• Cefai Demirel

    Oryantalizmin Yerli Uzantıları

    - 09 Mayıs 2022

Oryantalizm, Fransızca “Orient” kökünden gelir. Orient ise Fransızca: “Doğu, Güneş’in doğduğu taraf,” demektir. Bu bağlamda “Oryantal”, doğulu, doğuya özgü olan demektir. Aynı kelime kökeninden gelen, Oryantalizm ise Doğubilim anlamına gelir. Oryantalizmin ilgi alanı, İslam coğrafyası, Ortadoğu, Anadolu, Mısır, Hindistan, Afrika’dır.

Oryantalizmin amacı: Bir oryantalist, durumu şöyle ifade eder: “Eğer siz bir toplumu ne kadar tanıyorsanız, bilginizi onları kontrol etmek ve on lardan bir şeyler kazanmak için kullanabilirsiniz. Yani tanıdığınız kadar onları yönetir, onlara hükmedersiniz (hassasiyetleri nelerdir, neye kızar, neye sevinir, neyle gaz verilir.)”

Oryantalizm: Bilim kisvesi altında Doğuya, Doğululara, Doğu kültürlerine, Doğu dinlerine ait bilgileri toplayıp Batılı emperyalistlere, misyonerlere, sömürgeci devletlere psikolojik, lojistik alt yapıyı hazırlama ve yürürlüğe koyma merkezidir. Müslüman ve Doğu medeniyetinin kültür, inanç ve geleneklerini, İslam ve Batı medeniyeti arasındaki mücadelede Batı uygarlığı lehine veriler elde etmeye çalışan bir akımdır.

Oryantalizmin çıkış sebebi: İnsanlar, başlangıçta sadece ideolojik amaçlarla dilleri araştırmaya ve materyal toplamaya başladılar. Orta Çağ İspanyası’nda Arapça araştırmalar, misyonerlik faaliyetinin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla başlamıştı.

Osmanlı tehdidi: Osmanlının ikide bir Avrupa’nın içlerine kadar ilerlemesi, sürekli bir Osmanlı tehdidi altında yaşamak, Osmanlı İmparatorluğu’nun ve İslâm’ın daha yakından araştırılmasına yol açmıştır. Bu bölgelerdeki kullanılmamış hammaddelerin talan edilmesi, yeraltı yerüstü kaynaklarının sömürge devletlerinin kullanımına açılması, tekelleştirme, siyasî kontrolün batılı devletlerin kontrolüne geçmesi oryantalistlerin hedeflerindendi.

Oryantalizmin dini hedefleri: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) risaletinin doğruluğu hakkında şüphe uyandırmak ve hadislerin Müslümanlar tarafından ilk üç asırda uydurulan sözler olduğunu iddia etmektir. Kur’an-ı Kerim’in yüce Allah kelamı olduğu hakkında şüphe uyandırmak ve Kur’an’ı kötülemek, İslam fıkhının değerini küçük göstermektir.

Oryantalistler, kendilerine düşen görevleri hakkıyla yerine getirmişler ve misyonlarını yerli oryantalistlere devretmişlerdir. Demokratik İslam, ılımlı İslam, dinler arası diyalog, medeniyetler buluşması gibi terim ve kavramlar bize oryantalizmin hediyesidir.

Gelelim yerli uzantılara, bunlara örnek verebilir miyiz?

İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Din Psikolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Dekan Yardımcısı Dr. Cihat Kısa’nın bir konuşmasına ilişkin kayıtlar sosyal medyada yayıldı ve bazı kesimlerin tepkisine neden oldu. Tepkilerini dile getiren vatandaşlar, Kısa’nın Hz. Meryem’e fahişelik imasında bulunduğunu belirtti. Binlerce sosyal medya kullanıcısı vatandaş, Cihat Kısa’ya tepki gösterdi.

Hz. Meryem’e fuhuş isnat eden Cihat Kısa’nın videodaki sözleri şöyle: “Şimdi bu İsa’ya atfedilen bir şey vardı… ‘ilk taşı günahsız olan atsın’. Biliyorsunuz değil mi hikâyesini? Hah. Şimdi, olay nasıl, az çok biliyorsunuz. Nasıralı İsa, bir gün duruyor… Yahudiler bir tane kadıncağızı alırlar gelirler. Derler ki, ‘Bu kadın zina yaptı ey İsa! Yeni dinin hükmü nedir?’ İsa başını kaldırıp bakmaz. Bir daha söylerler. Yüzü kızarır İsa’nın. Üçüncü söyledikleri zaman, canı sıkılır. Der ki, ‘Sizin inandığınız Yahudi şeriatı neyi hükmediyor bununla ilgili? En sevdikleri şey. Yahudiler bunu çok sever. Günah keçisi. O kavram ona ait zaten. ‘Recm’. Taşlanıp öldürmek. Tamam. Çağırın ahaliyi. Kazın çukuru. Gömün kadını. Kadını gömerler. Ondan sonra İsa, tarihe geçen o (biz bile biliyoruz şu anda) muhteşem sözü söyler: ‘ilk taşı günahsız olan atsın’. Herkes taşı almıştır. Ağzından salya akıyordur. Bu ahlak bekçileri hep böyledir. Biliyorsunuz değil mi?”

Cihat Kısa: Parantez açayım. İtalyan bir gelin vardı. Hani kızcağız… Poppa (Pippa Bacca) mıydı neydi? Gebze’yi geçemedi. Tüm Avrupa’yı geçti. Gebze’yi geçemedi. Bak Gebze’yi geçse Afganistan’ı geçerdi, onu söyleyeyim. Afganistan’da kadınsan tehlike değil parlak erkeksen tehlikedir. Sakalsız, makalsız erkeğin gece gündüz parkta dolaşma şansı yoktur. O kadını öldüren adamın karısının sözleri var. ‘Ya akşam haberleri izliyoruz. Bu şerefsizleri sallandıracaksın bir hafta bak bakalım bir daha yapabiliyorlar mı diyormuş. Kadın şaşkın! Yahu akşam bir dünya saydırdı. Kendisi yapmış, inanamıyorum’ diyor. Anladınız mı hikâyeyi?

Dönelim hikâyeye: “İlk taşı günahsız olanınız atsın” dedi değil mi? Herkes elindeki taşı bırakmıştır. (Burada bir açıklama yapalım: İsa –as- yere bir daire çizer, daire ayna olur ve herkes geçmişte yapmış olduğu günahlarını görür, taş atamaz) Cihat Kısa’nın açıklamalarına devam edelim:

Cihat Kısa: Hikâyenin devamı vardır. Bir tane yaşlı kadıncağız. O, bırakmamıştır. Taşı bir sallar. Vuramaz. Sağından geçer. Tekrar eğilir, taşı alır. Bir daha sallar. Solundan geçer. Üçüncü defa… Bak, üç önemlidir. Hani teslisten önce teslis var zaten. Eğilince, İsa der ki, ‘Yeter anne! Taş atan kim?’

Öğrenci: Meryem mi?

Cihat Kısa: Hah! ‘Sen de, ben küçükken beni bırakıp bir yerlere gidiyordun’ der. Biz anlatıyoruz ‘babasız, mabasız doğdu’ diye ama siz bir de o çocuğun dünyasından bakın babasız doğmaya… Bu, aslında bize anlatılmayan bir hikâyedir.

Öğrenci: İşte o kısmı yalandır.

Cihat Kısa: Bilemem! Ama çok önemli bir cümledir. ‘Sen de ben küçükken, beni bırakıp bir yerlere gidiyordun.’

İlahiyat hocası, Meryem annemizin iffetine şüpheli yaklaşıyor. Peki, kitabımız Kur’an-ı Kerim Meryem annemiz için ne diyor bir bakalım. Meryem, “Beni senden koruması için çok esirgeyici olan Allah’a sığınıyorum! Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma)” dedi. (Meryem, 18) Melek, “Ben ancak sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak için Rabbin tarafından gönderilmiş bir elçiyim” dedi. (Meryem, 19) Meryem, “Ben iffetsiz olmadığım ve bana bir erkek eli bile değmediği halde nasıl çocuğum olur?” dedi. (Meryem, 20) Melek cevap verdi: “Orası öyle; ancak Rabbin buyurdu ki: O benim için kolaydır. Biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, kararlaştırılmış bir iştir.” (Meryem, 21)

Evlatlarımızı, dinimizi öğretsin diye emanet ettiğimiz öğretim görevlisi bu ayetleri görmedi mi? Elbette görmüştür. Fakat evlatlarımızın aklına şüphe tohumları ekmeyi, ihmal etmiyor. Kur’an ayetlerine rağmen şüphe düşürüyor.

Cihat Kısa’nın anlattığı olay, Barnabas İncili 201’den alınmadır, “ilk taşı günahsız olanınız atsın” dedikten sonra kimse taş atamaz. Bilinen budur. Barnabas İncili 201’in devamında farklı konulara girilmiştir. Bundan sonraki hikâyeyi Cihat Kısa nerden bulmuştur bilmiyoruz.

Cihat Kısa, başka derslerinde öğrencilere, “Kâfirleri, Allah niçin cehennemle bu kadar korkutuyor, herhalde onun da psikolojisi bozuk” gibi laflarını naklederek İlâhiyat camiasının maalesef ne hâle geldiğini açıklamaktadır.

Rabbimiz Âl-i İmrân Sûresi’nin 42. ayet-i kerîmesinde: “Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı ve bütün âlemlerin kadınlarına karşı seni üstün kıldı” buyurarak Meryem validemizin bütün kötülüklerden ve günahlardan arındırıldığını bize haber vermektedir.

Bir başka örnek; Karar gazetesi yazarları Elif Çakır ve Yıldıray Oğur’un konuğu olan yazar Mustafa İslamoğlu, Türkiye’de İslami hareketin geldiği noktaya değindi. İslamoğlu, konuşması sırasında duygusal anlar yaşayarak, ”En çok pişman olduğum şey, bir dönemimi İslamcı olarak geçirmek, 84 milyonun sırtını sıvazlasak hüngür hüngür ağlarız. Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz” ifadelerini kullandı.

Gençler arasında deizmin yaygınlaşmasını normal ve olumlu bir gelişme olarak gördüğünü belirten İslamoğlu, ”Zira ondan evvel inanıyormuş gibi yapma olayı felaketti. Hiçbir şeyi, inancı yok aslında ne kitabı, ne dini, ne imanı ama Allah’ı da, dini de, imanı da her şeye çaya çorbaya sıkan bir tip düşünün, bu kime yarar. Dolayısıyla bu bir kazanım, sorgulayan bir akıl en büyük kazanımdır. Gerçek acıtıcı olsa da iyidir.”

Konuşması sırasında duygusal anlar yaşayan İslamoğlu sözlerine şunları ekledi: ”Ben kendi adıma tövbe etmeye çalışıyorum. Benim tövbe etmem, tabi fiili oluyor. En çok pişman olduğum şey, bir dönemimi İslamcı olarak geçirmek. Bu, 70-80-90’lı dönemler, çünkü ben kökten geliyorum. Milli Türk Talebe Birliği, Akıncılar gibi. Türkiye’nin düşünce dünyasına hatırı sayılır katkılarda bulunmuş bir dostla dertleştik. O da dokunsan ağlayacak gibiydi, ben de öyleydim. Gerçi 84 milyonun sırtını sıvazlasak hüngür hüngür ağlarız. Kulağına eğilip ”Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz” dedim. Kişi sınanmadığı günahın masumu değildir.

Bir başka örnek daha verelim. Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Azimli’nin Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) ve babası Abdullah hakkında 2008 yılında “Siyeri Farklı Okumak” adlı kitabında sarf ettiği sözleri nakledelim: “Siyeri Farklı Okumak: İslam’ın, evrensel kaidelerini soy, sop ve ırka dayalı değil, insani değerler ve ilkeler sistemine göre kurduğunu belirtmek için söylüyorum. Değilse onun en asil soydan olup olmadığını ve hatta hiçbir suçu olmadığına inandığımız zina çocuğu olup olmadığını da çok önemsemiyoruz. Onun bu türden yüceliklere ihtiyacı da yoktur. O, getirdiği ve uyguladığı yüce değerlerle kendini kanıtlamış çağlar üstü bir önderdir.

Fazla uzağa gitmeden, Hz. Peygamber’in babasının durumu. Gereğince tahlil edilirse. Evlendikten sonra evlilik öncesi kendisini beraber olmaya davet eden kadınlarla birlikte olmak arzusu ve isteği ile bu kadınlara gittiği ve birlikte olma arzusuna neden cevap vermediklerini sorduğu sabittir.

Abdullah’ın bu kadınlara fuhuş yapmak maksadıyla gittiği rivayetlerde açık bir şekilde sabittir. Ancak İbn İshak’tan gelen farklı bir aktarımda muhtemelen Abdullah’ın fuhuş yapmadığını ispatlamak adına onun iki evli olup gittiği kadının diğer karısı olduğunu belirterek, mesele kurtarılmaya çalışılır. Adı geçen kadınların sayısı birden çok fazladır. Ayrıca Abdullah’ın tek evli olduğu da bilinen bir şeydir.”

Sonuç olarak: İslam birlik ve beraberliğini bozmak, hadis ve ayetler üzerinde şüphe uyandırmak amacıyla oryantalistlerce başlatılan, Mısır el-Ezher’de İslamcılar tarafından da destek gören akım, bugün topraklarımızda da yeşermektedir. Hadisleri kaynak kabul etmeme ile başlayan akımın toplumumuzda zemin bulmasından sonra, ayetlerle sabit değerlerin şüphe ortamına çekilmesi (iffetli Hz. Meryem –as- hakkında iffetsizlik şüphesi, Hz. İsa’ya atfedilen sözler. Peygamber efendimizin babasının, soyunun temizliği) ve devamında İslami hareketin hayalden başka bir şey olmadığı, asıl olanın Deizm olduğu propagandası yapılmaktadır.

Gönlünü İslam’a vermiş kimseler olarak dışarıdan ve içeriden İslam’ı tahrif etmeye çalışan kimselere karşı neler yapmalıyız? Bugün İslami hassasiyeti olan kimseler olarak farklılıkları ön plana getirmeyi, onları kaşımayı bırakıp, ortak hassasiyetlerimizde birbirimizi kırmadan beraber çalışma olanaklarımızı geliştirmeliyiz. Değerlerimize hakaret etmeden yapılan eleştiri veya yorumları elbette dikkate almalıyız. Fakat değerlerimize yapılan saldırılarda birlik ve beraberlik içinde olmalıyız.

 

Kaynakça:

1- Oryantalizm Üzerine Notlar, Ali Şükrü ÇORUK

2- Emperyalizm’in Keşif Kolu: Oryantalizm, Ubeydullah TOPRAK

3- Genç Birikim; Araştırma, Kasım 2012, 162. Sayı, 44. Sayfa, Oryantalizm, Cefai DEMİREL.

4- https://www.karar.com/karar-tv/islamoglu-bir-curuk-iplige-hulya-dizmisiz-1650417

5- https://www.yeniakit.com.tr/haber/mehmet-azimli-ilahiyatci-prof-azimliden-efendimize-sav-hakaret-rektorluk-sorusturma-baslatti-1625628.html