• Genç Birikim

    Niye Okudun O Zaman? Betül Bayraktar

    - 21 Ocak 2018

NİYE OKUDUN O ZAMAN?

Son dört yıldır en çok maruz kaldığım soru bu: “Madem çalışmayacaktın niye okudun o zaman?” Çocuklarını bırakıp çalışan anneye biri de çıkıp demiyor ki: “Madem bakmayacaktın, sen büyütmeyecektin, niye doğurdun o zaman?”

Kimse bu yönüyle bakmıyor olaya. Çünkü “Annelik” kavramının anlamı da değişti. Bu kutsal statü sadece doğuran kadına verilen bir isim oldu. Anne doğumunu yapıyor, doğum izni biter bitmez kendini tekrar dışarı atıyor, o hengâmeli/ stresli iş hayatına. Çocuk? En iyi ihtimalle anneanne/babaanne ya da hala/teyze, en kötü ihtimalle yabancı bir bakıcının eline teslim ediliyor. Üç, dört aylık bir bebeği anneanne ya da babaanneye bırakmak zulüm değil mi? Aradaki kuşak farkına mı acırsın, yoksa birbirinin dilinden anlamayan, ikisi de birbirine mecbur bırakılmış iki insana mı? Yoksa anne kokusuna hasret büyüyen bebeğe mi? Değil mi ki zulüm, fıtrata uygun olmayandı. Yaşlı birinin bebeğe bakacak gücü mü var ki ya da sabrı?

Başka konularda pedagogların sözünden çıkmayan anneler “İlk iki yıl çocuğunuzdan ayrılmayın” tavsiyesine sağır oldular. Doğum yapan arkadaşlara “Ücretsiz izne ayrılacak mısın?” diye sorduğumda her seferinde aynı cevabı alıyorum. “Ayrılamam. Çünkü ev aldık. Şu kadar kredi borcumuz var”. Bir ev alma çılgınlığı aldı başını gidiyor. Parası olan da alıyor olmayan da. Ve bunun faturasını anne kokusuna, sevgisine, şefkatine muhtaç bebekliğini yaşayamadan büyüyen çocuklar ödüyor.

Gerçek anlamda öksüz olmayan ama öksüz büyüyen yığınla çocuk var artık. Anneler hayatta ancak çocuklarının yanında değiller. Bu daha kötü bir öksüzlük değil mi? Çocuğa bugününü vermeden yirmi yıl sonra oturacağı evi garantilemek için çalışan anne babalarla dolu ortalık. Bugün ihtiyacı olan desteği, sevgiyi, sıcaklığı vermeden; ne kadar yaşayacağı belli olmayan bu çocuğa yıllar sonrası için birikim yapmak ne kadar da normalleştirildi. Artık evlerde iki baba var, anne yok. Çünkü anne de baba ile aynı görevi yapmak için dışarıda. Peki çocuk? Orada-burada, onun-bunun elinde büyüyor işte. Çünkü insanoğlu sahip olmayı çok seviyor. Her şeye… Çocuk da maalesef sadece sahip olunan bir nesneye dönüştü. “Bir çocuğum olsun, ben ona sahip olayım da, gerisi önemli değil” mantığı oluştu maalesef.

Yakın zamanda okuduğum bir kitapta şöyle bir cümle geçiyordu: “Eskiden kazancın helal olup olmadığına bakılırdı, şimdi ise çok olup olmadığına.” Bayanlarda çılgınca bir çalışma isteği var. Bekâr olanlar bu yüzden evlenmiyor, evlenenler ya çocuk istemiyor ya da çok sonraya erteliyor, çocuğu olanlar da çocuğu bırakıp çalışmaya devam ediyor. Sonuçta elde edilen kazanç yine de tatmin etmiyor, mutsuz ve depresif bir toplum çıkıyor ortaya.

Allah’ın bize kodladığı fıtrata muhalif davranınca anne ile çocuk arasında aşılması güç engeller çıkıyor ortaya. Bir kadının fıtratına en uygun davranış kalıbı anneliktir. Fakat şu hususun altını çizerek vurgulamak istiyorum ki: “Olmak” ile “Sahip Olmak” farklı şeylerdir. Kendinizi “olmak” üzerinden tanımlamaya kalktığınızda, “olmak” için  fikren, hissen, ilmen ve sosyal olarak beslenmeniz gerekmektedir. “Sahip olmak” üzerinden kendinizi tanımladığınızda ise bu bir eşyanın mülkiyet değiştirmesinden başka bir şey değildir.. Buradan hareketle “anne olmak” ile “çocuk sahibi olmak” tamamen farklı şeydir. “Anne olmak” sizin eğer duygu durumunuzda, his dünyanızda, insana bakışınızda bir farklılık yaratmıyorsa aslında siz anne değil bir çocuk sahibisinizdir. Anneliğin merhametinden, diğerkâmlığından ve kuşatıcılığından nasibini almayan kadınlar anneliğin o ulvi mertebesine erişmek için kendilerini sahip olduklarının üzerinden tanımlamaktan vazgeçmelidirler.

Ezcümle: Dünya, kendisini çocuk sahibi olmaktan sıyırıp, anne olma bilinci ve hasletini bünyesinde barındıran kadınların yetiştireceği çocuklara muhtaçtır. Unutmayın ki “bir şey değişirse her şey değişir.”  Bir şeyin değişip her şeyin değişmesine vesile olacak bir insan neden sizin elinizde yetişmiş bir çocuk olmasın?

Betül BAYRAKTAR