• Soner Arslan

    Nübüvvet Kervanı: Hz. İshak (as)

    - 11 Nisan 2016

kervan

“ Biz ona salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak’ı müjdeledik.”

(Saffat suresi 112)

Hz. İshak (as)

Tevhid ve Şirk mücadelesinde İbrahim (as)’den sonra gönderilen tüm peygamberler onun iki oğlu olan İsmail (as) ve İshak (as)’ın soyundan gönderilmiştir. Bu iki koldan ilki olan İsmail (as)’in soyundan sadece Hz. Muhammed (sav) gönderilmiş, diğer kol olan İshak (as)’ın soyundan ise kur’an da adı geçen diğer peygamberler gönderilmiştir.1

Hz. İbrahim’in Sare adında bir hanımı vardı, kendisinin çocuğu olmadığı için Hacer adında bir hanımla kendisinin isteğiyle evlenmesini istemişti ve bu evlilikten Hz. İbrahim’in İsmail adında bir oğlu olmuştu. Yıllar sonrada Hz. İbrahim’in ilk eşi olan Sare’den de İshak adını verdikleri bir evladı daha olmuştur.

İshak (as), Hz. İbrahim’e ve eşi Sare’ye yaşlılık zamanında doğmadan doğumu müjdelenen bir peygamberdir ve ismi “Sevinçle güldüren” anlamına gelmektedir. Kur’an da belirtildiği üzere İshak (as), anlayışı ve kavrayışı güçlü, seçkin ve salih kişilerdendi. Ayeti kerimede:

“Ey Muhammed, güçlü ve anlayışlı olan kullarımızdan İbrahim, İshak ve Yakup’u da an. Biz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık. Doğrusu onlar, katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler.” (Sad 45-47)

Yine Kur’an’da belirtildiği üzere İshak (as), çok bilgin olarak zikredilmiştir.

“Onlar İbrahim’e: «Korkma!» dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler.” (Zariyat 28)

İbrahim (as), Nemrut’un ateşinden kurtulduktan sonra, hanımı ve kendisine inananlarla birlikte Babil’den uzaklaşarak Mısır’a, oradan da Şam ve Filistin topraklarına hicret etmişti. Yine Hz. İbrahim (as) ikinci eşi olan Mısırlı Hacer’i ve oğlu İsmail’i yanına alarak Mekke’ye gitmiş bir müddet sonra onları orada bırakarak tekrar dönmüştü.

Yine Hz. İbrahim’in yeğeni olan Lut (as) kavmi iyice azgınlaştığı için Allahu teâla onları helak etmek üzere meleklerini göndermişti ve bu melekler Lut (as)’un kavmini helak etmek üzere yola koyulduklarında İbrahim (as)’in evine de uğramışlardı. Meleklerin Hz. İbrahim’in evine uğradıkları bu dönem, İbrahim (as) ve ilk eşi Sare’nin iyice yaşlarının ilerlediği bir zamana denk gelmekteydi. Melekler Lut kavminin helak haberini verdikten sonra ona salihlerden olacak bir oğlan çocuğu müjdelemişlerdir.

“O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak’ı, İshak’ın ardından da (torunu) Yakub’u müjdeledik.” (Hud 71)

Bu güzel müjde karşısında İbrahim (as) ve karısı Sare hayretler içerisinde kalmıştı. Karısı Sare şaşkınlığını şu sözlerle dile getirmiştir:

“Vay halime! Ben bir koca karı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak bir şeydir.” (Hud 72)

Gerçekten de inanılması güç ve oldukça şaşılacak bir durumdu bu. Zira kadınların belli bir yaş sonrası gebe kalıp çocuk doğurması oldukça zor ve fiziki olarak pek mümkün olmayan bir durumdur. Fakat bizleri yoktan var eden Rabbimiz bir konuda hüküm vermiş ve ol demişse artık bu fizik ötesi bir durumu ihtiva etmekte ve onun önüne durulamaz bir hal almaktadır. Bizlere hayat veren, belli bir süre yaşama hakkı tanıyan Rabbimiz İbrahim (as) ve karısına hitaben şöyle buyurmuştur:

“(Melekler) dediler ki: Allah’ın emrine şaşıyor musun? Ey ev halkı! Allah’ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki O, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur.” (Hud 73)

Böylelikle İbrahim (as)’in, hanımı Hacer’den olma İsmail (as)’den sonra ilk hanımı Sare’den olan ikinci oğlu İshak (as) dünyaya gelmiş oldu. Bir müjde olarak haber verilen İshak (as)’ın ismi, diğer kardeşi İsmail (as) gibi ailesiyle birlikte zikredilir. İshak (as), daha doğmadan babası İbrahim (as)’e peygamberlik göreviyle görevlendirileceği müjdelenmiş bir peygamberdir. Ayeti kerimede şöyle buyurulmaktadır:

“Salihlerden bir peygamber olarak ona (İbrahim’e), İshak’ı müjdeledik.” (Saffat 112)

İshak (as), Allahu teâla’nın Lut kavmini azgınlıkları sebebiyle helak ettiği sene doğmuş oldu. Rivayetlere göre İbrahim (as)’ın sağlığında veya vefatından sonra kendisine Şam ve Filistin topraklarında, halkı tevhide yönlendirmek, ilim ve irfan öğretmek üzere görevlendirilerek peygamberlik verilmiştir. Kendisine ayrı bir kitap ve şeriat verilmemiş, aynen ağabeyi İsmail (as) gibi, babaları İbrahim (as)’e verilen kitap ve şeriata göre hareket etmesi emredilmiş ve Allah’tan vahiy aldığı şöyle bildirilmiştir:

“…Biz İbrahim’e, İsmail’e ve İshak’a da vahyettik…” ( Nisa 163)

Kur’an-ı kerimde İshak (as)’ın Tevhid mücadelesi anlatılmamakla beraber, halkını ilim ve irfana davetine şöyle bir ışık tutulmuştur:

“Onları, emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, daima bize ibadet eden kimselerdi.” (Enbiya 73)

Yine İshak (as), kendisine peygamberlik verildiği gibi Kur’an’da bahsedildiği gibi kendisinden sonra da soyuna peygamberlik verilmiş bir nebidir. Ya Rabbi bu ne büyük bir lütuf, bu ne büyük bir hikmettir ki İbrahim (as)’e hürmeten ona ve soyuna peygamberlik verilmiş dünya ve ahiret saadetine kavuşmuşlardır. Baba ve iki oğlu aynı anda peygamberlikle müşerref kılınmış ve İsmail (as)’e ardından İshak (as)’a ve soyuna da bu mübarek görev verilmiştir.

“İbrahim’e İshak ve Yakub’u bağışladık. Peygamberliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik. Ona dünyada mükâfatını verdik. Şüphesiz o, ahirette de Salihlerdendir.” (Ankebut 27)

“Biz ona İshak’ı ve Yakup’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.” (Meryem 49)

Kur’an-ı kerim’de adı geçen peygamberlerin geneline bakıldığında, İshak (as)’ın oğlu Yakup (as)’un soyundan geldikleri ve İsrail oğullarına gönderildikleri görülmektedir. Buna mukabil İsrail oğulları kendilerine gönderilen tüm peygamberleri her seferinde yalanlamış, alaya almış, onlara zulmetmiş ve hatta bazı peygamberlerin de hayatına kastetmişlerdir.

İsrail oğulları öyle metanetsiz ve öyle hain bir kavimdir ki göz göre göre hakkı batılla değiştirmeye çalışmış ve kitaplarını tahrif etmişler ve kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmişlerdir ve dolayısıyla birbirinden farklı birçok kitap meydana getirmişlerdir.

Allahu teâla onları birçok peygamber ve birçok güzelliklerle nimetlendirdiği halde her seferinde nankörlük ederek Allah hakkında peygamberleriyle çekişmişlerdir ve hiçbir zaman verilen onca nimete şükretmeyerek memnuniyetsiz tavır sergilemişlerdir. İşte bundan dolayıdır ki Allahu teâla Kur’an-ı kerimde İsrail oğullarına lanet etmektedir ve ahirette de Allah’ın azabının üzerlerine olacağını vurgulamaktadır.

İsrail oğulları öyle bir millettir ki şair Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi “Onlar yumurtalarını pişirmek için dünyayı ateşe vermekten çekinmezler” tarih boyunca da bu şekilde olmuştur.

Kendilerini seçilmiş ve en üstün millet gören bu zihniyet, kendileri ve çıkarları doğrultusunda bugün de aynı şekilde kadın, yaşlı ve çocuk ayrımı yapmadan insanlara zulmetmekte, dünyanın gözü önünde despotça hareket etmekte, binlerce masum insanın kanına girip katletmektedirler. Batı ve bunların uzantıları olan uşakları da hep birlikte seyretmekten başka bir şey yapmamaktadırlar.

İki Fransız gazeteci için dünyayı ayağa kaldıran Avrupa ve müttefikleri, binlerce masum insana zulmedilirken insan hakları, özgürlük, adalet kavramlarından dem vuran bu zihniyet ne oluyor da seslerini yutmuş gibi hareket ediyorlar. Dünya çocukları koruma örgütü, hani tüm dünya çocuklarını koruyup haklarını savunacak, onlara zulmettirmeyecektiniz, bugün Filistin’de, Suriye’de, Doğu Türkistan’da ve daha birçok yerde beşikteki çocuklar katledilirken neredesiniz, niye sesiniz çıkmıyor…

Değerli dostlar şunu unutmamak gerekir, “Ancak müminler kardeştir.” Bizim bizden başka dostumuz yoktur, uyanık olmalıyız ve idrak etmeliyiz ki batı bizi İsrail oyunlarıyla uyutmaktadır. Bu oyuna kanmamalı ve müslümanlara kucak açıp ümmet bilincinde olmalıyız. ABD’nin, Batının ve uzantılı uşaklarının bizlere yoğun olarak zihinlerimizi bunaltarak oynadıkları oyunlara kanmamalı ve dosdoğru din olan İslam’a sarılmalı, ümmet bilinciyle hayatımızı ikame etmeliyiz ki onurumuzla yaşayıp onurumuzla bizlere emanet edilen canlarımızı teslim edebilelim.

…Selam, hidayete tabi olarak yeryüzünün imarı için çalışan, zulme boyun eğmeden, kula kulluk etmeden sabır ve azimle Allah yolunda yürüyen, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmeyen kulların üzerine olsun…

Allah’ın kahhar sıfatıyla azabı ve helakı, yeryüzünde bozgunculuk yapan, ekini ve nesli yok etmek için uğraşan, kula kulluğu zorlayan, şeytanın izinde giden, kadın, yaşlı ve çocuk demeden insanlara zulmeden, insanlıktan nasip almamış, vicdansızların üzerine olsun…

Ya Rabbi! Bu gün Filistin, Suriye, Mısır, Irak, Doğu Türkistan, Burma ve Dünyanın neresinde zulme uğrayan bir müslüman kardeşimiz var ise, onlardan yardımını esirgeme, sen onlara zaferler nasip eyle, Zalimleri KAHHAR isminle kahreyle, mahfeyle ve perişan eyle… (Âmin)

 

Dipnotlar

  • Resuller, Nebiler ve Soyağaçları – T. Oğurel