• Muhammed İmamoğlu

    Rüya Hakkında Neler Biliyoruz ? Rüya İle Amel Edilir mi?

    - 11 Ekim 2014

Geçmişten günümüze kadar rüya olgusu insanlar için özel bir önem taşımıştır. İnsanlar gördükleri rüyaların anlamlarını hep merak etmişlerdir. Rüyaların, sadece insanların geçmiş yaşamları için değil, gelecekleri hakkında da çeşitli bilgiler verme konusunda haberci nitelikleri de vardır.

Birçoğumuz gece başımızı yastığa koyduğumuz an rüya görüyoruz. Kimimiz bu rüyaların ne anlama geldiğini merak edip ya rüya ansiklopedilerinden anlamlarına bakıyoruz ya da etrafımızdaki kişilere anlatıyoruz. Fakat son yıllarda insanlar, gördükleri rüyanın ne anlama geldiğini anlamak için internete başvurmaya başladı. “Rüyalarınızı uzman tabircilerimiz online tabir ediyor.” gibi bir ifade ile sunulan pek çok sayıda site var.

Binlerce insan rüyalarının ne anlama geldiğini öğrenmek için internetteki rüya tabiri sitelerine başvuruyor. Rüya tabiri sitelerinden haberdar olan ve rüyalarını yazıp göndermeye başlayan pek çok kişi bunu bir alışkanlık haline getiriyor. Her geçen gün bu halka genişlediği için de daha önce bedava rüya tabiri yapan pek çok site bu işi üyelik yöntemi ile paralıya çevirmiş durumda. Kitapçılarda ise rüya tabiri kitapları her zaman alıcı bulmaktadır.

Diğer taraftan Tasavvufçular (Sufiler) rüyayı özellikle seyru süluk sırasında bilgi yollarından biri olarak görmüş ve görülen rüyalardan manevî terakkiye işaret ve deliller çıkarmışlardır. Nitekim Kuşeyrî Risalesi, et-Taarruf, İhyâ gibi tasavvuf klasiklerinde, rüya için özel bölümler açılmıştır. Rüya, sufiler için bir bilgi kaynağı olmuş, İbn-i Arabî ve İsmail Hakkı Bursevi gibi bazı sufiler hadislerin rüya yoluyla Hz. Peygamber’den doğrudan alınabileceğine kail olmuşlardır. Bazı tarikat ve gruplar da varlık amaçlarını rüyalara dayandırmışlardır.

Biz bu yazımızda ayetler ve hadisler ışığında rüyanın İslami açıdan ne anlama geldiğini, İslam Dini’nde rüyanın bilgi kaynağı olarak kabul edilip-edilmediğinin tespitini konu edineceğiz. Tasavvufçuların rüyaya bakışlarını tahlil edip, hadislerin rüya yoluyla Hz. Peygamber’den doğrudan alınabilmesi konusunda İslam âlimlerinin görüşlerini aktaracağız. Tevfik Allah(c.c.)’tandır.

 

RÜYA NEDİR? KISIMLARI 

Rüya kelimesi bilindiği üzere Arapça bir kelimedir. “Rüya, “Ra-E-Ye” fiil kökünden “Fa’la” kalıbında bir mastar olup uykuda bir şeyi görmek demektir. İsim olarak da uykuda görülen şey manasına gelir.[1]

Âlimler, rûhî bir hâdise olduğu için, rüyanın tanımında ihtilaf etmişlerdir. Bu bakımdan, rüyanın birçok ilmî disiplin açısından tanımı yapılmıştır. Örneğin; İbn-i Haldun rüya’yı: “Ruhani bir şey olup uykuda iken insani olan ruhun, manalar âlemine dalması sonunda gaibten kendisine akseden varlıkların şekil ve suretini bir anda görmesinden ibarettir” şeklinde tarif etmiştir.[2] İsmail Köksal’ın rüyalarla ilgili çalışmasında rüya, “Misal âlemindeki kaderle alâkalı levhaların, aynen veya değişik yansımalar halinde uyku halinde ruhumuza aksetmesidir.”[3] diye tanımlanmıştır.

İnsan ruhunun bu yaşadığımız âlemle ilişkisi olduğu gibi, daha yüce âlemlerle de ilişkisi vardır; bu kabiliyette yaratılmıştır. İnsan ruhu yüce âlemle ilişkisini arttırmaya çalışırsa, birçok şeylere muttali olabilecek kapasitededir. Bu ise bedeni ihtiyaçların sarıp sarmaladığı insan için çok zordur. Uykuda ruh, beden ile ilgisini en aza indirdiğinden biraz da olsa serbest kalmakta, kendi aslî âlemiyle, yani ruhlar âlemiyle ilişkiye geçmektedir. Âlem-i melekûtta, geçmiş, hal ve gelecekle ilgili bilgiler kayıtlıdır. Bu bilgilerden ruh kendisi ile ilgili olanlarını alır. Bu aldıkları bilgileri hayal dünyasına gönderir. Mütehayyile bu görüntüleri uygun bir kalıba dökerek, hissi müştereğe yani insanlar için ortak olan hislere gönderir. Böylece biz rüya görmüş oluruz.[4]

Rüyayı, batılı bilginlerin “gün içinde karşılaştığımız olayların bilinçaltında büründüğü hal” olarak tanımlamasına karşılık doğulu bilginler, bu görüşe katılmakla beraber, onu daha çok bir ilahi ve uyarıcı mesaj olarak görmüş ve önemsemişlerdir.[5]

Rüyaların insana ilginç gelen yönü, çok kısa sürmeleri ve sürekli hareket etmeleridir. Normalde günler sürecek bir olay rüyada saniyelerle ifade edilecek bir zaman dilimi içinde gerçekleşmiş gibi görülebilir.[6]

Kur’an-ı Kerim’de uyku şöyle tarif edilir: “Gece olsun, gündüz olsun, uyumanız Allah’ın kudretini bildiren alâmetlerindendir.”(Rum, 30/23). İslami olarak rüya tanımı yapılacak olunursa; “Allah Teala’nın melek vasıtasıyla hakikat veya kinaye olarak kulun şuurunda uyandırdığı kişiye özel görüş, düşünüş ve vicdani duygular veya şeytani telkinler meydana gelen karışık hayallerden ibarettir.” [7]

İslam’a göre rüya görme, insan nefsinin, kendi iç dünyasında, bir an için olayların hakikatinin suretlerini mütalaa etmesi olarak değerlendirilebilir. Konuyla ilgili olarak Allame İbn-i Kesir, “Şüphesiz ki nefs, ruhani olduğu zaman (manevi bir hale geldiği vakit) olayların suretleri onda bilfiil mevcut olur.”[8] demektedir.

İslâm’ın iki aslî kaynağı olan Kur’ân ve Sünnet’te rüya konusuna sıklıkla değinilir. Kur’ân-ı Kerîm’de; Hz. İbrahim, Hz. Yusuf ve Mısır hükümdarının gördüğü rüyalardan söz edilmekte (Yusuf 12/5, 43, 100; el-İsrâ 17/60; es-Sâffât 37/105), Hz. Peygamber’in gördüğü bir rüyanın Yüce Allah tarafından doğru çıkarıldığı belirtilmektedir. (Feth 48/27).

Hadislerde Resûlullah (s.a.v.)’ın rüyaları üç guruba ayırdığı ifade edilmektedir. Bunlar da; Allah tarafından ilham edilen sadık rüyalar, şeytanın vesvese ve korkutmalarından doğan ahlâm ve bir de nefsin hayal ve kuruntuları şeklinde vukua gelen rüyalardan ibarettir.[9]

Biz de Rasulullah (s.a.v.) efendimizin tasnifine göre rüyaları üçe ayırarak sınıflandıracağız:

1) Sadık Rüyalar: Doğrudan doğruya Allah tarafından veya melek vasıtasıyla kalbe yansıyan ve gaybî manaları taşıyan rüyalardır. Rüyanın bu kısmına “sadık rüya” veya “salih rüya” denilmektedir. Bu tür rüyalar için; İslami kaynaklarda Rahmani veya ruhani rüya terimleri de kullanılmaktadır. [10]

Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayete göre, Hz. Muhammed (s.a.v.): “Zaman (kıyamet) yaklaştığında [11]Müslüman’ın gördüğü rüya neredeyse yalan söylemez. Rüyası en doğru olanınız, en doğru sözlü olanınızdır. Müslüman’ın rüyası peygamberliğin (nübüvvetin) kırk altı bölümünden bir bölümdür. Rüya üç kısımdır: Allah’tan gelen müjdeler olan salih rüya, şeytandan gelen üzüntü, bir kimsenin kendi kendine konuştuğu rüya. Biriniz beğenmediği bir rüya görürse kalkıp namaz kılsın ve onu halka anlatmasın.”[12] buyurmuştur.

Hz. Peygamber (s.a.v.) diğer bir hadisinde; “Ey insanlar! Şu biline ki, peygamberlik müjdelerinden geriye, Müslüman’ın gördüğü veya Müslüman’a gösterilen Salih (doğru) rüyadan başka bir şey kalmamıştır.”[13] buyurarak peygamberlerin Allah’tan aldığı birçok mesajın rüya aracılığı ile olduğunu açıklamıştır.

Peygamberlerin görmüş oldukları rüyaların birer vahiy olarak anlaşılmasına en büyük delillerden biri de Hz. İbrahim ve Hz. İsmail peygamberlerin kıssalarıdır. Şöyle ki, Kur’an’da ifade edildiğine göre Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsmail’i rüyasında boğazladığını görmüş ve Hz. İsmail’e durumu anlatmış, onun da bu duruma rızasını aldıktan sonra onu boğazlamaya götürürken gökten bir kurbanlık indiği anlatılmaktadır. Burada bir peygamber olarak Hz. İbrahim’in rüyasında oğlunu kesiyor olarak görmesi daha sonra bütün insanlığı ilgilendirecek dini bir vecibeye işarettir. Zira peygamberlerin rüyalarının vahiy türünden olduğu kabul edilmektedir.”[14]

Hz. Aişe’nin belirttiğine göre Hz. Peygamber’e vahyin başlangıcı uykuda doğru rüya şeklinde olmuştur. Bu anlamda peygamberlerin rüyası kesin bilgi ifade eder. Peygamberlerin dışında kimselerin gördüğü rüyalar ise, gören kimsenin durumuna göre birer vehim veya karışık duygulardan hakikate kadar çeşitli mertebededir. Nitekim bir hadisinde Hz. Muhammed “Rüyası en doğru olanınız, en doğru sözlü olanınızdır.”[15] buyurarak rüyada görülenlerin kalp temizliği ile doğru orantılı olarak gerçeğe dönüştüğünü açıklamıştır.

 

Sadık rüyayı Hz. Peygamber, (s.a.v.) nübüvvetin kırk altı cüzünden biri olarak belirtmiştir.[16] Bu hadisi İmam Zebidî şöyle şerh etmiştir: “Sadık rüya, sıhhat ve isabet itibariyle peygamberliğin kırk altı parçasından birine denktir. Resul-i Ekrem’e rüya-i saliha ve sadıka suretiyle vahiy, altı ay devam etmiştir. Peygamberimizin nübüvvet ve risalet hayatı yirmi üç sene devam ettiğine göre, rüya tarikiyle vahiy müddeti, nübüvvetleri zamanının kırk altı cüzünden bir cüzü olur. Bu cihetle salih mü’minin gördüğü rüya, sıhhat ve isabet itibariyle nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzüne muvafık olur demektir. Yalnız buradan, sadık rüyanın peygamberliğin bir parçası olarak kaldığı, peygamberlik kadar kuvvetli bir mahiyet taşıdığı neticesi çıkarılmamalıdır. Aksi takdirde sadık rüyayı vahiy ve nass derecesine çıkarmış oluruz ki, bu çok tehlikelidir.[17]

Allame İbn-i Kesir de: “Sadık rüyaların doğruluğuna delalet ve sıhhatine şehadet eden birtakım deliller bulunmaktadır. Öyle ki, rüya gören şahıs uyku sırasında (bu deliller ve işaretler vasıtasıyla) Allah tarafından kendisine bir müjdenin verildiğini hisseder.

Birinci alâmet, rüya görenin derhal uyanmasıdır. Diğer bir alâmet bu idrakin devamlı ve sabit olmasıdır. Çünkü bu rüya bütün teferruatıyla hafızasına nakşedilmiştir.

Hiçbir şekilde yanılma ve unutma hali ona yol bulamaz. Şayet bir rüya, uykudan uyandıktan sonra ancak düşünülerek ve üzerinde durularak hatırlanabiliyor ve hatırlanınca da birçok tafsilatı unutuluyorsa o çeşit rüya aslı olmayan ahlam (karışık) denilen rüyalardandır.”[18] diyerek sadık rüyalar hakkındaki kanaatini ifade etmektedir.

Bir de Sadık rüya ile bağlantılı yakaza terimi hakkında bilgi verelim: “Uyanıklık anlamına gelen yakaza, bazı kişilerin uyku ile uyanıklık arasında veya doğrudan uyanıkken, rüyay-ı sadıka türü bazı olaylara şahit olmasıdır. Bu hale daha çok riyazet yapan ve nefsini kötülüklerden arındıran şahıslar ulaşır. Böyle bir durum, uyumadan geçekleştiği için rüyadan ayrılır. Bilinen maddi âlemin şartlarından uzak olmasıyla da uyanıklıktan ayrılır. Ruhun yükselerek ulvi makamlara ulaşmasıyla elde edilen bir sonuç olan bu duruma, Hz. Ömer’in cemaat önünde hutbe verirken komutanı Sâriye’ye “Dağa, dağa…” diyerek, harp anında önemli bir taktik vermesi örnek gösterilebilir. Değerlendirme açısından yakaza, sadık rüya kapsamındadır.”[19]

2) Cismani Rüya: Genel olarak uykuya yatılan ilk saatlerde kendini gösteren, günlük hayatın bir devamı şeklinde ortaya çıkan rüyalardır. Zira uykunun başlangıcında insanın sinir ve duygu gibi hassaları tıpkı motorun durmasından sonra pervanelerin bir müddet daha çalışması gibi bir faaliyet gösterirler. Örneğin insanın çalıştığı işte eksik bıraktığı bir faaliyet, rüyada tamamlanmış ya da devam ediyor görülebilir. Bu tip rüyalar genelde önemsiz kabul edilir.

3) Nefsanî Rüya: Bir hadiste, şeytanın uykuda insanla oynadığı bildirilir. Dolayısıyla bu tür rüyalar, böyle bir irtibat neticesinde, bir kişiyi mahzun etmek için şeytan tarafından gösterilir. Bundan dolayı onun şeytana nispeti münasiptir. Şu rivayet bu gerçeği gösterir: Bir gün bir şahıs, Hz. Peygamber’e geldi ve bir rüya gördüğünü söyledi. Bu rüyaya göre onun başı kopmuş ve kendisi de arkası sıra gitmişti. Anlatılanı dinleyen Hz. Muhammed (s.a.v.): “Şeytanın seninle uykuda iken oynadığını anlatma” buyurdu.[20] Dolayısıyla ihtilam rüyaları ile bir Müslüman’ı korkutmak için şeytanın sebep olduğu rüyalar bu kapsamdadır. Bunlara hulüm, edğâsu ahlâm, rüyay-ı kazibe gibi isimler de verilir. Bu sebeple onlar başkasına anlatılmaz ve yorumlanamaz. Yorumlansa da bir sonuç oluşturmazlar. Şu hadis bunu belirtir: “Rüya Allah’tan, hulm (düş) ise şeytandandır.”[21]

Bilim adamlarına göre; bu tür rüyalar, kişinin ağır bir uykuya daldığı, el ayak ve beş duyu organlarının devreden çıkarak, kendisinden geçtiği anda gördüğü rüyalardır. Bunlar, insanın bilincine yığılmış olan duygu ve isteklerin gayri ihtiyari dışa vurularak kendini gösteren rüyalardır. Bu rüyalar tepkisel rüyalar olup güncel iş ve eylemlere bir tepki niteliği taşırlar. Örneğin, günlük hayatında başkalarından haksız tepki ve eziyet gören kişi, uykusunda onu alt edebilecek rüyalar görebilir.

Allame Mevdudi de bu konuda şöyle demektedir: “… Adgas-ü ahlam’a gelince: Bu tür rüyalar çeşitli sebep ve etkenlerden dolayı değişik türden olmaktadırlar. Mesela, bu tür rüyaların bir bölümünde, şeytan yolunu şaşırmış, dalalette kalmış veya inancı zayıf bir insana gelerek bir bâtılın hak olduğunu yahut bir hakkın bâtıl olduğunu telkin etmektedir. Ve ona öyle bir takım şeyler göstermekte, bir takım sözler söylemektedir ki bunlar onu saptırmakta, yoldan çıkarmaktadır. Bu rüyaların bir bölümünde de, insanın vehimleri, düşünceleri, korkusu, nefreti, hırsı veya istekleri rüyasında gözünün önünde canlanmaktadır. Bir başka bölümde ise; insan hastalığının etkisi ile bazı şeyler görmektedir.[22]

RÜYA İSLAM’DA BİLGİ KAYNAĞI MIDIR?

İslâm kültür ve medeniyet tarihinde, rüya konusuyla en çok ilgilenen tabaka, mistik yaşantının müntesipleri olan sûfiyyûn tabakasıdır. Bu ekol taraftarlarına göre rüya; dünya ve ahirette olan şeylerin müşahedesidir.[23]

Bazı mutasavvıflar, yazmış oldukları eserlerin, kendilerine rüyada verilmiş bilgilerden kaynaklandığını iddia etmeleri sebebiyle, rüyaya ayrı bir önem vermektedirler.[24]

Meşhur mutasavvıf Kuşeyrî’ye göre rüyanın hakikati, kalpte meydana gelen hatıralar ve hayalde canlanan görüntülerdir. Duyuların tümü tamamen uykuya dalmadığında, insan rüyada gördüğünü hakikat zanneder. Hâlbuki gördüğü bu şeyler, kalbe yerleşmiş olan hayaller ve tasavvurlardır. Dış duyuların insan üzerindeki etkisi kalktığında bu yerleşmiş olan tasavvurlar, malumattan sıyrılarak soyut ve zorunlu olarak gün ışığına çıkarlar ve rüyayı görende netlik kazanırlar. Ne zaman insan uyanırsa müşahede âlemini algılamasıyla bu hal onda zayıflar. Bu durum karanlıkta yanan kandilin ışığının, güneşin doğmasıyla meydana gelen aydınlanmayla bastırılması gibidir.[25]

Tasavvufi fikre göre maneviyât sahipleri görülmeyen gizlilikleri keşf edebilirler. Bu keşf, bazen rüyanın bir kolu olan ilhâm, bazen sâdık rüya ile bazen de ayân, yani rüya ile olduğu gibi açık göz ile keşf tarîkiyle de olur. İnsan ma’nen bir âleme yükselir, orada eşyanın hakikatini görür ve manalarını anlar. Doğru rüya, nübüvvetin kırk altı cüz’ünden bir cüz’ü olduğu gibi, bu da en yüksek olan nübüvvetin derecelerindendir. Bu hadisi göz önünde bulunduran tasavvufçular rüyanın, kulun Allah’la olan iletişiminden doğan bir bilgi kaynağı olduğu görüşündedirler.[26]

Tasavvufçular, rüyayı bilgi edinme yollarından saymışlardır. Bu konuda Erzurumlu İbrahim Hakkı şöyle der: “Kalp ve ruh temizliği içinde uykuya dalan bir kimsenin ruhu, bedeni terk ederek âlem-i melekût’a kadar yükselebildiğinde akl-ı evvel ile karşılaşır ve ruhlar âleminin idrak melekesi ve vasıtası olan bu akl-ı evvel ile maddi olaylar dünyası ile sırf ruhlar dünyası arasında bir dünya olan ve bütün varlık ve olayların kendisinde yaşadığı Berzah âlemini idrak edebilir ve bu şekildeki bir idrakle insan ruhu idrakinin konusu olan varlık veya olay hakkında bilgi sahibi olabilir.”[27]

İbn-i Hazm bu iddia karşısında der ki: “Peygamberlerin rüyaları dışında herhangi bir konuda bir kişinin rüyası ile (dini ve sosyal alanda) hüküm vermek kesinlikle caiz değildir. Çünkü rüya, (zannî bir ilim olması sebebiyle) sözü öldürür. Rüyanın doğru olup olmadığını tespit etmenin imkânı yoktur. Rüyalarda bazen zıddı ile kıyas vardır. Dinde ise kıyas, benzeri ile yapılır. Bu sebeple rüyalarla dini hükümler çıkarılamaz, dini hayat ihsas edilemez, bu hakikatlere terstir.”[28]

Kendisi de tasavvuf erbabı olan Said Havva (rh.a.) der ki: “Mutasavvıflar bazen rüyaya göre, Allahu Teala’nın şeriatına ve onun hükümlerine aykırı hüküm bina etmektedirler. Sofuların bu rüyaya dayanarak hükümler çıkardığı ve buna göre bir tavır aldığı çoktur. Mesela rüyaya dayanarak bazıları bir kâfir’e bağlılığını belirtmektedir. Nasslar bunu kesinlikle yasak etmektedir. Rüya çok defa şariin bir şeye vermediği değeri veya sıfatı vermede esas kabul edilmiştir. Mesela şeyhin falan amelden daha üstün sayması gibi. Hâlbuki nasslar onun aksine ifade etmektedir.”[29] Mesela günümüzden bir örnek: “(Bir arkadaşı rüyasında Hz. Muhammed’i görmüş ve o zat’a demiş) Akşam rüyamda Efendimizi gördüm: Size selam söyledi ve “Evlendiği gün ölür ve cenazesine de gelmem.”[30]

Bu konuda günümüz âlimlerinden Muhsin Abdülhamid şöyle demektedir: “Bildiğimiz gibi, avam tabakasının ve cahillerin büyük bir kısmı rüyaya bağlanırlar, rüyadan gelen her şeyi tasdik ederler, onu hayatlarında takip edecekleri yolu aydınlatan bir ışık sayarlar; alâmetlerini, hayallerindeki kalıntıları incelemeye koyulurlar. (…) Bu yalanlara ancak aklında delilik, gönlünde maraz bulunanlar; avam tabakasına, cahillere, bönlere karşı kalpleri hakikatlere yalan karıştırmak ve meramına erişmek için vasıta olarak kullandığı habis maksatlarla dolu olan kimseler inanabilirler. Rüyaların büyük bir kısmı tevili olmayan kompleks şeylerdir. Onlar, ya ruhî hastalıkların bir neticesidir veya aklî bozukluklardan, vücut hastalıklarından doğar. Yahut da insanın farkında olmadan şuuraltında saklanan ve herhangi bir sebeple uygun bir zamanda şuur üstüne çıkan, başından geçmiş eski hadiselerin tesiriyle meydana gelir. Sadık rüyalar azdır. Bunlar doğru olmakla beraber, zannî delildirler ve üzerlerine itikadî esaslar kurulamaz, bir fikrin ispatına veya dinî hükümlerden herhangi birine delil olamaz.”[31]

Bilgi elde etme yolları açısından rüyayı incelediğimizde şu gerçeği gözden kaçırmamak gerekir ki; rüyalarda görülen her şeyin gerçekleşme payı, bütün rüyalara nispetle son derece düşüktür. Rüya yoluyla bilgi sahibi olmak, Kur’ân-ı Kerîm’e göre insanın önüne konulmuş bir amaç değildir. Şunu da belirtmek yararlı olacaktır:

Rüya yoluyla bilgi sahibi olmak Kur’an’a göre insanın önüne konulmuş bir amaç değildir. İnsanın asıl sorumlu olduğu alan, uyanıkken yaşadığı alandır ve asıl önemli olan da o zaman dilimindeki Allah’ı unutmadan sürekli olumlu bir aktivite içinde hayatını sürdürmesidir. Çünkü uyku insanın sorumluluğunu düşünen bir olgudur.[32]

Neticede Rüya, ilmî bir delil değildir. Buna dayalı olarak bir hüküm verilemez. Bunları gören kimse, başkalarını o yolla elde ettiği bilgilere davet edemez. Fakat gördükleri şeyler İslam’ın ölçülerine aykırı değilse, görenlerin kendileri onlara göre hareket edebilir. Zaten bu durumda İslam’ın mubah kıldığı dairede hareket etmiş olurlar. Mesela gördüğü rüya, hadislerde olduğu şekli ile sadık rüya ise rüyadaki mesajı doğru çözerek hayatına tatbik edebilir.[33]

Bu bölümde de; Rüya tabiri, rüyada Rasulullah(s.a.v.) Efendimizi görmek ve hadislerin rüya yoluyla Hz. Peygamber’den doğrudan alınabilmesi konularını ele alacağız. Tevfik Allah(c.c.)’tandır.

1) RÜYA TABİRİ: Rüyâ yorumu, dînî literatürde tabir kelimesi ile karşılık bulmuştur. Tabir ise, Arapça bir kelime olup “a-be-re” fiil kökünden türemiştir. “Ta’bir” kelimesi geçmek, geçirmek, rüyâyı tefsir etmek ve onun için en uygun izâhı yapmak manasına gelir.[34]Tabir, rüyâda görülenlerin delalet ettiği manayı ortaya çıkarmak için, hiss-i müştereğe yansıyan görüntülerin levh-i mahfuzdaki aksine geçmektir.[35]

Tabir yaparken rüyâdaki görüntülerden bir ipucu bulmak, daha sonra bu görüntülerdeki boş ve asılsız unsurları yani nefisten kaynaklanan unsurları ilâhi unsurlardan ayıklamak gerekir. Ancak bu şekilde rüyânın esas manası ortaya çıkar. Bu ortaya çıkan mana için dilimizde “tabir” kelimesi yaygın olarak kullanılmaktadır.[36]

Hadis kaynaklarında Rasulullah(s.a.v.)’ın pek çok rüya gördüğü ve bunların bir kısmını ashâbı ile paylaştığını bildiren rivâyetler arasında yer almaktadır. Hz. Muhammed, pek çok rüya görmüş; çoğu zaman gördüğü rüyaya göre hareket hattını belirlemiştir. O, dünyevî konularda rüya gördüğü gibi, ahiret hayatıyla ilgili hususları da rüyasında gördüğünü söylemiştir. Bu bağlamda cenneti, cehennemi, oralardaki insanların durumlarını vs. bütün bunları gördüğünü belirtmiştir.

Mesela bir rüyasını şöyle anlatmıştır: “Rüyada kendimi Mekke’den hurmalı bir yere hicret ediyorum gördüm. Bu yerin Yemame veya el-Hecer olacağını zannettim. Ama baktım Yesrib şehri imiş. Bu rüyamda kılıç salladığımı da gördüm. Kılıcın başı koptu. Bir de baktım bu, Uhud savaşı gününde mü’minlerin başına gelen musibettir. Sonra onu tekrar salladım ve en güzel şekline döndü. Bir de baktım bu, Allah’ın getirdiği fetih ve mü’minlerin bir yere toplanmasıdır. Bu rüyada bir takım inekler gördüm, Allah’ın yaptıklarının mutlak hayır olduğuna inandım. Baktım ki bunlar, Uhud gününde mü’minlerden bir cemaattir. Ve hayır ise Allah’ın sonradan getirdiği hayırdır ve Allah’ın bize sonradan Bedir gününde getirdiği sıdkın sevabıdır” [37]

O aynı zamanda ashabının rüyalarını yorumlamış; onlara gördükleri rüyalar karşısında nasıl davranmaları gerektiği konusunda bilgi vermiştir. Bir örnek verecek olursak; Müslümanlara günde beş vakit namazın farz kılındıktan sonra, Medine’de bu ibadetin vakitlerinin bildirilmesi, ilk zamanlar problem teşkil ediyordu. Müslümanlar, Yahudilerin yaptığı gibi boru çalmak, Hıristiyanların yaptığı gibi çan çalmak, Zerdüştlerin yaptığı gibi ateş yakmak, bayrak dikmek gibi bazı çözümler önermişlerdi. Ancak Hz. Muhammed, bunların başkalarını taklit anlamına geldiğini söyleyerek kabul etmemişti. İşte böyle bir dönemde, sahabeden Abdullah b. Zeyd (r.a.) bir rüya görür. Rüyasında gördüğü elinde gayet güzel bir çan bulunan yaşlı bir adamdan, bu çanı kendisine satmasını ister. Yaşlı adam, niçin istediğini sorunca Abdullah, “namaz vakitlerini bildirmek için kullanacaklarını” söyler. Bunun üzerine adam, “sana bundan daha hayırlı bir şey öğreteyim?” der ve bugün okunmakta olan ezanı öğretir. Abdullah uyanır uyanmaz hemen Peygamber’e gelir ve gördüğü rüyayı anlatır. Hz. Peygamber, bunun hak bir rüya olduğunu söyler ve buna göre ezanın okunmasını emreder.[38]

Ümmü’l-Alâ el-Ensâriyye (r.anhâ) anlatıyor: “Muhacirler geldiği zaman (kur’a çekildi), bize Osman İbn Mazun’un ağırlanması çıktı. (Onu evimize yerleştirdik.) Hemen hastalandı. Tedavisi ile meşgul olduk. (Şifa bulamadı), vefat etti. Osman (r.a.)’ı rüyamda gördüm, akan bir çeşmesi vardı. Rüyamı Hz. Peygamber (s.a.s.)’e anlattım. Bana: “Bu onun amelidir, onun için akıyor” dedi. [39]

Hz. Muhammed, ashabının olumsuz rüyaların etkisinde kalmaması için neler yapmaları gerektiğini onlara söylemiştir. O, rüyaların kişi üzerindeki etkisine işaretle, “Sizden biri kötü bir rüya gördüğünde, sol tarafına üç kere tükürsün, sonra da onun şerrinden Allah’a sığınsın. Böyle yaptığı takdirde, rüyadan dolayı bir zarar görmeyecektir” demiştir.[40]

Diğer bir hadiste ise, kötü rüya görenin yatağından kalkıp namaz kılmasını ve onu insanlara anlatmamasını önermiştir.[41]

Bir gün bedevinin biri Hz. Muhammed’e, “rüyamda kafamın kesildiğini ve onun ardından gittiğimi gördüm” deyince, Hz. Muhammed ona, “insanlara, şeytanın rüyanda senle oynamasını anlatma” demiştir. Sonra da çevresinde onu dinleyenlere de aynı şeyi söylemiştir.[42]

Bu tür yol göstermelerin, kişi üzerindeki etkisini de ilgili rivayetlerden anlıyoruz. Nitekim kötü rüyanın şerrinden sakınmakla ilgili hadisi rivayet eden kişinin şöyle dediğini görüyoruz: “Ben (kötü) rüyanın etkisini, üzerimdeki bir dağdan daha ağır hissediyordum; fakat bu hadisi işittikten sonra artık ona aldırış etmiyorum.”[43]

Hz. Muhammed, görülen iyi ve güzel rüyalarla ilgili de şöyle bir tavsiyede bulunmuştur: “Sizden biri iyi ve güzel bir rüya gördüğünde, onu sadece sevdiği kimseye anlatsın, onun dışındakilere anlatmasın.”[44] Bunu yaptığı takdirde hayrın hâsıl olacağını anlatmak istemiştir. Kötü rüyanın anlatılmamasının neden söylenmiş olabileceği üzerinde bazı mülahazalar ileri sürülmüştür. Buna göre, kötü rüya anlatıldığı zaman, onu yorumlayanların da etkisiyle rüyadaki kötü durumun gerçekleşebileceği gibi bir beklenti içine girilebilir. Bu da kişiyi psikolojik olarak etkiler ve rahatsız eder. Kişinin gördüğü güzel ve iyi rüyaları sadece sevdiği ve güvendiği kişilere anlatması, onun dışındakilere söylememesi ile ilgili tavsiyeye gelince, şüphesiz ki sevenler, sevdikleri kişinin gördüğü güzel rüyayı, yine güzel bir şekilde yorumlarlar ve o kişiye manevi bir haz verirler, o da bundan mutluluk duyar. Ama sevmeyen kişiler, kıskançlık ve daha başka nedenlerle rüyayı yanlış yorumlayarak o kişiyi üzebilirler. O yüzden bu tavsiyeler yapılmış olmalıdır. [45]

Rüya tabirinin nasıl yapılacağına dair âlimler birtakım ölçüler koymuşlardır. Buna rağmen çoğu zaman bu ölçüler, rüyanın anlaşılması için yeterli olmayabilir. Çünkü rüya tabiri ilmi; kesbî (çalışmakla elde edilebilecek) bir ilim değil, vehbî (Allah tarafından ihsan edilen) bir ilimdir ki bunun en aşağı derecesi firaset (ileri görüşlülük) ve ilham, zirvesi ise vahiydir. Zaten peygamberlerin dışındakilerin tabirleri ilm-i yakîn (kesin bir bilgi) ifade etmez. Ancak, görüşün ve görenin hususiyetine göre zayıf bir duygudan, kesin bir bilgiye kadar çeşitli derecelerde bir görüş oluşturur. Rüyanın asıl tabiri meydana gelen olaylarla açıklık kazanır. Bazı rüyalar aynen görüldüğü gibi çıkar. Bazılarının tabiri de rüya ile beraber görülür. Bazı rüyalar da gören kimsenin vicdanında tabir olunamamakla beraber onun sadık bir rüya olduğuna dair mücmel; fakat kesin bir kanaat hâsıl olur.”[46]

Rüya tabir etmek Allah vergisidir. Herkes rüya tabir edemez. Akıl ve mantık bu iş için yeterli değildir. Rüya merhametli ve öğüt verebilecek durumda olanlara anlatılmalıdır. Rüya gören adam; rüyasını düşmanına, cahil kimselere, haset, tamah, kibir ve kendini beğenme gibi kötü ahlak sahiplerine anlatmamalıdır. [47]

İmam Malik’e “Herkes rüya tabir edebilir mi?” diye sorulmuş. O da “Nübüvvetle oynanır mı?” demiştir. Yine İmam Malik, “Rüyayı iyi tabir edenler yorumlasınlar. Eğer rüyayı gören, iyi görürse söylesin; iyi görmezse iyi söylesin veya sussun.” demiştir. İyi görmese de onu iyi olarak mı tabir etsin? Sorusuna, “Hayır” demiş; sonra da “Rüya nübüvvetin bir parçasıdır. Nübüvvetle oynanmaz.” diye cevap vermiştir.[48]

İslâm Edebiyat ve kültüründe en tanınmış tâbirnâme (rüya tabiri kitabı), tâbiînden Muhammed İbni Sîrin[49]’e (ölümü 110/729) âit olan Kitabu’t Ta’bîru’r Rü’yâ adlı eserdir. Rüya yorumlamaya İbn Sîrîn’den iki örnek verelim: Abdullah b. Müslim’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ben İbni Sîrîn ile oturup kalkardım. Nihayet onunla oturup kalkmayı bıraktım, İbadiyye mezhebine mensup birtakım kimselerle oturup kalkmaya başladım. Rüyamda kendimi Peygamberimizin cenazesini taşıyanlarla birlikteymişim gibi gördüm. İbni Sîrîn’e gittim ve ona rüyamı anlattım. Bana şöyle dedi: Sen niçin Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem’in getirdiklerini gömmek isteyen kimselerle oturup kalktın ki?

Bu rüyada iki rumuz vardır: Birincisi, Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’ın cenazesi. İkincisi ise, bu topluluğun bu cenazeyi taşıyıp, onu gömmek istemeleridir. İbni Sîrîn birinci rumuzu Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiği hak ile ikinci rumuzu ise bu hakkın sonunu getirmek istemek diye yorumlamış, sonra da bu iki esası bir araya getirerek az önce kaydettiğimiz yoruma ulaşmıştır.

Yine bir adam İbni Sîrîn’e gelerek şunları söylemiş: Ben kendimi başımın üzerinde altın bir taç varmış gibi gördüm. İbni Sîrîn dedi ki: “Allah’tan kork, çünkü senin baban yabancı bir diyardadır ve o kör olmuş bulunuyor. Senin ona gitmeni istiyor.” Adam elini koynuna soktu ve babasından gelmiş bir mektubu çıkardı. O mektubunda gözlerinin kör olduğunu, yabancı bir diyarda bulunduğunu söylüyor, yanına gelmesini emrediyordu.[50]

Rüya tabiri konusunda Dr. Halid El-Anberi’nin “Kur’ân Ve Sünnet Işığında Rüya Hakikati Ve Tabiri”[51] kitabını okuyucularımıza tavsiye ederek bu bahsi bitiriyoruz.

2) HZ.MUHAMMED(S.A.V.)’İ RÜYADA GÖRMEK VE ONDAN İLİM ALMAK: Buhârî’nin rivayetine göre Enes Radıyallahu anh dedi ki: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: “Kim beni rüyada görürse beni görmüş olur. Çünkü şeytan benim suretimde görünemez. Mü’minin gördüğü rüya da peygamberliğin kırkaltı cüzünden bir parçadır.”[52]

İmam Kurtubî şunları söylemektedir: “Bu hadisin yorumu ile ilgili sahih olan görüş şudur: Hadisten maksat, Allah Rasûlünün görüleceği her bir halde bu rüyanın batıl olmayacağı ve karışık rüyalardan olmayacağıdır. Aksine böyle bir rüya özü itibariyle haktır. İsterse gerçek suretinden başka bir şekilde görülmüş olsun. Çünkü o şekilde bir surette görülmek şeytandan değildir, aksine Allah’tandır. Bunu Allah Rasûlünün: “O hakkı görmüş olur” ifadesi desteklemektedir.

Yani rüyayı görene bildirilmek istenen hakkı görmüş olur. Eğer o rüya zahirine göre anlaşılabiliyorsa mesele yok, aksi takdirde onun yorumunu öğrenmeye çalışır ve böyle bir rüyayı ihmal etmez. Çünkü bu rüya ya bir hayrı müjdeler yahut ta bir şerre karşı uyarıcıdır ya da korkutulması yahut bir şeyden vazgeçirilmesi ya da dininde yahut dünyasında karşı karşıya bulunacağı bir hükme dikkatinin çekilmesi içindir.

Kadı İyad da der ki: Hadisin şu anlama gelme ihtimali de vardır: O, Allah Rasûlünü gerçek durumu ile çelişen bir nitelikte değil de hayatında iken sahip olduğu niteliklere uygun görürse (hakkı görmüş olur). Şayet onu başka türlü görecek olursa bu rüya tevil edilecek bir rüya demektir. (Göründüğü şekliyle) hakikati ifade eden bir rüya değildir. Çünkü bazı rüyalar göründüğü şekilde çıkar, kimisinin de yorumlanmaya ihtiyacı vardır.”[53]

Şevkânî Hz. Peygamberi rüyada görme hususundaki yaklaşımları üç grupta toplar:

a) Ebû İshak’ın da içinde bulunduğu bir cemaate göre bu rüyalar bağlayıcıdır ve içeriğiyle amel edilmesi gerekir.

b) Hz. Peygamberi görmek hak olmasına rağmen, -şeytan onun suretine giremeyecek olsa bile- hüccet değildir ve bununla şer’î bir hüküm sabit olmaz. Zira uyuyan kimse, hadis tahammül edebilecek durumda değildir çünkü aklında tutma melekesi o an yoktur.

c) Dinen sabit olan bir hususa aykırı olmadığı sürece rüyayla amel edilir.

Şevkânî bu tasnifattan sonra der ki: “Allah Teâlâ ‘bugün sizin dininizi tamamladım’ buyurmaktadır. Ayrıca Hz. Peygamberin rüyada söylediği veya yaptığı bir şeyin delil olacağı hususunda bizlere bir delil gelmemiştir. Bilakis Allah dinini kemale erdirdikten sonra onun ruhunu almıştır. Dini hükümlerin gelmesi onun vefatıyla sona ermiştir.”[54]

İmam Şâtıbî ise: “Hz. Peygamberin ümmetinden hiç kimse masum değildir. Gördükleri rüyaların şeytandan kaynaklanan düş olması mümkündür. Ayrıca, keşifleri de hatalı olabilir. Bunların vakıaya uygunluğu ortaya çıksa, hatta aynı şey defalarca tekrarlansa, yine de vahyin kontrolünde olmadığı için hata olasılığı her zaman vardır. Zira rüyanın doğruluğu ortaya çıkıncaya kadar vehim ve hatalı olma ihtimali her zaman söz konusudur. Gerçekleşince rüya veya keşf değil, doğrudan hadisenin kendisi esas alınmalıdır.” demekte ve şeriata uygun rüyalarla amel edilebileceğini söylemektedir.[55]

“Beni rüyada gören gerçekten görmüş sayılır” [56] hadîsini delil olarak alan başta İbn Arabî gibi sûfiler, hadislerin rüya yoluyla Hz. Peygamber’den doğrudan doğruya alınabileceğine kail olmuşlardır.

Nev’i şahsına münhasır özellikleriyle İbn Arabî, rüyaları bilgi kaynağı olarak gören sûfilerin başında gelir. Onun Rasûlullah (s.a.v.)’i rüyalarında görerek birçok müşkülünü ondan sorduğu, onunla devamlı şekilde manevi bağlantılar kurduğu kitaplarında kayıtlıdır. Nitekim onun başından geçen hâdiselerden biri şöyledir:

İbn Arabî, “Mescitte Cenaze Namazı” konusunu işlerken şöyle demektedir: “Ben gerek mescidde olsun, gerekse başka yerlerde olsun cenaze namazının kılınabileceği görüşündeydim. Fakat bir defasında rüyamda Resûlullah (s.a.v)’i gördüm. Resûl-i Ekrem cenazenin mescide girmesini, mescit içinde cenaze namazının kılınmasını yasaklıyordu. Bu rüya sebebiyle önceki içtihadımdan vazgeçtim. Artık ondan sonra mescitte cenaze namazı kılmadım. Zira Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.), “Kim benî rüyada görürse hakkı görmüştür. Şeytan benim suretime giremez” buyurmuştur.[57]

Rüyada Resûlullah (s.a.v.)’i gören onunla sohbet edenlerden birisi de Suyûtî (ö.1505)’dir.[58] Suyûtî, rüyasında Resûl-i Ekrem’e bazı hadisler sormuş, sahih olanlar için Resûl-i Ekrem’in onayını almıştır. Hadis sahasında telif ettiği Cem’u’l-cevâmi adlı eserini Peygamber (a.s.)’a arzederek, kitabından bir şeyler okumak istemiş, Resûl-i Ekrem de; “Getir bakalım şu kitabı ey Şeyhu’s-sünne, Şeyhu’l-hadis!” diyerek ona iltifatta bulunmuştur. Bu manevi halden dolayı çok sevinen Suyûtî bu müjdenin kendisi için bütün dünya nimetlerinden daha değerli olduğunu söylemiştir. [59]

Son olarak Ebû İshak eş-Şirâzî’ye rüyasında Resûl-i Ekrem’in söylediği bir hadisi ve bunun gibi rüyada işitilen hadislerle ilgili muhaddislerin kanaatini belirterek konuyu bitirmek istiyoruz. Resûl-i Ekrem, Şirazî’ye “Ya Şeyh! İn eradte’s-selâmete fetlubhâ fî selâmeti ğayrike minke: Ey Şeyh! Eğer selamet istersen onu senden başka kimselerin selametinde ara!” buyurmuştur. [60]

Abdülfettah Ebû Gudde (v.1997) bu nev’i rivayetleri tenkit ederek; Böyle bir şeyin hadis gibi rivayet edilmesinin doğru olmadığını, rüyada Rasûlullah (s.a.v.)’in görülmesiyle şer’î bir hükmün sabit olmayacağını, Peygamber (a.s.)’a ait bir hadisin bu tür bir yolla tespit edilemeyeceğini söylemiş, âlimler arasında kabul edilen ortak görüşün bu olduğunu belirtmiştir. [61]

Dumeynî de Mekâyisu nakdi mütûni’s-sünne adlı eserinde eski ve yeni ulemanın çoğunluğunun rüya yoluyla bir hadisi zayıf veya sahih kabul etmediklerini, böyle bir yolun batıl olduğunu, dîni ifsat edip, mevcut hükümleri bozacağını, hatta Resûlullah (s.a.v)’den gelen her şeyi yalanlamaya götüreceğini söylemiştir.[62]

Üstad Mevdudi kendisine sorulan “Beni rüyasında gören, gerçekten de beni görmüştür. Çünkü şeytan benim suretime giremez.” hadis-i şerifinin doğru açıklaması ne şekildedir? Suâline şöyle cevap vermiştir:

“Bu hadis-i şerifin doğru açıklaması şu şekildedir: Peygamberimizi (s.a.v) kendi asıl şeklinde görmüş olan kişi gerçekten de rüyasında O’nu görmüştür. Çünkü şeytana Peygamber Efendimizin (s.a) suretine girip herhangi bir kimseyi kandırabilme gücü verilmemiştir. Hadis’in bu şekildeki açıklamasını Muhammed ibn Sîrîn (r.a) yapmıştır. İmam Buhârî, Kitab’ut-Ta’bîr’de onun şöyle bir sözünü nakletmektedir: “O’nu (Hz. Peygamberi) gören kendi aslî suretinde görmüşse”

Allâme İbn Hâcer sahih senetle şöyle rivayet etmektedir: Herhangi bir kimse İbn Sîrîn’e Peygamber Efendimizi (s.a) rüyasında gördüğünü söyleyince, o rüyayı görenin Peygamber Efendimizi (s.a) hangi şekilde gördüğünü sorardı. Eğer rüyayı gören kişi Peygamber Efendimizin hilyeyi şerifine uymayan bir şey söylerse İbn Sîrîn ona: “Sen Peygamber Efendimizi görmemişsin” derdi. Aynı davranışı Hz. İbn-i Abbas’ın da sergilediğini görüyoruz. Şöyle ki, bunu Hâkim senediyle birlikte nakletmiştir. Hatta doğrusunu söylemek gerekirse, hadiste kullanılan lafızlar da bu mânâyı kuvvetlendirmektedir. Bu hadis değişik lafızlarla sahih senetleriyle birlikte nakledilmiştir. Tüm lafızların müşterek mânâsı şudur: “Şeytan Peygamber Efendimizin suretine giremez” Yoksa bu lafızlardan şeytanın herhangi bir şekle girip de, herhangi bir kişiye, kendisini Peygamberimizi görüyormuş gibi gösterip aldatamayacağı mânâsı çıkmaz.

Bununla birlikte şunun da bilinmesi zorunludur: Eğer herhangi bir kimse rüyasında Peygamber Efendimizi (s.a) görüp de, O’ndan herhangi bir emir ya da nehiy hükmü işitse veya dini meselelerle ilgili bir îma görse, bu hüküm veya îma’nın Kur’ân ve Sünnet’e uygunluğu hakkında tatmin olmadıkça rüyası ile amel etmesi kendisine caiz olmaz. Allah Teâlâ ve O’nun Rasûlü din meselesinde bizi rüya, keşif ve ilhamlara bırakmamıştır. Onlar bize hak ve bâtılı, doğru ve yanlışı, uyanıkken ve tam bir bilinç içerisinde, bakıldığında doğru yolun belirlenebildiği aydınlık bir Kitap ve senetli bir Sünnetle sunmuşlardır. Eğer herhangi bir rüya veya keşif ya da ilham bu Kitap ve Sünnet’e uygun ise, Peygamber Efendimizi ziyaret etmeyi nasip ettiği veya keşif ve ilhamla sizi şereflendirdiği için Allah Teâlâ’ya şükretmelisiniz. Lâkin eğer bunlar Kitap ve Sünnet aleyhine şeylerse, reddediniz ve Allah Teâlâ’ya sizi bu imtihanlardan koruması için dua ediniz.

Bu iki farklı durumu anlayamamaktan dolayı, çoğu insanlar sapıtmışlardır ve sapıtmaktadırlar da. Benim de tanıdığım birçok insan sırf Peygamber Efendimizi rüyalarında sapık bir mezhebin kurucusunu teyid ederken veya ona iltifat ederken gördükleri için o mezhebe girmişlerdir. Onlar, eğer rüyada herhangi bir şekildeki insanı Peygamber Efendimiz adına görmenin gerçekten de Peygamberimizi görmek mânâsına gelmediği ve de rüyada gerçekten de Peygamber Efendimizi ziyaret etseler bile herhangi bir şer’î hükmün ve dini bir prensibin o rüyadan alınamayacağı hakikatini bilselerdi, bu sapıklığa düşmezlerdi.

Bazıları şöyle bir soru soruyorlar: Şeytanın hilesinden korunmanın tek şartı Peygamber Efendimizi asıl suretinde görmeye bağlı ise, o zaman böyle bir şeyden ancak Peygamber Efendimizi uyanıkken görmüş olanlar faydalanabilirler. Daha sonra gelenler rüyalarında gördükleri suretin Peygamberimizin mi, yoksa başkasının mı olduğunu nasıl bilsinler ki? Onlara, bu hadisle ne gibi bir teselli verilebilir ki? Bu sorunun cevabı şudur: Daha sonra gelenler rüyalarında gördükleri suretin Peygamber Efendimize ait olduğu hususunda tam manâsıyla tatmin olamasalar da gördükleri rüyanın muhteva ve mânâsının Kur’ân ve Sünnetin öğretilerine uygunluk sağlayıp sağlamadığını belirleyebilirler. Rüyalarının Kur’ân ve Sünnet öğretilerine uygunluk sağlaması durumunda büyük ihtimalle rüyalarında Peygamber Efendimizi ziyaret etmişlerdir. Çünkü şeytan doğru yolu göstermek için suret değiştirmez.” [63]

Rüyada Hz. Muhammed (s.a.v.)’i görme ve O’ndan hadis rivayet etmeyle ilgili son olarak şunu söyleyebiliriz: “Hz. Muhammed (s.a.v.)’in fiilî vazifesi, teşrî namına ortaya koyacakları vefatıyla birlikte bitmiştir. Aksinin düşünülmesi durumunda Hz. Muhammed (s.a.v.)’in dini kemâle erdirmeden bir takım eksiklikler bırakarak vefat ettiği ve bunların bilahare görülen rüyalarla tamamlanacağı anlamına gelir. Bunun ölçütlerini koymak ise mümkün değildir. Rüya bir takım kriterlerle teste tabi tutulabilecek bir olgu değildir. Bunların yanında, rüyalarında Hz. Muhammed (s.a.v.)’i gördüklerini ve ondan bir takım buyruklar aldıklarını söyleyen insanların kimi gördüklerini tespit etmek de mümkün değildir. Kendilerine buyrulduğunu söyledikleri hususları sağlıklı bir şekilde akıllarında tutup tutmadıkları (zabtedip edemedikleri), hayal dünyalarında yaşadıkları bir takım şeyleri rüyalarında görüp görmedikleri de belli değildir.

Ayrıca, bizler bir insanın sahabi olması için bir takım kriterler uygulamaktayız. Bu kriterlere bakarak Hz. Muhammed (s.a.v.)’den hadis nakleden kimsenin gerçekten onunla görüşüp görüşmediğini göz önünde bulundurarak hadisin sıhhati ve nasıl alınmış olabileceği hususunda bir takım öngörülerde bulunuyoruz. Rüyayla Hz. Muhammed (s.a.v.)’den hadis aldığını söyleyen kimsenin gerçekten Rasûlullah’tan hadis alıp almadığını tespit etme imkânımız, onun yalan söyleyip söylemediğini ortaya çıkarmamız mümkün değildir. Anlatacakları, sıhhat testine tabi tutulamayacağından elbette geçerli olmayacaktır. Kaldı ki, Hz. Muhammed (s.a.v.)’den hadis almanın yolu onun sağlığıyla kayıtlıdır. Vefat etmesiyle birlikte bu kapı kapanmış, sahabi olma dönemi sona ermiştir. Bu kapının açılması durumunda, pek çok kimsenin Rasûlullah’tan rüyada hadis aldığını söyleyerek ortaya çıkacağı, tahmini zor olmayan bir husustur.”[64]

GENEL DEĞERLENDİRME

Rüya yoluyla bilgi sahibi olmak İslam’a göre insanın önüne konulmuş bir amaç değildir. İnsanın asıl sorumlu olduğu alan, uyanıkken yaşadığı alandır ve asıl önemli olan da o zaman dilimindeki Allah’ı unutmadan sürekli olumlu bir aktivite içinde hayatını sürdürmesidir. Çünkü uyku insanın sorumluluğunu düşüren bir olgudur.[65]

Neticede Rüya, ilmî bir delil değildir. Buna dayalı olarak bir hüküm verilemez. Bunları gören kimse, başkalarını o yolla elde ettiği bilgilere davet edemez. Fakat gördükleri şeyler İslam’ın ölçülerine aykırı değilse, görenlerin kendileri onlara göre hareket edebilir. Zaten bu durumda İslam’ın mubah kıldığı dairede hareket etmiş olurlar. Mesela gördüğü rüya, hadislerde olduğu şekli ile sadık rüya ise rüyadaki mesajı doğru çözerek hayatına tatbik edebilir.

Konumuzun sonuna geldik. Buraya kadar anlattıklarımız ve aktardıklarımız, bu önemli konuda, Allahu Teâlâ’nın beni muvaffak kıldığı gerçeklerdir. Bu konuda benim acziyet ve kusurum malumdur. Konunun bazı meselelerinde yaptığım açıklamalarda doğruyu ifadeyle, birtakım yanlış anlayışları teşhis ve tedavi ettiğim ümidindeyim. Eğer bu gerçekleşmişse, Allah’ın fazlı, hidâyeti, güzel tevfik ve inâyetiyle olmuştur.

Allah’ım! Bana, bu işe başlamayı ilham ve onu bitirmeye yardım ettiğin gibi onu dünyada faydalı, âhirette de güzel bir azık yap. Ömrümüzü saadetle tamamla. Umduklarımızı fazlasıyla lütfet. Gün ve gecemizi afiyet içinde geçir. Sonumuzu hayır yap ve bizi himayene al. Amellerimizi, fazlınla kabul buyur. Şüphesiz Sen, kullarının yalvarışlarına icabet eder, bol bol ikramda bulunursun

 

Yazının tamamını

Rüya Hakkında Neler Biliyoruz ? Rüya İle Amel Edilir mi?

internet adresinden okuyabilirsiniz.


[1] İbni Manzur, Lisanu’l –Arab, c.14, s.297

[2] İbn-i Haldun,Mukaddime,MEB Yay:,(Çev: Zakir Kadiri Ugan) İstanbul,1996,c,I,s.251

[3] İsmail Köksal, Rüyaların Fıkhi Boyutu, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2.Sayı, s.36, 2008

[4] Bünyamin Açıkalın, Kur’ân-ı Kerîm’de Rüya Kavramı, s. 14, Marmara Üniversitesi SBE, ,  İstanbul,1996.

[5] Osman Fatih Belbağı, Rüya: Hakikat Penceresi mi Hayal Perdesi mi?, s.13,Gül Yurdu Yayınları, İstanbul,2006,

[6] Abdulvahit İmamoğlu, Psiko- Sosyal Açıdan Rüya ve İstihare, s.1-2, Değişim Yayınları, İstanbul, 2004

[7] Osman Fatih Belbağı, Rüya: Hakikat Penceresi mi Hayal Perdesi mi?, s.19,

[8] İbn-i Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, s.4080, (Çev. Bekir Karlığa- Bedrettin Çetiner). İstanbul,  Çağrı Yayınları,1985

[9]  Buhârî, Talih-, 26; Müslim, Ru’yâ, 6.

[10] Abdulvahit İmamoğlu, Psiko- Sosyal Açıdan Rüya ve İstihare, s.32-33

[11] Kurtubî der ki: “Allah bilir ya, bu hadiste zikri geçen zamandan murad, Hz. İsa (aleyhisselam)’nın Deccal’i öldürmesinden sonra onunla birlikte olacak mü’min tâifenin zamanıdır. Nitekim Müslim’in bir hadisinde şöyle buyrulmuştur: “Allah İsa İbnu Meryem’i gönderir, insanlar arasında yedi yıl kalır. Bu sırada iki kişi arasında düşmanlık olmaz. Sonra Allah, Şam cihetinden soğuk bir rüzgâr gönderir. Yeryüzünde, kalbinde zerre miktar hayır veya iman bulunan tek kişi kalmaz, hepsinin ruhu bu rüzgârla birlikte kabzedilir.” Bak: İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 4/510-513

[12] Müslim, Rüya 6

[13] Müslim, Salat 207

[14] Fahreddin  Razi, Tefsir-i Kebir (Mefatihu’l- Gayb), s. 625, Ankara, Akçağ Yayınları

[15] Müslim, Rüya 6

[16] Buhari, Tabir,3,4; İ.Mace, Rüya,1; Darımi, Rüya, 6

[17] Ez-Zebidi, Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi, (Çev: Kamil Miras), c.12,s.273, D.İ.B.Yay.,7. Baskı,Ankara,1984

[18] İbn-i Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, s.4086,4087

[19] İsmail Köksal, Rüyaların Fıkhi Boyutu, s.50

[20] Müslim, Rüya 14

[21] Buhari, Bedil Halk 1358

[22] Mevdûdî, Meseleler ve Çözümleri, c.4, s.10-11, ( çev. Yusuf Karaca), Risale Yayınları, İstanbul 1990

[23] Taner Cücü, İslâmda Rüya-Amel İlişkisi, Diyanet İlmi Dergi, Ankara, 1977, c. 16, sy. 2, s. 96.

[24] Uludağ, “Rüya” md., DİA, XVIII, 309

[25] Kuşeyrî, Kuşeyrî Risalesi: Tasavvuf İlmine Dair, trc. Süleyman Uludağ, İstanbul, 1981, s. 365.

[26] Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-din, I, 206

[27] Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetname, s.99-100, Kitap San. Yay., İstanbul,1984,

[28] İbn-i Hazm, El-İhkam, Kahire, c.4,s407, h.1404,m.1984

[29] Said Havva, Ruh Terbiyemiz, s.313-314 ,Kayıhan Yay.,İstanbul,1989

[30] Fethullah Gülen, Küçük Dünyam, Zaman Gazetesi, 12.3.1992

[31]  Muhsin Abdülhamid, İslâma Yönelen Yıkıcı Hareketler (Bâbîlik ve Bahâîliğin İçyüzü)], s.105, DİB Yayınları, Ankara 1986

[32]Halis Albayrak, Kur’an’da İnsan- Gayb İlişkisi, s.223,Şule Yayınları, İstanbul,1993

[33] Bülent Akot, Rüya Tecrübesinin Psikolojik Ve Dini Temelleri, Yüksek Lisans Tezi, Ankara-2005.

[34] M.Nazif Şahinoğlu,“Tabir”,İA., MEB.Yay., İst.,1986,c.11, s.602.

[35] İbn Haldun,Mukaddime,çev.:Zakir Kadir Ugan ,MEB, Yay.,İst.,1996, c.I, s.252.

[36] Bülent Akot, Freud’un Rüya Yorum Metodu,  DBA Dergisi, c.10, Sayı 1, 217

[37] Müslim, Rüya, 20

 

[38]  İbn Hişâm,  es-Sîretu’n-Nebeviyye, II/508-509, Dâru  İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, Beyrût 1985; Ahmed b. Hanbel,  Musned, , IV/42-43,Çağrı yay.,  İstanbul 1402/1982

[39] Buhârî, Tabîr 13, 37, Cenâiz 3, Şahâdât 30, Menâkıbu’l-Ensar 46

 

[40] Buhârî, Kitâbu’t-Ta’bîr, 3–4; Muslim, Kitâbu’r-Ru’yâ, II/1771–1773)

[41] Buhârî, Kitâbu’t-Ta’bîr, 26, 46; Muslim, Kitâbu’r-Ru’yâ, II/1773

[42] Muslim, Kitâbu’r-Ru’yâ, 2; İbn Mâce, Kitâbu Ta’bîri’r-Ru’yâ, 5

[43] Muslim, Kitâbu’r-Ru’yâ, II/1772; Mâlik, Kitâbu’r-Ru’yâ, 4

[44] Buhârî, Kitâbu’t-Ta’bîr, 46; Muslim, Kitâbu’r-Ru’yâ, II/1772

[45] Hidayet Aydar, Kur’an’da Rüyalar,  Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1 s.52-53,

[46] Nilüfer Evginer, Psikolojik Ve Dini Bir Fenomen Olarak Rüya, YL Tezi, s.130, Konya- 2010

[47] Osman Fatih Belbağı, Rüya: Hakikat Penceresi mi Hayal Perdesi mi?, s. 66- 68,Gül Yurdu Yayınları, İstanbul,2006

[48]  Elmalılı Hamdi Yazır, t.s.: IV/ 2863- 2869).

[49] Tabiînden olup, tefsir, fıkıh âlimi ve meşhur rü’yâ tabircisi. Asıl adı Muhammed’dir. Babasının adı Sîrîn olup, Resûlullahın (s.a.v.) hizmetçisi ve Ensâr-ı kiramın büyüklerinden Enes bin Malik’in azatlı kölesidir. Annesi Safiye de Hz. Ebû Bekir’in âzâdlısıydı. Basralı’dır. 33 (m. 653) senesinde doğup, 110 (m. 729) senesinde vefat etti.

[50] Dr. Halid El-Anberi, Kur’ân Ve Sünnet Işığında Rüya Hakikati Ve Tabiri, 81-89, Guraba Yayınları, İstanbul, 2003

[51]  Çeviren: M. Beşir Eryarsoy, Guraba Yayınları, İstanbul, 2003

 [52] Buhârî, Tabir 10

[53] Dr. Halid El-Anberi, A.g.e., s.13-15

[54] eş-Şevkânî, İrşâdu’l-Fuhûl, II/291

[55] Şâtıbî, el-Muvâfakât, hzr. Abdullah Draz, Dâru’l-Ma’rife, Beyrut-Tsz., IV/83-4. Keza bkz.:Talat Sakallı, Rüya ve Hadis

Rivayeti, s. 37, İsparta,1994

[56]Buhârî, ilim 38, edeb 109, tabir 10; Müslim, rüya 10,11; İbn Mâce, rüya 2.

[57] İbn Arabî. Fütuhat, Bulak 1269, I, 561 (Konya, Hayra Hizmet Vakfı Kitaplığında bulunan kenarlı tashihli nüsha.)

[58] Suyûtî, lslâmî ilimlerin pek çok dalında otorite kabul edilen bir âlimdir. Kaynaklarda yazdığı eserlerin altı yüz civarında olduğu belirtilen Suyûtî, bütün hadisleri alfabetik olarak Cem’u’l-Cevâmi adlı eserinde toplamayı amaçlamış, fakat 911/1505 yılında vefatı bu muazzam çalışmayı engellemiştir.

[59] Seyit Avcı, Keşif Yoluyla Hadis Rivayeti Meselesi, IV (2004), Sayı: 4,s.178, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi

[60] Aliyyu’l Karî, el-Masnû fî marifeti’l-mevzû (thk. A. Ebû Ğudde), s. 213,Beyrut 1389.

[61] Karî, s. 174, 213 (Ebû Ğudde’nin dipnotu); Muhaddisler bir hadisle istidlalde bulunabilmek için ravinin sema anında zapt sahibi olmasını şart koşmuşlardır. Tabiatıyla uyku zapt haline müsait olmadığından bir değeri olmayacaktır. Mübârekpûrî, Mukaddime, s. 309-310.

[62] Ali Vasfi Kurt, Endülüste Hadis ve İbn Arabî, İstanbul 1998, s. 575

[63] Mevdudi,  Meseleler Ve Çözümleri, s.265–267, Risale Yayınları, İstanbul

[64] Yrd.Doç.Dr. Enbiya Yıldırım, Beyhakî ve Hadis Rivâyetinde Rüyâya Verdiği Değer, C.Ü.İ.F.D., s. 178.

[65]Halis Albayrak, Kur’an’da İnsan- Gayb İlişkisi, s.223,Şule Yayınları, İstanbul,1993