Hayatın öznesi insan; gören, duyan, hisseden faal insan. Yeryüzünü imar eden, hayatı kuran, dünyayı yaşanacak mekâna çeviren insandır. İnsan, hem fizik ve hem de metafizik boyutlarıyla insandır. Fizik varlığını göz ardı etmeden metafizik boyutun da farkında olan insan dengeli adımlar atar. Metafizik duygu ve tefekkür boyutunu ıskalayanlar hayattaki dengeyi bozarlar. Varlıktaki dengeyi bozmak,  adaleti yaralayarak hayata haksızlık tohumlarını ekmektir. Adalet, hak sahibine hak ettiğini vermektir. Haksızlık zulümdür. Zulüm karanlıktır. Karanlık girdaplarına düşen insan iflah olmaz.

PostModern

 

İnsan hayatın öznesi, yapıcı unsurudur. İnsan düzgün olursa yaşam da dünya da düzgün olur. İnsanı tüm boyutlarıyla korumak yaşamda nezaheti sağlar. Yeryüzünde halife olarak bulunan insan, her bakımdan en güzel kıvamda yaratılmıştır. Kulluk ile müşerref olan insandan istenen yaratıldığı fıtratı korumasıdır. Korumak için tanımak, bilmek gerek. İnsan kendisini tanımalı, sınırlarını bilmelidir. İnsanı, Yaratıcısından soyutlayarak tarif etmek, insana yapılan en büyük zulümdür. Bu mantıkta hayat projesi üretenler insanı, insanlıktan çıkararak ifsat ederler. Nesli ve ekini mahvederek dünyayı fesada verir, dünyayı cehenneme çevirirler. Bu durumda insan, kurucu özne olma konumundan, nesne olma konumuna düşer. Nesneleşen insan özünden uzaklaşarak kimliğini kaybeder. İşte bu insan batıl paradigmaların şeytani emellerine mahkûm olur.

İnsan düşünen bir varlıktır. Her insanın yaşam ilkelerini belirleyen bir düşüncesi vardır. Fikri ve düşüncesi olmayan bir insan tanımı yapmak çok zordur. İnsan hem maddi hem de manevi taraflarının farkında olmak durumundadır. İslam, insanı bu iki boyutun dengesini göz önünde tutarak, adalet üzere bir tanım yapar. İslam dışı ideolojilerde durum farklıdır. Batı düşüncesinde insan sadece maddi yönüyle tanımlanarak ekonomik bir araç olarak görülür. Batının ideolojileri arasında fark yoktur. Beşeri ideolojilerin hepsi insanı nesne/meta muamelesi yapar. Batılı bir düşünür J.K.Galbraith’in dediği gibi, Kapitalizm de insan insanı sömürürken, Kominizm de ise insanı insan sömürür.  Metafizik bağlamdan kopan Batılı/beşeri ideolojiler tanrı fikrini reddederek insan egosunu ilahlaştırır. İnsan artık kendi “ben”ine tapınmaya başlar. Ve insan hakikat fikrini kaybeder.

Hakikat fikrini yitiren, hakikati yok sayar. Bu durumda karşımıza hakikat fikrine savaş açan bir Batı çıkar. Hakikat ve hakkaniyet fikrini yok etmeye çalışan Batı hegemonyası, kendisinin dışındakilere yaşam hakkı tanımaz. Tarih, Batı emperyalizminin işgalleriyle doludur.  Son üç yüz yıl Batı (ABD-Avrupa), kendisinin dışında kalan dünyayı (Asya, Afrika, Güney Amerika) sömürmüştür. Afrika veya Asya’ya giren Avrupalı bu halkları insan olarak görmez, kabul etmez. Onlar, sadece Batı’yı çıkarlarına ulaştıracak nesnedir. Batı zalimdir, açgözlüdür, emperyalisttir. Batı ayrımcıdır, ırkçıdır, sömürgecidir. Batı bağnazdır, iftiracıdır. Emperyalist Batı, Batı kültürünü hayran olunacak bir unsur olarak üçüncü dünya halklarına empoze eder. Kendisini dünyanın efendisi olarak gördüğü için dünyaya nizam vermeyi asli görev sayar. Dünyaya demokrasi getirmek adına bomba yağdırır masum insanların üzerine.

Batı dünyasının zenginliğinde mazlum insanların kan ve gözyaşı vardır. Batı entrika ve ihanet üzerine temellendirilmiştir. Bin bir hileyle ifsat ateşini tutuştururlar. Çıkar saltanatlarını sinsice tezgâhlanmış projelerle sürdürürler. Küresel siyonizm/küresel emperyalizm zehrini püskürüyor mazlumlar üzerine.

Charlie Hebdo’ya yapılan malum saldırı ile dünya sarsıldı!. On iki kişi hayatını kaybetti. Dünya ayağa kaldırıldı. Üst üste demeçler yayınlandı. Ve sonunda Paris’te bir yürüyüş gerçekleştirildi. Hedef tahtasında Müslümanlar vardı.

Bir kez daha anladık ki insanlar eşit değilmiş. Ölen Avrupalı olunca daha değerli oluyor. Ama dünyada her gün onlarca insan ölüyor, onların bir kıymeti yok mu? Suriye’de öldürülen masum insanlar için ses seda yok. Filistin, Irak, Mısır, Yemen, Nijer, Mali… Buraya daha onlarca isim ekleyebiliriz. Fransa için gösterilen tepki dünya mazlumlarına için gösterilmiyor. Bu açık ve net bir çifte standart olarak gözler önünde.

Bu son olayla ilgili olan söz konusu dergi Charlie Hebdo’nun sicili malum. Kutsal değerleri aşağılayan yayınları Batıda fikir özgürlüğü olarak lanse edildi. Herkes buna saygı göstermek zorundadır, yoksa barbardır, denildi. Asla kabul etmiyoruz!..  Peygamber Efendimizin hürmetine dil uzatmak asla kabul edilemez. Bu çirkinlik asla bağışlanamaz. Tahammül sınırlarını aşan hakaret ve itibarsızlaştırma çabaları asla tepkisiz kalmaz. Müslümanlar, Peygamber Efendimizin(s.a.v) sünneti seniyyesine bihakkın ittiba ederek O’na(s.a.v) yakışır ümmet olmalıdır ki hiçbir şerir İslam’ın şanlı Peygamberine hürmetsizlik etme cesaretini bulamasın. İslam’ın izzetli çehresi hep nurunu yaysın evrene.

Müslüman çağından sorumludur. Çağı, Rahman ve Rahim olanın emir ve yasalarına göre inşa etmelidir. İslam Medeniyet’i insanı yaşatmak içindir. Hayatın hiçbir alanında hiçbir şey hiçbir kazanım bir insanın hayatından daha değerli değildir. Beşeri ideolojilerde insan insanın kurdudur, insan insanı sömürür. İslami anlayışta insan insana dosttur. İnsan insana barınaktır, sığınaktır. İnsan insana evdir, yurttur. İnsan insanı yaşatmalıdır ki yaşam anlam kazansın. Bir insanı yaşatmak tüm insanlığı yaşatmak gibidir. İslam, insanı yaşatma ilkesine dayanır. Her insan hür doğar. Her insan tertemiz ve onurlu olarak hayata gözlerini açar. Her insanın doğuştan hakları vardır. Rabbimiz, insanın yaratılıştan gelen onurunu korumak için hayata ilkeler koymuştur. İslam’a göre her insanın din, can, akıl, nesil ve mal emniyeti korunması gereken temel değerlerdir. İnsanlığın bu özellikleri her şartta koruma altındadır. Bu temel özgürlüklerden hiçbir insan asla vazgeçmez. Söz konusu bu özgürlükleri gerçekleştirmek ve korumak için her insan mücadele eder, etmek zorundadır. Özgürlük fikrini yitirmek, onuru kaybetmektir. Onurunu yitirenler, özgüvenlerini kaybederek medeniyet kurma iddiasını yitirirler. Medeniyet olmayınca, onur da özgürlük de yok olur.

İnsanın izzetini korumak için İslam Dini’nin, zarurati diniyye/mekasıdi şeria olarak adlandırdığı bu beş temel ilkeyi her Müslümanın çok iyi öğrenip anlaması gerekir. Bu beş temel ilke insanca yaşamanın temellerini kurar. Fıtrat üzere yaratılan ve fıtratı tertemiz korumak cehdinde olan berrak gönüller bu manaları inceden inceye tefekkür edip anlarlar. Yaşamlarına bu ilkelerle yön verirler. İslam’la müşerref olan Müslüman bir aile de göz açanlar için bu ilkeler kanıksanmış olabilir. Gayri İslami ortamlarda yaşayanlar açısından bu çok hassas bir konudur. İnsanlığa bu ilkeleri sunmak çok önemlidir. İnsanlığın kurtuluşu bu ilkelerin bihakkın hayata hâkim olmasına bağlıdır. Avrupa’da yaşayan bir Müslüman bu noktayı çok hassas bulduğunu ifade etmişti. Eğer Müslümanlar dinin temel maksadı olan bu beş temel ilkeyi hem yaşayıp hem de sosyal çevrelerinde bunu hakkıyla anlatabilseler, insanlığın fıtrata yönelmesinde geniş kapılar aralanır. İslam medeniyetine has olan özü bilip, bize özgü olan güzellikleri açıklıkla insanlığa hakkıyla sunabilirsek, insanlık İslam’ın nuruna göz açar, kulak verir ve bu nurla soluklanır.

Müslüman, İslam’ın gayr-i müslim muhataplar açısından da ne anlama geldiğini bilmesi, o konudaki olumsuzlukları göstermek, eksikleri tamamlamak hakikati ortaya koymak açısından çok önemlidir. Muhatabın fikrini bilmek o alandaki çalışmaları kolaylaştırır ve tehlikeli durumlara karşı tedbirli olma imkânı verir. İslam’ın, Batılılar için ne anlam ifade ettiğinin farkında mıyız, gerçekten? Eğer bu sorunun cevabını hakkıyla verebilirsek, İslam’ın neden öcü ilan edilmek istendiğini hakkıyla idrak edebiliriz. İslam fobisinin neden zihinlere servis edildiğini anlayabiliriz. İslam’ı terörle özdeşleştirerek İslam düşmanlığını dünyaya eken küresel şer güçlerin sinsi emellerinin farkında oluruz.

Batılılar, İslam’ı dünyadaki diğer dinler ve medeniyetler arasında, Batı uygarlığına karşı meydan okuyacak tek adres olarak görüyorlar. Batı uygarlığına karşı tek “alternatif” olarak İslam’ı düşünüyorlar. İslam’ın dışında, bir medeniyet kaynağı olmadığını da çok iyi biliyorlar. Küresel kapitalizmin dünya krallığını yaymak ve korumak için alınan kararların tek hedefi İslam’ın yükselişini durdurmak. Eğer bu başarılamazsa, küresel kapitalist/emperyalist Batı uygarlığının çöküşü kaçınılmaz olur. Batı hegemonyası biter. Bu yüzden İslam’ı hedef tahtasına koyuyorlar. İslamofobi olarak adlandırdıkları korkularının derinliklerinde bu var. Şu bir gerçek ki, İslamofobi İslam’a karşı sinsice sürdürülen bir haçlı savaşıdır.

Bu çağda yaşayan Müslümanlar, dünyanın bugününü çok iyi tahlil etmeliler. Bu noktada asıl düşünmesi gerekenler Müslümanlardır. Dünya Müslümanları Batıya öykünmekten vazgeçerek kendi özüne dönmelidir. Medeniyetin temel esaslarına dönerek meselelerimizi kendimiz çözmeye çalışmalıyız. Medeniyetimize yakışır bir ümmet profili ortaya çıkarmak için faaliyetlerimizi sürdürmeliyiz. Öz medeniyetimizin rahmet iklimine yönelip bu konudaki sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirmeliyiz. Bunu başarırsak ancak o zaman “Paris” tahakkümünden kurtulabiliriz.

Dünyadaki bu tür hadsizliklere sessiz kalınamaz, mutlaka tepki göstermek gerekir. Ne yapmamız gerektiğini iyi idrak etmeliyiz. Projelerimiz; eylem ve söylemlerimiz sadece ani ve geçici tepkiler vermek olarak kalmamalıdır. Derdini çektiğimiz, mesele olarak kabul ettiğimiz alanda sorumluluklarımızı aciliyetle bihakkın yerine getirmeliyiz. Değiştirecek ve yön verecek kalıcı çözümler bulmak gerekir. Hakikati mutlaka dile getirmek lazım. Çalışmalarımızın tümünde İslam ahlakı ve merhameti hâkim olmalıdır. Müslümanın yüreği zulme sessiz kalmaya dayanamaz. Zulme sessiz kaldığında bunun hesabını veremez, bu büyük bir vebaldir. Yapılan zulüm âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimize yönelik edepsizlik ve saygısızlıksa gönüller çatlar. Hiçbir mümin yürek bu ağırlığı kaldıramaz. Peygamber Efendimizin mesajını hiç kimse karartamaz. O’nun nurunu hiç bir güç söndüremez.

“Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır. Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O’dur.” (Saf,8-9)   

“Ey İman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudur. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğuna yol göstermez.”(Maide-51)