unnamed2

 

Ya Rasulullah ! Yine kutlu doğumun vesilesiyle ümmetçe Seni hatırlamaya ve anmaya başladık. Salonları, stadları, meydanları doldurduk. Seni andıkça coştuk. Mevlidler okuttuk, kutlu doğum mesajları attık, güller, karanfiller, lokumlar dağıttık, insanlara pilav ikram ettik. Sayısını unutmamak için zikirmatiklerle salavatlar çektik ve O pak Ruhuna hatimler indirdik, Fatihalar okuduk. Konferanslar, mitingler, programlar, geceler, sohbetler düzenledik. Senin adına kurbanlar kestik. Kan verdik. Sen anlatılırken bazen gözyaşı döktük, bazen heyecanlandık, bazen utandık, bazen de sevindik. Bunları yaparken de Sana yakın olmayı ve şefaatini arzuladık.

Biz sana bu kadar bağlıyken (!) yine de işler ters gidiyordu. Halbuki Sen bizi, bize hayat verecek şeylere çağırıyordun. (Enfal 24.) Ama bizler (ümmetin) senin bizi çağırdığına (Kur’an’a) tam olarak kulak ver(e)medik. Çünkü dünya hayatının geçici menfaatleri insanlara imtihan gereği süslü gösterilmişti. (Al-İmran 14) Bu yüzden ne tam olarak Sana ve ne de çağırdığına tabi olabildik.

Ya Rasulullah ! Bütün mücadelen, insanların hem bu dünyada hem de ahirette mutlu olmalarıydı. Bunun yollarını ise  hem yaşayarak, hem de söyleyerek gösterdin… En başta Allah’tan başka İlah ve Rab olmadığını haykırdın. Sadece Allah’ın yaratıcı, rızık verici, kanun koyucu olduğunu, dolayısıyla O’na kulluk edilmesi, O’ndan yardım dilenmesi, O’na dua edilmesi, O’na sığınılması, O’ndan şifa ve rızık beklenilmesini istedin. Allah’tan başka kendilerini ilah ve Rab zannedenlerin ise bir sineği bile yaratamayacaklarını, hatta sinek onlardan bir şey kapsa onu bile almaya güç yetiremeyeceklerini ve acizliklerini ifade ettin. (Hac, 73)

Senin de buyurduğun üzere misalin: “Benim misalimle sizin misaliniz, şu temsile benzer: Bir adam çölde ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlamışlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mani olmaya) çalışmış. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılmışlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz.” Tıpkı bu adam gibi ümmetini cehennemin çılgın ateşine karşı daima uyardın ve hatta ateşe girmemeleri için onları kuşaklarından yakaladın. Ama yine de çoğumuz senin uyarılarını, ikazlarını ve tavsiyelerini unuttuk.

Ya Rasulullah ! Sen “ Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin, birbirinize zulmetmeyin ve zulme terketmeyin; Ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir Müslümana, üç günden fazla din kardeşi ile dargın durması helâl olmaz” demiştin. Ama bugün bizler, bizi ikaz etmiş olduğun bu hususların tamamını yapıyoruz. Sen, sadece eşref-i mahlûkat olan insanın değil, herhangi bir canlının bile hayat hakkını savunurken bugün Suriye’de, Mısır’da, Filistin’de, Orta Afrika’da, Arakan’da Müslüman kardeşlerimiz diri diri yakılıyorlar, öldürülüyorlar, en ağır işkencelere maruz kalıyorlar, idama mahkûm ediliyorlar, açlıktan kedi köpek eti yiyorlar. Ama bizler kardeşlerimize bunca zulümler yapılırken kılımızı bile kıpırdatmıyoruz.

Ya Rasulullah ! Sen dalalete ve sapıklığa düşmememiz için bize iki şey bırakmıştın. Biri Allah’ın kitabı Kur’an’ı Kerim diğeri Sünnet-i seniyen. Ancak bizler bırakmış olduğun bu emanetlere sahip çıkamadık. Okuduk ancak anlayamadık, anladık fakat anlatamadık, anlattık lakin yaşayamadık.  İşte bugün bunun faturasını çok acı bir şekilde ödüyoruz.

Sen mü’mini “elinden ve dilinden emin olunan kimse” olarak tarif etmiştin. Ama maalesef bugün bizler birbirimize güvenmiyoruz, inanmıyoruz, sahip çık(a)mıyoruz…  Ensarı ve muhaciri kardeş yaparak bize paylaşmayı, yardımlaşmayı ve dayanışmayı öğrettin. Ancak bugün bizler memleketimizde misafir olarak bulunan Suriyeli kardeşlerimize aynı hassasiyeti gösteremiyoruz. Hatta bazılarımız hızını alamayarak “ne işi var bunların burada” diyerek tepki bile gösteriyorlar.

Ya Rasulullah ! Çok azını yazabildiğim ümmetinin hali pür melali işte böyle. Bu hengâmede yine de bizler Seni, senede bir defa da olsa hatırlayıp kutlu doğumunu kutluyoruz. Bununla da her şeye rağmen  ümmetin olduğumuzu tescillemeye çalışıyoruz. Artık Sen de bize şefaatini esirgemezsin. Vesselam.