı, Üsküdar Bülbül Deresi’nde yer alıyor. Sabataycılığı sürdürme konusunda diğer cemaatlerden daha aktif olduğu belirtilen bu cemaatin mezarlık konusunda da hassas davrandığı görülmektedir. Yakubiler ise Maçka’daki mezarlığa ölülerini defnetmektedirler. Yakubilerin yoğun olarak İzmir’de yaşadıkları belirtiliyor.  Kapancılar cemaatinin ise Feriköy mezarlığında satın almış oldukları ayrı bir bölüme ölülerini defnettikleri biliniyor. Sabataycıların mezar şekli ve taşların işlemesi tamamen farklı. Kitabeti de hitabeti de farklı, “Fatiha” talep etmeyen, şekli şemaili bir olmayan, Genellikle seramik üzerine çıkartma resim bu mezar taşlarında yer alır. Yazıların üslubu da farklılık arz eder. Dikkat çeken nokta ise Ey zair (ziyaretçi) ben Selanikli falanca diye başlaması. Şekil olarak da dönem dönem farklılık arz etse de kendilerine özgü çiçek işlemeler ve Müslüman mezarlarından farklı geometrik sekil vermeler dikkat çekmektedir. Mezar taşlarının çoğunda ortak şu “itiraf” var: “Sakladım, söylemedim derdimi, gizli uyuttum. Kimilerinde ölünün mesleğini temsil eden semboller kazınmış: Gemi çapası, berber makası, pergel, makas, kimilerine ise, kelebek, pancar, buhurdanlık, kırlangıç, yılan motifleri işlenmiş.

          Mustafa Kemal’in Sabatay’cı Şemsi Efendi Okuluna Gitmesi

İlber Ortaylı, Alevi Kimliği, S.120 adlı kitabında, Sabatay’cıların, Bütün Osmanlıyı, bilhassa Müslüman Türk çocuklarını eğitmekten memnun olduklarını söylemektedir. Nitekim çocuk Mustafa Kemal (Atatürk) modern eğitim veren böyle bir ilkokula giden Müslüman Türklerdendir. Kendisinin anlattığına göre annesi geleneksel bir Kur’an okuluna, babası ise Şemsi Efendi’nin kurduğu bir okula gitmesini istemişti. Şemsi Efendi Sabatay’cıdır. Kapanî grubundan olduğu söyleniyor. Fakat Karakaş grubu ile işbirliği yapıyor ve eğitimle bu rakip iki dönme grubunun birliğini sağlamak istiyormuş.

Ilgaz Zorlu, Gerçek Hayat dergisine yaptığı röportajında şunları aktarmaktadır.  Ahmet Emin Yalman’ın Mustafa Kemal’le 1927’de yaptığı röportajda, Yalman şunu söylüyordu: “Sizin hayatınızı etkileyen iki öğretmen var. Biri benim babam, öteki de Şemsi Efendi’ydi.”  Ilgaz Zorlu, Ahmet Emin Yalman’ın bu röportajını aktardıktan sonra sözlerine devamla, Şemsi Efendi, benim büyükbabamın büyükbabasıdır. Atatürk’ün ilk öğretmeni Şemsi Efendi bir hahamdır ve benim ailem de 17 kuşak boyunca bir haham ailesi olarak gelmektedir. Bu arada, Ahmet Emin Yalman da Sabataycıdır. Atatürk’ün Sabataycı olup olmaması önemli değil ama şu bir gerçek ki Atatürk, Sabataycı kültürün içinde yer almış bir insandı. Şu hususu vurgulamak istiyorum: Bir Sabataycının dinî kimliğini devam ettirip ettirmemesi önemli değildir. Yahudilik, bir din olduğu kadar bir kültürdür. Dünyanın her yerindeki Yahudilerin belli ortak özellikleri vardır. Sabataycılar da Yahudi kültürünün bir parçasıdırlar. Sabataycılar son derece organizedirler; çünkü Yahudilik dünyanın her yerinde organizedir. Bunun en belirgin kanıtı da İsrail’in kuruluş sürecidir, demiştir.   

           Ilgaz Zorlu Kimdir

Ilgaz Zorlu Aksiyon Dergisine verdiği Röportajında, “Benim babam Sabataycı kökenli bir aileden gelmiyor. Annemin ailesi Sabataycı ve önemli bir dini yapıdan geliyor. Ne tesadüf, babamın ailesi de önemli bir İslami yapıdan geliyor. Ben bu anlamda İslam’la Yahudilik arasında bir tercih yapmış gibi gözüküyorum”,demiştir.

Ilgaz Zorlu tercihini Yahudilik yönünde kullanmış, Sabataistlerin de İsrail ve Türkiye Yahudileri tarafından Yahudiliğe kabul edilmesi için gayret sarf eden biridir.

Sabataycılığı deşifre etmiştir. Bunu yapmaktaki amacı, sabataycılığı güçlü ve etkili bir cemaat imajı vermek için böyle bir yol izlemiş olabilir.

    Aksiyon Dergisinin Ilgaz Zorlu İle Röportajından Dikkat Çekenler

Aksiyon dergisi Ilgaz Zorlu ile yaptığı röportajında, (sayı: 181, 2 Eylül 2000 Mustafa AYDIN’la yapılan röportaj) Sabataycılar gerçekten dinden uzaklaşmış durumda mı sorusuna:

“Sabataycılar özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra tamamen dinsizleştiler. Yani bir dinleri olmadı Sabataycıların. Bu büyük bir problem. Hiçbir toplum dinsiz olamaz. Dinsizleştiler ve işin kötüsü ilginç bir laiklik anlayışı yaratıldı. Ama bu laiklik anlayışı aslında hakikaten din ve devlet işlerinin bağımsız olması mı, yoksa başka bir boyut mu var araştırılması gerekiyor. Ben şahsen İsrail ve Türkiye Yahudi cemaatinin bizi kabul etmeleri için çok uğraştım. 10 yıllık çalışmalarımın ekseni İsrail Hahambaşılığının Sabataycılara bir statü tanıması şeklindedir. Sabataycıların en azından Karaylar gibi görülmesi lazım ki bunu bile kabul etmiyorlar. İsrail Devleti İran’ın Meşhet kentindeki insanların Yahudiliğe dönmesini kabul ediyor ama bizi kabul etmiyor.”

Sabataycılar artık Müslüman oldu’ dendiği için kabul edilmiyorsunuz herhalde?

“Hayır, Sabatay Sevi ve Sabataycılar hiçbir zaman Müslüman olmamıştır. Yahudilik inanışına göre de zaten Mesihi Çağ başladığı zaman Mesih’in habercisi olarak bir kişi gelecektir ki bu kişi Sabatay Sevi’dir. Ama daha sonra kendisi Mesih haline getirilmiştir, hareketin en şanssız tarafı da budur. Hareket Sabatay Sevi’nin kontrolünden tamamen çıkmıştır. Bir takım insanların eline geçmiştir. Ve bu insanların elinde de bugünkü felakete doğru gidilmektedir.Türkiye’de 1924’ten 1942’ye kadar Sabataycılar asimile olmayı bu kadar istememiş olsalardı herhalde bu işler bu kadar sulanmayacaktı. Fakat bu o kadar kuvvetli bir asimilasyon oldu ki, insanlar bir mantık geliştirdiler. Şimdi soruyorsunuz; “Sizin dininiz nedir?” “Biz Türk’üz” diyorlar. Şimdi bu önemli bir cevap. Yani, “Biz Müslüman’ız, Sabataycıyız ya da Yahudi’yiz” diye bir cevap gelmiyor da böyle bir cevap geliyor”.

Senin Sabataycılığı tercih hikayen de ilginç.

“ Ben aslında bir melezim. Benim babam Sabataycı kökenli bir aileden gelmiyor. Annemin ailesi Sabataycı ve önemli bir dini yapıdan geliyor. Ne tesadüf, babamın ailesi de önemli bir İslami yapıdan geliyor. Ben bu anlamda İslam’la Yahudilik arasında bir tercih yapmış gibi gözüküyorum ama bu tercih hiçbir zaman diğerini tamamen reddederek ve kötüleyerek yapılmış bir tercih değil. Ben bir Sabataycıyım. Ama İslami cemaatlerin de içinde bulundum. Bursa’da talebeyken Nurcuların, Süleymancıların ve çeşitli tarikatların de içinde bulundum arkadaşlarım dolayısıyla. Bunun benim için şöyle bir faydası oldu; insanlar arasında diyalog ortamının insanların inançlarını muhafaza etmeleri kaydıyla iyi sonuçlar verebileceğini gördüm. Eğer insanlar kendi inançlarına sıkı sıkıya bağlı olarak bir diyalog içine giriyorlarsa, aynı inancı paylaşmasalar bile aralarındaki diyalog güzel bir ortam oluşturabiliyor.”

Anne tarafından Şemsi Efendi’nin torunu olduğunu söylüyorsun.

“Evet, Şemsi Efendi benim annemin babasının büyükbabasıdır. Şemsi Efendi yaşamış olduğu dönemde önemli bir Kabala öğretmenidir. Aslında esas amacı cemaat içindeki gençleri bilgilendirmek ve onları yetiştirmek için böyle bir okul kurdu. Bu anlamda olaya baktığınız zaman Şemsi Efendi yaşadığı dönemde üç cemaati birleştirmek istedi. O dönemde yaşayan insanların bu konuda tanıklıkları var. Hatta Kabala bilgisi o kadar ileriydi ki her üç cemaate de gitti, o insanlara hahamlık yaptı. Nitekim bugün de Bülbülderesi’ndeki mezarlıkta Kapancılara ait bir yerde değil Karakaşlara ait bir bölümde yatmaktadır. Her üç cemaatin de saygı duyduğu bir insandır. Cemaatleri birleştirme amacını gerçekleştiremedi. Çünkü insanlar bugün olduğu gibi dinsel değerlerden ziyade maddi değerlere bakıyordu.”

Cemaat şu an ne durumda?

“Sayı olarak 100 bin civarında olduğunu söyleyebilirim. Ancak, Sabataycılık bugün yüzde 70 asimilasyonla karşı karşıyadır. Bir takım insanların kişisel çıkarlarını kullandıkları bir cemaat haline getirilmeye çalışılıyor. Maalesef Sabataycı kökenli bazı insanlar ailelerinden gelen bazı avantajları kullanarak cemaatin bazı taşınmazları üzerinde hak iddia etmeye çalışıyor. Türk basınında, Sabataycı dini eğitim almış ve dini pratiklerini sürdüren bazı insanlar hayret edilecek derecede Müslüman kesimde büyük prim toplamaktadır.” demektedir.

Sonuç olarak amacımız hiçbir kimseyi yargılayıp eleştirmek değildir, Sabataycıların Osmanlı ve Türkiye tarihinde ne denli etkili olduklarını bilgilendirmek amaçlı bir yazı sunmak istedim. Sabataycı veya dönme olduğu bilinen fakat kendisi kabul etmeyen tanınmış birçok kişinin isimlerini aktarmayı kişilik haklarını ihlal etmemek ve Müslüman olduğunu söyleyen birini, Müslüman kabul edip, sözüne itibar ederek ismini açıklamamayı uygun gördüm. Konuyla ilgilenen araştırmak isteyen arkadaşlar aşağıdaki kaynaklardan faydalanabilirler. Sağlıcakla kalın.

 

Aydın, Mustafa, “Cemaatini arayan Sabetaycı”, Aksiyon,

Aydın, Mustafa, “Sebataycılık Yahudi dininin bir parçasıdır”, Matbuat,

Aydın, Mustafa, “Yahudi araştırmacı-Yazar Rıfat N. Bali: ‘Sabetaycılar ne olduklarını bilmiyor!’”, Aksiyon,

Dilipak, Abdurrahman, “Bülbül Deresi”, Cuma, İstanbul, 7-13 Nisan 2000,

Eygi, Mehmed Şevket, Yahudi Türkler Yahut Sabetaycılar, Zvi-Geyik

Gövsa, İbrahim Alaettin, Sabatay Sevi – İzmirli Meşhur Sahte Mesih hakkında

İzmir, Mehmet Ali, “Kimliğini Arayan Bir Sabetayist! ”, Gerçek Hayat, İstanbul, 2003 (10-18 Ocak)

Küçük, Yalçın, Tekelistan, YGS Yayınları, 2000, 365 sh.

NOT: Bu yazı Genç Birikim Dergisinin 180.Sayısında ( Mayıs 2014) Yayımlanmıştır.