• Necdet Yüksel

    Necdet Yüksel:“Zalimler Darbelerle/Kanlarla/Kaoslarla Beslenirler”

    - 23 Eylül 2013

Batı medeniyetini övenler şokta! Asliyetini kaybetmiş toplumlar içine sürüklendikleri boşluktan batıya/batının görkemli addettikleri değerlerine sarılarak kurtulmayı seçtiler. Seçimi yapan yozlaşmış kitleler gerçekte yine aradıklarını bulamadıklarının farkındaydılar; lakin dünya konjonktürü önlerine başka alternatifleri koyup tatbikine de izin vermedi. Dikkatleri celp edici kırılmada işte bu noktada tecelli etmiştir. Hayatın, tarihin, süreçlerin akışını metazori yöntemlerle lehine çevirmeyi adet edinen batıya/batılı akla entegrasyonda özgürlükler, özgünlükler öldürülür.

İleri medeniyeti tesis etme olgusunun lokomotifliğini gururla taşıdığını deklarede bir beis görmeyen batı, çifte standartlı davranışlarını geçmişten bugüne dek aralıksız sürdürmüştür. Sömürgeciliğini her alanda/ her fiilinde/ her üyesi olduğu ittifakın katılımcılarına karşı sergileyen malûm zihniyet bugünde dünden farklı davranmıyor. Farklılık onu ilahlaştıran tabilerinde. Bu alçaltıcı, zillete düşürücü, kahrettirici bağlılığı sorgulamayan batı hayranları hakikatle baş başa kalmaktan korkuyorlar. Korkuyorlar, zira batıyı terk ettiklerinde husule gelecek yeni boşluklarını ne ile doldurabileceklerini bilememekteler. Ya da biliyor ve hazırda tutuyorlar da pratize etme cesaretleri, bu işi yapabilecek şahsiyetleri ve de özgüvenleri yoktur… Batı zihniyeti özüne yabancılaşmışların yüzlerine taktıkları bir maskedir. Bu maske iğrenç, bu maske korkunç, bu maske doku uyumsuzluğuna bağlı olarak da mikrop/cinayet/darbeler/özgürlükleri sabote edici komploları ürettiriyor.

Batılılar, tarihi yalanlarla işletmekte, işletip peşine takılanları da aynı parametrelerle endekslemektedirler. Koyduğu kurallara dokundurtmadığı gibi sorgulatmıyor da. Siyasi/ ideolojik paradigmalarına ayarlı bir yeryüzü oluşturma sahasındaysa devletleri/ toplumları dost ve düşman başlıkları altında toplayarak kategorilendirmektedir. Fakat bu dostluklarda, düşmanlıklarda şartlara/ çıkarlara/ gelişmeleri okuyarak ortaya konulacak tavırlara göre çabuk değişebilmektedir. İlgilendikleri sadece her ne şekilde olursa olsun kârlarıdır ve bu kârlarını sağlatıcı hükümranlıklarıdır. Dostluklarını da düşmanlıklarını da emperyal tamahkârlıkları belirlediğindendir ki; muhataplarına/ koşullara ayarlı yeni sahte sözler söylemekten de asla çekinmezler. Bunun en yakın örneklerini kutsal kabul ettikleri demokrasinin kurallarıyla cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Mursi’nin askeri darbeyle görevinden alınması ve Türkiye’de Ak Parti karşıtlarının Taksim’deki eylemleri karşısında sergiledikleri tutumlarında görmekteyiz. Demokrasinin neye hizmet için pazarlandığı bir kez daha tezahür etti. Batı kültürü bencilliği, zaafları kullanmayı, ahlaksızlığı, insafsızlığı öğütlemektedir.

Bunca büyük toplumsal faciaların, asıl hamiliğini üstlenen batının hâlâ ezdiği kitlelerce baş tacı edildiğine şahit olmaksa başlı başına bir meseledir. Batının dünya insanlığına telkin ettiği özgürlükler küllen dayattığı uyum yasalarının kölesi olmaya bağlı değil midir? Hal böyle ve yaşanmış nice tarihi yakın hadisede bu vakayı desteklerken “inançlarını tam yaşayıp” “fikirlerine getirilmiş tehditlerden” de kurtulmayı yine batının hastalıklı demokrasi yönetimini inşada arayanlar acaba gerçekte başlarına nasıl bir bela açtıklarını anlayamamakta mıdırlar. İhvan-ı Müslimin örgütünün, Mısır’da içine çekildiği malûm girdabın bir benzeri, 1990 yıllarının hemen başında Cezayir’de “FİS” için de oluşturulmamış mıydı? Batı’nın kontrolüne girmeyi reddeden partilere/ liderlere kella müsamaha gösterilmediği bu denli barizken “İslami” tandanslı siyasete soyunanların oyunun kurallarını ihlal etmeleri halinde indirileceklerini aklı-selimle tespit edebilmeleri gerekirdi. Batı demokrasi dinine inananları testten geçirip tam boyun eğenlerle yola devam ediyor…

Küresel kaoslardan kendisine yeni hayat kaynakları devşirmede uzmanlaşan batılılar kanları da, ölüleri de, duyguları da acı ve sevinçleri de ranta çevirirler. Taksim Gezi Parkı eylemlerini, eyleme katılanları ve ortaya serilen gerekçelerini AK Parti’yi yıpratma/zayıflatma amaçlı hızla gündemine alan Batı bunu ne gariptir ki demokrasi adına yapmıştı. Daha da garibi ise aynı Batı AK Parti’yi Türkiye’de demokrasisinin bütün kurum ve kurumlarıyla yürürlüğe konulmasında birlikte çalışabilecekleri iyi bir partner sıfatıyla methetmişti! Ak Parti, iktidara geldiğinden bu yana, batılıların beklentilerine en üst seviyede karşılık verirken, batılılar da bir anda Ak Parti karşıtlığı oluşturan saikler nelerdir? Dünya halklarının artık kolay sürüleştirilemezliğine ilaveten İslami siyasi elitlerin demokrasi üzerinden iktidar erkine talip olma ve bunda da toplum destekli belirgin başarılara nailiyetleri batılıları ürkütüyor. Türkiye’de Necmettin Erbakan’ın liderliğinde kurulan kimi partilere 1970’li yıllardan en son 28 Şubat Post-modern darbesine kadar ülkenin idaresinde söz sahibi olmasına karşılık vurulan darbeler batılı aklın bir yansımasıdır…

28 şubat

Benzer tatbikatların Mısır’dan sonra Tunus’ta da gündeme alınması, Arap baharı kapsamında yer alan Libya’ya/Yemen’e sıçraması da artık hiç uzak bir ihtimal değildir.

Batılı hırsızlar çetesi dünyayı kendi mülkleri sanıyorlar, bu bakışların ürünü konumundaki eylem ve söylemlerini de pervasızca dillendirip hayata geçirmekteler. Önüne geçemedikleri kitlesel gelişmelerle anlam ve alan kıta sahanlıklarından çıkan coğrafyaları da tekrar envanterlerine katmanın mücadelesini vermekteler. Bu mücadele daha çok kan dökülerek devam edecektir. Zira zalimler darbelerle/ kanlarla/ kaoslarla beslenirler.

NOT: Bu yazı Genç Birikim dergisinin Eylül 2013 sayısında yayımlanmıştır.